LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te sey kelimesini içeren 131 kelime bulundu...

azazil / azâzil

  • Şeytan. (İblisin bir adı) Şerlerin temsilcisi.
  • Şeytan.

celz

  • Seyretmek.

cevar-ül künnes

  • Seyyar yıldızlar. (Ütarid, Zühre, Merih, Müşteri, Zuhal.)

çiz / çîz / چيز

  • Şey. Nesne. (Farsça)
  • Şey.
  • Şey. (Farsça)

desais-i şeytaniye / desâis-i şeytaniye

  • Şeytanın desiseleri, hileleri.

desais-i şeytaniyye

  • Şeytanca desiseler, hileler.

desise-i şeytaniye

  • Şeytanın hile ve desiseleri.

dev

  • Şeytan, ifrit, cin.

devende

  • Seyyah. Seyahat eden, gezen, dolaşan. (Farsça)

düstur-u şeytani / düstur-u şeytanî

  • Şeytanın düsturu, kuralı.

düstur-u şüyuhat

  • Şeyh olma konusunda uyulması gereken kural.

ebu-l mireh

  • Şeytan.

eflec-ül esnan / eflec-ül esnân

  • Seyrek dişli.

ehl-i temaşa ve tefekkür / ehl-i temâşâ ve tefekkür

  • Seyredip düşünenler.

el-hannas

  • Şeytan.

eşya / eşyâ

  • Şeyler, varlıklar.

euzü billahi mineşşeytani vessiyase / eûzü billâhi mineşşeytâni vessiyâse

  • Şeytanın ve siyasetin şerrinden Allah'a sığınırım.

fasis / fasîs

  • Seyelan etmek, akmak.

fenafişşeyh / fenâfişşeyh

  • Şeyhinde fani olmak.

fetva emini / fetvâ emîni

  • Şeyhülislâm kapısındaki Fetvahane'nin başında bulunan zata verilen ünvandır. Şeyhülislâma sorulan şer'i meselelerin fetvalarını hazırlamak, istida ile vukubulan suallere cevap vermek ve şer'iyye mahkemelerinden verilen ilâmları tetkik etmek vazifeleriyle mükellefti. Maiyyetinde Fetvaemini muavini, İ
  • Şeyhülislâmlıkta fetva işleriyle meşgul olan dairenin başkanı.

feziz / fezîz

  • Seyelân etmek, akmak.

geylani / geylanî

  • Seyyid Abdulkadir-i Geylanî, Gavs-ül A'zam, Gavs, Kutub gibi mecâzi nâm ile bilinen bu zât (Hi: 470-561) yılları arasında yaşamış ve Kadirî Tarikatının müessisidir. Müteaddid müridlerinden bir çoğu sonradan veli olarak meşhurdurlar. Derslerinin te'siriyle birçok Hristiyan ve Museviler Müslüman olmuş

habrir / habrîr

  • Şey mânâsına gelir bir isim.

hannas / hannâs / خناس

  • Şeytan.
  • Şeytan. (Arapça)

hannasi / hannasî

  • Şeytanla alâkalı.

havatır-ı şeytaniye / havâtır-ı şeytaniye

  • Şeytanî vesvese ve düşünceler.
  • Şeytandan gelen hâtıralar, düşünceler.

haverver

  • Şey mânasına gelir bir isim.

hikmetü'l-istiaze / hikmetü'l-istiâze

  • Şeytanın şerrinden Allah'a sığınmanın sebepleri ve faydaları; On Üçüncü Lem'a.

hilbise

  • Şey.

hitab-ı abdülkadir

  • Şeyh Abdülkadir-i Geylânî'nin hitabı.

hizb-üş şeytan / hizb-üş şeytân

  • Şeytana ve nefislerine tâbi olanların grubu. Allah'ın kanun ve nizamına tâbi olmadan kafalarına güvenerek ve nefsanî arzularına uyarak gitmek isteyenler. Milleti, memleketi ve mukaddesatı yıkmağa çalışan ve ahlâksızlığa alıştıranların ve dinsizlerin topluluğu ve cereyanı.
  • Şeytânın aldatmalarına kapılan topluluk. Şeytanın taraftarı, şeytana uyanlar.

hizbü'ş-şeytan

  • Şeytanın taraftarları.

hizbüşşeytan / حِزْبُ الشَّيْطَانْ

  • Şeytanın taraftarları.
  • Şeytana uyan topluluk.
  • Şeytana tâbi' olanlar.

hüccetü'l-kur'an ala hizbi'ş-şeytan / hüccetü'l-kur'ân alâ hizbi'ş-şeytan

  • Şeytan ve onun taraftarlarına karşı Kur'ân'ın kesin delili.

hüccetü'l-kur'an ale'ş-şeytan ve hizbihi / hüccetü'l-kur'ân ale'ş-şeytan ve hizbihî

  • Şeytan ve onun taraftarlarına karşı Kur'ân'ın delili.

i'lamat-ı şer'iye mümeyyizi

  • Şeyh-ül İslâm kapısındaki fetvahanenin üç kaleminden biri olan "İlâmat Odası"nın başındaki memurun ünvanı idi. Kadılar tarafından verilen ilâmları tetkik vazifesiyle mükellef olduğu için, bu memuriyete, ulemadan tanınmış olanlar tâyin edilirdi.

iblis / iblîs / اِبْل۪يسْ

  • Şeytan.
  • Şeytan.
  • Şeytanın isimlerinden biri veya şeytanların reisi.
  • Şeytan.

iblisane / iblisâne / iblîsâne / ابليسانه

  • Şeytanca. İblisçesine, müfsidane.
  • Şeytanca.
  • Şeytanca.
  • Şeytanca. (Arapça - Farsça)

ihbarat-ı gavsiye

  • Şeyh-i Geylanî'nin geleceğe dair verdiği haberler.

irade-i şeyh

  • Şeyhin dilemesi.

istibdad-ı şeytani / istibdad-ı şeytanî

  • Şeytanca baskı, zulüm.

kàdiri / kàdirî

  • Şeyh Abdulkadir-i Geylânî'nin kurduğu tarîkata mensup olan.

kazam

  • Şey.

keramat-ı gavsiye / kerâmât-ı gavsiye

  • Seyyid Abdülkadir-i Geylâni'nin kerâmetleri.

keramet-i gavsiye / kerâmet-i gavsiye

  • Seyyid Abdülkadir-i Geylâni'nin kerâmeti.

keramet-i gaybiye-i gavsiye

  • Şeyh Abdülkadir-i Geylânî'nin geleceğe dair keramet şeklinde haber vermesi ve bu haberin gerçekleşmesi.

kitab-ı abdülkadir

  • Şeyh Abdülkadir-i Geylânî'nin kitabı.

leytan

  • Şeytan.

lezzet-i şeytaniye / لَذَّتِ شَيْطَانِيَه

  • Şeytanî lezzet ve zevk.
  • Şeytancasına bir lezzet.

lümme-i şeytani / lümme-i şeytanî

  • Şeytanın verdiği kalpteki kuruntu, vesvese yeri.

lümme-i şeytaniye / lümme-i şeytâniye

  • Şeytanın vesvesesi. Şeytanın verdiği kuruntu.

ma-i mevsufe / mâ-i mevsufe

  • Şey mânasında nekre olup bir sıfattan evvel kullanılır. (Nazartu ilâ mâ mu'cebin leke: Sana hoş gelen şeye baktım) cümlesindeki gibi...Bazan da sıfatsız olur. (Ni'me-mâ: Ne güzeldir) (Meselen-mâ: Bir misâl olarak) kelimelerinde gördüğümüz gibi.

mağlata-i şeytaniye / mağlâta-i şeytaniye

  • Şeytanın aldatmacası.

mecmuat-ül ahzab

  • Şeyh Ahmed Ziyaeddin-i Gümüşhanevî'nin üç ciltlik bir duâ mecmuası.

mecmuatü'l-ahzab

  • Şeyh Ahmed Ziyaeddin Gümüşhânevi'nin derlediği üç ciltlik dua kitabı.

merahilpeyma

  • Seyyah, yolcu. Seyahat eden kimse. (Farsça)

merhalenişin

  • Seyyah, yolcu, turist. (Farsça)

meşayıh / meşâyıh

  • Şeyhler, velîler, evliyâ. Şeyh kelimesinin çoğuludur.

meşayih / meşâyih / مشایخ

  • Şeyhler, ihtiyarlar.
  • Şeyhler. Pirler. İhtiyarlar.
  • Şeyhler, pirler.
  • Şeyhler.
  • Şeyhler. (Arapça)

meşihat / meşîhat / مَش۪يخَتْ

  • Şeyhülislâmlık.

meşihat-ı islamiye / meşîhat-ı islâmiye / مَش۪يخَتِ اِسْلَامِيَه

  • Şeyhülislâmlık.

mesire

  • Seyredilecek, gezilecek yer.

mesiregah / mesiregâh

  • Seyir yeri. Seyrangâh. (Farsça)

mesned-i meşihat

  • Şeyhül-islâmlık mertebe ve mevkii.

mest-i temaşa

  • Seyretme sarhoşu. Bakıp seyretmekten sarhoş gibi olan.

müftiy-ül enam

  • Şeyh-ül İslâmın bir ismi. Herkesin müftüsü.

münazara-i şeytani / münazara-i şeytanî

  • Şeytanla olan tartışma.

münazara-i şeytaniye

  • Şeytanla münazara, tartışma.

müşahede etme

  • Seyretme, gözlemleme.

mütemaşi

  • Seyre çıkan.

müteşeytın

  • Şeytanlık eden, şeytanca davranan.

müteseyyid

  • Seyyidlik isnad eden, seyyid olmadığı halde kendini seyyid gibi gösteren.

müteşeyyih

  • Şeyhlik iddia eden, şeyhlik taslayan.
  • Şeyhlik taslayan.

müteşeyyih-i müteevviğ

  • Şeyhlik taslayıp ağa olmaya çalışan.

nazrakünan / nazrakünân

  • Seyrederek, bakarak. (Farsça)

nesne

  • Şey, herhangi bir şey.
  • Şey, tamlayıcı, tümleç.

nezzar

  • Seyreden, bakan.

nezzare

  • Seyirci, seyreden, bakan. Nezaret eden, müfettiş, mürakabe ve kontrol eden. Vekillik eden.

nücum-u seyyare

  • Seyyar, gezici yıldızlar.

nüzhet-gah / nüzhet-gâh

  • Seyir yeri, gezinti, eğlence yeri.

nüzhetgah / nüzhetgâh

  • Seyir ve eğlence yeri.

rayiz

  • Seyis.

recm-i şeyatin / recm-i şeyâtîn

  • Şeytanların recmi, taşlanması.

recm-i şeytan

  • Şeytan taşlama.

sabiyy-i müteşeyyih

  • Şeyhlik taslayan çocuk.

sadat / sâdat / sâdât / سادات

  • Seyyidler, Hz. Peygamber'in soyundan gelenler.
  • Seyyidler, Peygamberimizin neslinden olanlar.
  • Seyitler, efendiler; Peygamber Efendimizin (a.s.m.) soyundan gelenler.
  • Seyyitler. (Arapça)

şasr

  • Seyrek seyrek dikmek.

şayan-ı temaşa / şâyân-ı temâşâ / شَايَانِ تَمَاشَا

  • Seyretmeye değer.
  • Seyretmeye lâyık.

sayis / sâyis / سایس

  • Seyis. (Arapça)

sekk

  • Seyahat etmek, gezmek.

serendib

  • Seylan adası.

şey' / شىء

  • Şey. (Arapça)

seyahatname / seyahatnâme

  • Seyahat yazıları.

şeyatin / şeyâtin / şeyâtîn / شياطين

  • Şeytanlar.
  • Şeytanlar.
  • Şeytanlar.
  • Şeytanlar. (Arapça)

seyeran / seyerân

  • Seyahat, gezinme.

seyr u seyahat

  • Seyir ve seyahat.

seyr ü seyahat

  • Seyir ve seyahat.

seyran

  • Seyretme.

seyrangah / seyrangâh

  • Seyir yeri. Gezme ve eğlenme yeri. (Farsça)

şeytanat / şeytânât

  • Şeytanlıklar.

şeytanet / şeytânet / شيطنت

  • Şeytanlık.
  • Şeytanlık. Aldatıcılık. Kurnazlık, hilekârlık.
  • Şeytanlık.
  • Şeytanlık, hilekârlık. (Arapça)

şeytani / şeytanî / şeytânî

  • Şeytana ait.
  • Şeytanla alâkalı. Şeytana yaraşır.
  • Şeytanca, şeytanla ilgili.

şeytani pişe / şeytanî pişe / şeytanî pîşe

  • Şeytanın yolu. Şeytana ait meşguliyet. (Farsça)
  • Şeytana benzer, şeytanca iş, huy, alışkanlık.

şeytankarane / şeytankârâne / şeytânkârâne

  • Şeytanca, şeytan gibi.
  • Şeytanca.

seyyah

  • Seyahat eden, gezgin.

seyyalat / seyyâlât

  • Seyyaleler; maddî olmayan ince ve akıcı lâtif maddeler.

seyyarat / seyyarât

  • Seyyareler, gezegenler.

sezze

  • Seyâ denilen gün. Keferenin ateş gecesi günü.

sicm

  • Seyelân etmek, akmak.

silsile-i meşayih / silsile-i meşâyih

  • Şeyhler silsilesi.

siyadet / siyâdet

  • Seyyidlik.
  • Seyyidlik, efendilik.

şübehat-ı şeytaniye

  • Şeytanî şüpheler.

süeda / süedâ

  • Seyyidler, efendiler.

şüyuhat / şüyûhât

  • Şeyhler.

tağuti / tâğûtî

  • Şeytanî, azgın şeytana ait.

tarik-i nakşi / tarîk-i nakşî

  • Şeyh Bahaüddin Nakşbendî Hazretlerinin kurduğu tasavvuf yolu.

tasavvurat-ı şeytaniye

  • Şeytanî tasavvurlar; şeytandan gelen tasarılar, kurgular.

tecvil

  • Seyahat etmek, gezmek.

tehemmu'

  • Seyelân etmek, akmak.

telkinat-ı şeytaniye / telkinât-ı şeytaniye

  • Şeytanın telkinleri.

temaşa / temâşâ / تماشا / تَمَاشَا

  • Seyretme.
  • Seyretme. (Farsça)
  • Temâşâ etmek: Seyretmek. (Farsça)
  • Seyretme.

temaşa ettirmek / temâşâ ettirmek

  • Seyrettirmek.

temaşagah / temâşâgâh / temaşagâh / تماشاگاه

  • Seyir yeri.
  • Seyir yeri.
  • Seyir yeri. (Farsça)

temaşager / temâşâger

  • Seyirci, gözlemci.
  • Seyirci.

temaşasından doyamayız / temâşâsından doyamayız

  • Seyrine doyamayız.

tenezzühgah / tenezzühgâh

  • Seyir ve gezinti yeri.

teşeyyuh

  • Şeyh olduğunu iddia etme, şeyhlik taslama.

tugmus

  • Şeytanın ve cinnin gayet habisi.

vasıta-i seyir ve seyahat

  • Seyir ve yolculuk vasıtası.

vesvese-i şeyatin / vesvese-i şeyâtîn

  • Şeytanların verdiği şüphe ve kuruntular.

vesvese-i şeytan

  • Şeytanın kalbe düşürdüğü şüphe, asılsız kuruntu.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın