LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te pür ifadesini içeren 105 kelime bulundu...

acente

  • (Acenta) ing. Bir vapur şirketinin her iskeledeki memuru.
  • Bir şirket veya idarenin diğer memleketteki vekili.
  • Memur veya vekilin memuriyeti ve idarehanesi.

ajeh

  • Vücutta çıkan pürtüklü küçük ur. (Farsça)

alavere

  • Vapurlara kömür vermek için bordaya kurulan kademeli iskele.
  • Tulumbanın basıp emme suretiyle işlemesi.
  • Herc ü merc. Karışıklık, kargaşalık.
  • Bir şeyin elden ele verilerek veya atılarak aktarılması.

bahire / bâhire

  • Vapur. Gemi.

behim

  • Düz siyah şey.
  • Alacasız hayvan.
  • Dik, pürüzsüz ses.

berdaht

  • Pürüzünü giderme. Pürüzsüz yapma. (Farsça)
  • Cilâlama, parlatma. (Farsça)
  • Düzleme, düzeltme. (Farsça)

biryan

  • Kebabın bir nev'i. Piran. Pürân. (Farsça)

çağlar

  • Kayalara veya setlere çarparak, yerden köpürerek düşen su. Şelâle, çağlayan.

çark

  • (Çarh-Çerh) Dönen pervaneli tekerlek. (Farsça)
  • Vapur, değirmen ve dolap çarkı. (Farsça)
  • Bir makinenin dönen tekerleği, çok zaman bu tekerlek makineyi çalıştırır. Her çeşit tekerlekli makine. (Farsça)
  • Dönerek işleyen âlet. (Farsça)
  • Koz: Birbiri içinde dönen feleklerden mürekkeb kâinat, felek, efl (Farsça)

caru / carû / cârû / جارو

  • Süpürge. (Farsça)
  • Süpürge. (Farsça)

çarub / çârub

  • Süpürge. (Farsça)

carub / cârûb / جاروب

  • Süpürge. (Farsça)

carub-zen / cârûb-zen

  • Süpürücü, çöpçü. (Farsça)

çarub-zen / çârub-zen

  • Süpürücü. (Farsça)

çımacı

  • Vapurda ve iskelede çımayı atıp tutmak vazifesiyle görevli tayfa.

davlumbaz

  • Çarkları yandan olan vapurlarda çarkların döndükleri yerleri örtmek için vapurun iki tarafında bulunan iki büyük yarım daire.

deste

  • Tutam, bağ, demet, kabza. (Farsça)
  • Muin, mededkâr. (Farsça)
  • Süpürge. (Farsça)
  • Küstah. (Farsça)

edib / edîb

  • Güzel hasletleri kendinde toplayan, haddini bilen.
  • Düzgün, güzel ve pürüzsüz söz söyleyen ve yazan, edebiyatçı.

eser-i itkan-ı san'at

  • Sağlam ve pürüzsüz san'at eseri.

faraş

  • (Feraşe. den galat) Süprüntüleri toplamağa ait kulplu kutu, kürekçik. Süpürge.

feraşet

  • Süpürücülük ve döşeyicilik. Kâbe-i şerifeyi süpürenin hizmeti.

feribot

  • ing. Araba vapuru.

ferraş

  • Cami, mescid, imaret gibi müesseselerin temizliğini sağlamak; ve kilim, halı ve hasır gibi mefruşatını yayma hizmetleriyle vazifeli olan kişiler hakkında kullanılır bir tâbirdir. Ferraş; arapçada, yayıcı, hizmetçi, döşeyici anlamlarına gelir. Yeniçeri teşkilâtında bu işi görenlerle, Kâbe'yi süpürenl

feveran / feverân

  • Maddi ve manevi kaynayıp fışkırmak.
  • Köpürmek.
  • Coşmak.
  • Kokunun etrafa yayılması.
  • Depreşmek.
  • Şiddet.

feveran eden

  • Coşan, köpüren.

gişe

  • Tren istasyonu, vapur iskelesi ve mağaza gibi yerlerde bilet veya paranın alınıp verildiği yer. (Fransızca)

hak-rub / hâk-rub

  • Süpürge. (Farsça)

hakrub / hâkrûb / خاكروب

  • Süpürge. (Farsça)

hamm

  • Kuyuyu temizlemek.
  • Evi süpürmek.
  • Etin kokması.

