LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te seda ifadesini içeren 28 kelime bulundu...

akire

  • Ses, sedâ, savt.

avaz / âvaz

  • Ses, seda.

behremend

  • Nasibi olan, hissedar. (Farsça)
  • Bilen, anlayan. (Farsça)

hisse-i şayia / hisse-i şâyia

  • Fık: Müşterek bir malın her bir cüz'üne sirayet eden hisse, pay.
  • Ortaklar arasında taksim edilmemiş olan müşterek mal. Meselâ: Bir kitaba, bir kaç kişi ortak ve taksim de mümkün değil ise; her hissedarın kitabın umumuna sahip olması.

hissedar / حصه دار

  • Pay sahibi. (Arapça - Farsça)
  • Hissedar olmak: Payını almak. (Arapça - Farsça)

hissemend

  • Hissedar, hissesi olan.

hisseyab olma / hisseyâb olma

  • Hissedar, pay sahibi olma.

iştirak

  • Ortak olmak. Ortaklık etmek. Bir işde yer almak. Hissedâr olmak.
  • Bir lâfızda çok mânalar müşterek olması. Meselâ: "Ayn" kelimesi. Hem göz, hem de kaynak mânasına gelir.

istisdad

  • (Sedad. dan) Doğruluk, dürüstlük.

kustar

  • Kesedar. Sarraf.
  • Tüccar, tâcir.
  • Mizan, ölçü.
  • Bir şehre veya bir beldeye vâli olan kimse.

ligat

  • Ses, sedâ.

mahzuz / mahzûz

  • Memnun, hoşnut; hissedar.

mazlum / مظلوم

  • Zulme uğramış. (Arapça)
  • Sesiz sedasız. (Arapça)

mazlumiyet / mazlûmiyet / مظلوميت

  • Mazlumluk, zulme uğramışlık. (Arapça)
  • Sesiz sedasız olma. (Arapça)

müşa'

  • (Şüyu. dan) Yayılmış, şüyu bulmuş, herkese duyurulmuş.
  • Ortaklar veya hissedarlar arasında birlikte kullanıldığı hâlde hisselere ayrılmamış olan şey.

müsedded

  • (Sedad. dan) Uzunlamasına doğrultulmuş.
  • İstikametle amel eden kişi.

müseddid

  • (Sedd. den) Tıkayan, sed yapan.
  • Tıkanmış, sed yapılmış, mesdud.
  • (Sedad. dan) Doğrultan. Doğru yola sevkeden.

nasibdar

  • Nasibi olan. Hissedar. (Farsça)

sada / sadâ

  • Seda. Ses. Avaz. Savt.
  • Erkek baykuş.
  • Bir böcek adı.
  • Susuzluk.
  • Yankı.
  • Ses, seda.

sada-yı semavi-i kur'ani / sadâ-yı semâvî-i kur'ânî

  • Kur'ân'ın semâvî sedâsı.

şeair

  • (Tekili: Şiâr) Âdetler, İslâm işaretleri. İslâmlara ait kaideler. Allah'ı anmak, hamdetmek, ezan okumak, İslâmî kıyafet gibi. Bunlara Şeair-i İslâmiye denir. Bütün müslümanlarla alâkalı mes'eleler ve alâmetler, umumun hissedar olduğu işlerdir.

şedaid

  • (Şedâyid) Afât. Meşakkatli haller. Şiddetli musibetler.

sedaya

  • (Tekili: Sedâ) Memeler.

seden

  • (Sedâne) Hizmet.

sedil

  • (Çoğulu: Sedâil) Askı. Perde. Örtü. Zar.

sehim

  • Hisse sâhibi. Hissedar.

teberrük

  • Bir şeyi bereket veya saadet vesilesi sayarak almak veya vermek. Uğur ve bereket saymak.
  • Hayr-ı İlâhiye hissedâr olmak.

zemzeme-i kur'aniye / zemzeme-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın nağmesi, hoş sedâsı.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın