LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te satl ifadesini içeren 78 kelime bulundu...

ağraz / ağrâz / اغراض

  • Maksatlar, arzular, amaçlar.
  • Kinler, garazlar, kötü maksatlar.
  • Maksatlar. (Arapça)

ağraz-ı dünyeviyye

  • Dünyevî maksatlar, dünyevî niyetler, amaçlar.

ağraz-ı faside / ağrâz-ı fâside

  • Bozuk maksatlar, bozguncu niyetler.

ağraz-ı nefsaniyye / ağraz-ı nefsâniyye

  • Nefsanî maksatlar, nefsî arzular.

ağraz-ı şahsiyye

  • Şahsî maksatlar, ferdî niyetler.

ağrazlı

  • Maksatlı, kinle dolu.

azimet / azîmet

  • Kuvvetli irâde, istek, arzu. Haramlardan, dinde yasak edilen şeylerden sakınmakla berâber, mümkün olduğu kadar ruhsatlardan yâni dinde izin verilen kolaylıklardan uzak durup; evlâyı, en iyi olduğu bildirilenleri, nefse zor gelenleri yapmak; takvâ yol u.

bir gözü kör deha

  • Kur'ân'ın gösterdiği gerçekleri görmeyen ve sadece dünyevî maksatları gözeten zekâvet, dâhîlik.

busat

  • (Tekili: Bisat) Bisatlar, döşekler, kilimler, minderler, keçe yaygıları.

çarşaf

  • Yatağın üstüne serilen veya yorgana kaplanan bez örtü.
  • Kadınların kullandığı baştan örtülen, pelerinli eteklikli sokak elbisesi. Kadınların örtünmesi farzdır. Bu maksatla çarşaf ucuz, pratik, hafif olması ve zengin fakir herkesin kolayca sağlıyabilmesi bakımından yaygın olarak kulanı

def-i mefasid

  • Bozgunculuk yapacak fiil ve sözlerden çekinme; fesatlıklardan kaçınma.

elhamdü lillahi ala rahmaniyyetihi ve ala hakimiyyetihi / elhamdü lillâhi alâ rahmâniyyetihî ve alâ hakîmiyyetihî

  • Hamd ve şükür sonsuz merhamet sahibi ve herşeyi hikmetle, bir gaye ve maksatla yaratan Allah'a aittir.

emani-i mahsusa

  • Hususi arzular, özel maksatlar.

etüd

  • İnceleme, tetkik etmek. (Fransızca)
  • Musikide didaktik maksatla bestelenmiş eser. (Fransızca)

evasıt / evâsıt

  • (Tekili: Evsât) Vasatlar, orta hal ve vaziyetler.
  • Vasatlar, orta hâlli olanlar.

evsat / evsât

  • (Tekili: Vasat) Ortalar. Vasatlar.

fesadat / fesâdât

  • Fesatlar, bozukluklar, karışıklıklar.

fihriste-i makasıd

  • Maksatların anlatıldığı liste.

garaz-ı siyasi / garaz-ı siyasî

  • Siyasal maksatlar.

garazalud / garazâlûd / غرض آلود

  • Maksatlı. (Arapça - Farsça)

garazkar / garazkâr / غرضكار

  • Garazlı, maksatlı. (Arapça - Farsça)

iksad

  • (Kesad. dan) Kesada düşürme, kesatlandırma.

irşadat / irşâdât

  • İrşatlar.

irşadat-ı aliye / irşâdât-ı âliye

  • Yüksek irşatlar, doğru yolu göstermeler.

irşadi / irşâdî

  • İrşatla ilgili.

ispirtizma

  • Ölülerin ruhlarıyla bazı şartlar altında haberleşmenin mümkün bulunduğuna inanan görüş ve bu maksatla yapılan tecrübeler. (Fransızca)

ispritizma

  • Ölülerin ruhlarıyla bazı şartlar altında haberleşmenin mümkün olduğuna inanan görüş ve bu maksatla yapılan deneyler.

ispritizmacı

  • Ölülerin ruhlarıyla bazı şartlar altında haberleşmenin mümkün olduğuna inanan ve bu maksatla deneyler yapan kişi.

kampanya

  • Sıkı bir iş ve çalışma devresi.
  • Maksatlı uğraşma. Bir maksad için faaliyete geçme.

kasdi / kasdî

  • Bir şeye yönelme, maksatlı yapma.

kasten

  • Maksatlı, kasıtlı olarak.

la fahr / lâ fahr

  • Övgü değil (övünme maksatlı değil).

makasıd

  • Maksatlar, gayeler.
  • Maksatlar, gayeler.

makàsıd

  • Maksatlar.

makasıd / makâsıd / مقاصد

  • Maksatlar. (Arapça)

makasıd-ı aliye / makasıd-ı âliye

  • Yüce maksatlar, gayeler.

makasıd-ı aliye-i ilahiye / makasıd-ı âliye-i ilâhiye

  • Allah'ın kâinatı yaratmasındaki yüce maksatlar.

makàsıd-ı aliye-i kudsiye / makàsıd-ı âliye-i kudsiye

  • Her türlü kusur ve eksiklikten yüce olan İlâhî maksatlar, gayeler.

makàsıd-ı asliye-i kur'aniye / makàsıd-ı asliye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın asıl maksatları, gayeleri.

makàsıd-ı azime / makàsıd-ı azîme

  • Büyük maksatlar, gayeler.

makasıd-ı dünyeviye

  • Dünyevî maksatlar, gayeler.

makasıd-ı esasiye

  • Esas maksatlar, asıl gayeler.

makasıd-ı hayatiye

  • Hayatın gaye ve maksatları.

makasıd-ı ilahiye / makasıd-ı ilâhiye

  • Allah'ın varlıkları yaratmasındaki maksatları.

makàsıd-ı ilahiye / makàsıd-ı ilâhiye

  • Allah'ın gözettiği yüce maksatlar, gayeler.

makàsıd-ı ilmiye

  • İlmi maksatlar, gayeler.

makàsıd-ı irşadiye-i kur'aniye / makàsıd-ı irşadiye-i kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimin doğruluğu gösterme, uyarma maksatları.

makasıd-ı kelam / makasıd-ı kelâm

  • Sözün gayeleri, maksatları.

makàsıd-ı külliye

  • Büyük ve kapsamlı maksatlar, gayeler.

makasıd-ı kur'aniye / makasıd-ı kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimin maksatları, hedefleri, gayeleri.

makàsıd-ı kur'aniye / makàsıd-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın maksatları.

makasıd-ı kur'aniye / makâsıd-ı kur'âniye

  • Kur'ân'daki maksatlar ve hedefler.

makasıd-ı rabbaniye / makasıd-ı rabbâniye

  • Herşeyin Rabbi olan Allah'ın yüce maksatları, gayeleri.

makàsıd-ı rabbaniye / makàsıd-ı rabbâniye

  • Herşeyin Rabbi olan Allah'ın yüce maksatları, gayeleri.

makàsıd-ı san'atperverane / makàsıd-ı san'atperverâne

  • San'ata olan düşkünlüğü ortaya koyan maksatlar.

makasıd-ı sübhaniye / makasıd-ı sübhâniye

  • Her türlü eksiklikten uzak olan Allah'ın kâinatı yaratmasındaki maksatlar.

mefsedet

  • Fesatlık, bozukluk.

menaya

  • (Tekili: Meniyye) Ölümler.
  • Maksatlar. Gâyeler.

meşarib / meşârib

  • Meşrepler, anlayışlar, gidişatlar.

müfsid

  • İfsat eden, bozan.
  • Fesatlık eden, ara açan.

müfsidin / müfsidîn

  • (Tekili: Müfsid) Bozanlar, ifsad edenler, müfsidler. Fesatlık yapanlar, ara açanlar.

muktesid / مقتصد

  • Tutumlu, iktisatlı.) (Arapça)

muktesidane / muktesidâne

  • İktisatlı bir şekilde.

muktesit

  • İktisatlı, tutumlu.

müstahzar

  • Özel bir maksatla hazırlanan.

nesais

  • (Tekili: Nesise) Fesatlık için yapılan fısıltılar.

nesise

  • (Çoğulu: Nesâis) Fesatlık için yapılan fısıltı.

parsel

  • Bir maksatla ayrılarak sınırlandırılmış arazi parçası. (Fransızca)

ruhas

  • (Tekili: Ruhsat) İzinler, ruhsatlar, müsaadeler.

ruhsat / ruhsât

  • (Tekili: Ruhsat) Ruhsatlar, müsaadeler, izinler.

rüşvet

  • Bir iş gördürmek, haksızı haklı göstermek gibi maksatlarla bir görevliye verilen para, mal veya sağlanan menfaat.

şiddet-i iktisat

  • Çok iktisatlı, tutumlu olma.

şişe

  • Camdan yapılmış ağzı dar uzunca kap. Lâmbaya geçirilen camdan küçük baca.
  • Çeşitli maksatlarla çakılan çıta.

siyasi cemiyet / siyasî cemiyet

  • Siyasî maksatlarla kurulan örgüt, dernek.

sümum-u ağraz / sümum-u ağrâz

  • Kinlerin zehirleri, kötü maksatların zehirleri.

tekevvüni / tekevvünî

  • Tekevvüne ait. Oluşla, hâdisatla alâkalı.

yek-çeşm deha / yek-çeşm dehâ

  • Tek gözlü olağanüstü zekâ ve akıl; Kur'ân'ın gösterdiği gerçekleri görmeyen ve sadece dünyevî maksatları gözeten zekâvet ve akıl.

zahiri ulema / zâhirî ulema

  • Âyet ve hadislerin maksatlarına ulaşamayan ve sadece dış mânâlarına bağlı kalan âlimler.