LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te sebepler ifadesini içeren 118 kelime bulundu...

a'lal / a'lâl / اعلال

  • (Tekili: İllet) Hastalıklar, marazlar, illetler.
  • Sebepler.
  • Hastalıklar. (Arapça)
  • Sebepler. (Arapça)

a'zam-ı esbab

  • Sebeplerin en büyüğü.

alem-i esbab / âlem-i esbab

  • Sebepler âlemi. Her şeyin bir sebebe dayanarak olduğu âlem. Bu dünya.

alem-i mülk / âlem-i mülk / عَالَمِ مُلْكْ

  • Sebeplerin perde olduğu âlem.

anasır-ı garaz / anâsır-ı garaz

  • Hınç ve düşmanca niyeti meydana getiren unsurlar, kin sebepleri.

avamil / avâmil

  • (Tekili: Amil) Sebepler.
  • Ayaklar.
  • Valiler. Hâkimler.
  • Gr: Arabçada kelime sonlarının okunuşuna te'sir eden hususları öğreten ilim ve ona dâir kitab.
  • Birgivi Hazretlerinin "Nahiv" ilmine dâir olan kitabının ismi.
  • Âmiller, sebepler.
  • Arap nahvine ait ve bu isimdeki kitap.

basiret

  • Hakikatı kalbiyle hissedip anlama. Kalbde eşyanın hakikatlarını bilen kuvve-i kudsiyye. Ferâset. İm'ân-ı dikkat.
  • İbret alınacak hidâyet sebepleri. Beyyine. Hüccet.
  • Bir evin iki tarafının arası.
  • Yer üstündeki kan.

bihasebi'l-ade

  • Maddî sebepler bakımından.

bürhan-ı inni / bürhan-ı innî

  • Olaylardan kanunlara, neticelerden sebeplere, eserden eserin sahibine (müsebbip) ulaştıran delil. Dumanın ateşe delil olup göstermesi gibi.

burhan-ı limmi / burhan-ı limmî

  • Tümevarım; kanunlardan hâdiselere, sebeplerden neticelere, müessirden esere gitme usûl ve delili.

cehennem

  • Allah yerine, tabiat, madde, sebepler vb. yaratılmış şeyleri ilâh kabul eden; Allah'a kul olacaklarına, arzularına ve heveslerine, başka insanlara ve mahlukata kul olanların işledikleri cürüm ve suçtan dolayı İlâhi adaletle ceza görecekleri yer. Cehennem'in varlığını bütün geçmiş peygamberler ve onl

cereyan-ı hikmet

  • Hikmetin cârî, yürürlükte olması; dünyadaki hâdiselerin sebepler altında, fayda ve gayelere yönelik olarak cereyan etmesi.

cerh ve ta'dil / cerh ve ta'dîl

  • Hadîs ilmine âit iki ıstılah (terim). Cerh, yaralamak. Bir hadîs âliminin, bâzı sebeplerle râvînin (hadîs rivâyet eden kimsenin) rivâyetini (naklini) reddetmesi. Ta'dîl, düzeltmek. Bir hadîs âliminin, bir râvinin rivâyetinin kabûl edilebileceğini açı klaması.

cihat / cihât / جهات

  • Yönler. (Arapça)
  • Sebepler. (Arapça)
  • Yerler. (Arapça)

daire-i esbab

  • Sebepler dairesi.
  • Sebepler dâiresi. Sebep ve kanunların bulunduğu yer olan maddi âlem.

daire-i esbab-ı zahiriye / daire-i esbab-ı zâhiriye

  • Görünürdeki sebepler dairesi.

delil-i inni / delil-i innî

  • Olaylardan kanunlara, neticelerden sebeplere, eserden eserin sahibine (müsebbip) ulaştıran delil. Dumanın ateşe delil olup göstermesi gibi.

dua-yı fiili / dua-yı fiilî / duâ-yı fiilî

  • Fiilî dua, gerekli şartları ve sebepleri yerine getirme.
  • Fiil ile yapılan dua. Yâni: İstenilen şeyin sebeplerini yerine getirmeye çalışmak.

esbab / esbâb / اسباب

  • Sebepler.
  • Sebepler.
  • Sebepler, vasıtalar, vesileler, araçlar.
  • Sebepler. (Arapça)

esbab şirki

  • Sebepleri Allah'a ortak koşma.

esbab-ı adavet / esbab-ı adâvet

  • Düşmanlığı gerektiren sebepler.

esbab-ı adi / esbab-ı âdi

  • Âdi, basit sebepler.

esbab-ı adide / esbab-ı adîde

  • Çeşitli sebepler.

esbab-ı adiye / esbab-ı âdiye

  • Sıradan, alışıldık sebepler.

esbab-ı alem / esbab-ı âlem

  • Bu âlemdeki sebepler.

esbab-ı basita-i camide-i tabiiye / esbab-ı basîta-i câmide-i tabiiye

  • Tabiata ait câmit, basit sebepler.

esbab-ı camide / esbab-ı câmide

  • Cansız tabiî sebepler.

esbab-ı damenkeş / esbab-ı dâmenkeş

  • Bir işten elini eteğini çeken sebepler; bir işte doğrudan müdahelesi olmayan, işe karışmayan sebepler.

esbab-ı emn

  • Emniyet ve güven sebepleri.

esbab-ı fesat ve ifsat

  • Fesat çıkarıcı ve bozucu sebepler.

esbab-ı feshiyye

  • Huk: Bir i'lâmın istinaf suretiyle bozulmasını icabettiren sebepler.

esbab-ı hakiki / esbab-ı hakikî

  • Gerçek sebepler.

esbab-ı hakikiye

  • Gerçek sebepler, hakiki sebepler.

esbab-ı hariciye / esbâb-ı hariciye

  • Dış sebepler.

esbab-ı hidayet

  • Doğru yola ulaşma sebepleri.

esbab-ı ifsat

  • Fesat çıkarıcı ve bozucu sebepler.

esbab-ı inkişaf / esbâb-ı inkişaf

  • Gizli kalmış hakikatlerin ortaya çıkmasını sağlayan sebepler.

esbab-ı kabul

  • Kabul edilme sebepleri.

esbab-ı kainat / esbab-ı kâinat

  • Kâinattaki sebepler.

esbab-ı kesire

  • Çok sayıda sebepler.

esbab-ı maddiye / esbâb-ı maddiye

  • Maddî sebepler.

esbab-ı mania / esbab-ı mânia

  • Engel olan sebepler.

esbab-ı mücbire / esbâb-ı mücbire / اسباب مجبره

  • İcbar eden, cebreden, zorlayan sebepler.
  • Zorlayıcı sebepler.

esbab-ı mucibe / esbab-ı mûcibe / esbâb-ı mûcibe

  • Gerektirici sebepler.
  • Gerektiren sebebler. İcab eden sebepler.
  • Gerektiren sebepler.

esbab-ı muhabbet

  • Sevgiyi gerektiren sebepler.

esbab-ı müşeddide

  • Kuvvetlendiren, artıran sebepler. Cezâ hukukunda; cezâyı ağırlaştıran kanuni veya takdiri sebepler. (Esbâb-ı muhaffifenin zıddıdır.)

esbab-ı nakziyye

  • Bir hükmün daha yüksek bir merci tarafından bozulmasını icâb ettiren sebepler. Bozma sebepleri.

esbab-ı nüzul

  • İniş sebepleri.

esbab-ı sahiha

  • Doğru ve sahih sebepler.

esbab-ı sübutiye

  • İsbata yarıyan sebepler. Sübut delilleri.

esbab-ı süfliye

  • Aşağı sebepler; yani müsebbebin yanında olan ve onunla beraber görünen sebepler (su ile bitkiler gibi; su sebeptir, onunla bitkilerin yeşermesi ise müsebbebdir.).

esbab-ı tabii / esbab-ı tabiî

  • Tabiî, doğal sebepler.

esbab-ı tabiiye / esbab-ı tabîiye / esbâb-ı tabiiye

  • Tabiattaki sebepler.
  • Doğal sebepler.

esbab-ı tagayyür

  • Değişim sebepleri, nedenleri.

esbab-ı tefrika

  • Bölünme, ayrılma sebepleri.

esbab-ı temzic

  • Kaynaştırma, birleştirme sebepleri.

esbab-ı vücud

  • Birşeyin varlığının sebepleri.

esbab-ı zahire / esbab-ı zâhire

  • Görünen sebepler.

esbab-ı zahiri / esbab-ı zâhirî

  • Görünürdeki sebepler.

esbab-ı zahiriye / esbâb-ı zâhiriye

  • Görünürdeki sebepler.

esbab-ı zahiriye-i süfliye

  • Görünürdeki alçak ve bayağı sebepler.

esbab-ı zaruriyye / esbâb-ı zarûriyye / اسباب ضروریه

  • Zorunlu sebepler.

esbab-perest

  • Sebeplere taparcasına değer veren.

esbabperest / esbâbperest

  • Allah'ı unutup sebeplere haddinden fazla değer veren.
  • Sebepleri yaratıcı sanan.

esbap

  • Sebepler.

etrika

  • (Tekili: Tarik) Tarikler, yollar, caddeler.
  • Sebepler, vesileler, vasıtalar.
  • Maişeti te'min etmek için tutulan meslekler, geçinmek için yapılan işler.

evcedethu-l esbab

  • (İcad. dan) "Onu sebepler icadediyor. Sebepler bu şeyi icadediyor." mânasında dinsizliği ima eden bir söz.

eyadi

  • (Tekili: Eydi) (Yed) Eller.
  • Mc: Sebepler. Nimetler.

festival

  • Çeşitli sebeplerle yapılan ve birkaç gün süren şenlik. (Fransızca)

gayr-ı mütevekkil

  • Tevekkül etmeyen, sadece sebeplere takılıp neticeyi Allah'tan beklemeyen.

habail-i mevt

  • Ölümün sebepleri.

hal-i sahv / hâl-i sahv

  • Arızi veya dâimi sebeplerle, şuurunu kaybetmiş bir kimsenin, muvakkaten şuurunun yerine gelmesi hâli.

hıçkırık

  • t. Fazla yemekten ve asabi sebeplerden diyaframın kasılması ve akciğerlerdeki havanın şiddetli ve gürültülü bir şekilde dışarı atılması.
  • Boğaz tıkanacak surette ve derinden iç çekerek ağlama.

hikmetü'l-istiaze / hikmetü'l-istiâze

  • Şeytanın şerrinden Allah'a sığınmanın sebepleri ve faydaları; On Üçüncü Lem'a.

i'timad-ı nefs / i'timâd-ı nefs

  • Nefse güvenmek, bir iş için lâzım olan çalışmaları ve sebeplere yapışmayı bırakarak o işi başarırım diye kendine güvenmek.

i'tizal

  • Mu'tezile mezhebinden olmak; akla ve sebeplere aşırı önem vererek, orta yol olan Ehl-i Sünnet inancından ayrılmak.

içtima-ı esbab

  • Sebeplerin bir araya gelmesi.

ilcaat-ı zaman

  • Zamanın zorlamaları ve mecburiyetleri. Yaşanılan zaman içinde meydana gelmiş bazı sebeplerin neticesi olarak karşılanan mecburiyetler.

ilel / علل

  • İlletler, asıl sebepler.
  • Sebepler, hastalıklar.
  • Hastalıklar. (Arapça)
  • Sebepler. (Arapça)

ilel-i muhtelife

  • Türlü illetler ve sebepler, çeşitli hastalıklar.

ilel-i müterettibe-i müteselsile

  • Zincirleme uzayıp giden düzenleyici sebepler.

ilel-i müteselsile

  • Zincir gibi birbirine bağlı olup devam eden sebepler, illetler.
  • Zincir gibi birbirine bağlı olup devam eden sebepler, illetler.

illet-i tamme / illet-i tâmme

  • Herhangi birşeyin var olması için gerekli sebeplerin tamamı.

isa ruhullah / isâ ruhullah

  • İsâ Allah'ın ruhudur (Yani, Beytullah ifadesinde olduğu gibi, sebepler perdesini kaldıran bir tabirdir. "İsa (a.s.), babasız olarak doğrudan İlâhî kudretin tecellisiyle yaratılmıştır" demektir).

ism-i hakem ve hakim / ism-i hakem ve hakîm

  • Varlıklar hakkında küllî hüküm veren ve o hükme göre sebepleri ve eşyayı hikmetle sevk eden Allah'ın ismi.

kaffe-i esbab-ı sübutiye / kâffe-i esbab-ı sübutiye

  • Bir meselenin sağlam dayanaklara sahip olduğunu gösteren sebepler.

kesret-i esbab / kesret-i esbâb

  • Sebeplerin çokluğu.

mezy

  • Dokunma, bakma ve düşünme gibi sebeplerle erkekten gelen beyaz şeffâf sıvı.

mucibat

  • (Tekili: Mucib) Sebepler.

müessir-i hakiki / müessir-i hakikî

  • Gerçek tesir sahibi olan, bütün sebepleri yaratıp hükmeden.

müflis

  • İflas etmiş. Parasız kalmış. Ticarette kâr elde edemeyip veya bazı sebeplerle sermayesini batırmış olan.

muhassenat

  • (Tekili: Muhassene) Üstünlük sebepleri.
  • Güzel, hayırlı ve faydalı işler.

muktaziyat

  • Gerektirici sebepler; gerekler.

mukteziyat / mukteziyât

  • Bir şeyi gerekli kılan sebepler.
  • Allah'ın güzel isimlerinin gerektirdiği durumlar.

müraat-ı esbab / müraât-ı esbab

  • Sebeplere uymak, tedbir almak.

müsebbabat

  • Sebeplerin sonuçları olan şeyler; sebeplerle yaratılan varlıklar.

müsebbeb

  • Sebeplerin sonucu.

müsebbebat / müsebbebât

  • Sebeplere bağlı olarak ortaya çıkan şeyler, neticeler, sonuçlar.

müsebbib-i hakiki / müsebbib-i hakîkî

  • Bütün sebepleri yaratan Allahü teâlâ.

müsebbib-ül esbab

  • Bütün sebeplere sâhip olan, hakiki müsebbib (Cenab-ı Hak). Bütün sebepleri meydana getiren, Allah (C.C.)

müsebbibü'l-esbab

  • Sebeplerin yaratıcısı olan Allah.

müstehlik evliya / müstehlik evliyâ

  • Nihâyete erdikten, maksada kavuştuktan sonra sebepler âlemine indirilmeyen, geri döndürülmeyen evliyâ. Kalbi hep Allahü teâlâya dönük olup, O'ndan başkası ile meşgul olmayan zâtlar.

nizam-ı esbab / nizâm-ı esbâb

  • Sebeplerin düzeni, bir netice için uyulması gereken sebepler dizisi.

perde-i dest-i kudret

  • Allah'ın sonsuz kudretine perde olan hâdiseler ve sebepler.

perde-i esbab

  • Sebepler perdesi.

sani-i hakem-i hakim / sâni-i hakem-i hakîm

  • Her bir varlığın bütün keyfiyetleri hakkında genel hüküm veren ve o hükme göre sebepleri ve eşyayı hikmetle sevk edip san'atla yaratan Allah.

silsile-i esbab

  • Sebepler zinciri.

tecemmül

  • Ziynetlenmek. Süslenmek.
  • Ululuk göstermek.
  • Âletler. Sebepler.

terettüb-ü esbab

  • Sebeplerin sıralanışı.

tertib-i esbab

  • Sebeplerin düzenlenmesi.

tertib-i mukaddemat / tertib-i mukaddemât

  • Bir sonuca ulaşmak için uyulması gerekli olan sebepler sırası.
  • Bir neticenin meydana gelmesi için lâzım olan sebeplerin sıralarına göre tertib edilmesi. Bir neticeye varılması için sırasıyla riayet edilmesi icab eden sebebler.

teselsül-ü ilel

  • Sebeplerin zinciri, arka arkaya gelmesi.

tevekkül

  • Allahü teâlâya teslim olma. Bir işe başlarken sebeplere yapıştıktan sonra O'na güvenme; kalbin, her işte Allahü teâlâya îtimâd etmesi, güvenmesi.

vesail / vesâil / وسائل

  • Vesileler, sebepler.
  • Sebepler. (Arapça)

vesail-i pürseyyal / vesâil-i pürseyyal

  • Çok akışkan sebepler, vesileler.

vesait-i esbab

  • Birer vasıta olan sebepler.

vesait-i suriye

  • Görünüşteki vasıtalar, sebepler.

vücuh

  • (Tekili: Vech) Çehreler, yüzler, suretler.
  • Tarzlar.
  • Sebepler.
  • İmkânlar.
  • Münasebetler.
  • Kur'an-ı Kerim okunuşundaki farklar.
  • Bir memleketin ileri gelenleri.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın