LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te sakal ifadesini içeren 126 kelime bulundu...

adahik

  • (Tekili: Udhuke) Şakalar, gülünç şeyler.

ahu

  • Saç ve sakalı ak olup şayan-ı hürmet ve tâzim olan. Ahubaba, yalnız bu tabirde kullanılır.

akb

  • Sakalın kaba ve sık olması.

amih

  • Şaşkın, şaşırmış, şaşakalmış.

amize-muy / âmize-muy

  • Saçı sakalı kırlaşmış olan adam. Kır sakallı kimse. (Farsça)

amize-muyi / âmize-muyî

  • Kır saçlı ve kır sakallı kimse. (Farsça)

bahz

  • Sıkıntılı olma, can sıkma.
  • Yük ağır gelip hayvanı çökertme.
  • Bir adamı çenesinden, sakalından tutup çekme.

bakıl

  • Sakalı belirmiş kişi.

bakl

  • (Çoğulu: Bükûl) Tere ve sebzevatın her birisi.
  • Sakal bitmek ve diş çıkmak mânâsına mastardır.

bame

  • Sakalı gür olan. (Farsça)
  • Sık, uzun ve kaba olan sakal. (Farsça)

behreme

  • Saç ve sakalın kınayla boyanması.
  • Çiçeğin göz alıcı ve câzib olan güzellik ve parlaklığı.
  • Hindlilerin ibadeti.

beht / بهت

  • Şaşkınlık. (Arapça)
  • Behte uğramak: Şaşakalmak, şaşkınlığından donakalmak. (Arapça)

dü-muy

  • Saçına sakalına kır düşmüş adam. (Farsça)

emred

  • Henüz tüyü bitmemiş, sakalı gelmemiş olan genç.
  • Bâliğ olmamış (ergenlik çağına gelmemiş), sakalı çıkmamış parlak genç.

esmat

  • (Çoğulu: Sümut) Saçının ve sakalının karası beyazıyla karışıp ikisi beraber olmak.

eşmat

  • Saç ve sakallarına kır düşmüş olan.

eşyeb

  • (Şeyb. den) Saçı sakalı ağarmış, yaşlanmış olan kişi. İhtiyar.

farat

  • Öne çıkan, geçen.
  • Issız yerlerde konan nişan ve işaret.
  • Kervan halkından önce su yerine varıp sakalık eden kimse.

favori

  • Sakalın kulak hizasından yanağa doğru inen kısmı. (Fransızca)
  • Bir müsabakayı kazanacağı tahmin edilen şahıs, takım veya hayvan. (Fransızca)

frenk sakalı

  • Eskiden frenkleri taklid suretiyle bırakılan sakal hakkında kullanılan bir tabirdi. Çeneye gelen kısım uzunca bırakılıp, yukarı tarafları kısa kesilen veya traş edilen sakal demektir.

garb

  • (Çoğulu: Gurub) Güneşin battığı taraf. Batı.
  • Sığır derisinden yapılan büyük kova.
  • Sakaların su koydukları büyük tulum.
  • Atıldıktan sonra bulunmayan ok.
  • Yürügen at.
  • Nasır acısı (gözde olur).
  • Göz yaşı.
  • Göz yaşının geldiği damar.
  • Ke

hassa

  • Saç ve sakalı döken bir hastalık.

hatt

  • Sınır. Çizgi. Hudud.
  • Yazı. El yazısı.
  • Nâme. Mektup.
  • Gençlerde yeni çıkan bıyık veya sakal.
  • Çizgi gibi uzanan belirsiz hafif yol.
  • Deniz yalısı.
  • Gemilerin hareketteki istikameti.
  • Parmağın onikide biri olan bir ölçü.
  • Ferman, buyruk

hatt-aver

  • Sakalları yeni çıkmaya başlayan genç.

hezeyan

  • Kötü sözler. Soğuk şakalar.
  • Sayıklama. Saçma sapan konuşma.

hezl / هزل

  • Şaka, şakalaşma. (Arapça)

hilallemek / hilâllemek

  • Abdest alırken, el ve ayak parmakları ile sakalın ve kadınlarda sık saçların arasına ıslak parmaklarını sokarak hareket ettirmek.

hınna

  • Kına. Saça, sakala veya kadınların, parmaklarının uçlarına sürdükleri sarımtırak pembe boya ve bunun esası olan toz.

huntuf

  • Sakalını yolan.

ihtidab

  • Kına ile saç ve sakalı boyama.
  • Boyanma, renklenme.

ıhtitat

  • Sakal bitmek. Yer tutmak.
  • Hatla işaret koymak.

ihtitat

  • Sınırlandırma, hududlandırma. Hat çekme.
  • Sakal bitme.

ihtizab

  • (Saç, sakal v.s.yi) boyama.

iktihal

  • İhtiyarlama, yaşlılanma, kocama.
  • Saç ve sakala kır düşme.

iktihan

  • Kır saçlı ve sakallı olma.

iltiha'

  • (Lihye. den) Sakal bırakma.
  • Kabuk soyma.

imtişat

  • Tarama. Saç veya sakal tarama.

işabe

  • Saç ve sakal ağartma, beyazlatma. Genç yaşta saç ve sakal ağarması.

ıztıram

  • Saç ve sakala kır düşme.
  • Alevlenme.

kenfile

  • Kaba ve uzun sakal.

kess

  • Sakal kıllarının sık ve kıvırcık olması.

küsse

  • Kaba sakal.

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

lahy

  • Sakalın bittiği yer.

letaif / letâif / لطائف

  • Şakalar, fıkralar, latifeler. (Arapça)

liha

  • (Tekili: Lihye) Lihyeler, sakallar.

lihevi / lihevî

  • Lihye ile alâkalı. Sakala ait, sakalla alâkalı.

lihyani / lihyanî

  • Uzun ve kaba sakallı olan.

lihye / لحيه

  • Sakal.
  • Sakal.
  • Sakal. (Arapça)

lihye-i saadet

  • Peygamber Efendimize ait saç ve sakal.

lıhye-i seadet / lıhye-i seâdet

  • Peygamber efendimizin sakal-ı şerîfleri.

lihye-i şerif

  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'e (A.S.M.) âit sakaldan bazıları. Sakal-ı Şerif.

lihyedar / lihyedâr

  • Sakallı. (Farsça)

mahasin

  • (Mehâsin) İyilikler. İyi ahlâklar.
  • İnsanın vücudunda hüsün ve cemal yerleri.
  • Güzel tavırlar.
  • İnsanın yüzüne güzellik veren bıyık ve sakal.

matruş / matrûş / مطروش

  • Traş olmuş. Sakalsız.
  • Sağır kimse.
  • Sakalsız. (Arapça)
  • Tıraşlanmış. (Arapça)

mear

  • Saç ve sakalın dökülmesi.

memzuc

  • Bitişik. Karışık. Karışmış. Birlik olmuş. Birbirine mezc olmuş.
  • Şakalaşmak.
  • Oynamak.

mered

  • Kötülükte inad.
  • Sakal belirmemek, sakal çıkmamak.

mısyaf

  • Yaz günlerinde çok yağmur yağan yer.
  • Sakalı ağarmayınca evlenmeyen erkek.

müdaabe

  • (Müdâabet) Karşılıklı takılma, lâtife yapma, şakalaşma.

müfakehe

  • Şakalaşma, lâtife yapma.

mugazele

  • (Ga, uzun okunur) Aşıkane şakalaşma, lâtifeleşme.

muhled

  • Saçı ve sakalı geç ağaran kişi.

muhlis

  • Saç ve sakalına kır düşmüş olan kimse.

mülatafa

  • (Mülâtefe) (Lutf. dan) Birbirine lâtife etmek. Şakalaşmak. İltifat etmek. Güzel muâmele.

mülatafat

  • (Tekili: Mülâtafa) Lâtifeler, mülâtafa etmeler, şakalaşmalar.

mülatafe / mülâtafe

  • Lâtifede bulunma, espiri yapmak, edep sınırlarını aşmadan şaka ile takılma, karşılıklı şakalaşma.

mülatefe / mülâtefe

  • Lâtifeleşme, şakalaşma.

mültehi / mültehî

  • (Lihye. den) Sakalı çıkmış olan genç.

mümazaha

  • Lâtife yapma, şakalaşma.

mürd

  • (Tekili: Emrüd) Sakalı belirmemiş genç yiğitler.

müsal

  • Sakal.

muşata

  • Tararken dökülen saç veya sakal teli.

müşate

  • Saç ve sakaldan dökülen kıllar.

müsta'ciben

  • Şaşakalarak, şaşırarak, taaccüb ederek.

müstagrib

  • (Çoğulu: Müstagribîn) Gurbete gitmek isteyen.
  • (Garabet. den) Şaşakalan, şaşıran, garibine giden.

müstagribin / müstagribîn

  • (Tekili: Müstagrib) (Garabet. den) şaşakalanlar. Garibine gidenler, taaccüb edenler.

mutayebat

  • (Tekili: Mutâyebe) Eğlenceli hikâyeler. Fıkralar.
  • Şakalaşmalar, lâtife yapmalar.

mutayebe / مطایبه

  • Lâtifeleşme, şakalaşma.
  • Şakalaşma, birbirine fıkra anlatma. (Arapça)

müteaccib

  • Taaccüb eden, şaşan, şaşakalan.

müteaccibane / müteaccibâne

  • Şaşakalma suretiyle. Taaccüb eder şekilde. (Farsça)

mütemaşşit

  • Saçını sakalını tarayan.

mütemazih

  • Şakalaşan, birbirine lâtife ve şaka yapan.

na'sel

  • Erkek sırtlan.
  • Uzun sakallı bir kimsenin adı.

nevhat

  • Sakalı yeni çıkmış genç.

nikat / nikât

  • (Tekili: Nükte) Nükteler. İnce mânâlar.
  • İnce mânâlı, şakalı ve zarif sözler.

riş / rîş / ریش

  • Yara. (Farsça)
  • Yaralı. (Farsça)
  • Tüy. Kıl. Kuş kanadı. (Farsça)
  • Sakal. (Farsça)
  • Yara. (Farsça)
  • Sakal. (Farsça)
  • Kök. (Farsça)

rişbüz

  • Keçi sakalı gibi sivri olan sakal. (Farsça)

rişdar

  • Sakallı. (Farsça)

riştab

  • Kıvırcık saç ve sakal. (Farsça)

şabb-ı emred

  • Bıyığı, sakalı henüz çıkmış delikanlı.

şabb-i emred / şâbb-i emred

  • Henüz sakalı, bıyığı çıkmamış genç.

sakal-ı şerif / sakal-ı şerîf

  • Peygamber efendimizin mübârek sakal-ı şerîfi.

sakalan

  • (Sakaleyn) İnsanlar ve cinler.

sakaleyn

  • (Bak. SAKALÂN)

şayib

  • (Çoğulu: Şevâyib) Ayıp. Noksan.
  • Pis, murdar.
  • Saçı ve sakalı beyazlamış olan kimse.

sema'

  • Yağlı yemek yedirmek.
  • Baş yarmak.
  • Ekmeği terid etmek.
  • Sakalı boyamak.

sermele

  • Yemeği sakalına döküp ellerini bulaştıra bulaştıra yemek.

setat

  • Sakalın hafif olması.

şeyb

  • İhtiyarlık. Yaşlılık.
  • Saç, sakal ağarması.

sika'

  • Sakaların içine su doldurdukları köseleden yapılmış kap, kırba.

şirhar

  • Tar: Acemiliğe alınmayan veya sayısı beşten az olan esirlerden bir kısmı. Pencik kanuni hükümlerine göre esirler: Şirhâr, beççe, gulamçe, gulâm, sakallı ve pir olmak üzere sınıflara ayrılır ve bu tertibe göre vergiye tâbi tutulurdu. Üç yaşına kadar olan çocuklara, süt emen mânâsına gelen şirhâr; üç (Farsça)

sünat

  • (Çoğulu: Sünut Esnât) Sakalı olmyaan veya bir maktar çenesinde olup başka yerinde olmayan köse kimse.

tahayyür / تحير

  • Şaşakalmak. Hayret etmek. Şaşırmak. Hayran olmak.
  • Şaşakalma.
  • Hayranlık. (Arapça)
  • Tahayyür etmek: Hayran kalmak, şaşakalmak. (Arapça)

tahayyürat / tahayyürât

  • (Tekili: Tahayyür) Hayrete düşüp şaşakalmalar. Hayran olmalar.

tahlil etmek / tahlîl etmek

  • Abdest alırken el ve ayak parmakları arasına sol, sakalın sarkan kısmının içine ise sağ elin yaş parmaklarını tarak gibi sokarak karıştırmak.

tahzib

  • (Hizab. dan) Saç, sakal boyama.

tefaküh

  • (Fâkihe. den) Birbirlerine karşılıklı yemiş atma.
  • Mc: Şakalaşma.

tegil

  • Sakalları yeni çıkmağa başlayan genç. (Farsça)

tehnid

  • Lâtifeleşmek, şakalaşmak, birbirine lütuf etmek.

temazüc

  • Birbiriyle karışmak.
  • Şakalaşma.

temazuh

  • Şakalaşmak.

temeşşut

  • (Muşt. dan) Saçını, sakalını tarama.

tereccül

  • Paklanmak, temizlenmek.
  • Süslenmek, ziynetlenmek.
  • Saç ve sakal taramak.
  • Yayan yürümek.
  • Kuyu içine girmek.

teşbib

  • Saç ve sakal ağarmak.
  • Ateş yakma.
  • Kasidede mahbubdan bahsetme.

tesrih-i lihye

  • Sakal bırakma.

tevellüh

  • (Çoğulu: Tevellühât) (Veleh. den) Şaşakalma. Şaşırıp sersemleşme.
  • Hayran etme.
  • Kadını çocuğunden ayırma.

teveşşi

  • Saç ve sakalı kır olmak, alacalanmak.

til'

  • Etrafına çok iltifat eden kişi. Etrafdakilerle şakalaşan kimse.

usnun

  • (Çoğulu: Asânin) Sakal ucu.
  • Her nesnenin evveli.
  • Devenin çenesi altında olan uzun kıllar.

usve

  • Çoktandır taranmamış sakal.

velhan

  • Şaşakalmış, şaşkın, sersem.

verik / verîk

  • Gür sakallı adam.
  • Sık yapraklı ağaç.

zal

  • İhtiyar. Ak sakallı. (Farsça)
  • İranlı meşhur kuvvet ve pehlivanlık senbolü Rüstemin babasının adı. (Farsça)

zemk

  • Sakal yolmak. (Yolunan sakala "zemika" veya "mezmuka" derler.)

zenub

  • Sakaların su dağıttıkları bir kapdır ki; Kur'ân'da azabdan nasib mânasına istiare olunmuştur.