LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te söğ ifadesini içeren 175 kelime bulundu...

ab-ı yah

  • Buzlu, soğuk su.

aciş

  • Üşüme, soğuktan üşüme. (Farsça)

alabalık

  • Akıntısı sert olan soğuk ve tatlı sularda bulunan bir cins leziz balık. (Türkçe)

andezit

  • Yanardağ lâvlarının soğumuş kalıntısı.

arare

  • (Çoğulu: Arâr) İyi kokulu bir ot.
  • Şiddet
  • Kötü ahlâk.
  • Evin avlusu, ev içi.
  • Soğuk şiddetli olmak.

bagel

  • Ilık su. Sıcak ve soğuk olmayan, harareti ikisinin arasındaki bir ısıda olan su. (Farsça)

ban

  • Dam, çatı.
  • Sorgun ağacı. Bey söğüdü.
  • yun. Sevgilinin boyu. Farsçada kelime sonuna gelerek, Türkçedeki "ci, cu" ekleri yerini tutan mânâda kullanılır. Meselâ: Bağban: Bağcı.

barid / bârid / بارد

  • Soğuk, bürudetli.
  • Mc: Hoş olmayan.
  • Soğuk.
  • Soğuk.
  • Letafetten uzak nâhoş.
  • Soğuk.
  • Soğuk. (Arapça)

baridane / bâridâne

  • Soğukça. (Farsça)
  • Soğukça.
  • Soğukça.

basal

  • Bot: Soğan ve benzeri gibi kökler.

basal-i harif

  • Acı soğan.

basile

  • Bir nevi soğan. Bir soğan çeşidi.

behramec

  • Çiçeği kokulu bir nevi söğüt ağacı.
  • Her renkte olan leylâk çiçeği.

belbus / belbûs

  • Bir nevi haşhaş. (Farsça)
  • Yabani soğan. Dağ soğanı, sarmısak. (Farsça)

berd / برد / بَرْدْ

  • Soğuk. Soğukluk. Soğutmak. Noksan hararet.
  • Ölmek.
  • Soğuk su ile gusletmek.
  • Uyumak.
  • Sabit olmak.
  • Zayıf olmak.
  • Bir şeyi eğelemek.
  • Sürme çekmek.
  • Söğmek.
  • Tutya, çinko.
  • Soğuk.
  • Soğuk.
  • Soğuk. (Arapça)
  • Soğuk.

berd-ül acuz / berd-ül acûz

  • Kocakarı soğuğu. (Rûmi şubatın 26'sında başlar ve 7 gün şiddetle devâm eder.)

berdülacuz / بردالعجوز

  • Kocakarı soğuğu. (Arapça)

berf-ab / berf-âb

  • Karlı soğuk su. Kar suyu. (Farsça)

berrade

  • Suyu soğutmaya ait kap, buzdolabı, karlık.
  • Bardak asacak yer.

berud / berûd

  • Soğutucu.
  • Göze çekilen sürme.

beşm

  • Kırağı; çiy. Şebnem. (Farsça)
  • Taberistan ile Rey arasında havası çok soğuk olan bir mevki. (Farsça)
  • Dinsiz, mezhebsiz. (Farsça)

bevarid

  • (Tekili: Bârid) Soğutulmuş yemekler.
  • Omuzlarda boyun arasında, gerdanın yanında veya kulaklar arasında ve ensede olan etler.
  • Sakat şeyler.

bevh

  • Lânet etme, beddua etme, söğme.
  • Haberli olma.
  • Düşünme.

bezim

  • Kuvvetli, güçlü kişi.
  • Hiddet ve kızgınlığını belli etmeyip soğukkanlı olarak hareket eden kişi.

bid / bîd / بيد

  • Söğüt ağacı. (Farsça)
  • Söğüt. (Farsça)

bid-i mecnun / bîd-i mecnûn / بيد مجنون

  • Salkımsöğüt.

bidistan

  • Söğütlük. (Farsça)

bürad

  • Soğuk.

bürud / bürûd

  • Berd, soğuk.
  • İşten soğuma, bıkma.

burudet / burûdet

  • Soğukluk.
  • Soğukluk.

bürudet / bürûdet

  • Soğukluk. Soğuk olmak. Hararetsizlik.
  • Mc: Münasebetteki soğukluk. Münaferet. Muhasama.
  • Soğukluk.
  • Soğukluk.
  • Soğukluk.

burudet / burûdet / برودت

  • Soğukluk. (Arapça)

bürudet / bürûdet / برودت

  • Soğukluk. (Arapça)

burudet-i memleket

  • Memleketin soğukluğu, soğuk iklim ülkesi.

bürudet-i muamele

  • Yapılan muamelenin soğukluğu.

burudet-i mutedilane / burudet-i mutedilâne

  • Mutedil soğukluk; soğukkanlılık.

cemedi / cemedî

  • (Cemed. den) Buz gibi, çok soğuk, bârid.

cenb

  • Yan taraf. Koltuk altının aşağısı.
  • Def'etmek, kovmak.
  • Müştak olmak.
  • Bir yere gitmek için bir yere inmek.
  • Birisinin sevdiğinden dolayı kararsız ve muztarib bulunmak.
  • Büyük ve çok olan.
  • Engin taraf.
  • Şetmetmek, söğmek.

cerh

  • Yara.
  • Baş ve yüzden başka uzuvlardan birisini yaralamak.
  • Bir kimseye söğmek. Taan etmek. Sözle gönül incitmek.
  • Birisinin fikrini çürütüp kabul etmemek.
  • Şahid, yalancı ve fâsık olduğundan dolayı mahkemede hâkimin şâhidin şehâdetini reddetmesi.
  • Kesb u kâ

cümase

  • Soğuk, berd.

cümud

  • Donuk. Katı. Sert.
  • Mc: Gayretsiz.
  • Soğukluk.

cümud-u baridi göstermek / cümud-u bâridi göstermek

  • Aşırı katı, soğuk tutum göstermek.

düsse

  • Başa soğuk geçmek.

ebred / ابرد

  • (Berd. den) Çok soğuk.
  • Dondurucu soğuk, çok soğuk. (Arapça)

efsürde-mizac

  • Kanı soğuk, soğuk kanlı, mizâcı soğuk adam. (Farsça)

ekalim-i baride / ekalim-i bâride

  • Soğuk iklimler, soğuk memleketler.

eşheb

  • Kır (at). Kır, çil renkte olan aslan.
  • Güç iş.
  • Soğuk gün.
  • Bir nesnenin kenarı.

eşkil

  • Yaban soğanı.

evsaf-ı nisbiye / evsâf-ı nisbiye

  • Ölçü ve kıyasa göre olan vasıflar. (Sıcaklık, soğuklukla bilindiği, karanlık derecesi aydınlıkla görüldüğü gibi.) (Farsça)

ez-yah

  • "Buzdan soğuk" mânasına gelir. (Farsça)

fasafıs

  • Beyaz söğüt dedikleri ağaç.

feha

  • (Çoğulu: Efhâ) Çorbaya katılan veya dövüp yemek üzerine ekilen bir ot.
  • Soğan.

gasak

  • (Gusuk-Gasekan) İlk koyu karanlık.
  • Küfrün karanlığı.
  • Gözün dumanlanıp, seçemez olması.
  • Göz kararması.
  • Herhangi bir şeyin akması, dökülmesi.
  • Çok soğuk ve fena kokan içki veya su.
  • Kuvve-i şeheviyye.
  • Seyelân.

gassak

  • Ehl-i cehennemin vücudundan akan irin.
  • Çok soğuk ve fenâ kokulu içilmez şey.

germ ü serd

  • Sıcak ve soğuk.
  • Darlık genişlik, iyilik kötülük, acı tatlı.

harcef

  • Soğuk rüzgâr.

haris

  • Süngü demiri.
  • Soğuk olan şey.

hasar

  • Soğuk, berd.

hecmet-üş-şita / hecmet-üş-şitâ

  • Kışın şiddeti. Soğuğun sertliği.

hellab

  • Yağmurlu soğuk rüzgâr.

heykel

  • Taş, tunç, kil ve alçı gibi maddelerden yontularak, kalıba dökülerek veya yoğurulup, pişirilerek yapılan insan, hayvan vs. şekli.
  • Büyük bina, anıt, büyük ve yüksek yapı, âbide.
  • Mc: Soğuk ve duygusuz kimse.
  • Güzel ve yakışıklı kişi.

hezeyan

  • Kötü sözler. Soğuk şakalar.
  • Sayıklama. Saçma sapan konuşma.

hılaf

  • (Çoğulu: Ahlâf) Söğüt ağacı.
  • Muhalefet etmek, karşı gelmek.

humud / humûd

  • Düşme. Zayıflama.
  • Sâkin olmak. Soğumak. Ateş sönmiyerek alevi azalmak.
  • Bayılmak ve kendini kaybetmek.
  • Ne helâle, ne de harama iştihası olmamak.
  • Şehvet yokluğu, soğukluk, isteksizlik.

huşk

  • Kuru, yâbis. (Farsça)
  • Kaba, soğuk. (Farsça)

hüsn-i ta'bir

  • Müstehcen veya soğuk bir şeyin güzel ve edebe uygun bir tarzda ifade edilmesi.

hüvf

  • Soğuk rüzgâr.

i'tidal-i dem

  • Soğukkanlı davranış. Heyecanlanmadan, acele etmeden, düşüne düşüne ve tedbirli hareket.

ibrad

  • Güçsüzleştirme, âciz bırakma.
  • Soğutma.

ibtirad

  • Duş yapma, soğuk su ile banyo yapma.
  • Serinlemek için soğuk su içme.

idfa'

  • Soğuktan sakınıp giyinmek.
  • Isıtmak.

ılık

  • Ne sıcak ne soğuk. Az ısınmış veya sıcaklığı kırılmış.

inşiras

  • (Soğuktan dolayı) el çatlama.

ishal

  • Mülâyim ve düz bir yere varmak.
  • Tıb: Barsakların iltihabından soğuk algınlığından hâsıl olan sürgün, iç sürme.

istiskal

  • Ağır bulup hoşlanmadığını anlatmak. Soğuk muamele ederek sevmediğini bildirmek.

itidal-i dem / itidâl-i dem

  • Kızgınlığa mağlup olmayış, soğukkanlılık.

itidalidem / îtidâlidem

  • Soğukkanlılık.

kadiye / kâdiye

  • Soğuk.
  • Afet, belâ.

kaf'a

  • Yumuşak kuru ot.
  • Parmakları soğuktan dökülmüş ayak.

karra

  • Bir kimsenin kulağına söylemek.
  • Soğuk su dökmek.

karre

  • Soğukluk, soğuk.

kars

  • Şiddetli soğuk.

karur

  • Duş yapılacak soğuk su.

kasiyy

  • Soğuk gece.
  • Kas adı verilen mahâlde yapılan ibrişimli bir elbise.

kelh

  • Söğüt ağacına benzer, uzunca, dik bir ot. (İçi kamış gibi boş ve gâyet hafif olur; ondan hasıl olan zamka "eşk" derler, kokusu cündübâdester kokusu gibi olur, tadı acıdır.)

kırra

  • Soğuk, berd.
  • Çok fazla susuzluk.
  • Akıllılık.

küdu'

  • Soğuğun bitkilere zarar vermesi.

küfr-i mutlak

  • Hiç bir imâni hükmü olmamak, dine âit hiç bir hakikatı, Allah'ın varlığına âit hiç bir delili kabul etmemek. İhsan ve inayet-i İlâhiyyeye karşı şükür etmiyerek fiilen ve kavlen inkâr etmek. ("Neuzü billâh" dine söğmek gibi) Küfr-ü icabettiren bazı çirkin sözlere de "küfür" denilmiştir.

kurmus

  • (Çoğulu: Karâmıs) Avcıların dağda olan kulübesi veya soğuktan sakındıkları küçük çukur yer.

kurr

  • Karar.
  • Soğukluk.

küzaze

  • Soğuğun şiddetinden olan bir hastalık.

lav

  • Yanardağların ve volkanların ağızlarından püskürüp soğuyunca donan madde. (Fransızca)

leyl-i serd

  • Soğuk gece.

ma-i zülal / mâ-i zülâl

  • Saf, temiz, soğuk ve tatlı su.

mahlefe

  • Söğütlük.

mebrade

  • Soğukluk.
  • Soğukluk verecek zaman ve mekan.

mebrud

  • Soğuk, soğumuş.

memalik-i baride / memâlik-i bâride

  • Soğuk memleketler, ülkeler.

meser

  • Soğuk, berd. (Farsça)
  • Buz. (Farsça)

mincere

  • Soğuk suya harâret veren kızmış sıcak taş. (O suya "necire" derler.)

mizan-ül harare

  • Sıcaklığı, soğukluğu ölçen âlet. Termometre. (Mikyas-ul hararet de denir.)

mübaadet

  • (Bu'd. dan) Birbirini sevmeyip uzak ve soğuk durma. Nefret etme.
  • İki kişi birbirinden uzaklaşma.

müberred

  • Soğutulmuş olan.

müberrid

  • (Berd. den) Soğutan, soğutucu.
  • Karlık. Su soğutan damacana.

mülhid

  • Âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflere yanlış mânâ vererek dinden çıkan, yâni îmânı bozuk olan, Eshâb-ı kirâma (Peygamber efendimizin arkadaşlarına) söğen.

münaferat

  • (Tekili: Nefret) Nefret etmeler, tiksinmeler. Arada olan soğukluklar.
  • Nefret etmeler, karşılıklı soğuk davranmalar.

musrad

  • Soğuktan hemen etkilenen kimse.

müsteskal

  • (Sıklet. den) İstiskal edilen. Soğuk muamelede bulunulan. Kendisine kovarcasına muamele yapılan.

müteberrid

  • Soğuyan.

müzemmele

  • Soğuk su testisi.

naki'

  • Hurma veya kuru üzüm soğuk suda bırakılıp şekeri suya çıktıktan sonra süzülerek elde edilen sıvı.

nebiz

  • Hurma veya kuru üzümü soğuk suda bırakıp, şekeri suya geçince, kaynayıncaya kadar ısıtıldıktan sonra soğuyunca süzülerek elde edilen sıvı.

nefrin

  • Lânet, beddua.
  • Söğüp saymak.

niyazi-i mısri / niyazi-i mısrî

  • (Mi: 1618 - 1694) Malatya'nın Soğanlı köyünde doğdu. Şâir ve tasavvufçu olup Halvetî tarikatının Niyaziye veya Mısriye şubesini kurmuştur. Mısır'da Câmi-ül-Ezher'de tahsil gördü. 1646'da İstanbul'a döndü ve Sokollu Mehmed Paşa Medresesinde irşada başladı. Eserlerinden bazıları şunlardır: Risale-i Ha

nükah

  • Tatlı soğuk su.

piyaz

  • Soğan. (Farsça)
  • Zeytinyağlı ve sirkeli fasulye haşlaması. (Farsça)

rasadhane / rasadhâne

  • Havanın değişen şekillerini, sıcaklık ve soğukluğu tesbit etmek için veya yıldızların hareketlerini tesbit ve takib maksadiyle çalışılan yer. (Farsça)

rende

  • Tahtaların yüzlerini pürüzlerden kurtarıp dümdüz etmek için marangozların kullandıkları âlet. (Farsça)
  • Mutfakta peynir, soğan, havuç gibi şeyleri ufalamak için kullanılan tenekeden veya ona benzer maddelerden yapılan âlet. (Farsça)

sa'r

  • Katil zehiri.
  • Kısa boylu adam.
  • Küçük hıyar.
  • Yaban soğanının kökü.

sabbare

  • Soğukluk.

safsaf / safsâf / صفصاف

  • Söğüt ağacı.
  • Söğüt. (Arapça)

safvan

  • (Safvâ) Yumuşak, düz ve kaygan taş veya kaya parçası.
  • Çok soğuk ve açık olan gün.

şarap

  • İçilecek şey; tatlı ve soğuk içecek.

sard

  • Nüfuz etmek, sözü geçer olmak.
  • Katıksız, saf, hâlis.
  • Soğuk.

sarsar

  • Gürültü ile gelen pek soğuk rüzgâr, yel. Kasırga.
  • Ağustos böceği.

şatim

  • (Şetm. den) Küfreden, söğüp sayan.

sebbetmek

  • Söğmek, sövüp saymak.

şebem

  • Soğukluk.

sebre

  • (Çoğulu: Seberât) Pek soğuk olan erken vakit.

şefan

  • Yağmurlu soğuk rüzgâr.

şefif

  • Soğuktan incinmek.
  • Soğuk.

şefşaf

  • Soğuk yumuşak rüzgâr.

şeker-ab

  • İki dost arasındaki kırgınlık, aradaki soğukluk. (Farsça)

selsal

  • Hafif soğuk, tatlı ve lezzetli su.

serd / سرد

  • Bârid, soğuk, bürudetli olan. (Farsça)
  • Sert, kaba, hoyrat. (Farsça)
  • Soğuk. (Farsça)
  • Sert, haşin. (Farsça)

serdab

  • Yer altında olan serin ve soğuk oda, bodrum. Böyle yerler ekseriyetle sıcak bölgelerde, gündüzleri sıcaktan korunmak için yapılırdı. Anadolu'nun bazı yerlerinde buna "zir-i zemin" denilir. (Farsça)
  • Tar: Padişah saraylarında, sağ ve sol taraflarında birer oda bulunan üç köşeli sofalara verilen (Farsça)

serdi / serdî

  • Soğukluk, bürudet. (Farsça)
  • Kabalık, sertlik, hoyratlık. (Farsça)

serma / sermâ / سرما

  • Kış. Soğuk. (Farsça)
  • Soğuk. (Farsça)
  • Kış. (Farsça)

settare

  • Dışarıdan gelecek soğuk veya olumsuz şeylerden koruyacak şekilde yapılan küçük kulübe.

şetve

  • Kış olmak.
  • Soğuk olmak.
  • Kıtlık olmak.

şeym

  • Çok soğuk su.
  • Kılıç çıkarmak.
  • Kınına sokmak.

şiddet-i soğuk

  • Şiddetli soğuk.

sınf

  • Söğüt yaprağı.

sirdab

  • (Çoğulu: Seradib) Yer altında su soğutacak yer.

sırr

  • Şiddetli ateş veya soğuk.

sırre

  • Soğuk rüzgâr. Şiddetli soğuk.
  • Şiddetli sayha, çığlık.

şita

  • Kış. Senenin soğuk mevsimi.

sükun-i dem / sükûn-i dem

  • Soğukkanlılık.

surud

  • Soğuk yer.

taassub-u barid / taassub-u bârid

  • Soğuk taassup, bağnazlık.

taassub-u baride

  • Katı, soğuk taassup.

taassubat-ı baride / taassubat-ı bâride

  • Soğuk taassuplar; taassup.

tahallül-ü burudet

  • Soğuğun sıcağın içine karışması.

takris

  • Soğutmak.
  • Dondurmak.

tasfik-i esnan

  • Soğuktan dişlerin birbirine çarpması.

tebarüd / tebârüd

  • Soğuma.

teberrüd / تبرد

  • Soğuma, serinleme, soğuk hâle gelme.
  • Soğuk suya girme.
  • Soğuma. (Arapça)
  • Teberrüd etmek: Soğumak. (Arapça)

tebrid / tebrîd / تبرید

  • (Bürudet. den) Soğutma, soğutulma.
  • Mc: Ara açılma, soğuma.
  • Soğutma. (Arapça)

tekmid

  • Soğuk veya ılık su ile yapılan pansuman.

temcid pilavı

  • Mc: Tekrar tekrar bahsedilen şey, daima öne sürülen madde. Mükerreren ortaya sürülen bahis, yahut söylenilen söz. (Menşei: "Erkeğini sahura bekleyen kadının, pilavı yanmasın diye kaldırması ve soğumasın diye tekrar koyması" diye söylenir.)

termos

  • yun. İçine konulan sıvının sıcaklık veya soğukluğunu uzun müddet muhafaza edebilen kap.

teşeffi

  • Rahatlamak. Şifâ bulmak.
  • Öc almak. Öc veya intikam almakla yüreği soğumak.

teşeffi-i gayz / teşeffî-i gayz

  • Öfkesinin öcünü alarak rahatlamak. İntikam alarak yüreğini soğutmak.
  • Öfkesinin öcünü alarak rahatlamak, intikam alarak yüreğini soğutmak.

teşelşül

  • (Çoğulu: Teşelşülât) Suyun yüksek bir yerden aşağı şarıltı ile dökülmesi, çağlayan oluşturması.
  • Soğuk su banyosu yapma, duş yapma.

teshin

  • Isıtmak, soğukluğunu gidermek.

tesrid

  • Davar boğazlandığında daha soğumadan bir yerini kesmek veya kırmak.

tivele

  • Bir kadına kocası buğzedip (gizli düşmanlık edip) kendisinden soğuduktan sonra, kadının, kocasının sevgisini tekrar celbetmek (çekmek) için mutlak te'sir edeceğine inanarak sihir yapması.

tuhyan

  • Karlık gibi su soğutacak kap. Buzluk, buzdolabı.

unsul

  • Ada soğanı.

utull

  • Soğuk, sert ve cimri insan. Câhil ve hayırdan men'eden. Galiz ve bahil kimse.

vebr

  • Kocakarı soğuğundan bir gün.
  • Ada tavşanı, ak tavşan.

vezye

  • Ayıp.
  • Soğuk.

zarr

  • Soğuktan dolayı suyun donması.

zemheri

  • Karakış dönümünden (12 Aralıktan) 31 Ocağa kadar olan şiddetli soğuk devresi.

zemherir / zemherîr

  • Cehennem'deki soğuk yer, soğuk cehennem.
  • Zemheri, şiddetli soğuk devresi.
  • 22 Aralık'tan 31 Ocak'a kadar olan şiddetli kış dönemi. Şiddetli ve yakıcı soğuk.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın