LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te olmam ifadesini içeren 164 kelime bulundu...

acz

  • Beceriksizlik. İktidarsızlık. Kuvvetsizlik. Güçsüzlük. Yapamamak.
  • Zarardan korunmak gücünün olmaması.
  • Bir şeyin geri tarafı.

adem

  • Yokluk, olmama, bulunmama.
  • Fakirlik. (Vücudun zıddı)
  • Yokluk, olmama, bulunmama.

adem-i abesiyet

  • Boş ve anlamsız olmama.

adem-i abesiyyet

  • Abes olmayış. Faydasız ve boş olmamak.

adem-i camiiyet

  • Kapsamlı olmama.

adem-i delil

  • Delilsizlik, birşeyi ispata yönelik delilin olmaması.

adem-i hikmet

  • Hikmetsizlik; her şeyin bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olmaması.

adem-i hulüv

  • Boş olmama, tenha ve ıssız olmama.

adem-i i'dad

  • Hazır duruma getirememe, müsait olmama, elverişli olmama.

adem-i ilim

  • Bilmeme, ilim ve bilgisinin olmaması.

adem-i iltibas

  • Herhangi bir karıştırma hâlinin olmaması.

adem-i iştigal

  • Meşgul olmamak, ilgilenmemek.

adem-i kemal / adem-i kemâl

  • Kemalsizlik, mükemmel olmama.

adem-i liyakat / adem-i liyâkat

  • Liyakatsizlik, lâyık olmama.

adem-i makuliyet / adem-i mâkuliyet

  • Akla uygun olmama.

adem-i medlul / adem-i medlûl

  • Delilin gösterdiği hüküm ve iddianın olmaması.

adem-i mevcudiyyet

  • Yokluk. Olmama.

adem-i mutlak / عَدَمِ مُطْلَقْ

  • Hiçbir varlık mertebesinde olmama.

adem-i rıza / adem-i rızâ / عَدَمِ رِضَا

  • Hoşnutsuzluk, memnun olmama.
  • Râzı olmama.

adem-i sebat

  • Kararsızlık, sabit olmama.

adem-i taalluk / adem-i taallûk

  • İlgili olmama.

adem-i tahayyüz

  • Hacimsiz, yer ile bağlı olmamak.
  • Boşlukta yer kaplamamak. Mekândan münezzeh oluş. Yer ile bağlı olmamak. Hacmi olmayış.

adem-i takayyüd

  • Kayıtsızlık, bağlı olmama.

adem-i tefavüt

  • Farklılığın olmaması.

adem-i vücud

  • Olmama.

adem-i vüsuk

  • Sağlam olmama, delilsizlik.

ademi / ademî

  • Yoklukla ilgili, olmama.

ademü'l-abesiyet

  • Abes ve lüzumsuz olmama.

agrel

  • (Çoğulu: Gurl) Sünnet olmamış kişi.

anarşi

  • yun. Başıboşluk. Din ve nizam tanımamak. Din ve nizam düşmanlığı. Birden başıboş kalmak. Başta hükümet olmamak. Hükümetinin otoritesi kalmamış olan bir milletin durumu.

ayc

  • Razı olmamak.
  • Tasdik edip inanmamak.
  • Menfaatlenmemek, faydalanmamak.

azuk / azûk

  • İçi henüz olmamış fıstık yemişi.

ba'ziyet

  • Bazılarına âit oluş. Herkese âit olmama. Herkesle alâkalı olmama. Bir şeyin bir kısmı ve bir miktarı.

bedeviyet-i sırf

  • Bütün yönleriyle bedevîlik ve köylülük, medenî olmama özelliği.

beka / bekâ

  • Allahü teâlânın sıfatlarından. Allahü teâlânın varlığının sonsuz olması, hiç yok olmaması.
  • Bekâ-billah.

bekamet

  • Dilsizlik, dili olmamaklık.

beraet / berâet

  • Temize çıkma. Temizlik, münezzehiyet. Bulaşık ve giriftâr olmama. Âri olma.
  • Huk: Bir davânın neticesinde suçsuz olduğu anlaşılma.

bereketsiz

  • Bolluğun olmaması.

besatat

  • Basitlikler, karmaşık olmama.

bi-emani / bî-emanî

  • Emin olmamak. Emniyetsizlik.

bihod / bîhod / بيخود

  • Baygın. (Farsça)
  • Kendine olmama, kendinden geçme. (Farsça)

burhan-ı vücub-u vücud

  • Allah'ın varlığının zorunlu oluşunun ve var olmak için bir sebebe muhtaç olmamasının delili.

butlan

  • Haksızlık. Bâtıl olma. Boş ve abes olmak. Hak olmamak.

cehl

  • İlimsizlik, bilgisizlik, dînî bilgilerden haberi olmamak.

celal / celâl

  • Allahü teâlânın kahr ve gazab sıfatlarından. Azamet, büyüklük, ululuk, hiçbir şeye muhtâç olmamak.

cemal-i vahdet / cemâl-i vahdet

  • Birliğin güzelliği, Cenâb-ı Allah'ın eşi, benzeri ve ortağı olmamasının güzelliği.

denaet

  • Alçaklık, çok fena hareket. Zillet, kötü mizac.
  • Asılsızlık, aslı olmamak.

dered

  • Ağızda diş olmamak.

diyanetsizlik

  • Dinsizlik, dindar olmama.

ebed

  • Ebedîlik. Zevalsizlik. Sonu olmamak.

ebkemi / ebkemî

  • Dilsizlik, dili olmamak. (Farsça)

efik

  • Dibâgatı tamam olmamış deri.

emr-i ademi / emr-i ademî

  • Olması mümkün olan birşeyin sebeblerinden bir veya birkaçını yapmamakla o şeyin olmamasına sebep olmak.

emred

  • Bâliğ olmamış (ergenlik çağına gelmemiş), sakalı çıkmamış parlak genç.

enid

  • Ham.
  • Henüz olmamış çığ nesne.
  • Değişik olmak.

ergal

  • Sünnet olmamış kişi.

ezel / ازل / اَزَلْ

  • Başlangıcı olmamak, öncesizlik.
  • Başlangıcı olmama, öncesizlik.
  • Başlangıcı olmama.
  • Başlangıcı olmayan, başlangıcı olmama.

ezel ve ebed

  • Başlangıcı ve sonu olmama, öncesizlik ve sonsuzluk.

ezeliyet

  • Başlangıcı olmama.
  • Ezeliyeti Müş'ir: Başlangıcı bildiren.
  • Varlığının başlangıcı olmama.

ezeliyet-i madde ve hareket

  • Madde ve hareketin başlangıçlarının olmaması, sonradan yaratılmaması.

ezeliyet-i ruh

  • Ruhun öncesinin ve başlangıcının olmaması.

ficc

  • Şam karpuzu.
  • Tam olmamış olan meyve.

gayb

  • Hazır olmama, gizli kalma. Hazır olmayan gizli kalan, görünmeyen.
  • Âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerde bildirilmeyen, his organları, tecrübe ve hesâb ile anlaşılmayan gizli şeyler.
  • Akıl ve his (duyu) organları ile bilinemeyip, ancak peygamberlerin haber vermesi ile bilinen, Allahü teâ

gaybet

  • Başka yerde bulunmak. Hazırda olmamak. Gıybet. Bir şeyin diğer bir şey içinde gaib olması.

gaybubet / gaybûbet / غَيْبُوبَتْ

  • Göz önünde olmama, kaybolma.

gıyab

  • Görünmemek. Göz önünde olmamak.
  • Hazırda bulunmamak.
  • Bilinmeyen şeyler.
  • Arka. Arkasından.

gurl

  • Sünnet olmamış kimse.

hafz

  • Aşırı olmama hali.
  • Refah ve ferahlık. Huzur ve rahat.
  • Yavaş yavaş mülayim yürüyüş, itidal. Alçak.
  • Kelimenin son harfini esre, yâni "i" diye okumak.
  • Sözü boğaz içinden söylemek.

hakiki rızık / hakikî rızık

  • Hayatın devamı için sahip olmamız gereken nimetler.

hakim-i ezel ve ebed / hâkim-i ezel ve ebed / حَاكِمِ اَزَلْ وَ اَبَدْ

  • Başlangıç ve sonu olmamanın mutlak hakimi (Allah).

hali

  • Tenhâ. Boş. Sahipsiz. Issız. İçinde bir şey olmama.

ham / hâm

  • Olmamış, pişmemiş, çiğ. (Farsça)
  • Nâfile, beyhude, boşuboşuna. (Farsça)
  • İşlenmemiş, üzerinde çalışılmamış. (Farsça)
  • Acemi kimse, tecrübesiz. Terbiye görmemiş kişi. (Farsça)
  • Çiğ, olmamış.

hamiyetsizlik

  • Hamiyetsiz olma, mukaddes değerleri koruma duygusu ve gayreti içinde olmama.

hasr-ı fikir

  • Bir şeye bütün fikrini vermek ve başka şeyle meşgul olmamak tarzı ve düsturu ile o şeyde veya meslekte mütehassıs ve muvaffak olmaya çalışmak. Bütün fikri çalışmayı bir şey üzerinde toplamak.

hayret

  • Taaccüb, şaşkınlık. Şuuru yerinde olmama hâli.

hazar

  • Sulh zamanı. Barış zamanı.
  • Bir kimsenin huzuru, yakını.
  • Mukim olmak. Yolcu olmamak.

hicr

  • Men etmek; akıl ve bâliğ olmamış çocuk, deli, bunak, sefih yâni malını kötü yere harcayan ve borçlu gibi kimseleri, tasarruf-i kavlîsinden yâni alış-veriş, kirâlama, havâle, kefillik, emânet ve rehin alıp-verme, hibe gibi işlerin tasarruflarından men' etme.
  • Dostluğu bırakmak, dargın

hiffet

  • Hafiflik.
  • Mc: Onurlu ve vakarlı olmamak. Temkinsizlik. Akılsızlık. Hoppalık.

hiran

  • Yavuzluk etmek.
  • Muti olmamak, itaat etmemek.

hıyar-ı vasf

  • Bir akitte vücudu şart kılınan veya örfen meşhud bulunan mergub bir vasfın mevcud olmaması sebebiyle âkitlerden biri için sabit olan muhayyerliktir. (Sağılır diye satılan bir ineğin, sütten kesilmiş olması gibi.)

huld

  • Ebedilik. Sonu olmayan. Sonu olmamak.

humud / humûd

  • Düşme. Zayıflama.
  • Sâkin olmak. Soğumak. Ateş sönmiyerek alevi azalmak.
  • Bayılmak ve kendini kaybetmek.
  • Ne helâle, ne de harama iştihası olmamak.
  • İsteksizlik; ne helâle, ne de harama isteği olmama.
  • Helâle de, harama da iştihası olmamak, sönüklük.

hüsn-ü ta'lil

  • Edb: Herhangi bir hâdisenin hakiki sebebini saklayarak, güzel ve hayalî bir sebep göstermeye hüsn-ü ta'lil denir. Bu gösterilen sebep hakiki olmamalı, fakat güzel olmalıdır.Bağ-ı âlemde yüzün menendi bir gül isteyüp.Cüst ü cu idüp gezer gülzarı bülbül şah şah. (Fatih Sultan Mehmed)Bülbülün, gül bahç

iba'

  • Çekinmek. Tiksinmek.
  • Kabul etmemek, bir işe razı olmamak.
  • Doymadan yemekten çekilmek.

ibaha

  • (İbahe) Sevab veya günah olmamak. Bir şeyin yasak ve haram olmaktan çıkması.
  • İzin vermek. Mübah ve helâl kılmak.
  • Bir şeyi izhâr etmek.

ictişa'

  • Yer uygun olmama.

iktisatsızlık

  • Tutumlu olmamak.

imkan mertebesi / imkân mertebesi

  • Varlıkla yokluğun eşit olduğu; her an olması veya olmaması imkân dahilinde bulunma derecesi.

imtina-i adi / imtina-i âdi

  • Bir şeyin olması âdeta mümkün olmamak.

imtina-i hakiki

  • Bir şeyin mümkün olmamasının aklen zaruri olması. (Meselâ: Bir kimse kendinden yaş bakımından büyük olan başka bir kimse hakkında: "Bu benim oğlumdur" diye iddia etse, dâvâsı dinlenmez. Çünkü, kendinden yaşça büyük bir adamın, kendisinin neslen oğlu olması aklen muhaldir.)

inhisar

  • Hasr olunma.
  • Tecavüz etmeme.
  • Bir iş veya malın idâresinin bir kişiye, bir ele bırakılması. Bir elden idâre. Bir şeye mahsus olup, başka şeye şümulü olmama. Yalnız bir şeye veya bir şahsa hasrolunma.

ısbah

  • Seher vakti. Sabah vakti.
  • Gafil olmamak. Uyanıklık.

istiğna / istiğnâ / استغنا

  • Kimseye muhtaç olmama. (Arapça)
  • Eyvallah etmeme. (Arapça)
  • Tokgözlülük. (Arapça)

istiğna-yı kemal / istiğnâ-yı kemâl

  • Mükemmelliğini hiçbir şeye muhtaç olmaması.

kalb huzuru / kalb huzûru

  • İç rahatlığı, gönül hoşluğu. Kalbin Allahü teâlâdan başkası ile olmaması; Allah'tan başkasına bağlanmaması.

kalif

  • Sünnet olmamış kimse.

kaside / kasîde

  • (Çoğulu: Kasâid) Onbeş beyitten az olmamak üzere, her beyit kafiyeli olarak, büyük kimseleri veya herhangi bir şeyi medh ü senâ eden, öven manzume şekli. Büyük zatları ve daha çok Cenâb-ı Hakk'ı veya Peygamberi (A.S.M.) medheden manzume.
  • Onbeş beyitten aşağı olmamak, bütün beyitlerin ikinci mısraları en başta bulunan mısra ile kafiyeli bulunmak ve daha çok büyükleri övmek üzere yazılan nazım. Koçaklama.

kay

  • Kusma, istifrağ. Hastalıktan dolayı ağızdan çıkan hazmolmamış gıdâ maddesi.
  • Ağızdan çıkan hazmolmamış besin, kusmuk.

kazer

  • Nezafetsizlik, temiz olmamak.

kaziye-i ihtimaliyye

  • Man: Bir şeyin olması veya olmaması mümkün olmak ihtimâli üzerine bina olunan kaziyye.

ke'enlemyekün / كأن لم یكن

  • Olmamışçasına, yok sayarak. (Arapça)

kesafet / كَثَافَتْ / kesâfet

  • Sıkılık, tokluk.
  • Kalınlık, yoğunluk.
  • Saydam olmama.
  • Koyuluk.
  • Kalabalık.
  • Bulanıklık. Kir. Açık veya berrak olmamak.
  • Kalınlık, yoğunluk, kesiflik, koyuluk. Şeffaf olmamak.
  • Şeffaf olmama, yoğunluk ve katılık.
  • Şeffaf olmama, yoğunluk ve katılık.

küfr-i mutlak

  • Hiç bir imâni hükmü olmamak, dine âit hiç bir hakikatı, Allah'ın varlığına âit hiç bir delili kabul etmemek. İhsan ve inayet-i İlâhiyyeye karşı şükür etmiyerek fiilen ve kavlen inkâr etmek. ("Neuzü billâh" dine söğmek gibi) Küfr-ü icabettiren bazı çirkin sözlere de "küfür" denilmiştir.

külliyen

  • Kâmilen, tamamen. Cüz'î olmamak üzere. Büsbütün. Tamamıyla, toptan, kâffesi.

liyakatsiz / liyâkatsiz

  • Lâyık olmama.

lüab

  • (Liâb) Salya. Tükrük. Hazmolmamış, ağızdan geri gelen gıda.

mahrumiyet / مَحْرُومِيَتْ

  • Nasibsizlik, hisse ve payı olmama.

mecer

  • Koyunun karnındaki kuzu büyüdükçe durmaya kadir olmaması.
  • Büyük asker.
  • Susuzluk.

mekandan münezzehiyet / mekândan münezzehiyet

  • Yerle sınırlı olmama.

mekruh / mekrûh

  • Hoş görülmeyen, beğenilmeyen şey. Peygamber efendimizin beğenmediği ve ibâdetin sevâbını gideren şeyler. Yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla berâber, Kur'ân-ı kerîmde, şüpheli delil ile, yâni açık olmayarak bildirilmiş veya bir sahâbînin (Peygamb er efendimizin arkadaşlarının) bildirmesi ile anl

mesleksizlik

  • Belli bir fikri, tarzı olmama.

mevsuf-u vacibü'l-vücud / mevsuf-u vâcibü'l-vücud

  • Varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir şeye ihtiyacı olmamakla nitelenen Allah.

mücun

  • (Çoğulu: Meccân) Kim olursa olsun kayırmamak.
  • İnsanların sözünden hazer etmeyip derdi olmamak.

müdahene / müdâhene

  • Aldatmak, iki yüzlülük etmek, hîle ve yağcılık etmek. Kudreti olduğu, gücü yettiği hâlde dindeki gevşekliği sebebiyle haram işleyene mâni olmamak.

muhalefet

  • Kabulsüzlük. Karşı durma. Uyuşmazlık. Zıt gitmek. Zıddiyet. Muvafık olmamak.

münezzehiyet-i kudret

  • Kudret ve güç açısından eksiği, noksanı ve kusuru olmama hâli.

mürahıka / mürâhıka

  • Dokuz yaşına girdiği hâlde henüz bâliğa olmamış yâni ergenlik çağına gelmemiş kız çocuğu.

murakabe / murâkabe

  • Kontrol etmek, inceleyip vaziyeti anlamak.
  • Kulun, bütün hâllerinde Allahü teâlânın kendini gördüğünü bilmesi ve O'nu unutmaması.
  • Nefsi kontrol etmek, ondan gâfil olmamaktır.

müzahrefiyet

  • Dışı süs içi pis olma, fıtri olmama, yapmacık.

na-balig

  • Henüz büluğa ermemiş, daha bâliğ olmamış. (Farsça)
  • Erişmemiş, yetişmemiş. (Farsça)

na-dari / na-darî

  • Olmamazlık, bulunmayış. (Farsça)

na-dürüsti / na-dürüstî

  • Gerçek olmama, doğru olmama. (Farsça)

na-kerde

  • Yapılmamış, olmamış. (Farsça)

na-mesbuk

  • Benzeri hiç olmamış, geçmemiş. (Farsça)

na-tıraş

  • Yontulmamış, tıraş olmamış, terbiye görmemiş. Ham, kaba. (Farsça)

namesbuk / nâmesbuk / nâmesbûk / نامسبوق

  • Daha önceden benzeri olmamış.
  • Olmamış, geçmemiş, cereyan etmemiş. (Farsça - Arapça)

nebve

  • Uzaklaşmak.
  • Ok hedefe varamamak.
  • Bir yerin havasının mizaca uygun olmaması.
  • Kılıncın vurulan şeye saplanmayıp geri sıçraması.
  • Pek çirkin ve kötü suretten gözün kaçması.

necaset / necâset

  • Aslı îtibâriyle veya sonradan meydana gelen bir sebeble pis olan şeyler. Namaza mâni olup olmama yönünden; hafif necâset ve kaba necâset, görülüp görülmeme yönünden; mer'î (görülen) ve gayr-i mer'î (görülmeyen) ve akıcı olup olmama yönünden; mâî (akı cı) ve câmid (katı) olmak üzere kısımlara ayrılır

nezaket

  • Naziklik, incelik, zariflik. Kaba olmamak. Edeb, terbiye.

nezh

  • (Nezih) Nezihlik, temizlik, saflık.
  • Hiçbir kötü hareketi olmamak.
  • Kerim, pak, pâkize.

niyy

  • Çiğ, olmamış, ham.

revc

  • (Revac) Geçmek.
  • Rüzgârın karışık esmesiyle ne taraftan geldiği belli olmaması.

riya

  • Özü sözü bir olmamak. İnandığı gibi hareket etmeyiş. İki yüzlülük etmek. Gösteriş için yapılan hareket.

rızıksızlık

  • Rızkın olmayışı, nimetin olmama hâli.

sadakatsizlik

  • İçten bağlı olmama.

safvet-i kalb

  • Fikir ve niyetinde hiçbir garazı ve kötü gâyesi olmamak, temiz kalbli olmak.

salef

  • Kibirlilik. Tekebbürlük hali.
  • Kin tutmak, buğz etmek.
  • Zevci indinde zevcenin kadri olmamak.
  • Misafir için olan yemeğin yetmemesi.

samedaniyet / samedâniyet

  • Herşey Kendisine muhtaç olduğu halde, Allah'ın hiçbir şeye muhtaç olmaması.

sekr

  • Şuursuzluk, kendinde olmama hâli. Tasavvufta mânevî sarhoşluk.

sıfır

  • Hiç. Olmayan bir şeyin ismi.
  • Hiç bir sayı olmamak.
  • Müsbetle menfi ortası, eksi ile artının arası.
  • Fiz: Suyun donma derecesi.

sıhhat

  • Sağlamlık. Doğruluk. Sağlık.
  • Edb: Sözün yanlış ve eksik olmamasıdır. (Sözün sağlamlığı diye tercüme edilebilen sıhhat-ı ifade: Bir ibarede zâf-ı te'lif, ta'kid, garabet, tetabu-u izafet, tekrar, tenafür, şivesizlik v.s. gibi kusurlar bulunmamakla tahakkuk eder...)

sirac-ı kurb-i ev edna / sirâc-ı kurb-i ev ednâ

  • Yakınlığın, hatta daha da yakınlığın kandili (Peygamber Efendimiz Miracda Cenâb-ı Hakkın huzuruna geldiğinde Ona çok yaklaşmıştı. O yakınlık makamı kâinatta hiçbir varlığa nasip olmamıştır.).

şirket

  • Ortaklık, ortak olmak, iki veya daha çok kimsenin bir mala berâber sâhib olmaları. Bir şeyin birden çok kimseye âit olması, başkasına âit olmaması veya ortakların yazı ile yaptıkları akd, sözleşme.

şübhe

  • (Çoğulu: Şübeh - Şübühât) Tereddüd. Bir şeyin doğru olup olmadığına veya var olup olmadığına dair kat'i kanaat ve bilgi sahibi olmamak hâli.

sübut

  • Sâbit, berkarar ve pâyidar olup durmak. Oynak ve müteharrik olmamak. Kat'i olarak meydana çıkmak. Sâbit oluş.

şüzuz etmemek / şüzûz etmemek

  • Kural dışında, saf dışında kalmamak, istisna olmamak.

taganni

  • (Gınâ. dan) Muhtaç olmamak.
  • Kâfi bulmak.
  • Zengin olmak.
  • Şarkı söylemek. Bir ibareyi makamla okumak.
  • Bir şâirin birisini medih veya hicvetmesi.

tahallüf

  • Geride bırakılma. Arkada kalma.
  • Değişme. Uygun olmama.

tanh

  • Semiz olmak, besili ve şişman olmak.
  • Yemeğin hazmolmaması, sindirilmemesi.

teakkul

  • Aklı kullanarak, lüzumlu şeyleri öğrenirken, her şeyin haddini, sınırını aşmamak, yâni lüzumlu olanı terk etmemek, lüzûmsuz olanla meşgûl olmamak, bunlarla vakit öldürmemek.

teattul

  • Kadının elinde ve ayağında kınası, saçında boyası, kolunda ve boynunda mücevherleri olmaması.

tecerrüd

  • Soyunma, çıplak olma.
  • Evli olmama.
  • Tas: Mâsivadan alâkasını kesip, Allah'a müteveccih olup, ibadet ü taatla meşgul olma.
  • İman ve İslâmiyete mücahidane ve fedakârane bir tarzda hizmetle iştigal etme.
  • Herşeyden boş olma.

temadi

  • Devam etmek. Sürüp gitmek.
  • Uzak olmak.
  • Müntehi ve muktezi olmamak.

temelmül

  • Yatak veya döşekte rahat olmama.

tenzihen mekruh

  • Nehyine dair şer'î bir delil olmamakla beraber işlenmesi kerih görülen iş. (Helâle yakın iş)

teşrii masuniyyet / teşriî masuniyyet

  • (Masuniyyet-i teşriiye) Milletvekillerinin Meclis'te izhar ettikleri fikir ve verdikleri reylerden, mes'uliyete tâbi olmamaları.

tevhid-i kayyumiyet / tevhid-i kayyûmiyet

  • Allah'tan başka varlıkları ayakta tutup varlıklarını devam ettiren kuvvet ve kudretin olmaması.

ümmiyet

  • Ümmi oluş. Ümmi kimsenin hali. Okur-yazarlığı olmamak.

vahdaniyet

  • Birlik, infirad. Benzeri olmamak. Artmaktan, ayrılmaktan, eksilmekten beri ve münezzeh olmak gibi mânaları ifade eden Allah'ın bir sıfatıdır. Bu sıfatla muttasıf olana Vâhid denir ki; benzeri olmayan; tecezziden, tekessürden beri olan zât demektir.

vahdaniyyet / vahdâniyyet

  • Allahü teâlânın zâtî sıfatlarından. Allahü teâlânın zâtında, sıfatlarında ve işlerinde tek olup, ortağı olmaması.

vahid / vâhid

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Zâtında benzeri olmamakta tek olan.

vücub

  • Vâcib ve lâzım olmak.
  • Sâbit olmak.
  • Sukut ve vuku.
  • Sübut ve temekkün cihetiyle lâzım olmak. Bırakılması mümkün olmamak.
  • Güneşin batması.
  • Muztarib olmak.

vücub-u vücud / vücub-u vücûd

  • Allah'ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması.
  • Allah'ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması.

vücud-u ilmi / vücûd-u ilmî / وُجُودُ عِلْم۪ي

  • İlâhî ilimde var olup, hâriçde var olmama.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın