LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te sahip ifadesini içeren 277 kelime bulundu...

acaib-i mülk ve melekut / acaib-i mülk ve melekût

  • Allah'ın sahip olduğu ve hükmettiği görünen ve görünmeyen âlemlerdeki acaiplikler.

adalet-i kübra / adâlet-i kübra

  • Bütün hak sahiplerine haklarının verildiği ve bütün haksızlardan hesap sorulduğu büyük adâlet.

adem-i kuvvet-i zahire / adem-i kuvvet-i zâhire

  • Görünürde herhangi bir maddî güce sahip bulunmayan.

adet / âdet

  • Usul, görenek, alışılmış davranış. Huy, tabiat. Toplumda nesiller boyunca uyulan ve kamuoyunda (umumî efkârda) saygı ve müeyyideye sahip hareket kaideleri (Sosyoloji). İslâm cemiyetinde âdetler de İslâmî olur, İslâma uygun olur. Müslüman, İslâma aykırı âdetlere uymaz. Cemiyetin yabancı âdetlerle boz

ahzükabz / اخذ و قبض

  • Alıp sahip çıkma. (Arapça)

akıbetü'l-müttakin / âkıbetü'l-müttakîn

  • Takva sahiplerinin sonu.

alim-i ilm-i celp / âlim-i ilm-i celp

  • Eşyayı çekip yanına getirme ilmine sahip âlim.

anka-meşrebane

  • Anka meşrebi halinde, kanaat sahibi. Eski edebiyatta kanaat sahiplerine kinaye olarak söylenir.

arazi-i haliye / arâzi-i hâliye

  • Boş, sahipsiz bırakılmış topraklar.

arazi-i haraciyye / arâzi-i harâciyye

  • Harac vergisine tâbi olan topraklar. Müslüman olmayanlardan sulh ile alınıp harac vergisi karşılığında mülkiyeti eski sâhiplerine bırakılan veya harbde zorla alınıp müslüman olmayan sâhiplerinin elinde bırakılan, yâhut zımmînin (müslüman olmayan vata ndaşın) müslüman hükümdârın izni ile işlediği ölü

arifin / ârifîn

  • Ârifler, irfan sahipleri.
  • İrfan sahipleri, İlâhî hakikatlere vakıf olanlar.

asar-ı aliye / âsâr-ı âliye

  • Yüksek kıymete sahip olan eserler.

ashab / ashâb / اصحاب

  • Arkadaşlar, sahipler.
  • Sahabîler
  • Hz. Peygamber'i (a.s.m.) dünya gözüyle gören ve onun yolundan giden Müslümanlar.
  • (Tekili: Eshâb) (Sahib) Arkadaş olanlar. Sahip olanlar, kullanma yetkisine sahip kişiler.
  • Halk, ahali.
  • Sahabeler, yani Peygamberimiz Hz. Muhammed'i (A.S.M.) görmüş ve mü'min olarak ona ve onun mesleğine bağlı kalmış olan zatlar. Bu kişiler, insanlık, doğruluk ve her türlü faz
  • Sahipler, sahabeler.
  • Dostlar, arkadaşlar. (Arapça)
  • Sahipler. (Arapça)

ashab-ı akıl ve nakil

  • Akıl ve bilim sahipleri ve dinî bilgileri nakleden kimseler.

ashab-ı cah ve mertebe / ashab-ı câh ve mertebe

  • Makam ve mevki sahipleri.

ashab-ı hayat

  • Hayat sahipleri.

ashab-ı ilim

  • İlim sahipleri.

ashab-ı izzet

  • İzzet, şeref sahipleri.

ashab-ı meratip

  • Makam ve mevki sahipleri; siyasi, askeri ve ekonomik gücü elinde bulunduranlar.

ashab-ı ukul / ashab-ı ukûl

  • Akıl sahipleri.

ashab-ı vicdan

  • Vicdan ve insaf sahipleri.

ashabı

  • Sahipleri.

aşir

  • Onda bir. On kısma taksim edilen bir şeyin herbir parçası.
  • Kur'an-ı Kerimin on cüz'ünden herbiri veya on âyetlik bir parçası.
  • Dost, yardımcı, yardak.
  • Koca.
  • Kabile.
  • Kötülükte yardımcılık eden.
  • Sahip.
  • Toz.

avam-ı ehl-i iman / avâm-ı ehl-i iman

  • İman sahiplerinin avam tabakası.

avl

  • İslâm mîrâs hukûkunda belirli hisse (pay) sâhiplerinin (Eshâb-ı ferâizin) mîrâstan alacakları payların toplamının ortak paydadan fazla olma hâli.

aziz-i cebbar / azîz-i cebbâr

  • Dilediği herşeyi yapabilecek kudrete sahip olan, herşeyi ve herkesi ister istemez kudretine boyun eğdiren, izzet ve yücelik sahibi Allah.

ba / bâ / با

  • İle. (Farsça)
  • Sahip. (Farsça)

ba-i kasem / bâ-i kasem

  • Arabçada yemin maksadı ile kelime başına getirilen bâ. "Billâhi" gibi.
  • Farsçada: Bâ diye yazılırsa; ile, beraber, birlikte, sâhip mânalarına gelir. Arapçadaki Zû gibidir.

basit

  • Birden fazla unsur içermeyen, karmaşık bir yapıya sahip olmayan.

benimsemek

  • Sahip çıkmak, bir şey hakkında benimdir iddiasında bulunmak. Kabullenmek. (Türkçe)

bey'-i bil vefa / bey'-i bil vefâ

  • Vefa ile satış. Alıcı ve satıcının, satıştan vazgeçmek hakkına sâhip olduğu alış-veriş.

bilinç

  • Psk: İnsanın kendi varlığından ve kendine tesir eden çevresinde meydana gelen hadise ve değişikliklerin, bilgisine sahip olması hali. Şuurun dereceleri vardır. Meselâ: Düşünüyorum ve düşündüğümü biliyorum, yine düşündüğümü bildiğimi de biliyorum ve hakeza. Şuurlu olma ruhun bir vasfıdır. Maddede şuu (Türkçe)

bilinçaltı

  • Psk: Şuur altı. Geçmişte yaşadığımız ve etkisi altında kaldığımız hâdiselerden şimdi hatırlayamadıklarımız, şu anda da varlığımızda meydana gelen hadiselerden bilgisine sahip olmadıklarımızın hepsi. İnsan şuurlu hareket ettiği gibi şuuraltı etkilerle de hareket eder. İnsan şuuraltının etkisiyle hare (Türkçe)

borç

  • Geri verilmek niyetiyle ihtiyaç sahiplerine verilen para. Müslümanlıkta faizle borç vermek haramdır, günahtır. Borcunu ödiyemiyecek durumda onların borçlarını bağışlamak veya sonraya bırakmak sevaptır. Borcunu ödeyebilecek durumda olanlar da borçlarını zamanında ödemelidirler. Ödeyemiyecek olanlar d

büd

  • Sâhip. (Farsça)
  • Maşa. (Farsça)

bülega

  • (Tekili: Belig) Beliğ olanlar, Belâgat sâhipleri. Belâgat ilmi mütehassısları. Edebiyatçılar.
  • Belegat sahipleri, düzgün ve güzel konuşanlar, beliğ olanlar.

büleğa / büleğâ / بلغاء

  • Belagat sahipleri. (Arapça)

cebbar / cebbâr

  • Dilediği herşeyi yapabilecek kudrete sahip olan, herşeyi ve herkesi ister istemez kudretine boyun eğdiren, kudret ve azamet sahibi Allah.

cem-i kutbiyet ve ferdiyet ve gavsiyet

  • Manevî âlemlerde en yüksek seviyeler olan kutupluk, gavslık ve ferdiyet özelliklerini üzerinde toplama; bu makamlara sahip olan Şeyh Abdülkadir-i Geylânî hazretleri.

cemalperverane / cemâlperverâne

  • Güzelliğe sahip olarak.

cismani / cismânî

  • Maddi vücuda sahip.

cumhur-i ukala / cumhûr-i ukalâ

  • Akıllılar topluluğu. Akıl sahiplerinin hepsi.

daire-i mülk

  • Sahip olunan şeylerin dairesi.

daire-i tasarruf ve malikiyet

  • Etkili olup hükmettiği ve sahip olduğu daire.

dar / dâr / دار

  • Sahip olan, bulunduran, tutan. (Farsça)

dara / dârâ / دارا

  • Sahip. (Farsça)
  • Büyük hükümdar. (Farsça)

darende / dârende / دارنده

  • Sahip. (Farsça)

derebeyi

  • Ortaçağda kendi arazisi içindeki insanlara istedikleri gibi hükmeden, devamlı olarak birbirleriyle savaşan geniş toprak sahiplerinden her biri.
  • Mc: Asi, zorba.

derece-i malikiyet / derece-i mâlikiyet

  • Sahiplik derecesi.

devahi

  • (Tekili: Dâhiye) Büyük belâler. Afetler. Kazâlar.
  • Çok üstün zekâ sahipleri.

dirayetli

  • İncelikleri kavrayış gücüne sahip.

eazım-ı müçtehidin / eâzım-ı müçtehidîn

  • Âyet ve hadisler başta olmak üzere, diğer dinî delillerden hüküm çıkarma bilgi ve kabiliyetine sahip olan büyük İslâm âlimleri.

ebsar

  • (Tekili: Basar) Gözler. Dikkat sahipleri. Görücüler.

efendi

  • Sahip, saygın, terbiyeli.

ehemmiyeti haiz / ehemmiyeti hâiz

  • Öneme sahip.

ehil

  • Dost, sahip, usta.

ehl

  • (Ehil) Yabancı olmayan, alışık olduğumuz.
  • Dost, sahip, mensup. Evlâd, iyal. Kavm, müteallikat. Usta, muktedir ve becerikli anlamıyla ehil ve ehliyet İslâmiyette önemli bir husustur. Dinimiz, bize işleri ehline vermemizi emreder. Cemiyette işler, mevkiler, makamlar, görevler, ehline v
  • Sahip, malik,
  • Maharetli, usta.
  • Bİr yerde oturan.
  • Karıkocadan herbiri.

ehl-i akıl

  • Akıl sahipleri.

ehl-i akıl ve tahkik

  • Gerçeği araştıran akıl sahipleri.

ehl-i bid'at

  • Bid'at sâhipleri. Peygamber efendimizin ve eshâbının bildirdiği doğru îtikâddan (inanıştan) ayrılanlar.

ehl-i dikkat

  • Dikkat sahipleri.
  • Dikkatliler, dikkat sahipleri.

ehl-i din

  • Din sahipleri, dindarlar.

ehl-i edyan / ehl-i edyân

  • Din sahipleri, dine inananlar.

ehl-i fakr ve hacet

  • Fakirler ve ihtiyaç sahipleri.

ehl-i fazilet

  • Güzel huylu, üstün özelliklere sahip kişiler.

ehl-i fikir ve nazar

  • Fikir ve dikkat sahipleri.

ehl-i hall ü akit

  • Bir ülkeyi yönetme, bir devlet başkanını seçme veya azletme yetkisine sahip kişiler, millet vekilleri.

ehl-i hall ve akd

  • Hükümet ve Cumhurbaşkanının seçme ve azletme yetkisine sahip olan meclis.

ehl-i hayat

  • Hayat sahipleri.

ehl-i hayrat / ehl-i hayrât

  • Hayır ehli, sahipleri.

ehl-i haysiyet

  • Haysiyet, itibar ve şeref sahipleri.

ehl-i himmet

  • Himmet ve gayret sahipleri.

ehl-i hüner

  • Ustalık ve beceri sahipleri.

ehl-i iman ve irfan

  • Allah'a ve Allah'tan gelen herşeye inanan kimseler ve ilim sahipleri.

ehl-i iman ve salahat / ehl-i iman ve salâhat

  • Allah'a ve iman esaslarına inanan takva sahipleri, sâlih kimseler.

ehl-i kerem ve vicdan

  • Cömertlik ve vicdan sahipleri.

ehl-i keşif ve keramet

  • Allah'ın bir ikramı olarak, olağanüstü hal ve hareketlerin kendilerinde görüldüğü velî zâtlar ve mâneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar, veliler.

ehl-i keşif ve velayet / ehl-i keşif ve velâyet

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar, veliler.

ehl-i keşif ve zevk ve şuhud ve müşahede

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini Allah'ın lütuf ve ihsanıyla gözleme yeteneğine sahip olan veli zâtlar (k-ş-f;.

ehl-i makamat

  • Makam, mevki sahipleri.

ehl-i mesalik ve meşarib / ehl-i mesâlik ve meşârib

  • Mânevî usül, tarz ve yol sahipleri.

ehl-i meşrep

  • Bir hareket tarzı ve yol takip edenler, bir metoda sahip olanlar.

ehl-i muhabbet

  • Muhabbet sahipleri, sevgi ehli.

ehl-i salib / ehl-i salîb

  • Haç sâhipleri. Târihte papalığın teşvikiyle müslümanlara karşı birleşerek seferler tertipleyen, milyonlarca insanın canına kıyan, devletlerin yıkılmasına sebeb olan hıristiyan milletler topluluğu, haçlılar, hıristiyanlar.

ehl-i şevk

  • Arzu, istek ve neşe sahipleri.

ehl-i tahkik ve keşif

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar.

ehl-i takva / ehl-i takvâ

  • Takvâ sahipleri; Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan kimseler.

ehl-i takva ve vicdan / ehl-i takvâ ve vicdan

  • Allah'tan korkan, emirlerine bağlı olan dindar kimseler ve vicdan sahipleri.

ehl-i ukul / ehl-i ukûl

  • Akıllılar, akıl sahipleri.

ehl-i velayet ve şuhud / ehl-i velâyet ve şuhud

  • Mâneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini Allah'ın lütuf ve ihsanıyla gözleme yeteneğine sahip insanlar, velîler.

ehliyyet / اهليت

  • Beceri sahipliği, yeterlilik, yetki. (Arapça)
  • Yeterlilik belgesi. (Arapça)

elibba'

  • (Tekili: Lebib) Akıllılar, kâmiller, kemalât sahipleri, olgun kimseler.

elif

  • Munis, sahip, dost.

emval-i metruke

  • Sahipleri olmayan, sahipleri kaybolmuş, sahipsiz mallar. Terkedilmiş mallar.

erbab / erbâb / ارباب

  • (Tekili: Rab) Sahipler.
  • Rabler, Terbiyeciler.
  • Bâtıl ilâhlar.
  • Türkçede diğer bir mânası: Maharet sahibi, elinden iyi iş çıkan kimse. Bir işin ehli.
  • Sahipler.
  • Sahipler, becerikliler, terbiyeciler.
  • Sahip. (Arapça)
  • Başkan. (Arapça)
  • Usta. (Arapça)

erbab-ı dil / erbâb-ı dil

  • Gönül sâhipleri Erbab-ı kulûb, İbn-ül-Vakt.

erbab-ı din

  • Din sahipleri, dindarlar.

erbab-ı hasenat / erbâb-ı hasenat

  • İyilik sahipleri.

erbab-ı iman

  • İman sahipleri.

erbab-ı irfan

  • İlim ve irfan sahipleri, âlimler.

erbab-ı kulub / erbâb-ı kulûb

  • Gönül sâhipleri. Tasavvuf yolunda ilerlerken halleri değişen, her zaman başka türlü olan, bâzan şuurlu, bâzan şuursuz (içerisinde bulundukları mânevî hallere dalıp kendilerini unutan) kimseler. Bunlara İbn-ül-vakt de denir.

erbab-ı sekr / erbâb-ı sekr

  • Sekr sâhipleri.

erbab-ı ulum / erbab-ı ulûm

  • İlim sahipleri, âlimler.

erbabü'l-enva / erbâbü'l-envâ

  • Türlerin sahipleri, terbiye edicileri.

ervah-ı neyyire ashabı / ervâh-ı neyyire ashâbı

  • Nurlu ruh sahipleri; manevî âlemlerdeki nurlara ulaşan büyük zâtlar.

eshab / eshâb / اصحاب

  • Sahipler.
  • Sahipler. (Arapça)
  • Ashab. (Arapça)

ezvak-ı arifin / ezvâk-ı ârifîn

  • İrfan sahiplerinin, İlâhî hakikatlere vakıf olanların aldığı mânevî zevkler.

fahrü'l-alemin ve habib-i rabbü'l-alemin / fahrü'l-âlemîn ve habib-i rabbü'l-âlemîn

  • Kâinatın övgüsüne sahip ve Alemlerin Rabbinin sevgilisi, Muhammed (a.s.m.).

faiz

  • Ödünç verilen para için alınan ve şer'an haram olan kâr. Faizin iş hayatındaki mânası, "sen çalış, ben yiyeyim"dir. Küçük tasarruf sahiplerinin paraları bankalarda toplanıp, büyük yekûnlere ulaşır. Banka bu parayı aldığından daha büyük faizle iş sahiplerine kredi olarak verir. İstihsâl edile

fatinü'l-asır

  • Yaşadığı asrın en keskin zekâya ve anlayışına sahip kişisi.

fazilet-meab / fazîlet-meâb

  • Faziletli, üstün özelliklere sahip.

faziletkar / faziletkâr

  • Erdemli, faziletli, üstün niteliklere sahip.

faziletmeab / faziletmeâb

  • Çok faziletli, erdemli, üstün özelliklere sahip.

ferasetli

  • Çabuk sezen, yüksek anlama kabiliyetine sahip olan.

ferd-i fevkalade / ferd-i fevkalâde

  • Olağanüstü özelliklere sahip kişi.

gani-yi mutlak

  • (Gani-yi ale-l ıtlak) Cenab-ı Hak. Her şeye sahip ve hiç kimseye hiçbir cihetle ihtiyacı olmayan gani.

ganiyy-i mutlak

  • Hiçbir şeye hiçbir şekilde muhtaç olmayan ve bütün varlıkların her türlü ihtiyaçları gayb hazinelerinde bulunan sınırsız zenginliğe sahip olan Allah.

hace / hâce / خواجه

  • Hoca. (Farsça)
  • Efendi. (Farsça)
  • Ağa. (Farsça)
  • Sahip. (Farsça)
  • Vezir. (Farsça)

hacegi / hâcegî / خواجگى

  • Hocalık. (Farsça)
  • Efendilik. (Farsça)
  • Ağalık. (Farsça)
  • Sahiplik. (Farsça)
  • Tüccar. (Farsça)

haiz / hâiz / حائز

  • Bir şeye sahip olma. Sahip. Mâlik.
  • Yer tutan.
  • Akranından mümtaz olan.
  • Sahip.
  • Sahip, içine alan.
  • Sahip, bulunduran. (Arapça)
  • Hâiz olmak: Bulundurmak, sahip olmak. (Arapça)

haiz olma / hâiz olma

  • Sahip olma.

haize / hâize

  • Sahip olan.

hak tarikatler / hak tarîkatler

  • Ehl-i sünnet anlayışını benimseyen, İslam'ın temel esaslarını uygulayan ve mânevî bir silsileye sahip mürşidler tarafından temsil edilen tarîkatler.

hakikatli

  • Gerçekliğe sahip.

hakiki rızık / hakikî rızık

  • Hayatın devamı için sahip olmamız gereken nimetler.

hakim-i pür-kemal / hakîm-i pür-kemâl

  • Her işini hikmetle, yapan ve mükemmelliğin sonsuz derecesine sahip olan Allah.

hali

  • Tenhâ. Boş. Sahipsiz. Issız. İçinde bir şey olmama.

haliliye / halîliye

  • Allah'ın dostu (Halîlullah) ünvanına sahip olan Hz. İbrahim'in örnek alındığı yol.

hamil / hâmil / حامل

  • Taşıyan. (Arapça)
  • Hamile. (Arapça)
  • Sahip. (Arapça)
  • Hâmil olmak: Taşımak. (Arapça)

hamiyet-i islamiye / hamiyet-i islâmiye

  • İslâmın değerlerini koruma ve sahip çıkma gayreti.

havsala-i mevcude

  • Sahip olunan anlama gücü.

hayyale

  • Fikir sahipleri.

heftan

  • Zırhın altına giyilen pamuklu elbise.
  • Üstten giyilen kürk biçiminde süslü elbise. Kaftan. (Eskiden ekseriyetle taltif için, büyük kimseler tarafından liyâkat sahiplerine giydirilir veya üstlerine atılırdı.)

hisse-i şayia / hisse-i şâyia

  • Fık: Müşterek bir malın her bir cüz'üne sirayet eden hisse, pay.
  • Ortaklar arasında taksim edilmemiş olan müşterek mal. Meselâ: Bir kitaba, bir kaç kişi ortak ve taksim de mümkün değil ise; her hissedarın kitabın umumuna sahip olması.

hoca / خواجه

  • Hoca. (Farsça)
  • Sahip. (Farsça)
  • Efendi. (Farsça)
  • Üstad. (Farsça)

hudavendi / hudavendî

  • Hudavendilik, sâhiplik, hükümdarlık. (Farsça)

hudaver

  • Sahip, mâlik.
  • Bey, hâkim, efendi.

hükkam / hükkâm

  • Hâkimler, söz sahipleri, devlet adamları.

hukuk-u hayat

  • Hayat boyu sahip olunan haklar.

hulefa-i mehdiyyin / hulefa-i mehdiyyîn

  • Mehdî olan halifeler; âhirzamanda gelen büyük mehdînin bazı niteliklerine sahip olan halifeler.

huşmendan / huşmendân

  • (Tekili: Huş-mend) Aklı başında olanlar, akıl sâhipleri.

ilim ve hak erbabı

  • Hak, hakikat ve ilim sahipleri.

inne rahmetallahi karibün mine'l-muhsinine / inne rahmetallâhi karîbün mine'l-muhsinîne

  • "Şüphesiz ki Allah'ın rahmeti ihsan sahiplerine yakındır.".

intihal / intihâl / انتحال

  • Bir başkasının eserini sahiplenme. (Arapça)

ırk

  • Ayrı soyda olan, ayrı dilde konuşan değişik kültüre sâhip, şeklî özellikleri bulunan insan topluluğu, millet.

ittifakıyet-i avra / ittifakıyet-i avrâ

  • Tek gözü kör olan ittifak, beraberlik; arkasında hükmeden İlâhî kudret görülmediği için sadece maddî güce sahip olduğu sanılan birlik ve beraberlik.

kaffe-i esbab-ı sübutiye / kâffe-i esbab-ı sübutiye

  • Bir meselenin sağlam dayanaklara sahip olduğunu gösteren sebepler.

kahya / kâhya

  • Büyük konaklarda ev işlerini idare eden kimselerle san'at ve ticaret sahiplerinin işlerine bakmak üzere hükümet tarafından seçilen kimselere eskiden verilen addır.

karin / karîn

  • Yakın.
  • Bir şeye sahip olan, bir şeye nail olan.
  • Hısım, komşu, arkadaş gibi yakın.

kehribar / kehribâr / كَهْرِبَارْ

  • Elektriklenme kuvvetine sahip olan değerli bir taş.

kemal-i ilahi / kemâl-i ilâhî

  • Allah'ın bütün noksanlıklardan yüce ve en mükemmel sıfatlara sahip olması.

kısmet

  • Bölmek ve ayırmak. Bahşetmek. Taksim etmek.
  • Fık: Hisse-i şâyiayı, yani, taksim olunmamış maldaki hisseleri sahiplerine tahsis etmektir.

kulub-u nuraniye aktabı / kulûb-u nuraniye aktâbı

  • Nuranî kalp sahiplerinin kutupları, en önde gelenleri—velilerin ileri gelenleri gibi.

kur'an-ı bahirü'l-burhan / kur'ân-ı bâhirü'l-burhan

  • Kesin, güçlü ve apaçık delillere sahip olan Kur'ân.

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

kuvvet-i mümkünat

  • Yaratılmış olan varlıkların sahip olduğu kuvvet.

lakit / lakît

  • Yerden kaldırıp alınmış ve sahipsiz kalmış bir şey. Sokakta bulunan mal, para.
  • Sokağa atılmış yeni doğmuş çocuk.
  • Üzerine ansızın gelinen kuyu.

mahlul

  • Çözülmüş, dağılmış. Hallolmuş, erimiş.
  • Murisi ölen sahipsiz mal. Mirasçısı bulunmayıp hükümete kalan miras.

malik / mâlik / مالك

  • Sahip, bir şeyi olan, bir şeye sahip olan.
  • Sahip.
  • Sahip.
  • Sahip. (Arapça)

malik olan / mâlik olan

  • Sahip olan.

malik olmak / mâlik olmak

  • Sahip olmak.

malik-i zişan / mâlik-i zîşan

  • Şanlı ve şerefli sahip.

malikane / mâlikâne

  • Büyük ev, sahip gibi.

malikiyet / mâlikiyet / مالكيت

  • Sahiplik.
  • Sahiplik.
  • Sahip olma. (Arapça)

malikiyet davası / mâlikiyet dâvâsı

  • Sahiplik iddiasında bulunma.

mamelek / mâmelek / ماملك

  • Sahip olunan herşey.
  • Sahip olunan. (Arapça)

masumiyet-i enbiya / mâsumiyet-i enbiya

  • Peygamberlerin masumluğu, günahsızlığı; ismet sıfatına sahip olmaları.

mazhar

  • Yansıma ve görünme yeri; sahip olma, erişme.

mazhar olan

  • Sahip olan.

mazhariyet-i münkeşife

  • Bir görünüme sahip olmak.

mektub-u samedani / mektub-u samedânî

  • Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san'atı anlatan eser.

mend

  • Kelimelerin sonuna getirilerek "sahip" mânasına edattır. (Farsça)

mevcudat mektubatı

  • Varlık mektupları; Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san'atı anlatan eserler.

mevla / mevlâ

  • Efendi, sahip, koruyucu; Allah.
  • Efendi, sahip.
  • Allah.
  • Kul, köle, azat eden.
  • Velî, veliyeti olan.
  • Şanlı, şerefli.
  • Yardımcı.
  • Mürebbi, terbiye eden.
  • Sahip, efendi, Allah.

mizbanan / mizbanân

  • (Tekili: Mizban) Misafirleri ağırlayanlar, ev sahipleri.

mü'min-i gayr-ı müslim

  • Müslüman olmadığı halde mü'min gibi bazı imanî değerlere sahip olanlar.

mübayenet-i mahiyet

  • Temel yapıdaki farklılık, farklı özelliklere sahip olma.

müçtehid

  • Âyet ve hadîsler başta olmak üzere diğer dinî delillerden hüküm çıkarma bilgi ve kàbiliyetine sahip olan.

müdrikat

  • (Tekili: Müdrik) Akıllılar. İdrak sahipleri.

müellifin / müellifîn

  • (Tekili: Müellif) (Ülfet. den) Kitap yazanlar, eser sâhipleri. Te'lif edenler.

müflis

  • İflâs eden.
  • Dünyâda iken insanların haklarını yemiş, onları dövmüş, sıkıntı ve eziyet vermiş; bu sebeblerle âhirette hesâblar görülürken, hakkı olanlara bütün günahları verilip, hiç sevâbı kalmayan ve hak sâhiplerinin günâhlarını yüklenerek, Cehennemlik olan kimse.

muharririn / muharrirîn

  • (Tekili: Muharrir) Muharirler, yazarlar. Eser sâhipleri, müellifler.

muhlis

  • Halis, katkısız, dosdoğru, her hali içten ve gönülden olan, ihlâs sahipleri, samimi ve doğru olanlar.

mukaddesatçılık

  • Din, vatan, millet gibi mânevî değerlere sahip çıkmak.

mülk

  • Mal. Yer. Bina.
  • Hüküm ile bir şeyin zabt ve tasarrufu.
  • İzzet, azamet, şevket.
  • Bir şeyin dış yüzü.
  • İnsanın sahip ve malik olduğu şey.
  • Akıl sahiplerini tasarruf etmek.
  • Mâlik olmak.
  • Mal, sahip olunan şey.

mülkiyet

  • Mülk sahipliği.
  • Mülk sahipliği, vakıf olmayan bina ve mülkün durumu.
  • Mal sahipliği.

mürtezika

  • (Rızk. dan) Ulufe sahipleri.

musaddak-kerde-i erbab-ı basiret

  • Kalp gözü açık basiret sahipleri tarafından tasdik ve kabul edilmiş.

müşahhas

  • Somut, maddî varlığa sahip.

müsavat

  • Denklik, beraberlik. Müsavilik, eşitlik. Aynı hâl ve derecede olmak. Aynı haklara sahip olmak.

müsebbib-ül esbab

  • Bütün sebeplere sâhip olan, hakiki müsebbib (Cenab-ı Hak). Bütün sebepleri meydana getiren, Allah (C.C.)

mutaassıbane / mutaassıbâne

  • Tutucu, inanç ve geleneklerine aşırı derecede sahip çıkarak.

mütefennin

  • Bilgili, sanatkâr, fen ilimlerine sahip.

mütefenninlik

  • Fen bilginliği, ilim sahipliği.

mütekellim-i ezeli / mütekellim-i ezelî

  • Ezelî kelâm sıfatına sahip olan ve konuşması, hiçbir varlığın konuşmasına benzemeyen Allah.

müteneffizan / müteneffizân / متنفذان

  • Etkili kişiler, nüfuz sahipleri, sözü geçenler. (Arapça - Farsça)

mu‘arrif / معرف

  • Tanıtan, sunan, bildiren. (Arapça)
  • Hayır sahiplerinin adlarını okuyan müezzin. (Arapça)

nail etme

  • Eriştirme, sahip kılma.

nüfus-u ehl-i iman / nüfûs-u ehl-i iman

  • İman sahiplerinin kendileri, sayıları.

nüfus-u habise / nüfûs-u habîse / نُفُوسُ خَبِيثَه

  • Pis nefis sahipleri.

ordu

  • t. Bir devletin dinini, namusunu, vatan ve istiklâlini her çeşit yabancı taarruz ve tecavüzüne karşı koruyan askerî en büyük üç kuvvetten biri. Hava Ordusu, Deniz Ordusu, Kara Ordusu gibi.
  • En büyük askerî birlik.
  • Aynı iman ve düşünce sahiplerinin faaliyette olanlarının hepsi.

peygamber

  • İlâhî hakikatları insanlara bildirmek ve onlara örnek olmak üzere Allah tarafından tayin edilen, vahiy yoluyla sahip olduğu ilmini yaşayıp neşreden mübarek zatların umumî ismi.

piskopos

  • Hıristiyanlığın katolik ve doğu kiliselerinde en yüksek rûhânî ünvâna sâhip ve umûmiyetle bir bölgenin dînî lideri olan hıristiyan din adamlarına verilen ad.

rabb

  • Efendi, sahip.
  • Terbiye eden, besleyen.
  • Rab, Allah.

rabbat

  • Kadınların efendileri, sâhipleri, kocaları.

rabıta-i hayatiye

  • Hayatî öneme sahip olan ve hayat veren bağ.

ref'-i imtiyaz

  • İmtiyazın, sınıflamanın kalkması. Aynı hakka sahip herkese aynı muâmele yapılması.

ricalullah

  • Mânevi kudret ve kuvvet sahipleri olan evliya.

rusuh

  • İlim ve fende incelik ve derinliğe sahip olma.

saff-ı evvel

  • İlk saf, birinci saf.
  • İlk sahabeler.
  • Bir hareket ve cereyanın ilk sahipleri.

şah

  • Pâdişah. İran veya Afgan hükümdarlarının nâmı. (Farsça)
  • Bir yere hâkim olan zât. Sâhip. (Farsça)
  • Asıl. (Farsça)
  • Atın ön ayaklarını yukarı kaldırarak durması. (Farsça)

sahabe / sahâbe

  • Sahipler, Peygamberimizin arkadaşları.

sahabet / sahâbet

  • Sahip çıkma, benimseme.
  • Sahip olma, sahiplik.

sahabetkarane / sahabetkârane / sahâbetkârâne

  • Sahip çıkarak, koruyarak.
  • Sahip çıkarcasına, korurcasına.

sahb

  • (Tekili: Sâhib) Yakın dostlar. Sâhipler.

sahib / sâhib / صاحب

  • Sahip, koruyucu, sohbet arkadaşı.
  • Sahip. (Arapça)

sahib-i ağraz

  • Kin ve garaz sahipleri.

sahib-i menba-ı keramat ve hakikat / sahib-i menba-ı kerâmât ve hakikat

  • Allah'ın bir ikramı olarak verilen olağanüstü hal ve özellikler ile gerçeklerin kaynağına sahip olan.

sahib-i tasarruf

  • Her şeyi dilediği gibi kullanma ve yönetme kabiliyetine sahip olma.

sahib-i zişan / sahib-i zîşân

  • Şanlı sahip.

sahibe / sâhibe / صاحبه

  • Bayan sahip. (Arapça)

saye

  • Gölge. (Farsça)
  • Mc: Himaye, sahip çıkma, koruma. (Farsça)
  • Muavenet, yardım. (Farsça)

saye-dar

  • Gölge eden, gölgesi olan, gölgeli. (Farsça)
  • Sâhip çıkan, koruyan, himâye eden. (Farsça)

selef-i müçtehidin / selef-i müçtehidîn

  • Âyet ve hadisler başta olmak üzere dinî delillerden hüküm çıkarma bilgi ve kâbiliyetine sahip olan İslâmın ilk dönemlerinde yaşamış İslâm âlimleri.

seyyale-i latife / seyyâle-i lâtife

  • Akıcı özelliğe sahip nuranî varlık.

sırr-ı tesbihat

  • Cenâb-ı Hakkın bütün noksan sıfatlardan uzak ve bütün kemâl sıfatlara sahip olduğunu ifade eden sözlerin sırrı.

sôfi / sôfî

  • Tasavvuf ehli. Kalbini gafletten (Allahü teâlâyı unutmaktan) ve mâsivâya (Allahü teâlâdan başka şeylere) bağlamaktan koruyan, nefsini Allahü teâlâya itâate kavuşturan, pâk ve temiz bir kalbe sâhip olan kimse, velî derviş.

taht-ı temellük

  • Mülkü altında, sahipliği altında, kendisine ait.

taraf

  • Yan, yön.
  • Yer, memleket, ülke. Kıt'a.
  • Taraftarlık, sahip çıkmak, korumak.
  • Aralarında anlaşmazlık bulunan iki kişiden veya iki topluluktan her biri.

tarafgir

  • Taraf tutan. Taraflardan birine sahip çıkan. (Farsça)

tedarikatta bulunma / tedarikâtta bulunma

  • Elde etmek, sahip olmak için hazırlık yapma.

temellük / تَمَلُّكْ

  • Sahiplenme.
  • Mal edinme, sahiplenme.
  • Sahiplenme.

tesahub / tesâhub / تصاحب

  • Sahip çıkma, benimseme.
  • Koruma.
  • Arkadaşlık etme.
  • Sahip çıkma; koruma.
  • Sahiplenme.
  • Sahip çıkma. (Arapça)
  • Arkadaşlık etme. (Arapça)

tesahup

  • Sahiplenme, dost edinmek.

tezkere

  • (Tezkire) Pusula.
  • Herhangi bir iş için izin verildiğini bildirmek üzere alınan resmî vesika.
  • Bazı meslek sahipleri için yazılan, o şahsın şahsî ve meslekî durumu hakkında bilgi. Biyografi.

ukala / ukalâ / عقلا

  • Akıllılar; akıl sahipleri.
  • Akıl sahipleri. (Arapça)

ukul-ü münevvere

  • Nurlu akıllar, aydınlanmış akıl sahipleri.

ukul-ü münevvere erbabı

  • Nurlu akıllar, aydınlanmış akıl sahipleri.

ukul-u nuraniye erbabı / ukûl-u nuraniye erbabı

  • Aydınlanmış akıl sahipleri.

ukul-ü nuraniye erbabı

  • Nuranî akıl sahipleri; akıl yoluyla manevî hakikatlerin nuruna ulaşan kişiler.

ulü

  • Sahipler. Bir şeyin ehli olanlar.

ulü'l-emr

  • Emir sahipleri, buyruk sahipleri, kadılar, idareciler, yöneticiler.

ulülebsar / ûlülebsâr / اولو الابصار

  • Görüş sahipleri. (Arapça)

ulum-u evvelin ve ahirin / ûlum-u evvelîn ve âhirîn

  • Geçmiş ve gelecek insanların sahip olduğu ilimler.

vahdet-i mevcud

  • Bütün varlıkların bir elden tedbir ve idare edilmesi ve sahiplerinin bir olması.

vahdetü'l-vücud ehli

  • "Allah'ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre bir gölge gibidir ve ‘varlık' adını almaya lâyık değiller" tarzındaki tasavvufî görüş sahipleri.

vela

  • Yakınlık. Sâhiplik.
  • Sevme, muhabbet.

veli / velî

  • Sahip, malik, evliya, koruyucu, muhafaza eden, küçük çocukların durumundan sorumlu kişi, baba, ata.
  • Velâkin, fakat, amma.
  • Sahip, gözetici, koruyucu.

vikaye

  • Koruma, koruyuculuk, sahip olma, arka çıkma, kayırma.

yakin ehli / yakîn ehli

  • Kesin ve doğru bilgi sahipleri.

yave / yâve

  • Hezeyan. Yalan. Yaygara. Saçma sapan söz. (Farsça)
  • Sahipsiz hayvan. (Farsça)

zahib / zâhib

  • Kanaat ve fikre sahip olan.

zat-ı müşahhas / zât-ı müşahhas

  • Somut ve gerçek varlığa sahip birisi.

zehap

  • Gitme; bir düşünce ve fikire sahip olma.

zekat / zekât

  • Belli bir mal varlığına sahip olan Müslümanın, her yıl şeriat tarafından belirlenen miktarını tayin edilen yerlere vermesi.

zerre-i cazibe / zerre-i câzibe

  • Çekim zerresi; çekim gücüne sahip parça, çekirdek.

zevat-ı aliye / zevât-ı âliye

  • Yüksek makama sahip zâtlar, kimseler.

zevi

  • (Tekili: Zû) Sahipler.

zevi'l-akıl

  • Akıl sahipleri.

zevi'l-efkar ve elbab / zevi'l-efkâr ve elbâb

  • Fikir ve akıl sahipleri.

zevi'l-ervah / zevi'l-ervâh

  • Ruh sahipleri, ruh taşıyan canlılar.

zevi'l-hayat

  • Hayat sahipleri, canlılar.

zevi'l-idrak / zevi'l-idrâk

  • Düşünebilen varlıklar, idrak sahipleri.

zevi'l-ihsas / zevi'l-ihsâs

  • His sahipleri.

zevi'l-ukul / zevi'l-ukûl

  • Akıl sahipleri.
  • Akıl sahipleri, akıllılar.
  • Akıl sahipleri.

zevi-l ervah

  • Ruh sahipleri. Hayatlılar, ruhlular. Can sahibi olanlar.

zevi-l idrak

  • İdrak sahipleri. Anlayış ve akıl ile kavrayışlı olan.

zevi-l ukul

  • Akıl sahipleri. Aklı olanlar.
  • Tas: Halkı zâhiren, Hakkı bâtınen görenler.

zevil

  • Sahibi, sahipler.

zevil'elbab

  • Akıl sahipleri.

zevil'ervah / zevil'ervâh

  • Ruh sahipleri.

zevil'idrak

  • İdrak sahipleri.

zevil'ukul

  • Akıl sahipleri.

zevilervah

  • Ruh sahipleri.

zevilhayat

  • Hayat sahipleri, canlılar.

zıll

  • Gölge.
  • Perde.
  • Mc: Sahip çıkma, koruma, himaye etme.

zılliyet

  • Zâhirî sahiplik. Himaye edici olma.
  • Gölgelik.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR