LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te sırr ifadesini içeren 123 kelime bulundu...

(k.s.)

  • Kuddise sırruhu; ilâhî hikmetten öğrendiği şeyler pak ve mübarek olsun.

bekà-alud / bekà-âlûd

  • Sonsuzluk sırrından pay almış.

bevh

  • Musibete, belâya uğrama; felâket gelmesi. Kederlenme.
  • Gizli şeyin, sırrın açığa çıkması.

cahcaha

  • Gönlünde olan sırrını gizlemek.
  • Çağırmak.
  • Su sesi.

cilve-i sırr-ı i'caz / cilve-i sırr-ı i'câz

  • Mu'cizelik sırrının cilvesi, yansıma ve görüntüsü.

fa'alün lima-yürid

  • "Kayyumiyet sırrıyla ve faaliyet-i daimesiyle her an istediğini istediği gibi yapar." meâlinde bir âyettir.

hachace

  • Korkudan melul olmak.
  • Sırrını demek isteyip yine dememek.

hakikat-i leyle-i kadir

  • Kadir Gecesinin gerçek mânâsı, sırrı.

hakikat-i leyle-i kadr

  • Kadir Gecesinin mânâsı, sırrı.

hikmet-i diniye

  • Dinin hikmeti, sırrı.

hizy

  • Horluk, hakirlik. Züll. Sırrı fâş olmuş, rüsvay olmuş kimse.

ibsas

  • Sırrı açıklama.
  • Yayma, dağıtma.

ifşa-yi raz

  • Sırrı açıklama.

ıhtizan

  • Sırrı gizlemek.

israr

  • (Sırr. dan) Sır saklamak, gizlemek. Gizlenmesi lâzım bir şeyi gizlemek.

kaddesallahü teala esrarehümül'aziz / kaddesallâhü teâlâ esrârehümül'azîz

  • Daha çok tasavvuf büyüklerinin, evliyâ zâtların isimleri anılınca ve yazılınca söylenen veya yazılan Allahü teâlâ onların kıymetli sırlarını temiz, mübârek eylesin mânâsına duâ ve saygı ifâdesi. Bir kişi için Kaddesallahü sırrehü; iki kişi için Kadde sallahü sırrehümâ denir.

keşf

  • Açma, meydana çıkarma, gizli bir şeyi bulma, bir sırrı öğrenme.
  • Allah tarafından ermişlere ilham edilen gizliyi bilme yetisi.

keşfiraz / keşfirâz

  • Sırrı ortaya çıkarma.

ketum

  • Sır saklayan. Herkese her şeyi konuşmayıp sırrını belli etmiyen.
  • Her şeyi gizleyen.

kuddise sirruh

  • Daha çok Allahü teâlânın sevdiği kullar olan evliyâdan birinin ismi anılınca veya yazılınca, onun sırrı (içi) temiz ve mübârek olsun mânâsına söylenen veya yazılan duâ, hürmet ve saygı ifâdesi. İki kişi için "Kuddise Sirruhümâ" ikiden çok için "Kuddi se sirruhüm" denir.

kuddise sırruhu

  • "Sırrı ve hakikatı muazzez ve müşerref olsun" meâlinde bir hürmet ifadesidir.
  • 'Sırrı ve hakikati muazzez ve müşerref olsun' meâlinde bir hürmet ifadesi.

kuddise sirruhu

  • Kalbi mukaddes olsun, sırrı temiz olsun.

kuddise sırruhu'l-ali / kuddise sırruhu'l-âlî

  • Yüce sırrı mübarek ve temiz olsun; büyük veliler için kullanılır.

kuddisesırruhu / kuddîsesırruhu

  • Sırrı mukaddes olsun!

mahmud / mahmûd

  • Övülmüş, övülen.
  • Peygamber efendimizin güzel isimlerinden biri. Ahmed, Muhammed, Mahmûd, hep över seni Allah Senin isminle biter lâ ilâhe illallah Bundaki ince sırrı anlamaz, bilmez gümrâh, Kendi adıyla yazmış senin adını Rahmân
  • Ebrehe'nin, Kâbe'yi yıkmak üzere ordusunda geti

mesih-üd deccal

  • Deccal'a da bu isim verilmesinin bir sırrı şudur ki: Bir gözü silik, yani kör ve ayıplı olmasındandır. Sadece bu dünyayı görüp, âhireti görecek gözünün kör olmasındandır.

mesnevi / mesnevî

  • Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin (kuddise sirruh) yirmi altı bin beytten meydana gelen ve altı defter olan meşhûr eseri.
  • Edebiyâtta bir nazım şekli olup, iki mısrânın bir biri ile kâfiyeli hâli. Bu sebeple her beyti kâfiyeli olan eserlere mesnevî denir.

mezil

  • Daralıp gönlündeki sırrı ifşâ eden, sıkıntıdan içindeki sırrı açıklayan.
  • Ayağı uyuşmuş.
  • Malını ve sırrını herkese gösterip açıklayan.
  • Küçük cüsseli, zayıf, hafif kimse.

mezza'

  • (Çoğulu: Mezâyi) Koğucu.
  • Yalan.
  • Sırrını gizlemeyen kişi.

muamma-i rububiyet / muammâ-i rububiyet

  • Rububiyetin sırrı, gizemi.

muamma-yı hilkat / muammâ-yı hilkat / مُعَمَّايِ خِلْقَتْ

  • Yaratılışın anlaşılması zor olan sırrı.

mübezzir

  • Müsrif, Sefih. Hesabsız sarfiyat yapan. Harcayan.
  • Çok söz söyleyen. Sırrı ifşâ eden.

musibet / musîbet / مصيبت

  • Bela. (Arapça)
  • Şirret, uğursuz. (Arapça)

nems

  • Süt ve yağın ekşimesi.
  • Ekşimek ve kokmak.
  • Sırrı ketmetmek, gizlemek.

puşide-raz

  • Sırrı gizli. (Farsça)

raz-aşna

  • Bir sırrı bilen. (Farsça)

raz-dan

  • Sırrı bilen, sırra ortak olan dost. (Farsça)

resiyy

  • Hayır veya şerde musırrâne direnen.
  • Çatıyı ayakta tutan direk.

serer

  • (Çoğulu: Esirre) Ayın son gecesi.
  • Ebenin doğan çocuğun göbeğinden kestiği parça.
  • Mantar üstünde olan kabuk, balçık, toprak (Bu mânâya Çoğulu: Esrâr ve C: Esârir).

şerir / şerîr / شریر

  • Kötü, şirret. (Arapça)

seriredan / seriredân

  • İçteki sırrı bilen. (Farsça)

şiar-ı raz / şiar-ı râz

  • Sırların şiârı, sırrı gizleyen perde, işâret. (Farsça)

sır

  • (Bak: Sırr)

sirar

  • (Çoğulu: Esirre) Sürur, sevinç.
  • Sırayla konuşmak.
  • Ay sonu.

sırdaş

  • (Bak: Sırrdaş)

sırr

  • Gizli hakikat. Gizli iş. Herkese söylenmeyen şey.
  • Müşâhedetullah'ın mahalli bulunan kalbdeki lâtife.
  • İnsanın aklının ermediği şey. Allah'ın hikmeti. (Sırrını kimseye fâş etme sırrın fâş olur.Sen kendi sırrını saklayamazsanEl sana nasıl sırdâş olur.)

sirr

  • (Çoğulu: Esrar-Esirre) El ayasında ve alında olan hatlar.
  • Gizli nesne.
  • Cima etmek.
  • Zikir.
  • Hâlis.
  • En iyi, en faziletli.

sırr-ı adediyet / سِرِّ عَدَدِيَتْ

  • Adedlik sırrı.

sırr-ı ahsen-i takvim

  • İnsanın en güzel şekilde ve tam kıvamında yaratılmış olmasının sırrı.

sırr-ı al-i aba / sırr-ı âl-i abâ

  • Peygamber Efendimizin (a.s.m.) kendisiyle beraber kızı Hz. Fatıma, damadı Hz. Ali ve torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'in üzerini mübarek abâsıyla örttüğünden bu isimle anılmalarının sırrı.

sırr-ı ayet / sırr-ı âyet

  • Âyetin sırrı.

sırr-ı azim-i ehl-i beyt / sırr-ı azîm-i ehl-i beyt

  • Hz. Peygamber'in (a.s.m.) neslinden gelenlerin gizli olan büyük sırrı.

sırr-ı azim-i i'caz / sırr-ı azîm-i i'câz

  • Mu'ceziliğin büyük sırrı.

sırr-ı azim-i inayet / sırr-ı azîm-i inâyet

  • İlahî yardımın büyük sırrı.

sırr-ı azim-i ubudiyet / sırr-ı azîm-i ubûdiyet

  • Kulluğun büyük sırrı.

sırr-ı dekaik

  • İnceliklerin sırrı; Kur'ân ve imanın ince hakikatlerinin sırrı.

sırr-ı düstur

  • Düsturun, kanunun sırrı.

sırr-ı ehadiyet / سِرِّ اَحَدِيَتْ

  • Allah'ın her bir varlıkta birliğinin görülmesinin sırrı.
  • Ehadiyetin sırrı, mânası, kuvvet ve te'siri.
  • Allahın isimlerinin ve birliğinin, herbir şeyde, o şeyi de benzersiz kılarak görünmesi sırrı.

sırr-ı ferdiyet

  • Bütün varlıkları yaratanın tek olması sırrı.

sırr-ı furkan

  • Kur'ân'ın sırrı, özü, ruhu, gücü.

sırr-ı hakikat

  • Gerçeğin sırrı, içyüzü.

sırr-ı hayat

  • Hayatın sırrı.

sırr-ı hikmet

  • Hikmet sırrı.

sırr-ı hikmet-i hilkat

  • Yaratılış gayesinin sırrı.

sırr-ı hikmet-i ilahiye / sırr-ı hikmet-i ilâhiye

  • Allah'ın koyduğu hikmet, yarar, sebep ve faydanın sırrı, esprisi.

sırr-ı hikmet-i kainat / sırr-ı hikmet-i kâinat

  • Kâinatın maksat, fayda ve san'atının sırrı, esprisi.

sırr-ı hikmeti

  • Hikmetinin sırrı, esprisi; ilmî açıklaması.

sırr-ı hilkat / سِرِّخِلْقَتْ

  • Yaratılış sırrı.
  • Yaratılış sırrı.

sırr-ı hilkat-i alem / sırr-ı hilkat-i âlem

  • Âlemin yaratılış sırrı.

sırr-ı i'caz / sırr-ı i'câz

  • Mu'cizelik sırrı.

sırr-ı i'caz-ı kur'an / sırr-ı i'câz-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın mu'cize oluşunun sırrı, espirisi.

sırr-ı i'cazi / sırr-ı i'câzî

  • Mu'cize oluşuna dair sırrı.

sırr-ı icma / sırr-ı icmâ

  • İcmâ sırrı, dağınık şeyleri bir araya toplama sırrı.

sırr-ı ihlas / sırr-ı ihlâs / سِرِّ اِخْلَاصْ

  • Samimiyet, ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme sırrı.
  • Allah rızâsını esas tutma, samîmiyet sırrı.

sırr-ı ihlas-ı hakiki / sırr-ı ihlâs-ı hakikî

  • Gerçek ihlâs sırrı; ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme esprisi, mânevî gücü.

sırr-ı imtihan

  • İmtihan sırrı.

sırr-ı imtisal / sırr-ı imtisâl

  • Emre uyma sırrı.

sırr-ı inayet / sırr-ı inâyet

  • Yardım sırrı, esprisi.

sırr-ı irşad

  • Doğruyu ve hakkı gösterme sırrı.

sırr-ı ishak-ı hakikat

  • Hz. İshak gerçeğinin sırrı.

sırr-ı islamiyet / sırr-ı islâmiyet

  • İslâmiyetin sırrı, hakikati.

sırr-ı kader

  • Kader sırrı.

sırr-ı kainat / sırr-ı kâinat

  • Evrenin sırrı.

sırr-ı kemal / sırr-ı kemâl

  • Mükemmellik sırrı.

sırr-ı keramet

  • Keramet sırrı.

sırr-ı liyakat / sırr-ı liyâkat

  • Lâyık olma sırrı, sebebi.

sırr-ı lüzum

  • Gerekliliğin sırrı.

sırr-ı manevi-i dua-yı nebevi / sırr-ı mânevî-i dua-yı nebevî

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) duasının mânevî sırrı.

sırr-ı menzil

  • Son durak sırrı, gerçeği.

sırr-ı mirac

  • Miracın sırrı, özü.

sırr-ı münasebet

  • Münasebet, ilişki sırrı.

sırr-ı rahmet

  • Rahmet sırrı.

sırr-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliğinin, yaratıcılığının, idaresinin ve terbiyesinin sırrı.

sırr-ı sücud

  • Secdeye varma sırrı.

sırr-ı tarikat

  • Tarikatın sırrı.

sırr-ı teavün / sırr-ı teâvün

  • Yardımlaşma sırrı.

sırr-ı tefevvuk

  • Üstünlük sırrı, esprisi.

sırr-ı teklif / sırr-ı teklîf / سِرِّ تَكْلِيفْ

  • İmtihan sırrı.
  • İnsanların dünyaya gelip, Allah (C.C.) tarafından vazifelendirilmelerinin hikmeti. Dünyaya gelip vazife sahibi olmanın sırrı.
  • Yükümlü kılma (imtihan) sırrı.

sırr-ı temsil

  • Kıyaslama tarzında benzetme sırrı, esprisi.

sırr-ı tenasül

  • Çoğalma, üreme sırrı.

sırr-ı tenasülat / sırr-ı tenasülât

  • Çoğalma, üreme sırrı, esprisi.

sırr-ı tenvir

  • Aydınlatma, nurlandırma sırrı.

sırr-ı tesanüd

  • Dayanışma sırrı, esprisi.

sırr-ı tesbihat

  • Cenâb-ı Hakkın bütün noksan sıfatlardan uzak ve bütün kemâl sıfatlara sahip olduğunu ifade eden sözlerin sırrı.

sırr-ı teşri

  • Şer'î kanunların sırrı.

sırr-ı tevafuk

  • Uygunluk, denklik sırrı.

sırr-ı tevatür

  • Tevatür sırrı; bir sözün nesilden nesile, sözüne inanılır büyük topluluklar tarafından nakledilmesi sırrı, hikmeti.

sırr-ı tevhid

  • Birleme esprisi; herşeyin bir olan Allah'a ait olmasının sırrı, Ona ait kılma sırrı.

sırr-ı tezad

  • Birbirine zıt olma esprisi; zıtlık sırrı.

sırr-ı ubudiyet / sırr-ı ubûdiyet

  • Kulluk sırrı.
  • Kulluk sırrı.

sırr-ı uhuvvet / سِرِّ اُخُوَّتْ

  • Kardeşlik sırrı.
  • Kardeşlik sırrı.

sırr-ı uhuvvet-i hakikiye / sırr-ı uhuvvet-i hakîkiye / سِرِّ اُخُوَّتِ حَق۪يقِيَه

  • Hakîkî kardeşlik sırrı.

sırr-ı vahdet / سِرِّ وَحْدَتْ

  • Birlik sırrı.
  • Birlik sırrı.

sırr-ı velayet / sırr-ı velâyet

  • Velîlik sırrı.

sırr-ı veraset-i nübüvvet / sırr-ı verâset-i nübüvvet / سِرِّ وَرَاثَتِ نُبُوَّتْ

  • Peygamber varisliğinin sırrı, hikmeti, hakikati.
  • Peygamberin bıraktıklarına vâris olma (ilim ehli olma) sırrı.

sırrdaş

  • Birbirinin sırrını bilen.
  • Sır saklıyan.

sırri / sırrî

  • Sırra ait.
  • (Sırriyye) Sır ile, gizlilik ile ilgili.

şirrir

  • (Çoğulu: Eşrâr-Eşirrâ) Çok şer işleyen, pek çok şerir.

sohbet-i bakiye / sohbet-i bâkiye

  • Sonsuzluk sırrına erişmiş sohbet.

tahsis-i hikmet

  • Has kılınmanın hikmeti, namaza ait olmasının sırrı.

tecelli-i sırr-ı ehadiyet / tecellî-i sırr-ı ehadiyet / تَجَلِّئِ سِرِّاَحَدِيَتْ

  • Allah'ın birlik sırrının herbir varlıkta görünmesi.
  • Allahın isimlerinin ve birliğinin, her bir şeyde, o şeyi de benzersiz kılarak görünmesinin sırrı.

tecelligah / tecelligâh

  • Tecelli yeri. İlâhi kudretin, İlâhi sırrın meydana çıktığı, göründüğü yer. (Farsça)

tılsım-ı muğlak-ı alem / tılsım-ı muğlak-ı âlem / طِلْسِمِ مُغْلَقِ عَالَمْ

  • Alemin anlaşılması zor ve kapalı sırrı.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR