LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te parlama ifadesini içeren 55 kelime bulundu...

ayn-el-yakin / ayn-el-yakîn

  • Görerek bilme.
  • Hadîs-i şerîfte bildirilen ihsân (Allahü teâlâyı görüyormuş gibi ibâdet etme) mertebesinde bir ışığın kalbde parlaması. Zamanımızda tarîkata girmiş bir çok kimse, kendilerine tasavvufçu süsü vererek vahdet-i vücudu dillerine almış, bundan yüksek mertebe olmaz sanıyor.

berk

  • Şimşek çakması. Parlama.
  • Yıldırım.
  • Zinetlenme, süslenme.
  • Tas: Tecelli-i İlâhiye ile kurbiyyete mazhariyyet.
  • Ahmak olmak.

büluc

  • Zâhir olmak, gözükmek. Parlamak, ruşen olmak.

büruk

  • Bir şeyin şakıması, parlaması.
  • (Tekili: Berk) Berkler, şimşekler.

cela' / celâ'

  • Gurbete düşmek, memleketinden ayrı olmak. Şehrinden ve meskeninden çıkmak.
  • Başkalarını çıkarmak.
  • Açık haber.
  • Ruşen olmak, parlamak.

cila / cilâ

  • Parlaklık, parlama.

dahdaha

  • Suyun dökülüp saçılması.
  • Serabın uzaktan su gibi görünüp parlaması.

dirahş

  • Nur, ziya, parıltı, parlama, ışık. (Farsça)

ecic

  • Ateş parlaması.

fasaha

  • Ruşen olmak, parlamak.
  • Hâlis olmak.

hacıyatmaz

  • Dibindeki ağırlıktan dolayı yere ne şekilde bırakılırsa bırakılsın, dik bir durum alan oyuncak.
  • Mc: Zor durumlarda kendisini çabucak toparlamayı beceren kişi.

hafy

  • Gizlemek.
  • Setretmek, örtmek.
  • İzhar etmek, görünmek.
  • Parlamak, yıldıramak.

hefafe

  • Parlamak.

hemim / hemîm

  • Ağır ağır gitmek.
  • Otun tazeliğinden dolayı parlaması.

ıdae

  • Parlamak veya parlatmak. Ruşen etmek veya ruşen olmak.

iltihaf

  • Parlama, yanma.

incila / incilâ

  • Cilâlanma. Parlama.
  • Görünme, belli olmak, açılma.
  • Ortaya çıkma, parlama.
  • Cilâlanma, parlama.

infilak / infilâk

  • Patlama, parlama.

inşirak

  • Çatlama, yarılma, ayrılma. Yarık olma. Parlama.

ira

  • Bağış yapma, iyilikte bulunma.
  • Çakmaktan ateş çıkarma. Parlama.

işrak / işrâk

  • "Şark"tan:
  • Güneşin doğması ve etrafı ışıklandırması.
  • Parlama, ışıklandırma.

işrak vakti / işrâk vakti

  • Güneşin ufuk hattından beş derece (bir mızrak boyu) yükselmesinden, yâni güneşin çıplak gözle bakılamıyacak kadar parlamasından îtibâren başlayan zaman, bayram namazı vakti.

iştial / iştiâl / اشتعال

  • Tutuşma. Parlama. Alevlenme.
  • Mc: Şiddetlenme.
  • Tutuşma, parlama.
  • Alevlenme, yalazlanma, parlama, tutuşma. (Arapça)

iştialat / iştialât

  • (Tekili: İştial) Parlamalar, alevlenmeler, yanmalar, tutuşmalar.
  • Mc: Şiddetlenmeler.

lasaf

  • Bir cins hurma.
  • Gübre otunun diplerinde biter hıyar gibi bir nesne.
  • Yapışmak.
  • Kurumak.
  • Parlamak.

lem'

  • Parıldama, parlama. Parlayış.

lem'a

  • (Çoğulu: Lemâat) Parlamak. Şimşek gibi çakmak. Güneş ve yıldız gibi parlamak.
  • El ile veya elbise gibi bir şeyle işaret etmek.

lemean / lemeân

  • Parlama, parıldama.
  • Parlama, parıldama.

lemh

  • Göz atma, bir defa bakış.
  • Parlama, parıltı.

mas'

  • Davarın kuyruğunu salması.
  • Vurmak.
  • Parlamak.

münceli olma / müncelî olma

  • Görünme, parlama.

perdaht

  • Cilâ. Parlaklık, parlama. (Farsça)
  • Düzleme, temizleme. (Farsça)

rakraka

  • Su dökmek.
  • Su gelip gitmek.
  • Parlamak.
  • Suyun akması.

refif

  • (Ateş) Parlamak.

rehrehe

  • Parlamak.

şa'şaa

  • Parlama. Zahirî parlak görünüş.
  • Bir şeyi birbirine katıp karıştırmak.
  • Parlaklık, parlama.
  • Gösteriş, dış süs, yaldız.

sekub

  • (Sekabe) Ateşin alevlenmesi.
  • Yıldızın parlaması.
  • Işıklı, ışık veren.
  • Parlamak.

şekub

  • Ruşen olmak, parlamak.

şeneb

  • Dişlerin keskin olması.
  • Parlamak, ruşen olmak.

sırran tenevveret

  • Gizli ve sır perdesi altında parlama, hizmeti yaygınlaştırma.

sırren tenevveret

  • Gizli ve sır perdesi altında parlama ve hizmeti yaygınlaştırma.

tabiş / tâbiş / تابش

  • Parlama. (Farsça)

teelluk

  • Yıldıramak, parlamak.

tehellül

  • Sevinme, açık yüzlü olma. Yüzü gülme. Beşâretten yüzdeki parlama eseri.

tele'lü

  • Parlama, parıldama.

tele'üv

  • Parıldama, parlama.

tenevvür

  • Parlama, ışıldama.
  • Bir şey hakkında bilgi sahibi olma.
  • Münir ve münevver olmak. Aydın olmak. Nurlanmak.
  • Nurlanma, parlama.

terakruk

  • Parlama. Işıklı olma.

teşa'ul

  • (şu'l. den) Parlama, tutuşma.

tesakkub

  • (Çoğulu: Tesakkubât) (Sakb. dan) Delme, delinme.
  • Zâhir olmak, görünmek.
  • Parlamak, ruşen olmak.

tezehhür

  • (Çoğulu: Tezehhürat) Çiçeklenme.
  • Yıldıramak, parlamak.

vehc

  • Alevli olmak. Alev ile yanmak. Parlamak.

vemz

  • İşaret etmek.
  • Parlamak. şimşek çakmak.

zahih

  • Ateş közünün parlaması.

zerir

  • Yanmak.
  • Parlamak.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR