LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ruha ifadesini içeren 87 kelime bulundu...

aheng-i ruhani / âheng-i rûhanî

  • Rûhanî âhenk, rûhun hoşuna giden âhengi.

alem-i ervah / âlem-i ervah

  • Ruhlar âlemi. Ruhların ve ruhanîlerin bulunduğu âlem.

alem-i misal / âlem-i misâl

  • Rüyâda görülen âlem. Dünyada mevcud bulunan bütün eşya ve zuhura gelen bütün ef'âlin aynısı ile müretteb ve mütekevvin olan bir tarzı veya âlem-i ruhâninin bir nev'i.

alem-i ruhani / âlem-i rûhânî / عَالَمِ رُوحَان۪ي

  • Ruha âit âlem.

canperver

  • Kalbi ferahlandıran. Ruha hoş gelen. (Farsça)

cemaat-i ruhaniye-i mücahidin / cemaat-i ruhâniye-i mücahidîn

  • Allah yolunda cihad eden ruhânîlerin (din adamlarının) oluşturduğu topluluk.

cin

  • Göz ile görülemeyen ruhani varlıklar.

cismani / cismanî

  • (Cismaniye) Bedene mensub, vücutla alâkalı.
  • Mânevi ve ruhani karşılığı. Maddi ve cisimli olmak.

cuki / cûkî

  • Hindistan'da yayılan ve bozuk bir yol olan Brahmanizmin, cûk denilen dört rûhânî sınıfından birine mensûb olan kimse. Hind kâfirlerinin dervişlerine verilen ad.

edviye-i ruhaniye / edviye-i rûhâniye / اَدْوِيَۀِ رُوحَانِيَه

  • Ruha âit ilaçlar.

ef'al-i ruhiye / ef'âl-i ruhiye

  • Ruha ait faaliyetler, işler.

ehl-i sema / ehl-i semâ

  • Gök ehli, melekler ve ruhanîler.

ehl-i semavat / ehl-i semâvât

  • Gök ehli, melekler ve ruhanîler.

ehl-i semavat ve arz / ehl-i semâvât ve arz

  • Göklerde ve yerde bulunan varlıklar; melekler gibi ruhanî varlıklar ve dünya üzerinde yaşayanlar.

elsine-i semaviye / elsine-i semâviye

  • Semâvî diller; göklerdeki ve mânevî âlemlerdeki meleklerin ve ruhanî varlıkların konuştukları diller.

ezvak-ı ruhani / ezvâk-ı ruhanî

  • Ruhanî, mânevî zevkler.

gıda-yı ruhani / gıda-yı rûhânî / gıdâ-yı ruhânî

  • Ruhanî gıda; ruhun gıdası.
  • Ruha ait gıda.

hakikat alemi / hakikat âlemi

  • Âhiret âlemi; mânevî ve ruhanî âlem.

hakim-i ruhani / hâkim-i rûhânî

  • Rûhânî hâkim; gözle görülmez idareci.

halife-i ruhani / halife-i ruhanî

  • Ruhanî halife; ruhen çeşitli makamlarda temessül eden halife.

hayat-ı ruhaniye

  • Ruhânî hayat, ruhen yaşanan hayat.

hayat-ı ruhiye

  • Ruha ait, ruhsal hayat.

imdad-ı ruhani / imdâd-ı ruhânî

  • Ruhânî yardım.

imdad-ı ruhaniye

  • Ruhanî yardım.

kabiliyet-i ruhiye

  • Ruhâ ait yetenek.

kahin / kâhin

  • Gaipden haber verme iddiasında bulunan kimse, falcı.
  • İlkel dinlerin ruhani reisleri.

katolik

  • Hıristiyanlıktaki mezheblerden biri. Roma kilisesinin kendine verdiği ad. Katolik kilisesine mensup kimse. Merkezi Roma'da (Vatikan'da) olup, rûhânî lideri papadır.

keramat-ı ruhani / kerâmât-ı ruhânî

  • Ruhânî kerâmetler.

lahut

  • İlâhî âlem. Uluhiyet âlemi. Ruhanî, manevî alem.

lahuti / lahutî

  • Uluhiyet âlemine mensub ve müteallik olan. Sır âlemi. Gaybî âleme ait. Ruhanî âlemle alâkalı.

laik

  • Dine istinad etmeyen. Ruhanî olmayan kimse. Dini olmayan şey. Dinî olmayan fikir, dinî olmayan müessese, sistem veya prensip. Devleti dinî esas ve hükümler ile idare etmeyen sistem. Temel esasların ve kanunların menşeini ve teşri'de (kanun yapmakta) hareket noktasını ve değer ölçüsünü dine isnad etm (Fransızca)

lezzet-i ruhani / lezzet-i rûhâni / لَذَّتِ رُوحَانِيَه

  • Ruha âit lezzet.

lezzet-i ruhaniye / lezzet-i ruhânîye

  • Ruhânî lezzet ve zevk, ruhun aldığı lezzet.

ma'nevi / ma'nevî

  • Mânâya, rûha ve gönüle âit olan, inançla ilgili. Maddî olmayan.

ma'nevi faide / ma'nevî fâide

  • Rûha, kalbe ve gönüle âit fâide.

madde

  • Zahir duygularla hissedilen, ruhâni olmayıp, ağırlığı olan, cismâni bulunan.
  • Asıl, esas, cevher, mâye.
  • Bend, fıkra, kısım.
  • İlm-i Kelâmda: His âzâmız üzerine bir takım muayyen ihtisâsât husule getiren veya getirebilen, her şey.
  • Tıb: Çıbanın içinde hasıl olan ya

maddiyunluk

  • Maddiyunların mesleği. Maddecilik. Hiçbir müsbet delile dayanmıyan ve sadece maddeye istinad eden ve ruhâniyatı ve mâneviyatı inkâr edenlerin bâtıl akideleri.

maddiyyun

  • (Maddiyun) Maddeciler. Her şeyin esası madde olduğunu iddia edip, ruhaniyatı inkâr eden dinsizler. Her şeyi madde ile ölçenler. Masnuât-ı İlâhiye olan mahlukatı ve zerrelerin muntazam hareketini, tesadüf eseri gibi kabul ve tevehhüm edip dinsizliğe yol açmağa çalışanlar.

mahiyat-ı mücerrede-yi ruhaniye / mahiyât-ı mücerrede-yi ruhaniye

  • Ruhânî soyut mâhiyetler, özellikler.

mahiyet-i mücerrede-i ruhaniye

  • Ruha ait soyut bir özellik.

manevi / manevî / mânevî

  • (Ma'nevi) Mânaya âit. Maddî olmayan. Mücerred. Ruhani.
  • Maddî olmayan, ruhanî.

maraz-ı ruhani / maraz-ı rûhânî / مَرَضِ رُوحَان۪ي

  • Ruha âit hastalık.

maraz-ı ruhi / maraz-ı rûhî / مَرَضِ رُوح۪ي

  • Ruha âit hastalık.

meclis-i ruhani / meclis-i ruhanî

  • Ruhanîler meclisi, meleklerin ve ruhların toplanma yer ve zamanı.

meded-i ruhaniyet-i peygamberi / meded-i ruhaniyet-i peygamberî

  • Hz. Peygamber'in ruhaniyetinden gelen yardım.

mesele-i melaike ve ruhaniyat / mesele-i melâike ve ruhaniyat

  • Melekler ve ruhanî varlıklar meselesi.

muhabbet-i ruhaniye

  • Ruhanî sevgi.

mükafat-ı ruhaniye / mükâfat-ı ruhaniye

  • Ruhanî ödül.

muvahhiş / مُوَحِّشْ

  • Korkutan, ruha yalnızlık hissi veren.

nusret

  • (Nusrat) Yardım. Cenab-ı Hakkın yardımı, hususen ruhani muavenet. Zafer, galebe, fetih, üstünlük, başarı, düşmana gâlib olmak.

ortodoks

  • Hıristiyanlık mezheblerinden. Ortodoks mezhebinin rûhânî (dînî) lideri patrik olup, merkezi İstanbul Fener'deki patrikhânedir. 1054 (H.446)'da İstanbul patriği olan Mihael Kirolarius, Roma'daki papadan ayrılarak Ortodoks kilisesini (mezhebini) kurdu. Roma'daki papaya tâbi olanlara katolik, İstanbul'

padişah-ı ruhani / padişah-ı ruhanî

  • Ruhanî padişah.

papa

  • Roma Katolik kilisesinin ruhânî reisi.
  • Katolik mezhebine mensûb hıristiyanların en yüksek rûhânî (dînî) lideri.
  • İtl. (Baba kelimesinden) Roma Katolik kilisesinin ruhâni reisi.

patrik

  • Ortodoks mezhebine mensûb hıristiyanların, en büyük rûhânî (dînî) lideri.
  • Yun. Rum ve Ermeni kiliselerinin ruhâni reislerine verilen isim.

piskopos

  • Hıristiyanlığın katolik ve doğu kiliselerinde en yüksek rûhânî ünvâna sâhip ve umûmiyetle bir bölgenin dînî lideri olan hıristiyan din adamlarına verilen ad.

protestanlık

  • (Prutluk) Papayı Hristiyanların başı olarak tanımayıp ruhaniyetini kabul etmeyen bir Hristiyanlık mezhebi.

rahil

  • (Çoğulu: Ruhal-Rihâl) Dişi olan koyun kuzusu. (Erkeğine "hamel" derler.)

rahme

  • (Çoğulu: Ruham) Kartal.
  • Rahmet, muhabbet.

rahmet melekleri

  • Yeryüzünde dolaşan ve mü'minlerin ölümü ânında hâzır olan melekler. Bunlara Rûhâniyân da denir.

rüesa-yı ruhaniye

  • Ruhanî reisler, liderler.

ruh-efza / ruh-efzâ

  • Ruha hoş gelen.

ruhani / ruhanî

  • Cisim olmayıp gözle görülmeyen cin ve melâike gibi bir mahluk. Ruha ait. Ruhtan meydana gelmiş, melek.
  • Madde ile alâkalı olmayan, mânevi, ruh âlemine mensub olan.
  • Ruha ait, ruhla ilgili, gözle görülemeyen, cismi olmayan.

ruhaniyat / rûhaniyat

  • Ruhanîler.

ruhaniyat alemleri / ruhâniyat âlemleri

  • Ruhanî olanların âlemleri.

ruhaniyet / ruhâniyet

  • Ruhâni, mânevî varlık ekle

ruhaniyet-i peygamberi / ruhaniyet-i peygamberî

  • Peygamberin ruhânî, mânevî varlığı.

ruhaniyun / rûhâniyun

  • Gayb âlemine nüfuz eden nurânî ve ruhânî kimseler.

ruhaniyyat

  • Madde âleminden başka olan ruh âlemleri, ruhaniler.

ruhaniyyet

  • Yalnız ruhtan ibaret olan şeyin hali. Ölmüş bir kimsenin devam etmekte olan ruhi kuvveti.
  • Ruhanilik.

ruhaniyyun

  • (Tekili: Ruhanî) Ruh âlemine mensub olanlar. Âlem-i gayba nüfuz eden çok nuraniyet kazanmış zâtlar.

ruhi / ruhî

  • Ruha ait, ruhla ilgili. Ruhça.

ruhperver

  • Ruha ferahlık ve kuvvet veren. (Farsça)

ruhsat

  • (Çoğulu: Ruhas-Ruhsat) İzin, müsaade.
  • Genişlik.
  • Kolaylık.
  • Fık: Kulların özürlerine mebni, kendilerine bir suhulet ve müsaade olmak üzere, ikinci derecede meşru' kılınan şeydir. Sefer halinde Ramazan-ı Şerif orucunun tutulmaması gibi. Vuku' bulan ikraha mebni, birisini

sada-yı semavi ve ruhani / sadâ-yı semâvî ve ruhânî

  • Semâvî ve ruhanî olan sadâ, gökten gelen ses.

sakil / sakîl / ثَق۪يلْ

  • Ruha ağır gelen.

saltanat-ı ruhaniye

  • Ruhanî, mânevî olarak devam eden saltanat.

semavat ehli / semâvât ehli

  • Semâda yaşayan varlıklar; melekler, ruhanîler.

semavi gözler / semâvî gözler

  • Göklerdeki melekler ve ruhânîlerin bakışları.

seyr ü süluk-ü ruhaniye / seyr ü sülûk-ü ruhaniye

  • Mânevî makamlardaki ruhanî seyir ve seyahat.

seyr-i ruhani / seyr-i ruhânî / seyr-i rûhânî

  • Ruhanî ve mânevî âlemlerdeki seyir, ruhî gezinti.
  • Ruhanî ve mânevî âlemlerdeki seyir, ruhî gezinti.

tasavvuf / تَصَوُّفْ

  • Kalb ayağıyla rûhânî mertebelerde ilerleyerek nefsi terbiye etme yolu.

tefekkürat-ı ruhiye

  • Ruha ait tefekkürler.

tekemmülat-ı ruhiye / tekemmülât-ı ruhiye

  • Ruha ait mükemmelleşmeler, ilerlemeler.

üveysi / üveysî

  • Üstâdı, hocası olsun olmasın, hayatta veya vefât etmiş bir büyüğün rûhâniyetinden istifâde ederek, terbiye görerek yetişen, olgunlaşan kimse. Bu şekilde yetişme yoluna üveysîlik denir.

vakıa-i ruhaniye / vâkıa-i ruhaniye

  • Ruhanî ve mânevî âlemde müşahede edilen ve görülen olay.

zevk-i ruhani / zevk-i ruhânî / ذَوْقِ رُوحَانِي

  • Ruha ait zevk, ruhânî zevk.
  • Ruha ait zevk.

zevk-i ruhi / zevk-i ruhî

  • Ruha ait zevk.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın