LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te sahte ifadesini içeren 50 kelime bulundu...

bakla'

  • Bakla.
  • şahtere dedikleri ota " baklat-ül melik" derler.
  • Semizotu denilen bitki.

bevatıl

  • (Tekili: Bâtıl) Batıllar, hurafeler. Hak olmayanlar, sahteler.

ca'li / ca'lî / جعلى

  • Uydurma, samimi olmayan, sahte, düzme ve taklid.
  • Sahte, yapmacıklı, düzme.
  • Yapma, uydurma. (Arapça)
  • Sahte. (Arapça)

ca'liyyat

  • Yapmacık hareketler, sahte, düzme hâller.

deccaliyet / deccâliyet

  • Yalancılık, sahtekârlık, aldatıcılık.

emr-i batıl / emr-i bâtıl

  • Gerçek olmayan, sahte emir ve iş.

errac

  • Fesatçı, müzevir, yalancı adam, sahtekâr.

foya

  • İtl. Gizli oyun, hile. Göz boyacılığı, sahtekârlık.
  • Elmasların yuvalarında yatağına konulan ince madeni yaprak.

halba

  • Ahmak. Şaşkın.
  • Aldatıcı, hilekâr, sahtekâr.

halib

  • (Çoğulu: Halebe) Aldatıcı, hilekâr, sahtekâr. (Müennesi: Hâlibe'dir.)

hile / hîle

  • Sed. Hâil.
  • Çare.
  • Maslahat ve hayırlı işlerde tedbirli ve tecrübeli olmak.
  • Aldatacak tarz ve tedbir. Fend. Mekir. Dabara.
  • Zeval ve intikal.
  • Sahtekârlık, yalancılık, düzenbazlık.
  • Sahtekârlık, hud'a. Aldatmak, yanıltmak.

hiyel

  • (Tekili: Hile) Aldatmacalar, hileler, sahtekârlıklar.

iğreti

  • t. Ödünç, borç, kendi malı olmayan. Yerli ve sabit olmayan, muallak gibi duran.
  • Muvakkat, bağlı bulunmayan, geçici.
  • Fıtrî olmayan, sahte, sun'î.

kafkaf

  • Şahtere otu.

kalafat

  • Geminin tahtalarının aralıklarını üstüpü vs. ile doldurup üzerine zift sürme işi.
  • Sahte süs, düzen.

kalbzen

  • Kalpazan. Sahte para basan. (Farsça)
  • Yalancı. (Farsça)

kallab

  • (Kalb. den) Düzenbaz, hilekâr.
  • Kalpazan. Sahte para basan kimse.

kalp

  • Sahte.
  • t. Hileli. Sahte. Taklit.
  • Yalandan cesaret satan korkak adam.
  • Yalancı. Kendisine güvenilmez olan.
  • Sahte, hileli.

kalp lira / قَالْپْ ل۪يرَه

  • Sahte lira.

kastar

  • (Çoğulu: Kasâtıra) Hâzık, basiretli, mahâretli kimse.
  • Paranın sahtesini seçip çıkaran kimse.

kehanetfuruş / kehânetfurûş

  • Geleceği bilirim diyen sahtekâr.

mahşuş

  • İçine girilmiş, sahte.

maziryun

  • Şahtere otu.

muazzir

  • (Özür. den) Ta'zir eden, sahte özür süren.

müftaal

  • Uydurma, sahte, düzme.

muhili / muhîlî

  • Hilekârlık. Sahtekârlık. Hile.

müleffak

  • (Telfik. den) Düzme, uydurma, yalandan, sahte.
  • Yaldızlama.

mümevveh

  • Sahte, samimi olmayan, içten değil. Görünüşte haklı olan. Gösterişle alâkadar.
  • Sahte, kof.

mümevvehat

  • Sahte, bâtıl şeyler.

mütevacid

  • Sahte ve yapma olarak vecde gelen.

muzahraf

  • Sahte yaldızlı, yalancı süslü olan.

müzahraf / مُزَخْرَفْ

  • Sahte yaldızla süslü pislik.

müzahref

  • Boya. Yaldız gibi, sahte yalancı. Yaldız.
  • Süprüntü, pislik, çöp.

muzahrefiyet

  • Sahtecilik; süsleyip cilalamak sûretiyle aslı gibi, doğal gibi göstermeye çalışmak.

nebehrece

  • Geçmez bakırlı para. Sahte akçe.
  • Her nesnenin kötüsü.

riyakar / riyakâr

  • Riya eden. Adam kandırmak için yalan söyleyen. Sahte iş yapan. İki yüzlü.

sahte / ساخته

  • Yapay, yapma. (Farsça)
  • Düzmece. (Farsça)
  • Kalp, sahte. (Farsça)

sahtegi / sahtegî

  • Sahtelik, yalan, düzme. (Farsça)

sahtekar / sahtekâr / ساخته كار

  • Sahte iş yapan, hilekâr. Kalpazan. (Farsça)
  • Sahteci, aldatıcı.
  • Sahteci. (Farsça)
  • Kalpazan. (Farsça)

sahtekari / sahtekârî

  • Hilekârlık, sahtekârlık. (Farsça)

şahterec

  • Şahtere otu.

saz

  • (Sâhten: Yapmak mastarından emir köküdür) Eden, yapan, uyduran, düzen mânalarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Evham-saz : Evham veren. (Farsça)

suluh

  • Sahte olmayıp geçer akçalar. Sağlam ve hakiki paralar.

sun'i / sun'î

  • İnsan yapısı, uydurma, takma, sahte, yaradılıştan olmayan.

suni / sunî

  • Yapay, sahte.

taklid / taklîd / تقليد

  • Takma, asma, kuşatma.
  • Benzetmeğe ve benzemeğe çalışmak. Benzerini yapmak. Birine benzemeğe çalışarak alay etmek. Sahte. Bir şeyin sahtesini yapmak.
  • Taklit, öykünme. (Arapça)
  • Sahte. (Arapça)

tezvir

  • Yalan ve iftira karıştırarak sözü süsleme, sahtekârlık.

tezvirat

  • Süslü yalan söylemeler, sahtekârlıklar.

tufeyli / tufeylî

  • (Davetsiz ziyafete giden Tufeyl adında birisinin ismindendir) Sahte.
  • Dalkavuk. Çanak yalayıcı.
  • Başkasının sırtından geçinen. Asalak. Parazit. Fazladan.

zeharif

  • (Tekili: Zuhruf) Yalancı süsler, yaldızlar, gösterişler.
  • Sahte süsler.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın