LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te rasa ifadesini içeren 150 kelime bulundu...

adliye

  • Mahkeme. Muhakeme işleriyle uğraşan daire.

ahlakıyyun / ahlâkıyyun

  • Ahlâk ilmi ile uğraşan âlimler; bunlar iki kısımdır. Bir kısmı ahlâk-ı hasene olan İslam ahlâkını telkin eder, diğer kısmı ise, dine tâbi olmayan ve hakiki ahlâkı bulamamış olanlardır.

ahter-gu / ahter-gû

  • Yıldız ilmi ile uğraşan kişi, müneccim. (Farsça)

ahter-şinas

  • Yıldız ilmi ile uğraşan. Müneccim. (Farsça)

alim / âlim

  • Bilen, bilgili.
  • Çok şey bilen.
  • Çok okumuş, bilgiç.
  • İlim ile uğraşan. Hoca.

amare-gir

  • Hesap işleriyle uğraşan kişi. Muhasebeci. (Farsça)

amel defteri

  • İnsanların dünyâda iken yaptığı bütün işlerinin yazıldığı ve Arasât meydanında herkese verilecek olan defter.

arsa

  • (Çoğulu: Arasât) Bina yapılacak boş arazi parçası. Üzerindeki binası yıkılmış veya yapıya tahsis olunmuş yer.

astronom

  • yun. Kozmoğrafya âlimi, felekiyat ile uğraşan, gök cisimleri hakkında bilgi edinmeye çalışan.

bab-ı seraskeri / bab-ı seraskerî

  • Osmanlı Devletinde askerlik işleriyle uğraşan bakanlık; askeriyenin başı.

bais / bâis

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Öldükten sonra, kabirlerinde çürümüş ve dağılmış olan cesedleri diriltip mahşere, (arasât meydanına) sevkeden, gönderen.

bedel-i nakdiye

  • Parasal değer.

bedruc

  • Bir ot cinsidir ve bazı yerlerde tere-i Horasani diye isimlendirilir.

behle

  • (Behli) Yırtıcı kuşlarla uğraşanların giydiği eldiven. (Farsça)

bevliye

  • Tıb: İdrar yolları ve böbrek hastalıkları. Bu hastalıkların teşhis ve tedavisiyle uğraşan tıp dalı. (Üroloji)

bivaz

  • Yarasa kuşu. Muvâfakat, kabul. (Farsça)

biyolog

  • Biyoloji ilmiyle uğraşan âlim.

biyonik

  • Canlıların, yaşadıkları muhit içinde değişen şartlara uygun nasıl hareket ettiklerini inceleyerek canlıları model almak suretiyle benzer hareketleri yapabilecek makinelerin yapılması işiyle uğraşan ilim ve fen.

büreyde bin el-husayb el-eslemi / büreyde bin el-husayb el-eslemî

  • Horasan diyarında en son hicri 62 veya 63 yılında vefat eden sahabedir. (R.A.). Müslümanların ilk sancaktarıdır. 177 Hadis-i Şerif nakletmiştir. 14 tanesi Buharî ve Müslim'de mezkûrdur.

canbaz

  • (Çoğulu: Canbazan) Can ile oynayan, canını tehlikeye koyan, canbaz.
  • Hayvan alış-verişi ile uğraşan kimse.
  • Aldatan, hilekâr, hile yapan.
  • Eskiden atlı fedai asker.

cumhur-u muhaddisin / cumhur-u muhaddisîn

  • Hadîs ilmiyle uğraşan âlimlerin çoğunluğu.

dakika-şinas

  • İnce işleri ve nükteleri anlayan, bir işin incelikleriyle uğraşabilen.

diplomat

  • yun. Memleket hakkında siyasi söz sâhibi. Dış meseleler hakkında milletlerarası işlerle uğraşan siyaset adamı.
  • Becerikli, söz söyliyebilen.
  • Ülkenin dış işleriyle uğraşan memur.

dırs

  • (Çoğulu: Derâsa-Edrâs) Kertenkele, fare ve kedi gibi hayvanların eniği.

dünyadar / dünyadâr

  • Dünya işleriyle uğraşan, mal ve mülk sahibi olan. Dünya hayatına fazla meyilli olan. (Farsça)

edebiyat

  • Düşünce, duygu veya herhangi bir hakikatı veya herhangi bir fikri yazı veya sözle, manzum veya nesir halinde güzel şekilde ifâde san'atı. Bu san'atla uğraşan ilim kolu.
  • Edebiyata âit yazıları toplayan kitap.Edebiyatın sözlük anlamından biri de edebe, yani terbiyeye uygun söz söylemek

edebiyyun

  • Edebiyatçılar. Edebiyatla uğraşanlar.

ehl-i felsefe ve hikmet

  • Felsefeyle uğraşanlar, filozoflar.

ehl-i hadis / ehl-i hadîs

  • Hadis ilmiyle uğraşanlar, hadis âlimleri.

ehl-i kelam / ehl-i kelâm

  • Konusu daha çok inançla ilgili olan kelâm ilmiyle uğraşanlar.

ehl-i san'at

  • San'atla uğraşanlar.

ehl-i şiir

  • Şiir ile uğraşanlar, şairler.

ehl-i şiir ve hitabet

  • Şiir ve düzgün söz söyleme san'atıyla uğraşanlar.

ehl-i siyer

  • Siyer ilmiyle uğraşanlar, İslâm tarihçileri.

ehl-i siyer ve hadis / ehl-i siyer ve hadîs

  • Siyer ve Hadîs ilmiyle uğraşanlar, İslâm tarihçileri ve muhaddisler.

ehl-i tarih

  • Tarih ilmiyle uğraşanlar, tarihçiler.

ehlifen

  • Fen ilimleriyle uğraşanlar.

ersad

  • (Tekili: Rasad) Rasadlar, gözlemler, gözetlemeler, gözlemeler.

faryab

  • Dere ve ırmak suyu ile sulanan yer. (Farsça)
  • Eski Horasan'da Belh'e yakın bir şehrin adı. (Farsça)

felasife / felâsife

  • Felsefeciler. Filozoflar, felsefe ile uğraşanlar.
  • Düşüncesiz, kaygısız, rahat yaşayanlar.
  • Dinsizler.
  • Filozoflar, felsefe ile uğraşanlar, âlimler, bilginler.

felekiyyun

  • Gök ilmi ile uğraşanlar. (Astronomlar, Kozmoğrafyacılar)

fellah

  • Ekinci, çiftçi, ziraatle uğraşan arab.
  • Zenci, siyah arab.

fenci

  • Bilimle uğraşan, bilim adamı.

feylesof

  • Felsefe ile uğraşan, felsefeci.
  • Filozof, felsefe ile uğraşan kişi.

filozof

  • Felsefe ile uğraşan, felsefeci.

hafafiş / hafafîş / hafâfîş / خفافيش

  • (Tekili: Huffâş) Yarasa kuşları.
  • Yarasalar. (Arapça)

hallakıyet-i ilahiye / hallâkıyet-i ilâhiye

  • Allah'ın kendi zatına yaraşan yaratıcılığı.

haşr

  • Toplanma, bir araya gelme. Allahü teâlânın bütün insanları, melekleri, cinleri, şeytanları ve diğer hayvan ve kuşları, gökte, yerde, denizde ne kadar büyük ve küçük canlı var ise, hepsini kıyâmet kopmasından (dünyânın son bulmasından) sonra diriltip, dünyâda yaptıklarının hesâbını vermek üzere Arasâ

haşr günü

  • Mahlukların kabirlerinden kalkıp Arasat meydanında toplandıkları kıyâmet günü.

hayal-perest

  • Hayalî şeylerle çok uğraşan. Çok hayal kuran. Dalgın. Olmayacak şeylerle avunan. (Farsça)

horasani / horasanî

  • Horasana ait. Horasanlı. (Farsça)
  • Sarıktan daha büyük görünen hoca kavuğu. (Farsça)

huffaş / huffâş / خفاش

  • Yarasa. Gece kuşu.
  • Yarasa.
  • Yarasa.
  • Yarasa. (Arapça)

huşşaf

  • Yarasa kuşu.

ictimaiyyun

  • İçtimaî hayatı en güzel şekilde idareyi düşünen ve ona çalışan. İçtimaî mes'elelere dair ilimlerle uğraşan kimseler. Sosyologlar.

inşaiyye

  • İnşâât işleriyle uğraşanlar. Bina ve gemi yapma işleriyle meşgul olanlar.

irsan

  • Muhkem ve sağlam kılma, rasanet verme.

iştigal eden

  • Uğraşan.

istihkam / istihkâm

  • Sağlamlık. Metin olmak. Kuvvetli ve dayanıklı olmak.
  • Askerlikte: Düşmana karşı, hücumlarını savmak için hazırlanmış bulunan siper, askeri yapılar. İstihkâm işi ile uğraşan asker sınıfı.
  • Kuvvet ve metanet vermek.

jeolog

  • Yeryüzü ilmi ile uğraşan kimse.

jeoloğ

  • yun. Yer (Arz) ilmi ile uğraşan.

kaba necaset / kaba necâset

  • İnsandan çıkınca abdesti veya guslü gerektiren her şey, eti yenmeyen hayvanların, (yarasa hâriç) ve yavrularının yüzülmüş, dabağlanmamış derisi, eti, pisliği ve bevli ile süt çocuğunun pisliği, bevli ve ağız dolusu kusmuğu, insanın ve bütün hayvanlar ın kanı ile şarab, leş, domuz eti ve kümes ve yük

keylekan

  • Bir pırasa cinsi.

kinecu

  • Öc almağa uğraşan, intikam almak için çalışan. (Farsça)

kürras

  • Pırasa.

lahn-ı hafi / lahn-ı hafî

  • Gizli hatâ olup, ancak tecvîd ilmi ile uğraşanlar bilir.

liva-i hamd / livâ-i hamd

  • Hamd (şükür) sancağı. Kıyâmet gününde, canlılar dirilip, Arasat meydanında toplanınca, Allahü teâlâ tarafından Peygamber efendimize ihsân edilecek olan ve altında bütün inananların toplanacağı sancak-ı şerîf.

mahşer

  • Haşr olunacak, toplanılacak yer. Kıyâmet gününde bütün mahlûkâtın (bütün canlıların) yeniden dirildikten sonra hesap için toplanacakları yer. Arasat Meydanı, Mevkıf.

mantıkiyyun

  • Mantıkla uğraşanlar. Mantık âlimleri.

merasid

  • (Tekili: Mersad) Gözetleme yerleri, rasat yerleri.

mersad

  • Rasad yeri. Gözetleme yeri.

mersud

  • Rasad olunmuş, ölçülüp biçilmiş, hesab edilmiş.

meşgul

  • (Şugl. den) Bir işle uğraşan.
  • Dalgın.
  • Doldurulmuş, tutulmuş, işgal olunmuş.

meşihat-ı islamiye / meşîhat-ı islâmiye

  • İslâmın ilmî meseleleri ile uğraşan devlet dairesi.

meşihat-ı islamiyye / meşihat-ı islâmiyye

  • İslâmî işlerin ilmî mes'eleleri ile uğraşan devlet dairesi.

mevkıf

  • Durak, durulacak yer; kıyâmette ölülerin diriltildikten sonra toplanacakları yer; Arasât meydanı, mahşer yeri.

mikdam

  • (Çoğulu: Makadim) Çok ayaklı.
  • Kıdemli.
  • Çok çabalayıp uğraşan. Fazlaca gayret sarfedip ikdâm eden.

mirasyedi

  • Mirasa konan; çalışmadan hazıra konan ve hesapsızca harcayan.

mirsad

  • Gözetleme yeri. Rasad yeri.
  • Gözetleme âleti.
  • Suçluları gözleyip duran.
  • Pusu.
  • Suçlular için hazır bekleyen.

muhaddisin / muhaddisîn

  • Hadis ilmiyle uğraşan âlimler.
  • Hadis ilmiyle uğraşan eskiden gelmiş büyük ve kâmil zâtlar. Peygamberimizin (A.S.M.) sözünü işiterek bildirenler.

muhasib

  • Hesab eden. Hesap işi ile uğraşan. Muhasib.

muhlis

  • İhlâs sâhibi. Niyetini ve ihlâsını düzeltmeye uğraşan kimse.

müneccim / مُنَجِّمْ

  • Yıldızların hareket ve hâllerini tedkikle uğraşan, mevki ve harekâtından mâna ve hüküm çıkaran. Falcı.
  • Yıldız falına bakan, astroloji ile uğraşan.
  • Yıldızların hareketlerini gözetleyerek geleceğe dâir haber verdiğini iddiâ eden, yıldız falına bakan kimse. Astrolog.
  • İlm-i nücûm yâni astronomi ilmiyle uğraşan kimse. Astronom.
  • Yıldızlarla uğraşan, falcı.
  • Yıldız ilmi ile uğraşan.

münhemik

  • (Hemk. den) Bir işin üzerine çok düşen. Bir işte çok uğraşan.

münzevi / münzevî

  • Bir köşeye çekilip ibadetle uğraşan, dünyadan çok âhiret için çalışan kişi.

münzeviyane

  • Bir köşeye çekilip ibadetle uğraşarak, vaktini ibadetle geçirerek.

murasade

  • (Rasad. dan) Rasad etme, gözetleme.
  • Dikkatle bakma.

musahhihin / musahhihîn

  • (Tekili: Musahhih) Musahhihler, tashih işi ile uğraşanlar.

müştagil

  • (Şugl. den) Bir işle meşgul olan, iştigal eden, uğraşan.

mutali'

  • Mutâlaa eden. Kitab okuyan. Kitablarla tetkik ve bilgi için uğraşan.

mutasavvıf

  • Tasavvufla uğraşan. İlâhiyyatla uğraşan, tarikat ehli olan.

müteannit

  • Yanlış arayan. Başkalarının yanlışını bulmak için uğraşan.

müteannitane / müteannitâne

  • Yanlış arayana, yanlışlıklar çıkarmaya uğraşana yakışır surette. (Farsça)

mütecadil

  • (Cedl. den) Mücadele eden, uğraşan. Şiddetle çekişen.

mütefakkıh

  • (Çoğulu: Mütefakkıhin) (Fıkh. dan) Fıkıh âlimi. Fıkıh ilmiyle uğraşan kimse.

mütefakkıhin / mütefakkıhîn

  • (Tekili: Mütefakkıh) Fıkıh âlimleri, fıkıh bilginleri. Fıkıhla uğraşan kimseler.

mütefennin / متفنن

  • (Fenn. den) Alim, münevver, fen adamı. Teknik ilimle uğraşan.
  • Fen bilimleri ile uğraşan, teknik ile uğraşan. (Arapça)

mütegavvil

  • Renkten renge giren. Bir şeyin rengine giren.
  • Uğraşan, tegavvül eden.

mütelahi

  • (Lehv. den) Oynıyan. Oyun veya sazla uğraşan.

mütelahiyane

  • Oyunla uğraşarak, oynayarak. (Farsça)

müterassıd

  • (Rasad. dan) Gözeten, tarassud eden, bekleyen, kollayan.

müterassıdin / müterassıdîn

  • (Tekili: Müterassıd) Dikkatle gözetenler, rasad edenler, kollıyanlar, bekliyenler.

müteşerri'

  • Şeriat işleriyle uğraşan.
  • İlim ve şeriatta âlim olan. Şeriatla amel eden.

mütevaggıl

  • Bir işle fazla uğraşan, bir konu hakkında derinlemesine ilgilenen ve takip eden.

mütevaggilin / mütevaggilîn

  • (Tekili: Mütevaggil) Çok uğraşanlar, fazla meşgul olanlar. Bir şeyin derinliğine varanlar.

muvazıb

  • Dâima bir işle uğraşan. Bir işe durmadan çalışan.

na-sazkar / na-sazkâr

  • Uygun görmeyen, muhâlif. (Farsça)
  • Beklenmemiş, işitilmemiş. (Farsça)
  • Münâsebetsiz işle uğraşan. (Farsça)

nizamiye

  • İlk askerlik devresi.
  • Bu nevi askerlik işleriyle uğraşan daire.
  • Tanzimat ordusunun asıl silâh altında bulunan kısmı.

nücumi / nücumî

  • Yıldızlarla ilgili.
  • Yıldızlarla uğraşan.

psikolog

  • Ruhiyatçı, ruh ilmiyle uğraşan. (Fransızca)
  • Ruh ilmi ile uğraşan kimse, ruh bilimci.
  • Ruh ilmiyle uğraşan.

rasad / رصد

  • Gözlem. (Arapça)
  • Gözetleme. (Arapça)
  • Rasad edilmek: Gözlemlenmek. (Arapça)
  • Rasad etmek: (Arapça)
  • Gözlem yapmak. (Arapça)
  • Gözetlemek. (Arapça)

rasia

  • (Çoğulu: Rasâyi) Halka.

rasıd

  • (Çoğulu: Râsıdân) (Rasad. dan) Gözleyen, gözeten, rasad eden. Dikkatle bakan.

rasıdan / rasıdân

  • (Tekili: Râsıd) Dikkatle bakıp gözliyenler, rasad edenler.

rassad

  • (Rasad. dan) Rasad eden. Dikkatle gözleyen.

resanet

  • (Bak: Rasanet)

resas

  • (Bak: Rasas)

resve

  • (Çoğulu: Rasa) Kadınların kollarına boncuktan veya inciden yaptıkları kolbağı.

sa'd-ı taftazani / sa'd-ı taftazanî

  • (M. 1322-1389) Horasan'da doğmuş büyük bir İlm-i Kelâm âlimidir. En meşhur eseri, "Makasıd" adlı kelâm kitabıdır.

sa'deddin-i taftazani / sa'deddin-i taftazanî

  • (Hicr: 722-792) Horasan taraflarında Teftazan'da doğdu. İslâmiyete kıymetli eserleriyle hizmet eden büyük âlimlerdendir. Asıl ismi Ömer oğlu Mes'ud'dur.

sarraf

  • Sarfeden. Para işleri ile uğraşan.
  • Cevherci, kuyumcu. Cevherin kıymetini san'atı ile azaltan veya çoğaltan.

şebengiz

  • (Şeb-engiz) Yarasa kuşu. (Farsça)

şebpere / شب پره

  • Yarasa. (Farsça)
  • Yarasa. (Farsça)

seca'

  • Yarasa.

seha

  • (Çoğulu: Sihâ) Ev içi. Her nesnenin kabuğu.
  • Yarasa kuşu.

sıhhiye

  • Sağlık ve hekimlik işleriyle uğraşan dâire.
  • Sağlık işleri.

sıhhiye heyeti

  • Sağlık işleriyle uğraşan kurul.

sosyoloğ

  • İçtimaî bilgilerle uğraşan, toplu insan yaşayışı ve onların idare işlerinde bilgi sahibi olmaya çalışan. İçtimaiyatçı. (Fransızca)

sufi / sufî

  • Tasavvuf ile uğraşanlar.

sufiyye / sûfiyye / صوفيه

  • Mutasavvıflar, tasavvufla uğraşanlar. (Arapça)

şugul

  • (Tekili: Şugl) İşler, uğraşacak şeyler, gaileler.

tabakat-ı muhaddisin / tabakât-ı muhaddisîn

  • Resûlullah efendimizin işleri, sözleri ve hâllerini öğreten hadîs ilmi ile uğraşan İslâm âlimlerinin dereceleri.
  • Hadîs âlimlerini derecelerine göre sıralayıp, hayatlarını ve eserlerini anlatan kitaplar.

tabakat-ül-fukaha / tabakât-ül-fukahâ

  • Fıkıh âlimlerinin tabakası. Helâl ve haramı, emir ve yasakları bildiren fıkıh ilmi ile uğraşan âlimlerin dereceleri.
  • Fıkıh âlimlerini derecelerine göre tertîb edip (sıralayıp), hayatlarını ve eserlerini anlatan kitablar.

tacir

  • Ticaret yapan, ticaretle uğraşan.

tarsis

  • (Rasas. dan) Kurşunla perçinleme, kurşunlaştırma, sağlamlaştırma.
  • Kadının sadece gözleri görünecek şekilde örtünmesi.

teknisyen

  • Bir işin, ilim tarafından daha çok tatbikatiyle uğraşan. Tatbikatla uğraşan kimse. (Fransızca)

tevağğul eden

  • Meşgul olan, uğraşan.

tevarüs

  • Mirasa konmak, birisine diğerinden irsen geçmek. Miras yemek.

tevarüsat / tevarüsât

  • (Tekili: Tevarüs) Tevarüsler, mirasa konmalar.
  • İrsen geçmeler, irsî olarak geçmeler.

tumruk

  • Yarasa kuşu.

turfe-kar / turfe-kâr

  • Garip şeylerle uğraşan. Şaşılacak şeyler yapan. (Farsça)

turmuk

  • Yarasa kuşu.

ulema-i ilm-i huruf

  • Harf ilmiyle uğraşan âlimler.

usuliyyun

  • Fıkıh usulüyle uğraşan İslâm âlimleri. Usul-ü Fıkıh müellifleri.

varakkerdan

  • Boş ve faydasız işlerle uğraşan kimse. (Farsça)

varis / vâris

  • Cenab-ı Hakk'ın bir ismi.
  • Mirasçı. Kendisine miras düşen. Mirasa konan. Vefat eden birisinin maddî veya manevî mal ve mülkünde kullanmaya, tasarrufa salâhiyetli olan.
  • Mirasa konan.

vatavit

  • (Tekili: Vatvât) Korkak ve geveze olan kimseler.
  • Yarasalar.
  • Dağ kırlangıçları.

vatvat

  • (Çoğulu: Vatâvit) Korkak ve geveze olan adam.
  • Yarasa.
  • Dağ kırlangıcı.

vüs'at / وسعت

  • Genişlik. (Arapça)
  • Kapasite. (Arapça)
  • Parasal yeterlik. (Arapça)
  • Genlik. (Arapça)

zahid / zâhid / زاهد

  • Aşırı dindar, zühd ile uğraşan. (Arapça)

zındık

  • Hiçbir dinde olmadığı ve Allahü teâlâya inanmadığı hâlde, müslüman görünüp müslümanlığı değiştirmeye, îmânı bozmaya, dinsizliği müslümanlık olarak yaymaya çalışan ve İslâmiyet'i içerden yıkmaya uğraşan sinsi İslâm düşmanı, azılı kâfir, münâfık. Kâdıy ânîler ve Behâîler böyledir.