harisa / harîsa

  • Yağmuruyla yer yüzünü süpürüp gideren bulut.
  • Kan çıkmayan azıcık baş yarığı.

hatra

  • Nehirlerde işleyen vapurların iskandil direği.

havk

  • Ev süpürmek.
  • İhâta etmek, kaplamak.

hubb-ısiva / hubb-ısivâ

  • Allahü teâlâdan başka şeylerin sevgisi.Olup nâdim elim çektim hevâdan, Pâk ettim kalbimi hubb-ı sivâdan. Yüzüm dergâhına döndüm ilâhî, Kapundan etme red, bu pür günâhı.

hunnes-künnes

  • Hunnes, Hânis'in; Künnes de Kânis'in çoğuludur. Kânis, süpüren mânasınadır. Umumiyetle, akıp akıp yuvalarına giden veya aynı yollarında gidip gelen yıldızlar demektir. Bazılarınca gündüz gaib, gece zâhir olan yıldızlara denir. Ekseriyetle yedi seyyar yıldızlara denmiştir. (Zuhal, Müşteri, Merih, Züh

icaz / îcâz

  • Az söz ile pürüzsüz ve kusursuz olarak çok mânâ ifâde etme.

idare-i mahsusa

  • İlk adı "İdare-i Aziziye" olan devlet vapur işletme dairesi.

ıhtimam

  • Ev süpürmek.

ihtimam

  • Süpürmek, süpürülmek.

ihtimam-ı beyt

  • Evi süpürme, temizleme.

iksam

  • Çok miktarda mal alıp biriktirme.
  • Kökünü kırma. Hepsini silip süpürme.

insicam

  • Suyun dökülüp devamlı akışı. Düzgünlük. Sağlam ve ıttırad ile ârızasız tertib üzere olmak.
  • Devamlı yağmur yağmak.
  • Edb: Düzgün, tertibli, pürüzsüz söz. Kitabın ifadesi güzelce ve düzgün tertib üzere olmak.

istimbot

  • ing. Küçük vapur, çatana.

itkan

  • Pürüzsüz yapmak veya yapılmak. Sağlamlaştırmak. Hakikata yakından vakıf olmak, delileriyle bilmek, inanmak. Bilerek emin olmak. Muhkem kılmak, muhkem yapmak. Sâbit kılmak.

itkan-ı san'at

  • San'atın sağlam, mükemmel ve pürüzsüzlüğü.

ittikan

  • Sağlam ve pürüzsüz san'at yapma.

kamara

  • Vapurlarda mevki sayılan odalar ve salonlar.
  • Gemide kaptan gibi erkâna mahsus odalar.
  • Buğday ve arpa gibi mahsul demetlerinden harman yerinde yapılan küme.
  • Avrupa devletlerinde millet meclisi.

kamarot

  • Vapurlarda kamaraların hizmetini gören adam.

kamm

  • Evi süpürmek.

kamme

  • Süpürmek.

kennas

  • Süpürgeci.

kens

  • Süpürge ile süpürme.

kılavuz

  • Yol gösteren, rehber.
  • Vapurlara yol gösteren.
  • Bazı hayvan katarlarının önüne düşüp, onları sevkeden hayvan.
  • Eskiden evlenme işlerine vasıtalık eden kadınlar.
  • Düşman hakkında mâlumât edinmek için ordu hizmetinde kullanılan kişiler.
  • Okçuluk müsabakaların

kirab

  • (Tekili: Kerübe) Yeri sürüp aktarmak.
  • Yeri süpürmek.
  • Suyun aktığı yerler.

kıtmir

  • Ashab-ı Kehf'in köpeğinin adı.
  • Hurma ile çekirdeğinin arasındaki ince zar. Çekirdeğin arasındaki ince pürüz.
  • Hakir ve küçük olan şeylerde mesel olmuştur.

kusur / kusûr

  • Eksiklik, pürüz, özür, kabahat.

lemsa

  • Pürüzsüz, düz.

mekanis / mekânis

  • (Tekili: Miknese) Süpürgeler.

meknus

  • Süpürülmüş.

melsa'

  • Pürüzsüz ve düz yer.
  • şarap.

merakib

  • (Merâkibe) (Araba, at, kayık, vapur gibi) binecek vasıtalar. Merkebler.

merakib-i bahriye

  • Vapur, gemi, tekne, kayık vs. gibi deniz nakil vâsıtaları.

mevki'

  • Yer.
  • Sınıflandırılmış yerlerden her biri.
  • Vapur, tren gibi yerlerde sınıflandırılmış, değeri yüksek olan yer.
  • Bir şeyin bulunduğu veya vukua geldiği yer.

mihamme

  • Yer süpürgesi.

mihsere

  • Süpürge.

mihveka

  • Süpürge.

mikamme

  • Süpürge.

mikne

  • (Çoğulu: Mekenât) Süpürge.

miknese

  • Süpürge.

miksaha

  • (Çoğulu: Mekâsih) Süpürge.

mikseha

  • (Çoğulu: Mekâsih) Süpürge.

mirşem

  • Ekmek tozunu silecek tüy süpürge.

misfere

  • Süpürge.

mısvele

  • (Çoğulu: Mesâvil) Harman süpürgesi.

mücrif

  • Süpürüp götüren.
  • Alan.

müselles

  • Tâze iken yâni gaz kabarcıkları çıkmadan, köpürmeden önce ısıtılıp, üçte ikisi uçup üçte biri kalan üzüm suyu.

mütezebbid

  • Kaymak bağlayan.
  • Köpüren, köpüklenen.

nevl

  • Yolcuların verdiği vapur parası. Gemi kirâsı.
  • Bahşiş, atiyye.

protestan

  • Purut mezhebinden olan.

protestanlık

  • Purutluk, Hıristiyanlıkta bir mezhep.

pur

  • (Çoğulu: Purân) Oğul. Evlâd.

pür-dil

  • (Çoğulu: Pür-dilân) Yürekli, cesur. (Farsça)

pür-dilan / pür-dilân

  • (Tekili: Pür-dil) Cesurlar, yürekli kimseler. (Farsça)

pür-envar / pür-envâr

  • (Pür-nur) Çok parlak, çok nurlu.

pür-nur

  • (Bak: Pür-envar)

puran / purân

  • (Tekili: Pur) Oğullar, veledler.

pürsan

  • (Pürsâ) Soran, sorucu. (Farsça)

ra'na

  • İyi, güzel, hoş, lâtif. Pür ve revnak olan.

rende

  • Tahtaların yüzlerini pürüzlerden kurtarıp dümdüz etmek için marangozların kullandıkları âlet. (Farsça)
  • Mutfakta peynir, soğan, havuç gibi şeyleri ufalamak için kullanılan tenekeden veya ona benzer maddelerden yapılan âlet. (Farsça)

rendeçlenme

  • Pürüzsüz hâle getirilme.

rendelemek

  • Pürüzlerini gidermek. Rende ile düzlemek, pürüzlü yerlerini kazımak. Rende ile ufalamak.

rota

  • Vapur ve gemilerde istikamet yolu. Geminin seyir yolu.

rub

  • Süpürge. (Farsça)
  • Süpürme. (Farsça)

rüft

  • Süpürme. (Farsça)

şaruf

  • Süpürge.

sefr

  • Ev süpürmek.
  • Yüzünü açmak.
  • Yazı yazmak.
  • Islâh etmek, düzeltmek.

seyehan

  • (Vapur v.s.) batma.

sifal

  • Değirmen altına döşenen deri.
  • Değirmen süpürgesi.

tasabbun

  • Sabunlaşma.
  • Sabun gibi köpürme.

tasaykul

  • Pürüzsüzlük.

teennuk

  • Varlıklardaki hikmetli, kusursuz ve pürüzsüz yaratılma özelliği.
  • Nazarında ve fikrinde dikkatli olmak. İttikan. Eşyanın hikmetli, kusursuz ve pürüzsüz yapılışı.

tehevvür / تهور

  • Küplere binme, köpürme. (Arapça)
  • Tehevvür etmek: Küplere binmek, köpürmek. (Arapça)

temlis

  • (Melis. den) Pürüzlerini giderme. Düzleme.

tezebbüd

  • Köpürme, köpüklenme. Kaymaklanma, kaymak bağlama.

tezehhur

  • Denizin köpürüp taşması.

vesait-i nakliyye

  • Nakil vasıtaları. Taşıtlar. (Vapur, tren, otomobil gibi)