LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te sad kelimesini içeren 74 kelime bulundu...

akl-ı dünyevi / عَقْلِ دُنْيَوِي

  • Sadece dünyayı gören akıl.

alem-i emir / âlem-i emir

  • Sâdece bir emr-i İlâhî ile işlerin hemen olduğu âlem. Yaradılışa ait kanunlar âlemi.

bahbah

  • Şâdlık, şenlik.

basit

  • Sade, düz, bölünmez.

buyrultu

  • Sadrazam, kaptan-ı derya, vezir, beylerbeyi gibi devlet erkânının yazılı emirleri. (Türkçe)

derdab

  • Sadâ, ses.

esdaf / esdâf

  • Sadefler, inci kabukları.

esdika / esdikâ

  • Sâdıklar, sâdık olanlar.
  • Sadıklar.

fisebilillah / fîsebîlillâh

  • Sadece Allah için.

halisen livechillah / hâlisen livechillâh

  • Sadece Allah için.

hasreden

  • Sadece belli şeylere odaklanan.

heşheşe

  • Şâdlık etmek, neşeli olmak.

hevaperest

  • Sadece gayr-ı meşru lezzet ve hevesinin peşinde. Cenab-ı Hakk'ı, dinin emirlerini unutmuş, nefsine şiddetle muhabbet eden. Nefsine tapınır derecede Haktan gafil. (Farsça)

hizmet-i sadıkane / hizmet-i sâdıkane

  • Sadakatle hizmette bulunma.

hodfikirlik

  • Sadece kendi düşüncesini beğenme; düşüncelerinde bencil davranma.

hüve'l-hakk

  • Sadece o haktır, doğrudur.

hüve'l-hakku

  • Sadece o haktır.

hüve'l-hasen

  • Sadece o güzeldir.

hüve-l ahsen

  • Sadece ve yalnız en güzel O'dur.

hüve-l hasen

  • Sadece, yalnız o güzeldir.

ihlas-ı kalb / ihlâs-ı kalb

  • Sadece Allah'ın rızasını gözeten kalb samimiyeti.

ishakiyye köşkü

  • Sadrazam İshak Paşa tarafından Sultan İkinci Bayezid için, Topkapı surları dahilinde yaptırılmış olan köşkün adıdır. Bânisinin ismine nisbetle bu adı almıştır.

ismen

  • Sadece isimle, gerçekten olmayan.

ıstına-i sıddık

  • Sâdık dost seçme.

karz-ı hasen

  • Sadece Allah rızâsı için verilen ödünç. Faizsiz verilen borç.

mahall-i sadaka

  • Sadaka olarak verilen mal veya parayı şer'an almağa ehil olan kimse.

mahz

  • Sadelik.

mahz-ı emir

  • Sadece ve yalnız emir.

mahza / mahzâ

  • Sade.

mahzan / mahzân

  • Sadece.

mektub-u sadakat-medar / mektub-u sadâkat-medâr

  • Sadâkate, bağlılığa kaynak olan mektup.

menfaatperestlik

  • Sadece çıkarını düşünme.

meşaiyyun / meşâiyyun

  • Sadece akla güvenen Aristo geleneğini izleyen felsefeciler.

meşiet-i hassa

  • Sadece Allah'a ait olan dileme.

mirrih

  • Şâd, neşeli ve mesrur kimse.

mu'tecir

  • Sadaka veren.

mutasaddık-un aleyh

  • Sadakayı kabul eden kimse.

mütekellimivahde

  • Sadece kendi adına konuşan.

naşad / nâşâd

  • Şâd olmayan, üzgün.

nemek-perver

  • Sâdık ve bağlı kimse. (Farsça)

nev'i şahsına münhasır

  • Sadece şahsına benzer çeşit, başka benzeri olmayan. Eşi bulunmaz olan.

nur-u mahz-ı kur'an / nur-u mahz-ı kur'ân

  • Sadece Kur'ân nuru, ışığı.

nuşe

  • Şâd ve sevinçli. Mesrur olan. (Farsça)

ona münhasır

  • Sadece Ona ait, Ona özel.

raik / râik

  • Sade.

sabia / sâbia

  • Sâdisenin altmışta biri.

sadakat / sadakât

  • Sadakalar.

sadakatkar / sadakatkâr

  • Sâdık, sadakat sahibi. (Farsça)

sadakatkarane / sadakatkârâne / sadâkatkârâne

  • Sâdık ve bağlı bir tarzda.
  • Sadakat edercesine, bağlılığını gösterircesine.

sadakatli

  • Sadık, doğru.

sadakatmedar / sadâkatmedâr

  • Sadakat vesilesi, bağlılık sebebi.

sadaret / sadâret / صدارت

  • Sadrazamlık. (Arapça)

sadaret-penah

  • Sadrazam bulunan kimse. (Farsça)

sadaretpenah / sadâretpenah / صدارت پناه

  • Sadrazam. (Arapça - Farsça)

sadegi / sadegî

  • Sâdelik, süssüzlük, düzlük. (Farsça)

sadıkan

  • Sâdıklar, sâdık dostlar. (Farsça)

sadıkane

  • Sâdık kimseye yakışır şekilde. Sadakatle. (Farsça)

sadıkıyyet

  • Sâdık oluş, sâdıklık.

sadr-ı a'zam / صدر اعظم

  • Sadrazam.

şadurvan / şâdurvan / شادروان

  • Şadırvan. (Farsça)

sedacet

  • Sâdelik.

sıddıkin-i sahabe / sıddıkîn-i sahabe

  • Sadakatli, doğru sözlü Sahabeler.

sıfat-ı ayniye

  • Sadece zâta mahsus olan sıfat. Zatî sıfat. Lafza-i Celalin sadece Cenab-ı Vâcib-ül Vücud olan Rabbimize mahsus olması gibi.

sırf / صرف

  • Sadece, yalnız. (Arapça)

tasadduk

  • Sadaka vermek. Yâni Allahü teâlânın rızâsı için fakirlere ve ihtiyâcı olanlara para, mal vermek.
  • Sadaka verme.
  • Sadaka verme.
  • Sadaka vermek, doğru olduğu ortaya çıkmak.

tencic

  • Şâd etmek. Sevindirmek.

tevbe-i nasuh / tevbe-i nasûh

  • Sâdık tevbe. Nasuh tevbesi. Rücu' ettiği günaha bir daha dönmemek veya tevbe eylediği günahı bir daha yapmamak için kasd ve niyet etmek ve bunda tam kararlı olmak.
  • Sâdık tövbe, işlediği günâhı bir daha yapmamak üzere tövbe etmek ve bu tövbesinde tam kararlı olmak.

tevhid-i halık / tevhid-i hâlık

  • Sadece bir Yaratıcının olduğuna, başka yaratıcıların olmadığına inanma.

üslub-u mücerred / üslûb-u mücerred

  • Sade, basit üslûp.

üslub-u mücerret / üslûb-u mücerret

  • Sade, basit üslûp (Bu üslûpta tabiîlik, akıcılık, kısalık, mânâ ve maksada yetecek kadar izah nitelikleri vardır. Ders kitaplarında, günlük hayatta ve konuşmalarda genellikle bu üslûp kullanılır).

vekaletpenah / vekâletpenâh / وكالت پناه

  • Sadrazam. (Arapça - Farsça)

zaal

  • Şâdlık, neşeli oluş, neşat.

zahirbin / zâhirbîn / ظاهربين

  • Sadece görünüşe bakan. (Arapça - Farsça)

zahirperest / zâhirperest / ظاهرپرست

  • Sadece dış görünüşe bakan. (Arapça - Farsça)