LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te süslen ifadesini içeren 63 kelime bulundu...

araste / ârâste / آراسته

  • Bezenmiş süslenmiş. (Farsça)
  • Çarşının bir esnafa mahsus kısmı. (Farsça)
  • Vaktiyle ordu çarşısı, ordugâhta kurulan seyyar çarşı. (Farsça)
  • Süslenmiş, süslü. (Farsça)

arayiş / ârâyiş / آرایش

  • Süs. (Farsça)
  • Süslenme. (Farsça)

areste

  • Süslenmiş, bezenmiş. (Farsça)

arus

  • Süslenmiş gelin, güveyi.
  • Güneş. Gök.
  • Kim: Kükürt.

bedi' ilmi / bedî' ilmi

  • Lafz (söz) ve mânâ ile ilgili bâzı san'atlar ile sözün süslenmesini öğreten ilim.

berk

  • Şimşek çakması. Parlama.
  • Yıldırım.
  • Zinetlenme, süslenme.
  • Tas: Tecelli-i İlâhiye ile kurbiyyete mazhariyyet.
  • Ahmak olmak.

fantezi

  • yun. Çeşitli ve süslü. Müsrifane süs isteğinden doğan hayal hareketi ile yapılmış süslü eşya veya süslenmek. Ağırbaşlı olmayan.

füseyfisa

  • Küçük boncuk taneleriyle veya taş ve cam parçalarıyla süslenmiş satıh.

gevher-nişin

  • Cevherlerle süslenmiş. (Farsça)

ilm-i bedi' / ilm-i bedî'

  • Lafz (söz) ve mânâ ile ilgili bâzı san'atlar yaparak sözün süslenmesini öğreten ilim.

ıslit / ıslît

  • Zinetli kılıç, üzeri süslenmiş kılıç.

izdiyan

  • Süslenme, bezenme.

izyan

  • Süslenme, donatılma.

kusur-u müzeyyene / kusûr-u müzeyyene

  • Süslenmiş saraylar, köşkler.

levha-i müzeyyene ve münevvere

  • Süslenmiş, nurlu levha.

menkuş

  • (Nakş. dan) Nakşolunmuş. İşlenmiş. Nakış yapılmış. Boya ile süslenmiş.

mevcud-u müzeyyen

  • Süslenmiş varlık.

meyasir

  • Acem merkepleri. (Atlas ve ipek ile süslenen eşeklerdir.)

moda

  • Geçici yenilik. Elbise ve süslenmede geçici hevesler ve fantezi düşkünlüğü sebebiyle çıkartılan yeni tarz ve şekiller. Bunlar israfı artırır ve iktisada aykırıdır. (Fransızca)

mücevher

  • Cevher ile süslenmiş. Elmaslı. Çok kıymetli.
  • Mc: Kıymetli fikir veya söz.
  • Edb: Yalnız noktalı olan harfleri, ebced hesabına göre sayıldığı zaman, tarih çıkan beyt veya mısra.

muhalla

  • Süslenmiş. Süs yapılmış.

muhalli / muhallî

  • Süslendiren, yaldızlayan.

mükellef

  • Bir şeyi yapmağa mecbur olan. Vazifeli. Muvazzaf.
  • Bir şeyi ödemeğe mecbur olan.
  • Mükemmel hazırlanmış, külfetle süslenmiş olan.

münemnim

  • Ziynet verici, süslendirici.

müntakış

  • İşleme ile süslenmiş.

murassa / murassâ / مرصع

  • Değerli mücevherlerle süslenmiş şey.
  • Değerli taşlarla süslenmiş. (Arapça)

murassa'

  • Süslü. Kıymetli taşlarla süslenmiş. Sırmalı.
  • Birbirine yanaştırılmış. Oturtulmuş.
  • Edb: İki mısra veya iki fıkrası birbiri ile aynı vezin ve kafiyede olan söz veya beyit.
  • Bir nevi yazı.

murassaat

  • (Tekili: Murassa') Murassâlar. Cevher ve inciler gibi şeylerle. Süslenmiş olanlar. Takdir edilip yerleştirilmiş süslü ve kıymetli şeyler.

murassaatlı

  • Değerli taşlarla süslenmiş.

müressem

  • (Resm. den) Yapılmış, çizilmiş. resmolunmuş. Resmi yapılmış.
  • Çiçekler ve resimlerle süslenmiş.

musaffa

  • Sâfileşmiş. Temizlenmiş. Süslenmiş.

müşennef

  • Küpe takınmış, küpeli. Küpe takarak süslenmiş.

mutarraz

  • Zinetlendirilmiş. Süslendirilmiş. Dikiş ve nakışla kıymetlendirilmiş.

mütecemmil

  • Cemal kesbeden, zinetlenen, süslenen, donanan.

mütecemmilane / mütecemmilâne

  • Süslenerek, donararak, bezenerek. (Farsça)

mütecemmilin / mütecemmilîn

  • (Tekili: Mütecemmil) Süslenenler, bezenenler, donanlar, tecemmül edenler.

mütehalli

  • (Haly. dan) Süslenmiş, bezenmiş, donanmış.

mütevaşşih

  • Süslenen, takınan.

mütezeyyin

  • Süslenen, ziynetlenen.
  • Süslenmiş.
  • Süslenen.

mütezeyyine

  • Süslenmiş.
  • Süslenmiş.

muvaşşah

  • (Vişâh. dan) Süslenmiş, süslü.

müzehheb

  • Altından yapılmış; altın suyu ile süslenmiş, yaldızlanmış.

müzeyyen / مُزَيَّنْ

  • Bezenip süslenmiş, ziynetli.
  • Süslenmiş, süslü.
  • Süslenmiş.

müzeyyenat / müzeyyenât

  • Süslenmiş şeyler.
  • Süslenmişler, ziynetlenmiş olan güzel şeyler.

müzeyyene

  • Süslü, süslenmiş.

nahil

  • Hurma ağaçları, hurmalık.
  • Hurma ağacı.
  • Balmumundan yapılan ağaç, yapraklı dal ve yemiş taklidi işlere denir ki, sathı altın ve gümüş yapraklarla süslenerek, eskiden gelin giderken önünde alayla götürülür ve gelin odalarına süs olarak konurdu.

salah / salâh

  • Sâlih olmak, iyilik, dürüstlük; iyi huylarla süslenme, dînine bağlı olma.

seyr-i enfüsi / seyr-i enfüsî

  • Tasavvuf yolunda bulunan kimsenin kendinde ilerlemesi, kötü huylardan temizlenen nefsin, iyi huylarla bezenmesi, süslenmesi.

seyr-i ilallah

  • Allahü teâlâya doğru olan yolda ilerlemek, mânevî ilimde durmadan yükselmek. Seyr-i âfâkî (kötü hâllerden kurtulma) ve seyr-i enfüsî (iyi hâllerle süslenme) yi içine alan tasavvuf yolculuğu.

tahalli

  • (Halâvet. den) Kendi kendini donatmak. Süslenmek.

teberrüc

  • Açık saçık olmak.
  • Kadının süslenip yabancılar içinde gezmesi. (Câhiliyet devrinde olduğu gibi)

tebrik

  • Gözlerini dike dike bir yere bakmak.
  • Günaha girmek.
  • Uzak bir yere sefer etmek.
  • Çetinlik, zorluk sebebi ile yorulmak.
  • Kadının süslenip püslenmesi.
  • Evi ziynetleyip süslemek.

tecemmül / تجمل

  • Ziynetlenmek. Süslenmek.
  • Ululuk göstermek.
  • Âletler. Sebepler.
  • Ziynetlenmek, süslenmek.
  • Çirkinliği gidermek, vakar sâhibi olmak, şükr etmek ve nîmeti göstermek için zînetlenmek, süslenmek.
  • Süslenme. (Arapça)

tereccül

  • Paklanmak, temizlenmek.
  • Süslenmek, ziynetlenmek.
  • Saç ve sakal taramak.
  • Yayan yürümek.
  • Kuyu içine girmek.

teşennüf

  • Küpe takınma.
  • Süslenme.

teşnif

  • Küpe takma. Küpe takınma.
  • Süslenme. Küpe ile süsleme.

teveşşuh

  • (Çoğulu: Teveşşuhât) Süslenme, takıp takıştırma.
  • Kadın gerdanlığını takma.

tevşih

  • (Vişah. dan) (Çoğulu: Tevşihât) Süslü elbise giydirme. Süsleme veya süslendirme.
  • Kur'ân-ı Kerimi usul ve kaidelerine göre okuma.
  • Bir kimseye mücevher gerdanlık takmak.
  • Ist: Bir eseri, büyük bir adamın adıyla süsleme. Eski ilim adamları, bazı kimselerin adına kitap yaz

tezeyyug

  • Haktan ayrılmak.
  • Kadının süslenip dışarı çıkması.

tezeyyün

  • Zinetlenme, süslenme.
  • Süslenme. Bezenme.
  • Süslenme, güzelleşme.

tezeyyünat / tezeyyünât

  • (Tekili: Tezeyyün) Süslenmeler, ziynetlenmeler.

tezyin / tezyîn / تزیين

  • Süsleme. (Arapça)
  • Süslenme. (Arapça)
  • Tezyîn edilmek: Süslenmek, bezenmek. (Arapça)

zeyn / زین

  • Süs. (Arapça)
  • Zeyn olmak: Süslenmek. (Arapça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın