LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te seçme ifadesini içeren 61 kelime bulundu...

berceste / برجسته

  • Sağlam ve lâtif. (Farsça)
  • Seçme. (Farsça)
  • Edb: Zahmetsizce hatıra geliveren ve fakat çok kıymetli olan söz. (Farsça)
  • Seçme, iyi mısra.
  • Seçkin, seçme. (Farsça)

biat

  • Kabul etme, seçme.

cebri nefy

  • "İnsan iradesizdir. Yaptığı işlerde mecburdur. Kendi seçme gücü yoktur" şeklindeki iddiayı reddetme; iradesizliği reddetme.

cüziihtiyar

  • Az bir seçme hürriyeti.

ehl-i hall ü akit

  • Bir ülkeyi yönetme, bir devlet başkanını seçme veya azletme yetkisine sahip kişiler, millet vekilleri.

ehl-i hall ve akd

  • Hükümet ve Cumhurbaşkanının seçme ve azletme yetkisine sahip olan meclis.

erbab-ı hall-u akd / erbâb-ı hall-u akd

  • Halife seçmeye yetkili olan kişiler. Medine halkının ileri gelenleri.

güldeste

  • Gül demeti, seçme.

güziden / güzîden

  • Seçmek. İntihab etmek. (Farsça)

güziniş / güzîniş

  • Seçiş, seçme. (Farsça)

hıyar / hıyâr / خيار

  • Seçme hakkı. (Arapça)

hıyere

  • Beğenme, seçme. Benzerlerinden ayırma.
  • Seçkin, seçilmiş, beğenilmiş, ayrılmış.

ictiba / ictibâ

  • Seçmek. İhtiyar ve intihâb etmek. Seçkin bir şeyi almak.
  • Tahsildarın para ve vergi toplaması.
  • Seçmek, seçilmek. Evliyâlıkta, vâsıtanın, aracının şart olmadığı cezbe (çekilme) ile ilerleme.

ihtida / ihtidâ

  • Doğru yola girme, müslüman olma, din olarak İslâmiyet'i seçme; hidâyete erme.

ihtiyar / ihtiyâr / اختيار

  • Yaşlanmış kimse. Yaşlı.
  • Ist: İstek, arzu. Razı olmak. Katlanmak. Seçmek. Tensib etmek. Seçilmek.
  • Seçme, seçilme.
  • Seçme, isteme, yaşlı kimse.
  • İstediğini seçme.
  • Yaşlı.
  • Seçme, yaşlı.
  • Seçme. (Arapça)
  • Seçilme. (Arapça)
  • Seçme hakky. (Arapça)
  • Yaşlı. (Arapça)

ihtiyar etme

  • Seçme, tercih etme.

ihtiyar etmek

  • Seçmek, tercih etmek.

ihtiyar-ı amm / ihtiyar-ı âmm

  • Allah'ın herşeyi kuşatan iradesi, seçme ve tercih gücü.

ihtiyar-ı cüz'i / ihtiyar-ı cüz'î

  • Cüz'î irade, insana ait sınırlı seçme ve dileme özgürlüğü.

iktira'

  • Kurrâ atma, seçme.

iktitaf / iktitâf / اقتطاف

  • Derme, devşirme, seçme. (Arapça)

intihab / intihâb / انتخاب

  • Seçme.
  • Seçmek. Ayırıp beğenmek. İhtiyar ve âmâde eylemek.
  • Bir şey yerinden çıkmak.
  • Seçme.
  • Seçme. (Arapça)
  • Seçilme. (Arapça)
  • Seçim. (Arapça)
  • İntihâb edilmek: Seçilmek. (Arapça)
  • İntihab eylemek: Seçmek. (Arapça)

intihab etmek

  • Seçmek.

intihabat

  • (Tekili: İntihab) Seçilmeler, seçmeler.
  • Seçimler.

intihabi / intihabî

  • İntihabla alâkalı, seçim ve seçme işlerine ait.

intihap

  • Seçme.

intihap etme

  • Seçme.

intihap etmek

  • Seçmek.

intika

  • Bir şeyi seçme, ayırdetme.

irade / irâde

  • Allahü teâlânın sübûtî sıfatlarından. Allahü teâlânın dilemesi.
  • İstemek, seçmek, dilemek tercih etmek.
  • Tasavvuf yoluna yeni girenlerin başlangıç halleri. Allahü teâlânın rızâsına kavuşmaya azmedenler, karar verenler için ilk konak.
  • Seçme ve isteme kabiliyeti.

irade ve ihtiyar

  • Dileme ve seçme.

irade-i cüz'iye

  • Cüz'î irade; insanın elindeki çok az seçme gücü.

irade-i cüz'iye-i insaniye

  • İnsanın elindeki çok az seçme gücü.

irade-i cüz'iyye / irâde-i cüz'iyye

  • Allahü teâlânın, bir işi yapmak ve yapmamak husûsunda insanlara ihsân ettiği dileme ve seçme kuvveti.

irtidad / irtidâd

  • Dinden dönme, İslâm dinini terk ederek başka bir dini seçme.

irtiza'

  • (Rıza. dan) Razı olma, rıza gösterme, uygun ve münasib bulma. Kabul etme.
  • Beğenme, seçme.

isti'sar

  • Seçme, ayırma, intihab etme.
  • Seçip benimseme.

ıstıfa / ıstıfâ / اصطفا

  • Bir şeyin iyisini seçip ayıklamak.
  • Bir şeyi ıslâh edip sâfileştirmek.
  • Seçmek. Ayıklamak.
  • Seçme, ayıklama, süzme.
  • Seçme, ayıklama. (Arapça)

ıstına' / ıstınâ' / اصطناع

  • Seçme, intihab, ayırma.
  • Adam seçme.
  • İyilik etmek.
  • İş işletmek.
  • Seçme. (Arapça)

ıstına-i sıddık

  • Sâdık dost seçme.

kemal-i imtiyaz ve teşhis / kemâl-i imtiyaz ve teşhis

  • Mükemmel bir seçme ve ayırma.

kesb

  • İnsandaki seçme hareketi, istek, ihtiyâr. İsteğin uygulama safhasına sokularak ortaya konulması.
  • Kazanmak, kazanç.

mahyere

  • Muhayyerlik, beğenip seçmede serbestlik.

measir-i bergüzide

  • Seçme güzel eserler, izler, nişanlar.

meylü'r-raic / meylü'r-râic

  • En iyiyi seçme eğilimi.

muhayyer

  • (Hayr. dan) Seçilmesi serbest olan. Seçmece. Beğenmece.
  • Seçilmesi serbest olan seçmece, beğenmece.
  • Seçme konusunda serbest bırakma.
  • Seçmeli.

mümaşaat

  • Maslahat namına hoş geçinme, anlaşma yolunu seçme.

mümaşat / mümâşât

  • Maslahat yolunu, anlaşma tarzını seçme.

müntahib

  • (Nahb. dan) Seçen, intihâb eden. Seçmen.

nakd

  • (C?: Nukûd) Madeni para, akçe.
  • Bir şeyin bedelini peşinen ödemek.
  • Para olarak bulunan servet.
  • Vezin ve ayarı tamam olan para.
  • Bir şeye hırsızlamasına bakma.
  • Seçmek.
  • Saymak.

tahayyür

  • Beğenip seçmek, muhayyer olmak.

tahyir

  • (Hayır. dan) İki şeyden birisini seçme durumunda bırakma. İstediğini seçmesini teklif etme.

tarz-ı intihabat / tarz-ı intihabât / طَرْزِ اِنْتِخَابَاتْ

  • Seçme tarzları.
  • Seçmelerin tarzı.

tasarruf

  • İdâreli kullanma, sarfetme. Tutumlu olma; harcamada isrâftan ve cimrilikten sakınıp orta yolu seçme.
  • İdâre etme, hükmetme.
  • Bir velînin Allahü teâlânın izniyle sevdiklerini mânen yetiştirmesi, düşmanlarını ise cezâlandırması.

teceşşüm

  • İncinmek.
  • Zahmetli şeyleri seçmek.

tefarik

  • Müteferrik olanlar. Tefrikalar. Ayırma ve seçmeler.
  • Taksitler. Ufak tefek şeyler. Ayrıca şeyler.
  • Küçük hediyelik eşya.

tefrik

  • Birbirinden ayırmak, seçmek, ayırdetmek, ayrı kılmak.
  • Korkutmak.
  • Ayırma, seçme.

temyiz / temyîz / تمييز

  • Bir şeyi diğerinden seçip tarif etmek, ayırmak. Seçmek. İyiyi kötüden ayırmak.
  • Yargıtay.
  • Gr: Belirsiz olan kelime ve sayıları belirli hale koymak. Meselâ: "İşrune dirhemen" (yirmi dirhem) ve "Retle zeyten" (Bir retl zeytin yağı) tâbirlerinde "dirhemen" ve "zeyten" gibi.
  • <
  • Ayırma, seçme.
  • Ayırma, seçme, iyiyi kötüden ayırd etme.
  • Ayırdetme. (Arapça)
  • Seçme. (Arapça)

tercih

  • Üstün tutma, seçme.

tercihat

  • Tercihler, seçmeler.

teşhis

  • Şahıslandırma. Şekil ve suret verme. Seçme, ayırma, ne olduğunu anlama. Tanıma.
  • Hastalığın ne olduğunu anlayıp bilmek.
  • Edb: Canlılandırmak, suretlendirmek.
  • Eşyaya şahsiyet vermek.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın