LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te polis ifadesini içeren 26 kelime bulundu...

acan

  • Polis: Emniyet mensubu (Farsça)

ases

  • Asâyişin muhafazası için geceleri dolaşan ve şimdiki polis vazifesini gören memurlar.

asesbaşı

  • Osmanlı İmparatorluğunun eski devirlerinde polis müdürü.

cop

  • Polis ve polis görevlisi askerlerin taşıdığı, kauçuktan yapılma sopa.

dedektif

  • Hususi araştırma yapan, tâkib ve tarassudda bulunan polis. (Fransızca)

denizli zabıtası

  • Denizli polisi.

ehl-i idare ve zabıta

  • Şehir güvenliğini sağlamakla vazifeli bulunan idare, polis.

emniyet

  • (Emniyyet) : Eminlik, emin olma hâli, korkusuzluk, tehlikesizlik.
  • İtimad, güvenme, inanma.
  • Polis ve zabıta teşkilâtı.

enişe

  • Hafiye, gizli polis. (Farsça)
  • Casus. Gizli haberler öğrenerek veya sırları çözerek düşmanlara haber veren kimse. (Farsça)
  • Dalkavuk, yaltakçı. (Farsça)

hafiye

  • Saklı ve gizli şeyleri araştıran.
  • Casus.
  • Polis.

hafiyye / خفيه

  • Gizli polis. (Arapça)

hey'et-i zabıta / hey'et-i zâbıta / هَيْئَتِ ضَابِطَه

  • Polis ekibi.

inzibat

  • Asayiş, düzen ve rahatlık. Umumi emniyetin iyi ve yolunda olması.
  • Sağlamlaşmak.
  • Polis vazifesini gören asker, ordu mensubu.

jurnal

  • İlk önce gazete ve rapor mânasına kullanılırken sonradan "hükümete ihbar" gibi olan hâdiselere denilmeğe başlandı. İhbar, şikâyet, polis raporu. İnsanı kötüleyerek verilen haber veya rapor. (Fransızca)

komiser

  • Emniyet teşkilâtının meslek dereceleri içinde yer alan ve en az lise tahsilini yapmış, polis enstitüsünün orta ve yüksek kısmını tamamlamış üniformalı veya sivil memur. (Fransızca)

mahfuzen

  • Polis veya jandarma gibi resmi bir muhafaza altında olarak.

şahne / شحنه

  • Güvenlik görevlisi, polis. (Arapça)

sivil

  • Asker olmayan. (Fransızca)
  • Başı bozuk. (Fransızca)
  • Mülkî. (Fransızca)
  • Tebdil-i kıyafetle gezen polis. (Fransızca)
  • Medeni. (Fransızca)

şurta

  • (Yelkenliye) uygun rüzgâr.
  • Önde gidip düşmanla savaşan asker.
  • Polis, jandarma.

telefon-u zabıta / telefon-u zâbıta

  • Polis telefonu.

vukuat / vukûât / وقوعات

  • (Tekili: Vak'a) Vak'alar, hâdiseler.
  • Kavga. Yaralama gibi polisi alâkalandıran hâdise.
  • Normal dışında olan hâdiseler.
  • Olaylar. (Arapça)
  • Polisiye olaylar. (Arapça)

zabıta / zâbıta

  • Yurt içinde emniyet ve intizamı korumakla vazifeli devlet kuvveti, polis.
  • Fık: Bütün hususlara şâmil olmayıp yalnız bir hususa ve onun teferruatına şamil olan hususi kaideye denir. Kanun ve âdet, zabt ve idareye vesile olan bağ.

zabıta-i ahlakiye / zâbıta-i ahlâkiye

  • Ahlâk zabıtası, ahlâk polisi.

zabtiye

  • Polis veya jandarma.

zabtıyye

  • Jandarma veya polis kuvveti. Memleket içi âsâyiş ve intizamı te'min maksadı ile çalışan hükümet kuvveti.

zabtiyye / ضبطيه

  • Güvenlik güçleri, polis, jandarma. (Arapça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR