LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te sav kelimesini içeren 122 kelime bulundu...

alat-ı müdafaa / âlât-ı müdafaa

  • Savunma araç ve gereçleri.

aremet

  • Savurmak için dövülüp toplanmış harman.

asvat / asvât

  • Savtlar, sesler.

avcı hattı

  • Savaş cephesi.

avcıhattı

  • Savaş cephesi.

bab-ı seraskeri / bâb-ı seraskerî / بَابِ سَرْعَسْكَر۪ي

  • Savunma Bakanlığı kapısı.

bihram

  • Savm, oruç. (Farsça)

ceng / جنگ

  • Savaş. (Farsça)
  • Ceng etmek: (Farsça)
  • Savaşmak. (Farsça)
  • Dövüşmek. (Farsça)

ceng-azmüde

  • Savaş tecrübesi olan kişi. (Farsça)

cengaver / cengâver / جنگاور

  • Savaşçı.
  • Savaşçı. (Farsça)

cengaveri / cengâverî / جنگاوری

  • Savaşçılık. (Farsça)

cenk

  • Savaş.

cephe-i harp

  • Savaş cephesi.

cihazat-ı harbiye

  • Savaş aletleri.

darıharb / dârıharb

  • Savaş yeri, düşman ülkesi.

darülharb / dârülharb

  • Savaş yeri, düşman ülkesi.

dava / dâva

  • Savunulan düşünce, hak talebi, önemli mesele.

deber

  • Savaşırken askerin bozulması, bozguna uğraması.

def

  • Savma, savuşturma.

def' / دَفْعْ

  • Savma, uzaklaştırma.

esir

  • Savaşta teslim alınan kimse.

fenn-i harb

  • Savaş sanatı.

fey'

  • Savaşta elde edilen mal ve ganimet.

fey'üz ganaim / fey'üz ganâim

  • Savaşta elde edilen mallar ve ganimetler.

ganaim / ganâim

  • Savaşta elde edilen mallar.

ganimet / ganîmet

  • Savaşta düşmandan ele geçirilen değerli şeyler; büyük nimet.
  • Savaşta düşmandan alınan mal.
  • Savaşta elde edilen mal.

gaye-i harp

  • Savaşın gayesi, sonucu.

gaza / gazâ / غزا

  • Savaş. (Arapça)

gazavat / gazavât / غزوات

  • Savaşlar, harpler. (Arapça)

gazi / gazî / غازی

  • Savaşta yaralanan, sağ dönen kimse.
  • Savaşmış, gaza yapmış. (Arapça)

gazi-i şehid

  • Savaşta gazi ve şehid olan.

gazve / غزوه

  • Savaş.
  • Savaş, din savaşı. (Arapça)

girudar / gîrudar

  • Savaş, muharebe, cenk, cidâl, kavga. (Farsça)

hakk-ı müdafaa

  • Savunma hakkı.

harb

  • Savaş.
  • Savaş.

harben

  • Savaşarak, harbederek, döğüşerek. Muharebe etmek suretiyle.

harp

  • Savaş.

hasaret-i azime-i harbiye / hasâret-i azîme-i harbiye

  • Savaşın büyük zararı.

hatt-ı harp

  • Savaş hattı, düşmanla savaş yapılan alan.

hatt-ı müdafaa / hatt-ı müdâfaa

  • Savunma hattı, müdafaa hattı.

hem-averd

  • Savaşan iki kişiden herbiri. (Farsça)

hukuk-u müdafaa

  • Savunma hakkı.

iddia makamı / iddiâ makamı / اِدِّعَا مَقَامِي

  • Savcılık.

iddianame / iddiânâme / اِدِّعَانَامَه

  • Savcının cezâ talep ettiği yazı.

ihtirab

  • Savaşma, muharebe etme.

iktisatsız

  • Savurgan.

ilan-ı harb / ilân-ı harb

  • Savaş açma. Harb ilân etme.

imdadiye

  • Savaş zamanlarında harp masrafını karşılamak, sulh vaktinde de bütçe açığını kapatmak için halktan alınan örfi vergi. Harp için alınana "imdadiye-i seferiye", açığı kapatmak gayesiyle alınana da "imdadiye-i hazariye" denilirdi.

isper

  • Savaş âletlerinden kalkan. (Farsça)

israf / isrâf / اسراف

  • Savurganlık.
  • Savurganlık. (Arapça)

israflı

  • Savurgan, tutumsuz.

kar-zargah / kâr-zârgâh

  • Savaş meydanı. Harp alanı. Muharebe sahası. (Farsça)

karzar / kârzâr / كارزار

  • Savaş. (Farsça)

kinegah / kinegâh

  • Savaş meydanı, muharebe alanı, harp sahası. (Farsça)

kirişek

  • Savaşçı, cengâver, muharib. (Farsça)

kıtal

  • Savaş, savaşma.

kus-i gaza / kûs-i gaza

  • Savaş davulu. Muharebe kös'ü.

levazımat-ı harbiye / levâzımat-ı harbiye

  • Savaş için lâzım olan şeyler.

ma'reke / معركه

  • Savaş alanı. (Arapça)

makam-ı iddia / makam-ı iddiâ / مَقَامِ اِدِّعَا

  • Savcılık.

masaff

  • Savaş, muhârebe, harp, cidâl yeri.

melahim / melâhim

  • Savaş yerleri.

meyadin-i harb

  • Savaş meydanları. Muhârebe alanları.

meydan-ı gaza

  • Savaş meydanı.

meydan-ı harb

  • Savaş meydanı, muhârebe alanı, harp meydanı.

meydan-ı harp

  • Savaş meydanı.

meydan-ı harp ve imtihan

  • Savaş ve imtihan meydanı.

meydan-ı mübareze

  • Savaş meydanı.

meydan-ı müdafaa / meydân-ı müdâfaa / مَيْدَانِ مُدَافَعَه

  • Savunma meydanı.
  • Savunma meydânı.

mübasele

  • Savaşta hamle edip kahramanlık göstermek.

mübezzir / مُبَذِّرْ

  • Savurgan.

mücadele / mücâdele / مجادله

  • Savaşma, çarpışma.
  • Savaşım. (Arapça)

mücennebe

  • Savaşçı asker, harpçi asker.

müdafa

  • Savunma.

müdafaa / müdâfaa / مدافعه / مُدَافَعَه

  • Savunma.
  • Savunma.
  • Savunma. (Arapça)
  • Savma, savunma.

müdafaa eden

  • Savunan.

müdafaa etme

  • Savunma.

müdafaa etmek

  • Savunmak.

müdafaaname / müdafaanâme / müdâfaanâme / مُدَافَعَه نَامَه

  • Savunma yazısı.
  • Savunma yazısı.
  • Savunma yazısı.

müdafaat / müdâfaat / müdâfaât

  • Savunmalar.
  • Savunmalar.

müdafi / müdâfî

  • Savunan, koruyan.
  • Savunan.

müdafi' / müdâfi' / مُدَافِعْ

  • Savunan.

müdde-i umumi / müdde-i umumî

  • Savcı.

müddeiiumumi / müddeîiumumî

  • Savcı.

müddeiumum

  • Savcı.

müddeiumumi / müddeiumumî

  • Savcı.

müddeiumumilik

  • Savcılık.

muharebat / muhârebât

  • Savaşmalar.

muharebe / muhârebe / مُحَارَبَه

  • Savaş, savaşma.
  • Savaşma.
  • Savaşma.

muharebe eden

  • Savaşan.

muharib / muhârib / محارب

  • Savaşan.
  • Savaşçı. (Arapça)

mühimmat / مهمات

  • Savaş malzemesi. (Arapça)

mümatala

  • Savsaklama, borcu uzatma.

müsrif / مسرف

  • Savurgan. (Arapça)

müstantık / مُسْتَنْطِقْ

  • Savcı.

nabiz

  • Savaşçı, muharip, savaşan.

naverd

  • Savaş, harb, dövüş, ceng. (Farsça)

naverdgah / naverdgâh

  • Savaş alanı, harb sahası, muharebe meydanı. (Farsça)

naverdhah / naverdhâh

  • Savaş isteyen, muharebe arzulayan. (Farsça)

neberd / نبرد

  • Savaş. (Farsça)

neberde

  • Savaşçı, muhârib. (Farsça)

neberdgah / neberdgâh

  • Savaş yeri, muharebe sahası. (Farsça)

netice-i harb

  • Savaşın sonucu.

netice-i muharebe

  • Savaş sonucu.

perhaş

  • Savaş, harb, muharebe, cidâl, ceng. Kavga. (Farsça)

peygar

  • Savaş, harb, muharebe, cidal. Kavga. (Farsça)

rezmgah / rezmgâh

  • Savaş meydanı, muhârebe sahası. (Farsça)

rezmi / rezmî

  • Savaşla ilgili. (Farsça)

rezmyuz

  • Savaşçı, kavgacı, muhârib. (Farsça)

seferberlik / سَفَرْبَرْلِكْ

  • Savaşa hazırlanma hali, savaş hali. (Arapça - Farsça - Türkçe)
  • Savaş hâli.
  • Savaşa hazır olma hali.

sefy

  • Savurmak. Saçmak.

silah-ı müdafa / silâh-ı müdafa

  • Savunma silâhı.

tarz-ı müdafaa / tarz-ı müdâfaa / طَرْزِ مُدَافَعَه

  • Savunma tarzı.
  • Savunma tarzı.

teberzin / تبرزین

  • Savaş baltası. (Farsça)

tedafü / tedâfü / تدافع

  • Savunma.
  • Savunma. (Arapça)

tedafüi / tedâfüî / تدافعى / تَدَافُع۪ي

  • Savunma ve korunma ile ilgili.
  • Savunmayla ilgili.
  • Savunma ile ilgili. (Arapça)
  • Savunmaya âit.

tezemmür

  • Savaşmak.

vakıa-i müdafaa

  • Savunma olayı.

vazife-i müdafaat

  • Savunma görevi.

yadigar-ı harb / yâdigâr-ı harb

  • Savaş hatırası.

zemare

  • Savt, ses, sayha, bağırış, çığlık.

zırh

  • Savaş elbisesi.