LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te sevme ifadesini içeren 84 kelime bulundu...

asabiyyeten

  • Asabi olarak. Sâde kendi milliyetini, soyunu sevmekle.

aşk

  • (Işk) Çok ziyâde sevgi. Şiddetli muhabbet. Sevdâ. Candan sevme.
  • İttibâ'. Alâka.
  • Şiddetli sevgi, candan sevme.

aşk-ı hakiki / aşk-ı hakikî

  • Hakiki aşk. Allah için sevmek. Allah sevgisi.

aşk-ı ilahi / aşk-ı ilâhî

  • Allahü teâlâyı çok sevme hâli.

bagda'

  • Şiddetli nefret, hiç sevmemek.

bagiz

  • (Bugz. dan) Herkese nefret eden, buğzeden. Hiç kimseyi sevmeyen. Tiksinen.

bagza

  • Şiddetli nefret, hiç sevmeme.

bıgza

  • Şiddetli nefret. Hiç sevmeyiş.

buğd-ı fillah / buğd-ı fillâh

  • Allahü teâlânın düşmanlarını Allahü teâlâ için sevmemek ve onlardan uzaklaşmak.

buğz

  • Sevmeme, nefret.
  • Sevmeme, nefret etme, düşmanlık.
  • Sevmeme. Birisi hakkında gizli ve kalbi düşmanlık hissetme. Kin, husûmet.

dünya sevgisi / dünyâ sevgisi

  • Kalbin dünyâ malını ve mülkünü çok sevmesi.

el-hubbu fi'llah

  • Allah için sevmek; sevgi Allah içindir.

el-hubbu fillah / el-hubbu fillâh / el-hûbbu fillah

  • Allah için sevme.
  • Allah için sevmek.

elhubbu-lillah

  • Allah için sevmek. Muhabbet, dostluk, sevgi sırf Allah içindir. Hoş geçim, insanlara olan muhabbet Cenab-ı Hakk'ın rızası içindir.

ervah-ı habise

  • Habis, kötü ruhlar. Allah'a isyan eden, itaati sevmeyen anarşist ruhlar.

fart-ı muhabbet

  • Aşırı sevgi, ifrat derecesinde sevme.

fena fillah / fenâ fillah

  • Kalbin yalnız Allahü teâlâyı sevmesi, O'nun beğendiği şeylerde fâni olmak yâni O'nun sevdiklerini sevmek O'nun sevdiklerini kendi için sevgili bilmek.

fena-i kalb / fenâ-i kalb

  • Mahlûkların (yaratılmışların) varlığını, sevgisini kalbden çıkarmak. Kalbin Allahü teâlâdan başka hiç bir şeyi bilmemesi ve sevmemesi, unutması.

fena-i nefs / fenâ-i nefs

  • İnsanın kendine ve başkalarına bağlılığının kalmaması. Benliği unutup, bırakması. Yâni Allahü teâlâdan başka hiç bir şeyi bilmemesi ve sevmemesi.

hasr-ı muhabbet

  • Sevgiyi yöneltme, sadece onu sevme.

hibab

  • Dostluk, sevmek.
  • (Tekili: Habb) Tohumlar, taneler.
  • Haplar.

hikmet-i bedayi'

  • Güzel sanat bilgisi. Güzel san'at sevme (estetik). (Farsça)

hoşlanmak

  • Hoşuna gitmek, sevmek.

hubb-ı fillah ve buğd-ı fillah / hubb-ı fillâh ve buğd-ı fillâh

  • Allahü teâlâ için sevmek ve Allahü teâlâ için düşmanlık etmek.

hubb-u ehl-i beyt

  • Ehl-i Beyt'e olan sevgi ve bağlılık. Hz. Peygamber'in (A.S.M.) neslinden gelenleri, onun izinden gidenleri ve onun yolunda sâdık olup sebat edenleri sevmek. (Farsça)

hubb-u faniyat / hubb-u fâniyat

  • Fâni olan şeyleri sevme.

hubb-u fillah / hubb-u fillâh

  • Allah için sevmek.

hubb-u hayat

  • Hayatı, yaşamayı sevmek.

hubb-u nefis / حُبُّ نَفْسْ

  • Kendini sevme, nefse düşkünlük.
  • Kendini sevme.

hubb-u zat / hubb-u zât / حُبُّ ذَاتْ

  • Kendini sevme.
  • Kendini sevme.

hubbüşşehevat / hubbüşşehevât

  • Şehvetleri sevme, nefsin arzu ve istekelerinine aşırı düşkünlük.

ibgaz

  • (Buğz. dan) Buğzetme, nefret etme, hoşlanmama, sevmeme.

insaniyetperverlik

  • İnsanlığı sevmek.

işfak

  • Acıyarak sakınma. Şefkat ve inayet etme.
  • Sevme.
  • Sakınma ve korkma.
  • Azaltma.
  • Lütfetme, bağış, ihsan.

istidad-ı insani / istidad-ı insanî

  • İnsanın yaratılışında var olan bütün özellikleri, konuşma, sevme gibi.

istidad-ı muhabbet

  • Sevme kabiliyeti.

istidad-ı muhabbet-i ilahiye / istidad-ı muhabbet-i ilâhiye

  • Allah'ı sevme kabiliyeti.

istiskal

  • Ağır bulup hoşlanmadığını anlatmak. Soğuk muamele ederek sevmediğini bildirmek.

mahabbet / محبت

  • Sevgi. (Arapça)
  • Mahabbet eylemek: Sevmek. (Arapça)

meveddet

  • Dostluk. Sevgi. Muhabbet. Muhabbet etmek. Sevmek.
  • Sevme, sevgi, dostluk.

meyl

  • Ortadan bir tarafa eğik olmak.
  • İstek. Yönelme. Arzu.
  • Sevme, tutulma, âşık olma.
  • Gönül akışı.
  • Eğilme, eğiklik, akıntı.
  • Sevme, tutulma, gönül akışı.

milletperverlik

  • Milletini sevme.

muahhir

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Peygamberlerini, evliyâsını, sevdiklerini kendine yaklaştırıp, kâfirleri (inanmayanları), fâcirleri, düşmanlarını, sevmediklerini kendisinden uzaklaştıran, hor ve hakîr edip alçaltan.

muaşaka

  • Sevişme. Ziyadesiyle arz-ı muhabbet etme. Birbirini sevme. Karşılıklı aşk ve muhabbet.

mübaadet

  • (Bu'd. dan) Birbirini sevmeyip uzak ve soğuk durma. Nefret etme.
  • İki kişi birbirinden uzaklaşma.

mucib-i istikrah

  • Nefrete, sevmemeye sebeb olan.

muhabbet

  • Sevgi, sevme.
  • Sohbet. Ruhun, kendisinden lezzet duyduğu şeye meyletmesi. (Zıddı: Buğzetme ve adavettir.)

muhabbet etme

  • Sevme.

muhabbet-i bekà

  • Sonsuz yaşamayı sevme, arzu etme.

muhabbet-i rabbaniye / muhabbet-i rabbâniye

  • Herşeyi terbiye eden Allah'ın mahlukatını sevmesi.

muhabbet-i zati / muhabbet-i zâtî / مُحَبَّتِ ذَاتِي

  • Kendini sevme.

muhabbet-i zatiye / muhabbet-i zâtiye / مُحَبَّتِ ذَاتِيَه

  • Kendini sevme.

muhibbiyet

  • Son derece sevmek.

müteessif

  • Sevmemiş, hoşlanmamış. Elem ve keder etmiş.
  • Eseflenen, teessüf eden, kederlenen.

müteneffir

  • Nefret eden, tiksinen, sevmeyen. Aslâ hazmetmeyip çekinip kaçınan.

müttaki

  • Ehl-i takva. İttika eden. Haramdan ve günahtan çekinen, kendisini Allah'ın (C.C.) sevmediği fena şeylerdan koruyan.

nafir

  • Nefret eden. Ürken, korkan. Sevmeyen.
  • Galip olan.
  • Öksürüp burnundan sümüğü saçılan koyun.

perestiş / پرستش / پَرَسْتِشْ

  • Pek çok sevmek. Bendelik etmek. İbâdet etmek. (Farsça)
  • Aşırı derece sevmek, ibadet etmek.
  • Tapınma. (Farsça)
  • Taparcasına sevme. (Farsça)
  • Haddinden fazla sevme.

revafıd / revâfıd

  • Râfizîler. Hazret-i Ali'yi sevmekte taşkınlık ederek diğer Eshâb-ı kirâmı (Peygamber efendimizin arkadaşlarını) kötüleyenler. Doğru yoldan sapanlar.

ri'mam

  • Sevmek.

şefakat

  • Şefkat, acıyarak şefkatle sevmek. Karşılık istemeden merhamet edip acımak, sevmek.

şefkat

  • Başkasının kederiyle alâkalanmak, acıyarak sevmek. Yardıma, sevgiye muhtaç olanlara karşılıksız olarak merhamet ve sevgiyle yardıma koşmak. Karşılıksız, sâfi, ivazsız sevgi beslemek.
  • Acıyarak karşılıksız sevme.

şegaf

  • Delicesine sevme.

sevim

  • Sevme.
  • Câzibe.

seyr-i fillah

  • Allahü teâlânın isimlerinde ve sıfatlarında ilerleme. Allahü teâlânın beğendiği ve râzı olduğu şeylerde fânî olma (yâni O'nun sevdiklerini sevmek ve O'nun sevdikleri kendine sevgili olmak).

şuhh

  • Mala düşkün olup, fakirlere vermeyi sevmemek, cimrilik etmek.

ta'ziz

  • Bir adamı aziz kılmak. Hürmet ve muhabbetle sevmek.

taalluk

  • Bağlılık. Münasebet. Alâkalı oluş. Ait olma.
  • Dünya alâkası.
  • Sevme.

takıyye

  • İdâre, korunmak, sakınmak; iki yüzlülük; sevmediği kimse ile dost geçinmek. Bir kimsenin hakîkatte sâhib olduğu görüş ve inancını saklaması.

tealluk

  • Muhabbet etmek, sevmek.
  • Alâkalı olmak.

tebagguz

  • (Buğz. dan) Sevmeme. Kin besleme. Buğzetme.

teberra

  • Uzak durma. Sevmeyip yüz çevirme.

teberri

  • Alâkasız olma. Sevmeyip yüz çevirme.
  • Temiz olma.

tehabbüb / tehâbbüb

  • Karşılıklı sevme.

tevadd

  • Muhabbet etmek, sevmek.

tevelli / tevellî

  • Dostluk, birisini Allah rızâsı için sevme, dost edinme.

tevellu'

  • Sevme. Alâka ve aşk peydâ etme.

vamk

  • Sevme, muhabbet.

vedad

  • Dostluk. Sevme. Sevgi.

vela

  • Yakınlık. Sâhiplik.
  • Sevme, muhabbet.

veledperverlik

  • Çocuk sevme ve yetiştirme.

veli / velî

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Mü'minleri seven, onlara yardım eden, işlerini bitiren, sevdiklerini sevmediklerine gâlib, üstün kılan, kâfirleri sevmeyen.
  • Bir çocuğun veya kadının babası yoksa baba tarafından dedesi, yoksa kâdı veya bunların vasî tâyin ettik

vemk

  • Muhabbet etmek, sevmek.

vidad

  • Dostluk. Sevmek. Muhabbet.
  • Dost ve muhib.
  • Her şeye muhabbeti olan.