LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te sar kelimesini içeren 231 kelime bulundu...

agel

  • Sarık.
  • Sarık.

ağniye / اغنيه

  • Şarkılar. (Arapça)

ahtel

  • Sarkık kulaklı.

aklah

  • Sarı dişli.

akleb

  • Sarkık dudaklı.

amame / amâme

  • Sarık. Ammâme. Başa sarılan ve sünnet-i seniyye olan kisve.
  • Sarık.
  • Sarık.

an şart / عَنْ شَرْطْ

  • Şart ile.

aşak

  • Sarmaşık.

bade / bâde

  • Şarap, içki.
  • Şarap, içki. Kadeh. (İçkinin her çeşiti haramdır, büyük günahtır. İnsan sağlığına zararları ilmî bir gerçektir. Aile, cemiyet hayatı ve ahlâk için de yıkıcıdır. İçkiden ve içenlerden uzak durmak gerekir.) (Farsça)

badekeş / bâdekeş / باده كش

  • Şarap içen. (Farsça)

bat satışı / bât satışı

  • Şartsız, kesin satış, alış-verişte şart koşmama.

bıdışgan

  • Sarmaşık otu.

bint-ül kerem

  • Şarap, hamr.

buyçe / bûyçe

  • Sarmaşık (nebat) (Farsça)

celbub / celbûb

  • Sarmaşık (bitkisi.) (Farsça)

cerrare

  • Sarı renkte küçük ve zehirli akrep.

çeşm-i mest

  • Sarhoş göz, mest olmuş göz.

cevad-ı mutlak

  • Şarta bağlı olmaksızın çok ihsanda bulunan, cömertlik eden Cenab-ı Allah.

ceza / cezâ

  • Şart cümlesinde cevap, karşılık olarak gelen kısım.

ceza-üş şart

  • Şartın cevabı. Meselâ: Zeyd ayağa kalkarsa, ben de kalkarım cümlesindeki, "ben de kalkarım" ifadesi, birinci cümlenin cevabıdır.

cezaü'ş-şart

  • Şart cümlesinin karşılığı ve cevabı olarak gelen kısım, meselâ, "gelirsen görüşürüz" cümlesinde "görüşürüz" cezaü'ş-şarttır.

cümle-i cezaiye / cümle-i cezâiye

  • Şart cümlesinin ikinci kısmı. Misâl: "Eğer lügatı rehber edinirsen, kelimelerin mânasını anlarsın" cümlesindeki "kelimelerin mânasını anlarsın" cümlesi, cümle-i cezâiyedir.

cümle-i şartiye

  • Şart cümlesi.

daire-i itikad ve tevhid

  • Sarsılmaz inanç ve her şeyin bir olan Allah'a ait olduğuna inanma dairesi.

derbar / derbâr / دربار

  • Saray. (Farsça)

derem-güzin

  • Sarraf. (Farsça)

destak

  • Şarabın beyazlığı ve dökülmesi.

destar / destâr / دستار

  • Sarık, imâme, başa sarılan tülbent. (Farsça)
  • Sarık. (Farsça)

destarbend

  • Sarık saran, sarıklı. (Farsça)

devrak

  • Şarap ölçeği.

ecel-i muallak / اَجَلِ مُعَلَّقْ

  • Şarta bağlı ecel.

efek

  • Sarfetmek, harcamak.

ehder

  • Sarkık dudaklı.

elhan / elhân / الحان

  • Şarkılar, melodiler. (Arapça)

esaslı

  • Sarsılmaz, köklü.

eşrat / eşrât

  • Şartlar, belirtiler.

etibba-i hassa

  • Saray hekimleri, saray doktorları.

fi'l-i şart

  • Şart fiili.

fürs

  • Şark kavimleri.

füşag

  • Sarmaşık otu.

gadn

  • Sarkık ve sülpük olmak.

güfte

  • Şarkı sözü.

habl-ül mesakin / habl-ül mesakîn

  • Sarmaşık bitkisi.

hablülmesakin / hablülmesâkin / حبل المساكن

  • Sarmaşık. (Arapça)

hacc-ı mebrur / hacc-ı mebrûr

  • Şartlarına dikkat edilerek hiç günâh işlemeden yapılan ve kabûl olan hac.

hadaik-ı hassa / hadaik-ı hâssa

  • Saray bahçeleri. Bunlar biri saray içinde, diğeri saray dışında olmak üzere iki kısımdı. Saray içindeki bahçe ve bostan işleriyle meşgul olanlara "Has Bahçe Bostancıları"; saray dışındakilere ise "Hassa Bostancıları" denilirdi. Saray dışı bahçe ve bostanların bazıları şunlardı: Kadıköy bağı, Davut P

hal-i sekir

  • Sarhoşluk hâli, durumu.

hamr / خمر

  • Şarab, sarhoşluk veren içki.
  • Şarap.
  • Şarap.
  • Şarap. (Arapça)

hanende / hânende

  • Şarkıcı.

hanende-gi / hânende-gî

  • Şarkıcılık, hânendelik. (Farsça)

hazi / hazî

  • Sarkıklık.

hazim / hazîm

  • Sarhoş. İçki içip akli müvazenesini kaybetmiş olan.

hazv

  • Sarkık olmak.

hazva'

  • Sarkık kulaklı eşek.

hemaguş / hemâgûş / هم آگوش

  • Sarmaş dolaş, kucak kucağa. (Farsça)
  • Hemâgûş olmak: Sarmaş dolaş olmak, kucaklaşmak. (Farsça)

hilbilab

  • Sarmaşık.

hina / hîna

  • Şarkı söyleme. (Farsça)

hina-ger / hinâ-ger

  • Şarkıcı, şarkı söyleyen. (Farsça)

humar / humâr

  • Sarhoşluğun verdiği sersemlik, başağrısı.

humari / humarî

  • Sarhoşluktan gelen sersemlik hâli.

hun-i can / hun-i cân

  • Şarap.

hunya / hunyâ

  • Şarkı söyleme. (Farsça)

hunyager / hunyâger / خنياگر

  • Şarkı söyleyen, şarkıcı. (Farsça)
  • Şarkıcı. (Farsça)

huruf-u şartiye

  • Şart edatları; Türkçe'de "eğer, şayet, …se, …sa" kelimelerinin karşılığı olarak kullanılan Arapça edatlar, in, lev gibi.

iç oğlanı

  • Saray hizmetine alınıp devletin çeşitli makamlarına namzed olarak yetiştirilen gençler. İç oğlanı, Yıldırım Bayezid zamanında yeni teşekküle başlayan saray hizmetlerinde bulunmak üzere yeniçerilik için toplanan devşirmelerden ayrılmak suretiyle meydana getirilmiş ve bu usûl sonradan yapılan kanunla (Türkçe)

ihtizazat / ihtizâzât

  • Sarsmalar, titretmeler.

iltima

  • Sararıp solmak. Renk değiştirmek.

imame / imâme

  • Sarık, tesbih başı.
  • Sarık.

irtiaş-ı mest

  • Sarhoş ve baygın titreyiş.

irticac / irticâc

  • Sarsıntı.

isfend

  • Şarap.

ısfirar

  • Sararmak. Sarı olmak.

ısfırar / ısfırâr / اصفرار

  • Sararma. (Arapça)

ışka / عشقه

  • Sarmaşık adı verilen bir bitki.
  • Sarmaşık. (Arapça)

isperlos

  • Saray, konak, kâşâne. (Farsça)

ıstabl-ı amire / ıstabl-ı âmire

  • Saray ahırı.

istigmam

  • Sarmak, sarılmak.

kafkaf

  • Şarap, hamr.

karkaf

  • Şarap, hamr.

kasır

  • Saray, köşk.
  • Saray.

kasr / قصر

  • Saray.

keyşer

  • Sarp.

kındid / kındîd

  • Şarap, hamr.

kıyas-ı fasid / kıyâs-ı fâsid

  • Şartlarına uygun olmadan yapılan bozuk, geçersiz kıyas.

layetezelzel / lâyetezelzel

  • Sarsılmaz. Tezelzül etmez. (Tahkikî iman sâhibleri, lâyetezelzel bir itikada sâhibdirler.)
  • Sarsılmaz.
  • Sarsılmaz.

layetezelzül / lâyetezelzül / لا یتزلزل

  • Sarsılmaz. (Arapça)

leblab

  • Sarmaşık denen bir bitki.

leff

  • Sarma. Dürme. İçine toplama. İliştirme. Rabtetme.

leff-ü neşr

  • Sarıp bağlama ve çözüp yayma. Birkaç isim yazdıktan sonra onların her birine ait özellik veya görevleri ayrıca sıralama. Bu sıralama isimlerin sırasına uygun sırada olursa "mürettep" adını alır. Olmazsa "müşevveş" adını alır.

lifafe / lifâfe / لفافه

  • Sargı. (Arapça)

mahnun

  • Sar'alı. Cin taifesi dokunmuş hasta. Mecnun.

masarif

  • Sarfolunanlar, harcananlar.

masraf

  • Sarfedilen, harcanan. Gider.

masrif

  • Sarfetme, harcama mahalli.

masru / masrû / مصروع

  • Saralı. (Arapça)

masru'

  • Sar'a hastalığına tutulmuş, sar'alı.

masruan

  • Sar'alı olarak, sar'a hastalığına tutulmuş olarak.

masruf

  • Sarfolunmuş, harcanılmış olan.

matbah-ı amire / matbah-ı âmire

  • Saray mutfağı.

matviyyen

  • Sarılı olduğu halde. Dürülerek. Kıvrılarak.

mehru'

  • Sar'alı kimse. Sar'a hastalığı olan kişi.

melas

  • Saracak ve dürecek yer.

melfuf / melfûf / مَلْفُوفْ

  • Sarılı. Bir mektup veya bir şey içine konulmuş olan.
  • Sarılı.

melfufen

  • Sarılı olarak. Melfuf olarak. Leffen, ekli olan şey.
  • Sarılı olarak iliştirerek.

menaat

  • Sarplık, çetinlik, kavilik, güçlük.

meni'

  • Sarp. Çetin. Zor. El erişmez. Zabtı zor.

meskur

  • Sarhoş olan.

meşmule

  • Şarap.

meşrut / meşrût

  • Şartlı. Şart ile bağlı.
  • Şarta bağlı.

meşrut olmak

  • Şarta bağlı olarak gelen, şart kılınan.

meşruta / meşrûta

  • Şarta bağlanmış.

mest / مست

  • Sarhoş, mest. (Farsça)

mestane / mestâne / مستانه

  • Sarhoşcasına. Sarhoş bir kimseye yakışır surette.
  • Sarhoşça. (Farsça)

mesti / mestî / مستى

  • Sarhoşluk. (Farsça)
  • Sarhoşluk. (Farsça)

mesti-bahş / mestî-bahş

  • Sarhoşluk veren, sarhoş edici. Bayıltıcı. (Farsça)

mey

  • Şarap, içki. (Farsça)
  • Şarap,

mey-füruş

  • Şarap satan, meyhâneci, şarapçı. (Farsça)

mey-gun

  • Şarap renginde olan, kırmızıya yakın olan. (Farsça)

meygun / meygûn / ميگون

  • Şarap rengi. (Farsça)

meyhane / meyhâne / ميخانه

  • Şarap içilen yer, içkievi. (Farsça)

mir-ahur

  • Sarayda at işlerine bakan memurun ünvanıdır. (Farsça)

mısgar

  • Sarı yüzlü.

mishat

  • Şarap koyacak kap.

mişvaz

  • Sarık.

muanaka / muânaka

  • Sarılma.

müdam

  • Şarap, mey, hamr.

müdla

  • Sarkıtılmış. İrsal olunmuş.

muganni / mugannî / مغنى

  • Şarkıcı. (Arapça)

muganniye

  • Şarkıcı kadın.

muhasara / محاصره

  • Sarma, kuşatma. (Arapça)
  • Muhasara etmek: Sarmak, kuşatmak. (Arapça)

muhaşşem

  • Sarhoş, mest.

mükevver

  • Sarılmış. Kıvrılmış.

mül

  • Şarap. (Farsça)

mümassar

  • Sarı ile boyanmış nesne.

münhedil

  • Sarkmış, aşağı salıverilmiş. Sarkık.

müşarata / müşârata

  • Şartlaşma.
  • Şartlaşma, sözleşme. Nefs muhâsebesinin (nefsi hesâba çekmenin) ilk basamağı olup, Allahü teâlânın beğendiği işleri yapma, beğenmediklerinden sakınma ve âhirete hazırlanma husûsunda nefsle sözleşme.

müskir

  • Sarhoşluk veren, şuuru kaybettiren, aklı gideren ve keyf veren madde.
  • Sarhoş edici, şarap ve içki.
  • Sarhoş eden, sarhoşluk veren.

müskirat / müskirât / مسكرات

  • Sarhoş edici şeyler.
  • Sarhoşluk veren şeyler.
  • Sarhoş edici şeyler. (Arapça)

mustar

  • Şarap.

müteleffif

  • Sarılıp bürünen.

müterennih

  • Sarhoşluktan veya başka bir sebepten dolayı sallana sallana yürüyen.

müterennim

  • Şarkı söyleyen.

mütesallip

  • Sarsılmaz seviyede birşeye (dine) bağlanan kimse.

mütesekkir

  • Sarhoş olan.

müteşelşil

  • Şarıl şarıl akıp çağlayan.

mütezelzil / متزلزل

  • Sarsılan, sallanan, oynayan, sarsıntıda olan.
  • Sarsılan.
  • Sarsılan. (Arapça)
  • Mütezelzil olmak: (Arapça)
  • Sarsılmak. (Arapça)
  • Bozulmak. (Arapça)

mütezelzile

  • Sarsılmış.

mutlak nezr

  • Şarta bağlı olmayan adak.

mutlakıyyet

  • Şartsız ve kayıtsız olarak bir hükümdarın emri ile bir hükümet, devlet veya bir topluluğun idare usulü.

muza'fer

  • Sarı renkte. Safran renginde.

müza'fer

  • Sarı renge boyanmış.

neşvan

  • Sarhoş.

nevdel

  • Sarkık ve sülpük olmak.

nezr-i mutlak

  • Şarta bağlı olmadan yapılan adak.

nimmest

  • Sarhoşça. (Farsça)

perdeşinas / perdeşinâs

  • Şarkı söyleyen, şarkıcı. (Farsça)

rahk

  • Sarmak, istilâ etmek.

recrece

  • Sarsılma, titreme, sallanma.

ru-zerd

  • Sararmış, sarı yüzlü. (Farsça)

rüstem

  • Şark edebiyatında kuvvet ve cesaretin timsali olarak bilinen ve Zaloğlu Rüstem diye veya "Rüstem-i Sistanî" nâmiyle meşhur İran'lı bir kahramandır. (Farsça)
  • Şark edebiyatında kuvvet ve cesaret timsali olarak şöhret bulan Zaloğlu Rüstem, İran'ın efsanevî ünlü kahramanı.

rüstem-i sistani / rüstem-i sistanî

  • Şark edebiyatında kuvvet ve cesaret timsali olarak şöhret bulan Zaloğlu Rüstem.

sadha

  • Şarabın iyisi. Kendine nisbet olunan bir yerin adı.

sahba / sahbâ / صهبا

  • Şarap. (Arapça)

sahib-i kasr

  • Sarayın sahibi.

sahih / sahîh

  • Şartlarına uygun olan iş veya ibâdet.

sar'i / sar'î

  • Sar'a hastalığı ile ilgili.

sara'

  • Sararmış hanzal otu.

şarab / şarâb / شراب

  • Şarap, içki, bu isim helâl içkileri de kapsar.
  • Şarap. (Arapça)

sarhoşane / sarhoşâne

  • Sarhoşça.
  • Sarhoşça.

şarki / şarkî

  • Şark ile alâkalı. Ciheti şarka, doğuya doğru olan.

şarkiyat

  • Şark dilleri veya ilimleri hakkında inceleme yapan ilim şubesi.

şartiye

  • Şart ile olan. Şartlı.
  • Şart olan.

şartiyyet

  • Şartlılık. Şarta bağlı olmaklık.

şartname / şartnâme / شرط نامه

  • Şart mektubu. (Arapça - Farsça)

sekir / سَكِرْ

  • Sarhoşluk.
  • Sarhoşluk.

sekkare

  • Şarap yapan.

sekr / سكر

  • Sarhoşluk.
  • Sarhoşluk.
  • Sarhoşluk. (Arapça)

sekr-aver / sekr-âver

  • Sarhoş eden, sarhoşluk veren, baş döndüren. (Farsça)

sekran

  • Sarhoş, mest olan adam.

sekraver / sekrâver / سكر آور

  • Sarhoşluk veren. (Arapça - Farsça)

semadir

  • Sarhoşluk vaktinde veya uyku geldiğinde göze ârız olan zayıflık.

semel

  • Sarhoşluk.

semil

  • Sarhoş.

sera / serâ / سرا

  • Saray. (Farsça)

şerabhar / şerâbhâr / شرابخوار

  • Şarap içen. (Arapça - Farsça)

şerait / şerâit / شَرَائِطْ

  • Şartlar.
  • Şartlar.
  • Şartlar.

seray / serây / سرای

  • Saray. (Farsça)

sermest / سرمست

  • Sarhoş. (Farsça)

sermesti / sermestî / سرمستى

  • Sarhoşluk, kendinden geçiş.
  • Sarhoşluk. (Farsça)
  • Sarhoşluk. (Farsça)

serrac / serrâc / سراج

  • Saraç. (Arapça)

serrachane / serrâchâne / سراج خانه

  • Saraçhane. (Arapça - Farsça)

şeylem

  • Sarhoşluk veren ve bazan buğdayların arasında çıkan siyah bir tohum.

sinesaf

  • Sarılıp kucaklaşmış. (Farsça)

sir / sîr / سير

  • Sarmısak. (Farsça)

şirrib

  • Şaraba karşı hırsı olan.

sufariye

  • Sarı asma adı verilen bir kuş.

sum

  • Sarımsak.

süradık / sürâdık / سرادق

  • Saray perdesi. (Arapça)

sürud / sürûd / سرود

  • Şarkı, melodi. (Farsça)

şurut / şurût

  • Şartlar.

tadahduh

  • Şarap dökülmek.

tağannüm

  • Şarkı vs. söylemek.

tango

  • Şarkılı bir dans.

tasaffür

  • Sararmak.

taylasan / طيلسان

  • Sarığın sarkan ucu. (Arapça)

teanuk / teânuk

  • Sarılma.

teganni / tegannî

  • Şarkı söyleme, bir metni müzik eserini andırır biçimde okuma.
  • Şarkı söyleme.

teganni eden / tegannî eden

  • Şarkı söyleyen.

teheddül

  • Sarkma, sölpüme.

tekvir

  • Sarmak, toplamak.
  • Sarma, toplama.

temessük

  • Sarılma, tutunma.

temessük eden

  • Sarılan, tutunan.

tenaggum

  • Şarkı söylemek.

terane / terâne / تَرَانَه

  • Şarkı söyleme, ötme.

teranezen

  • Şarkı söyleyen. (Farsça)

terebbuh

  • Sarkmak, sülpük olmak.

tesakür

  • Sarhoş olmak.

tezelzül / تزلزل / تَزَلْزُلْ

  • Sarsıntı.
  • Sarsılma.
  • Sarsılma, sarsıntı. (Arapça)
  • Sarsılma.

tezelzül etme

  • Sarsılma.

tezelzüli / tezelzülî

  • Sarsıntı ile alâkalı. Sarsıntı nev'inhden.

tişrab

  • Şarap içmek.

ugniye

  • Şarkılar, ilâhiler. Teganni edilen sözler.

üksus

  • Sarmaşık.

ulk

  • Şarap.

ümm-ül habais / ümm-ül habâis

  • Şarap, rakı gibi haram olan içki.

velvele-i gına / velvele-i gınâ

  • Şarkı bağırtısı.

zelzeleli

  • Sarsıntılı.

zemzeme-pira / zemzeme-pirâ

  • Şarkı söyleyen, terennüm eden. (Farsça)

zerd / زرد

  • Sarı. (Farsça)

zerdfam

  • Sarı renkte. Sarı renkli. (Farsça)

zerdi / zerdî

  • Sarılık. Sarı renkte olma. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR