LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te sert ifadesini içeren 229 kelime bulundu...

a'bel

  • (Çoğulu: A'bile) Çok sert taş ki, kırmızı, beyaz veya siyah renkli olur.
  • Taşlık dağ.

aceme

  • (Çoğulu: Acemât) Çekirdek.
  • Çekirdekten biten hurma ağacı.
  • Sert ve sağlam taş.

ahen

  • Demir.
  • Mc: Sert. Zincir. Kılıç.

ahşeb

  • (Çoğulu: Ehâşib) Sert taşlı büyük dağ.
  • Haşin ve yoğun olan.

ahşen

  • Pek sert şey.
  • Geçimsiz kimse.

alabalık

  • Akıntısı sert olan soğuk ve tatlı sularda bulunan bir cins leziz balık. (Türkçe)

anafet / anâfet

  • Kabalık, sertlik.

anif

  • Sert, kaba.

asamm

  • Sağır.
  • Sert, katı.
  • Güç, tahammül edilmez.
  • Gr: Muzaaf olan fiil. (İkinci veya üçüncü harf-i aslisi şeddeli olan fiil)

asıf

  • (Çoğulu: Asıfât) Şiddetli rüzgâr, sert fırtına.

aslad / aslâd

  • Sert, katı ve düz. (Çakmak taşı hakkında). Ateşsiz.
  • Cimri, hasis, pinti.

ateş-hulk

  • Sert tabiatlı, huysuz. (Farsça)

ateş-mizac

  • Huysuz, geçimsiz, sert tabiatlı kimse. (Farsça)

ateşmizac / âteşmizâc / آتش مزاج

  • Sert mizaçlı. (Farsça - Arapça)

ati

  • (Utv. dan) İsyan eden, kafa tutan. Asi. Sert başlı, serkeş.

atl

  • şerir. Sert tabiatlı. Yaramaz.
  • Şiddetle çekmek.

avasıf

  • (Tekili: Asıta) Sert ve kuvvetli rüzgârlar. Fırtınalar.

azreng

  • Çok üzüntü, meşakkat, eziyet. (Farsça)
  • Son derece sert ve katı. (Farsça)

baharat

  • Karanfil, tarçın, karabiber gibi sert kokulu şeyler.

baire

  • Sürülmemiş, ekilmemiş, sert toprak.

basil

  • Kahraman, cesur, yiğit kimse.
  • Fena, sert, kırıcı, kötü söz.
  • Haram olan şey.
  • Güzel olmayan, çirkin kimse.

batiş

  • (Batş. dan) Sertlikle, şiddetle hareket eden. Güçlü.

bayir

  • Sürülmemiş, açılmamış, sert, ham toprak.

bed-ram

  • Lâtif, hoş, yakışıklı, süslü. (Farsça)
  • Sert başlı at. (Farsça)
  • Dâima, devamlı. (Farsça)

behrek

  • Yaralardan çıkan iltihap. (Farsça)
  • Çok çalışmaktan dolayı el ve ayak derilerinin sertleşmesi, nasırlaşması. (Farsça)

bendeka

  • Hiddetle bakma, sert bakış.
  • Bir şeyi fındık kadar ufak yapma.

berk

  • t. Katı. Sert.
  • Serin.
  • Metin, sağlam.
  • Şimşek, parıltı, kıvılcım.
  • Sert, katı.

beydah

  • Sert başlı, haşarı at. (Farsça)

beyrem

  • (Çoğulu: Beyârim) Marangoz rendesi.
  • Uzun ve sert taş.
  • Bir yeri kazmakta kullanılan kazma âleti.

bidah

  • Sert başlı, huysuz at, aygır. (Farsça)

büzm

  • Kesin karar ve tahammül.
  • Sertlik, kuvvet.
  • Doğru rey.

camid

  • (Câmide) Ruhsuz, sert, katı madde. Cansız.

camih

  • Başı sert hayvan.

cemamih

  • Başı sert, yavuz at.

cerec

  • Yüzüğün, parmağa geniş olması.
  • Taşlı, sert yer.
  • Muztarib. Iztırab ve acı çeken.

çetin

  • Sert.
  • İnatçı, dik başlı.
  • Zor, güç.

cezalet

  • Rekâketsiz ifade.
  • Güzellik.
  • Müdebbirlik, akıllılık.
  • Azim, büyük.
  • Edb: Kelimeler, ince veya sert söylenişlerine göre; elfâz-ı cezle veya elfâz-ı rakika diye ikiye ayrılır. Elfâz-ı cezle: Söylenişte tatlılığı bulunan veya heybet, ululuk, çarpışma, korkutma, yıld

cilze

  • (Çoğulu: Cilzâ) Sert ve sağlam yer.

cirit

  • Düşmana atılmak üzere yapılmış ucu demirli, sert tahtadan kısa mızrak. Sulh zamanlarında talim mahiyetinde yapılan karşılaşmalara cirit oyunu denirdi. Türklerin makbul bir sporu idi.

cümud

  • Donuk. Katı. Sert.
  • Mc: Gayretsiz.
  • Soğukluk.
  • Katılık, sertlik.

cumudet

  • Katılık, sertlik.

cüşre

  • Öksürük.
  • Göğüs sertliği.

daldal

  • Taşlı sert yer.

dalı'

  • Kavi, kuvvetli.
  • Muhkem, sağlam, sert.
  • Eğri.

dalil

  • Sert, sağlam, muhkem yer.
  • Yolu azmış kişi.

damzer

  • (Çoğulu: Damazir) Sütü az olan deve.
  • Sağlam ve sert yer.
  • Şişman kadın.

dervah

  • Hastalıktan yeni kurtulan, iyice kendisine gelemeyen kimse. (Farsça)
  • Sağlam, metin, muhkem. (Farsça)
  • Doğru, asıl, gerçek. (Farsça)
  • Yiğitlik, cesaret, cesur olmak, şecaat. (Farsça)
  • Ayıp, utanma. (Farsça)
  • Sertlik, kabalık. (Farsça)

divan-ı harb-i örfi / divan-ı harb-i örfî

  • İttihad ve Terakki hükûmeti zamanında kurulan ve oldukça sert kararlar alan sıkıyönetim mahkemesi.

dürüşt

  • Katı, kalın, yağun. (Farsça)
  • Kaba, sert. (Farsça)

dürüşti / dürüştî

  • Kabalık, sertlik, katılık, kalınlık, yoğunluk. (Farsça)

ecneb

  • Muti ve münkad olmayan. İtaatkâr olmayan.
  • Garib, yabancı, ecnebi.
  • Sert başlı at.

ehacc

  • Pek katı, çok sert şey.

eledd

  • Sert çarpışan kimse. Metin.
  • Hakkı kabul etmeyen, inatçı adam.

em'az

  • (Çoğulu: Emâız) Sert, sağlam, taşlı yer.

ergun

  • Sert başlı at. Hızlı ve oynak olarak giden at. (Farsça)

eşidda

  • Çok şiddetli sert olanlar. Pek şiddetli davrananlar.

ezuc / ezûc

  • Hayâsız ve edebsiz adam.
  • Sert başlı at.

fazazet

  • Sertlik, kabalık, kötü sözlülük.

füsürde

  • Donmuş, sertleşmiş. Müncemid. (Farsça)

gazbe

  • Sağlam, sert taş.

gılaz

  • (Tekili: Galiz) Şedid. Sert. Kalın ve kaba şeyler.

gılzet

  • Kabalık, sertlik.
  • Kalınlık, galizlik.

gılzet-i mizac

  • Huy ve mizac sertliği.

giran

  • Pahalı. Tartısı ağır olan. Ağır. Dolu. (Farsça)
  • Sert. Katı. (Farsça)
  • Bıktırıcı. Usandırıcı. (Farsça)

granit

  • Bir çeşit sert taş.
  • Jeo: Muhtelif renklerde çok sert bir çeşit taş. (Fransızca)

hacra'

  • Taş gibi katı ve sert olan şey.

hadaid

  • (Tekili: Hadîd) Demirden yapılmış şeyler. Sert şeyler.

hadd

  • Hudut. Çizgi. Sınır.
  • Cürüm.
  • Salahiyyet.
  • Şeriatça verilen ceza.
  • Derece. Son derece. Münteha.
  • İnsana ârız olan şiddet ve titizlik.
  • Def etme. Men etmek.
  • Keskin. Sivri.
  • Sert. Gergin.
  • Man: Üç tasavvurdan ibaret olan kıyas.

hadid

  • Demir, çelik. Sert, kavi olan.
  • Çabuk kavrayışlı, keskin, öfkeli, hiddetli, titiz.
  • Hudut ve sınır komşusu.

hare / hâre / خاره

  • Kaya, sert taş. (Farsça)
  • Bir cins dalgalı kumaş. (Farsça)
  • Granit, sert taş. (Farsça)

haşene

  • (Tekili: Haşin) Sert, katı ve kalb kırıcı olanlar.

haşin / haşîn / خشين / خَش۪ينْ

  • Kırıcı, sert.
  • Kırıcı, kalb kırıcı. Sert, katı.
  • Katı, sert, kırıcı, kaba.
  • Kaba, sert. (Arapça)
  • Sert.

haşinane / haşînâne

  • Kırıcı, sert ve katı bir şekilde.

hazrec

  • Sert rüzgâr.
  • Güney rüzgârı.

hecme

  • Şiddet, sertlik.

hecmet-üş-şita / hecmet-üş-şitâ

  • Kışın şiddeti. Soğuğun sertliği.

hevc

  • (Çoğulu: Hüvüc) Uzun boylu ve akılsız olmak.
  • Rüzgârın sert esmesi.

heyr

  • Rüzgâr adı.
  • Sağlam ve sert taş.

hısane

  • Berklik, sağlamlık, sertlik, muhkemlik.

hışır

  • Kavun ve karpuzun kabuk kısmı.
  • Olgunlaşmamış kavun.
  • Kötü bir tabaklama neticesinde, bazı kısımları sert kalan deri.
  • Mc: Kaba, görgüsüz ve salak kimse.

hizriyye

  • (Çoğulu: Hızari) Sağlam, sert yer.

hücum

  • Saldırma. Hamle ile ileri atılmak.
  • Sert sözle birine çatmak, karşı çıkmak.

hüşad

  • Suyu emmeyen sert arâzi.

huşunet / huşûnet / خشونت

  • Kabalık, sertlik, inatçılık.
  • Haşinlik, sertlik. (Arapça)

huşunet-i mizac / huşunet-i mizâc

  • Mizâc sertliği, huy ve tabiat sertliği.

huzne

  • (Çoğulu: Huzen) Sağlam ve sert olan.

huzunet

  • (Çoğulu: Huzen) Sağlamlık. Kabalık, sertlik.

i'naf

  • Sertlik etme.

inbat

  • Bitki vs. bitirme, yeşertme; büyütme.

incimad

  • Donma. Buzlanma. Sertleşme.

ırem

  • Irmak kenarı. "
  • Su bendi.
  • Dere, vâdi.
  • Sert yağan ve taneleri iri olan yağmur.
  • Gözsüz köstebek.
  • Kemikten etin suyunu almak.

ırzim

  • Sağlam, sert ve dayanıklı.
  • Şiddetli toplayıcı.

iştidad

  • (Şiddet. den) Şiddetlenme.
  • Sertleşme, katılaşma.
  • Büyüme. Artma, çoğalma, ziyâdeleşme.

iti

  • Keskin, kesen.
  • Mc: Sert, acı.

ka'f

  • (Çoğulu: Kıâf) Ayağı sert olarak basmak.
  • Ayak ile toprağı yerinden koparıp küremek.
  • Kap içindeki suyun tamamını içmek.
  • Koparmak.

kabuk

  • Bir şeyin dışındaki sert örtü, kışır.
  • Bazı hayvanların katı mahfazaları.

kafur / kâfur

  • Beyaz ve yarı şeffaf, kolaylıkla parçalanan bir madde. Sert, güzel kokulu, katı ve yağlı bir madde.
  • Cennette bir kaynak ismi.

kahkar

  • Katı, sert, sağlam taş.

kalem

  • (Çoğulu: Aklâm) Kamış. Yazı için ucu inceltilen bir nevi ince ve sert kamış.
  • Yazı yazmak için kullanılan her türlü âlet.
  • İfâde. Üslub.
  • Mâden, taş ve tahta üzerinde oymak için ucu sivri çelik âlet.
  • İnce boya, fırçası.
  • Yazı enva'ı.
  • Resim. Nakış.<

kamtarir / kamtarîr

  • Çatık suratlı, şiddetli, sert.

kasavet / kasâvet / قساوت

  • Katılık, sertlik. (Arapça)
  • Keder. (Arapça)

kasavet-i kalb / kasâvet-i kalb

  • Kalp sertliği, kalp katılığı.

kasb

  • Ağızda tez dağılan ve çekirdeği katı olan kuru hurma.
  • Sağlam, sert.

kasiye

  • Sert, katı.

kasvet

  • Katılık, sertlik.
  • Merhametsizlik, acımasızlık.
  • Sıkıntı, gönül darlığı.
  • Katılık, sertlik, kalbden hayır (iyilik) ve yumuşaklığın çıkması.

katran

  • (Katıran) Siyah, sert kokulu, süretle yanan, hararetli, keskin ve suda erimeyen bir madde.

kavkaa

  • Salyangoz, midye gibi hayvanların sert kabuğu.

kavl-i leyyin

  • Yumuşak söz. Sert olmayan söz. Enâniyetli olmayan söz.

kaziye-i cüziyye

  • Man: Hükmü, mevzuun bazı efradına şamil olan kaziye. "Bazı şeyler serttir." gibi.

kelam-ı tünd / kelâm-ı tünd

  • Sert söz. (Farsça)

kelendi

  • Bir para.
  • Sağlam ve sert yer.

kenet

  • (Esâsı: Kinet) İki sert cismi birbirine bağlamak için çakılan iki ucu kıvrık madeni parça.

keribe

  • (Çoğulu: Kerâyib) Katı, sert.

kesif

  • Koyu. Çok sık ve sert. Şeffaf olmayan.

kitabe

  • Kabartılarak veya oyularak sert levhalar üzerine yazılan yazı. Levha olarak yazılan manzum olmayan nesir halinde levha yazma ilmi.
  • Mezartaşı yazısı.

küdye

  • Kazılması güç olan sert yer.

kumudd

  • Sağlamak, sert, katı.
  • Uzun, tavil.

künbül

  • Sağlam, dayanıklı, sert, katı.

kürsüb

  • Kesbetmek, kazanmak, çalışmak.
  • Sert ve sağlam ağaç.

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

kuvve-i lamise / kuvve-i lâmise

  • Dokunma ve hissetme duygusu. Sertliği ve yumuşaklığı anlama duygusu.

mahkuk

  • Hakkedilmiş. Sert bir şey üzerine sert kalemle kazılarak yazılmış.

mai / maî

  • Su cinsinden. Akıcı, su renginde, mâvi. Katı ve sert olmayıp su gibi, akıcı olan.

mekfere

  • Örtecek, sertredecek yer.

merere

  • (Çoğulu: Merirât) Sert bükülmüş kıvrık ip.
  • Arsa.

meşe

  • Bir cins ağaç. Odunu sert, sağlam ve parlak olur.

metn

  • Sağlam ve sert yer.
  • Yüksek yer.
  • Her nesnenin yüzü, üstü, arka ve ortası.
  • "Vurmak ve seyr" mânâsına mastar.
  • Bir yazının tamamı. Yazının aslı veya sureti.

mi'za

  • Ufak taşlı sert yapılı sağlam yer.

misket

  • Alaybozan tüfeği. Patlayan bombadan etrafa sıçrayarak tahribe, yaralanmaya ve ölüme vesile olan sert parça. Eskiden kullanılmış geniş çaplı bir silâh. (Fransızca)
  • Güzel kokulu meyve. (Elma, üzüm vs.) (Fransızca)

mülemle

  • Bâzısı bâzısına yapışıp toplanmış şeyler.
  • Sağlam ve sert yuvarlak taş.

münakaşa / münâkaşa

  • Sert tartışma.

münakaşat / münâkaşât

  • Sertçe tartışmalar.

müsalemet / müsâlemet

  • Uyuşmak; fikirler ayrıldığı, sözler çoğaldığı zaman münâkaşa etmemek; sertliği, bölücülüğü, ayrıcılığı istemeyip, barışmak istemek.

müstahcer

  • (Hacer. den) Taş hâline gelmiş. Sertleşip taşlaşmış.

mutasallib

  • (Sulb. dan) Sertleşen, katılaşan.
  • Sağlam, sert.
  • Salâbetli. Din işlerinde çok gayretli.

mütehaşşin

  • Sertlik gösteren, kabalaşan.

mütenemmir

  • Kaplanlaşan, kaplan huylu olan.
  • Sert bir dille konuşan.

mütenemmirane / mütenemmirâne

  • Kaplanlaşarak. (Farsça)
  • Sert bir dille korkutarak. (Farsça)

mütesallib

  • Sertleşmiş, katılaşmış olan.
  • Sertleşmiş, katılaşmış.

müteşeddid

  • (Şiddet. den) Katılaşmış, pekleşmiş, sertleşmiş olan.
  • Şiddetlenen, hızlanan.

na-mülayim

  • Uygun olmayan. (Farsça)
  • Çetin, sert. (Farsça)

nebbac

  • Sesi sert olan.

nermligam

  • (Nerm-ligâm) İtaatli, muti, söz dinler. (Farsça)
  • Başı sert olmayan at. (Farsça)

nobran

  • Sert mizaçlı, inatçı, nâzik olmayan.

polat

  • Çelik, sert.
  • (Pulat da denir) Çelik.
  • Mc: Sağlam, sert.
  • Çelik; sağlam, sert.

rakak

  • Üstü yumuşak, altı sert olan düz yer.

rasiha / râsiha

  • Çok sert ve katı, güçlü bir şekilde yerleşmiş.

rasras

  • Sağlam ve sert yer.

recla'

  • Katı, sağlam, sert.
  • Bir ayağı beyaz olan dişi koyun. (Müz: Ercel)

resmi / resmî

  • Devlet adına veya devlet tarafından.
  • Ciddi. Çok sert.
  • Resme, yazıya, çizgiye ait. Resme dair.

sadef

  • Deniz böceklerinin kıymetli kabuğu ve onlardan yapılan şeyler.
  • Sert, parlak ve şeffafa yakın madde. İnci kabuğu.

sahret

  • Büyük ve sert taş.

sahsah

  • Yağmurun sert ve katı yağması.

saht

  • Zor güç,
  • Sert, katı, çetin.
  • Güçlü, kuvvetli, sağlam.

saht-ligam

  • Gem almaz, sert başlı at. (Farsça)

sahti

  • Sertlik, katılık. (Farsça)
  • Güçlük. (Farsça)
  • Sıkıntı. (Farsça)

sakn

  • Timsah derisi gibi katı ve sert olan deri.

salabet / salâbet / صَلَابَتْ

  • Sağlamlık, sertlik.
  • Sağlamlık, sertlik.

salfa'

  • Sağlam ve sert yer.

sam'are

  • Sağlam ve dayanıklı, sert.

sami

  • Sertlik, katılık. Kuruluk.

saml

  • Katılık, sertlik.
  • Dimdik olmak.
  • Pekişip kaskatı olmak.

samm

  • Sağır olmak.
  • Şişenin ağzını tıkamak.
  • Katı, sağlam ve sert madde.
  • Vurmak.

samma

  • Sesi çıkmayan, sessiz.
  • Sağır ve dilsiz.
  • Katı ve son kaya.
  • Sağlam ve sert yer.
  • Belâ.
  • Zahmet, meşakkat.

şazib

  • (Çoğulu: Şüzeb) Zayıf, ince belli davar.
  • Katı yer, sert arazi.

secsec

  • Ne yumuşak ne sert olan yer.

şedid

  • Sert, sıkı, şiddetli.
  • Musibet, belâ.
  • Tecvidde: Rahve harflerinin zıddı olan, sükûn ile harf söylendiğinde sesin akmaması hali.

sefen

  • Nasır.
  • Sertlik, katılık, huşunet.

sefn

  • Keser.
  • Timsah derisi gibi olan sert deri.
  • Yutmak.
  • Kazık.

şekm

  • Sertlik.
  • Güç. Kuvvet.

selk

  • Bir yerden haber getirmek.
  • Yumurtayı rafadan pişirmek. Bir kimseyi başı üstüne bırakmak.
  • Katı ve sert söylemek.
  • Çağırmak.

seng-i hara

  • Pek sert taş, kaya.

serd / سرد

  • Bârid, soğuk, bürudetli olan. (Farsça)
  • Sert, kaba, hoyrat. (Farsça)
  • Soğuk. (Farsça)
  • Sert, haşin. (Farsça)

serdi / serdî

  • Soğukluk, bürudet. (Farsça)
  • Kabalık, sertlik, hoyratlık. (Farsça)

serdi-i heva / serdî-i hevâ

  • Havanın sertliği.

serdi-i tabiat / serdî-i tabiat

  • Tabiat ve huy sertliği.

sertaser

  • (Serteser) Baştan başa, bütün, hep. (Farsça)

şesasa

  • şiddet.
  • Yaramazlık.
  • Sığır üstüne yük vurmak.
  • Kuru ve sert yer.
  • Acele.

siccin

  • Sert, şiddetli olan şey.
  • Dâim olan.
  • Fâsık ve fâcirlerin amel defterlerinin konulduğu yer.
  • Cehennemde bir vâdi'nin adı. Fâcirlerin ruhunun gittiği yer.

şidad

  • (Tekili: Şedid) Sertler. Şiddetliler.

şiddet / شدت

  • Sertlik, katılık.
  • Ziyadelik.
  • Sıkılık.
  • Tecvidde: Harf sükun ile ve nefesin hepsi habs olarak sakin bir halde okunduğu zaman savtın asla akmamasına denir. Şiddet iki kısma ayrılır:Şedide-i mechure : Elif, bâ, cim, dal, tı harfleri.şedide-i mehmuse : Kaf ve tâ harfleri.<
  • Sertlik, katılık, aşırılık.
  • Sertlik. (Arapça)
  • Aşırılık, fazlalık. (Arapça)

şizaf

  • Katılık, sertlik.

sulb

  • Sert, katı. Taş gibi olan.
  • Omurga kemiği.
  • Sülâle, zürriyet.
  • Sert, katı.

sulbiyet

  • Katılık, sertlik. Taş gibi olmak.
  • Cisimlerin katı hâli.
  • Mc: Duygusuzluk.

summaki

  • Gayet sert, değerli ve parlak olan bir taş.

sumul

  • Sertlik, kuruluk, katılık.

şusy

  • Ölünün şişip el ve ayağının sertleşmesi.

tağliz / tağlîz

  • Katılaştırma, kalınlaştırma, sertleştirme.

tahaşşün

  • (Huşunet. den) Katılaşma, sertleşme.

tasallub / tasallûb

  • Sertleşmek. Katılaşmak.
  • Sağlamlaşmak.
  • Gayret etmek.
  • Katılaşma, sertleşme.

tasallüb / تَصَلُّبْ

  • Katılaşma, sertleşme.
  • Katılaşma, sertleşme.

tasallüp

  • Sertleşme, kalıba girme.

taslib

  • (Salb. dan) Haça germek. Haç çıkarmak.
  • (Sulb. dan) Sertleştirmek. Katılaştırmak, katılaştırılmak.

tecellüd

  • Kendini cesaretli ve kahraman gösterme; sertlik, direnme.

tecemmüd

  • Donma. Sertleşme. Katılaşma.

tecemmüdat / tecemmüdât

  • (Tekili: Tecemmüd) Sertleşmeler, katılaşıp donmuş şeyler.

tedeyyüm

  • Yağmurun sert yağması.

tehaşün

  • Haşin davranma. Zorluk gösterme. Sert muamelede bulunma.

tehevvür

  • Çok kızmak, çok öfkelenmek, sertlik; hilmin (yumuşaklığın) zıddı. Gadabın, kızmanın aşırısı. Atılganlık.

tehtehe

  • Ağır söylemek, sert konuşmak.

tekebbüd

  • (Kebed. den) Sertleşme, katılaşma.

teşeddüd

  • Sertleşme. Kuvvet ve dayanıklık kesbetme. Şiddetlenme. Çok şiddetli olma.
  • Keskinleşme.

tevsen

  • Azgın, başı sert at. (Farsça)
  • Mc: Dikbaşlı adam. (Farsça)

tünd

  • Sert, şiddetli, haşin. (Farsça)

tündbad / tündbâd

  • Sert rüzgâr, kasırga. (Farsça)

tündi / tündî

  • Sertlik, katılık. Hiddet ve şiddet. (Farsça)

tündmeşreb

  • Titiz, sert tabiatlı. (Farsça)

tündmizac

  • Sert huylu. (Farsça)

tündreftar

  • Çabuk giden, sert ve süratli giden. (Farsça)

tusen

  • Serkeş ve sert at. (Farsça)

udva'

  • Kuru, sert yer.
  • Üzerine oturulduğunda rahat olmayan yer.
  • Evin uzak olması.

ukam

  • Çok sert. Pek şiddetli.

ukusa

  • Berklik, muhkemlik, sağlamlık, sertlik.

unf / عنف

  • Kabalık. Sertlik. Cebir ve zor.
  • Sertlik, kabalık.
  • Sertlik, katılık, şiddet. (Arapça)

unfen / عنفا

  • Şiddetle, sertlikle. Zor kullanarak.
  • Sertçe, şiddet kullanarak, kabalıkla. (Arapça)

unfi / unfî

  • (Unfiyye) Sert, şiddetli, kaba.

üst perdeden başlamak

  • Ağız bozmak, sert konuşmak.

utull

  • Soğuk, sert ve cimri insan. Câhil ve hayırdan men'eden. Galiz ve bahil kimse.

va'n

  • Sığınacak yer, melce'.
  • Ot yetişmeyen taşlık ve sert yapılı arazi.

va'r

  • (Va'ra) Sağlam yer, sert yer.

vakah

  • Katı yüzlü, utanmaz, hayırsız kimse.
  • Sağlam ve sert tırnak.

vez'

  • Hulku katı olan. Sert mizaçlı kimse.

yavuz

  • şiddetli yanan.
  • A'lâ, fevkalâde.
  • Pek sert.

yehhir

  • Katı ve sert taş.
  • Serap.

yelem

  • Aslâ yemişi olmayan sert ve katı ağaç.

yerer

  • Katı ve sert nesne.

zarir

  • (Çoğulu: Ezırre-Zırrân) Kaba, sert yapılı ve muhkem yer.

zelul

  • Yumuşak huylu. Sert başlı olmayan. İtaatlı ve râm olan.
  • Hecin devesi.
  • İnsanların emrindeki yeryüzünün hâli.

zenyan

  • Men'etmek, engel olmak. Kabul etmemek, reddetmek.
  • Evmek, acele etmek.
  • Rüzgârın sert esmesi.