LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te o kelimesini içeren 2167 kelime bulundu...

ayat-ı hırz / âyât-ı hırz

  • Okunduğunda veya üzerinde taşındığında Allahü teâlânın muhâfazasına (korumasına) kavuşmaya vesîle (sebeb) olan âyet-i kerîmeler.

la'b

  • Oyun, boş şey. Oyun ile boş yere vakit geçirme.

a'laf / a'lâf / آلاف

  • Otlar. (Arapça)

a'şar / a'şâr / اعشار

  • Öşür vergileri, onda birler. (Arapça)

a'şari / a'şarî / a'şârî / اعشاری

  • Ondalığa âit. Öşür hesapları nev'inden. On sayıları. Ondalık.
  • Ondalık. (Arapça)

abab / âbab

  • Otu bol olan yerler, çayırlar, otlaklar, mer'alar.

abd-i has

  • Özel, seçilmiş kul.

abd-i mahsus

  • Özel, seçilmiş kul.

abd-i mahsūs / عَبْدِ مَخْصُوصْ

  • Özel kılınmış kul.

abes

  • Oyuncak kabilinden faydasız ve boş amel. Lüzumsuz ve gayesiz iş. Tesadüfi.

abiye

  • Örtü ile yüzünü örten, utangaç kız veya kadın.

acbüzzeneb

  • Ölümden sonra dirilişin tohumu sayılan madde.

adem-i mübalat / adem-i mübâlât

  • Önemsememe, aldırış etmeme.

adem-i vücud

  • Olmama.

adem-i vuku

  • Olayın meydana gelmemesi.

adileştirme / âdileştirme

  • Önemsiz hale getirme, sıradanlaştırma.

adin / âdin

  • Otlakta bulunan dişi deve.

ağleb-i ömür

  • Ortalama ömür, hayat süresi.

ahh

  • Öksürmek.

ahiret / âhiret / آخرت

  • Öteki dünya; öldükten sonraki ebedî hayat.
  • Öbür dünya.
  • Öbür dünya. (Arapça)

ahiret alemi / âhiret âlemi

  • Öteki dünya, öldükten sonraki hayat.

ahkam-ı mesture / ahkâm-ı mesture / اَحْكَامِ مَسْتُورَه

  • Örtülü (açık olmayan) hükümler.

ahrar / ahrâr / احرار

  • Özgürler. (Arapça)

ahrarane / ahrârâne / احرارانه

  • Özgürce. (Arapça - Farsça)

ahret / آخرت

  • Öbür dünya, ahiret. (Arapça)

ahtab / ahtâb / احطاب

  • Odunlar. (Arapça)

ahu-çerende

  • Otlıyan ceylan. (Farsça)

ahudil / âhûdil / آهودل

  • Ödlek, korkak. (Farsça)

ahval-i adiye / ahvâl-i âdiye / احوال عادیه

  • Olağan haller.

ak alem

  • Osmanlılarda saltanat sancağı.

akağa

  • Osmanlı saraylarında hizmet gören beyaz hadımağası.

akçe

  • Osmanlı Devletinin ilk zamanlarından îtibâren bastırılan ve kullanılan gümüş para birimi. İlk sikkesi gümüşten yapıldığı için ak (beyaz, parlak) para mânâsına akçe denildi.

akdem / اقدم

  • Önce, önceki. (Arapça)

akilü'n-nebat / âkilü'n-nebat

  • Ot yiyen, otobur.

akilünnebat / âkilünnebat

  • Ot yiyen.

ala-kadr-il-imkan / alâ-kadr-il-imkan

  • Olabildiği kadar. İmkânı nisbetinde.

alakadrilimkan / alâkadrilimkân / علاقدرالامكان

  • Olabildiğince. (Arapça)

alan

  • Orman içinde açıklık, meydan.

alas

  • Odun kömürü.

alay emini

  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında bir alay askerin hesap işlerine bakan subay ki, binbaşıdan alt derecededir.

alay imamı

  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında bir alay askere imamlık vazifesini yapan subay.

ale's-sevr

  • Öküzün üzerinde.

alelhusus / alelhusûs / على الخصوص

  • Özellikle, en çok.
  • Özellikle. (Arapça)

aleliştirak / aleliştirâk / على الاشتراک

  • Ortaklaşa. (Arapça)

alem-i berzah / âlem-i berzah

  • Öldükten sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları mânevî âlem, kabir âlemi.

alem-i kevn ü fesad / âlem-i kevn ü fesâd

  • Oluşumlar ve bozulmalar dünyası, icatlar ve tahripler âlemi.

alem-i kevn ve fesad / âlem-i kevn ve fesad

  • Oluşlar ve yok oluşlar dünyası.

alem-i uhra / âlem-i uhrâ

  • Öteki âlem, âhiret âlemi.

alet-i lehv / âlet-i lehv

  • Oyun âleti. Oyuncak. Çalgı âleti.

aleyh

  • Ona, onun üzerine, karşıt, zıt.
  • Onun üzerine.

aleyhdar

  • Onun tersi yönünde, karşı.

alim-i zitehevvür / âlim-i zîtehevvür

  • Öfkeli âlim; sonunu düşünmeden öfkeli hareket eden ilim adamı.

amortisör

  • Otomobillerde veya diğer makinelerde sarsıntı, gürültü gibi şeyleri hafifletmeğe yarayan tertibat. (Fransızca)

amuhte

  • Öğrenmiş. (Farsça)

amuz

  • Öğretmek mastarının emir kökü. (Farsça)

amuzgar / âmûzgâr / آموزگار

  • Öğretmen. (Farsça)

ana / âna

  • Ona.

anan / ânân / آنان

  • Onlar. (Farsça)

anca

  • Orası, ora, orada. (Farsça)

andan

  • Ondan.

anh / عنه

  • Ondan. (Arapça)

anha / anhâ / آنها / عنها

  • Onlar. (Farsça)
  • Ondan. (Arapça)

anhü

  • Ondan. (İşaret zamiri).

anhüm

  • Onlardan (mânasına işaret zamiri).

anın / ânın

  • Onun.

ankebut / ankebût / عنكبوت

  • Örümcek.
  • Örümcek.
  • Örümcek; Kur'ân'da 29. Sûre.
  • Örümcek.
  • Örümcek. (Arapça)

ankebutiye

  • Örümcekler.

ankut / ankût

  • Örümcek. Evcil, al kumru.

ara' / ârâ' / آراء

  • Oylar. (Arapça)

arasat / arasât

  • Ölümden sonraki dirilme yeri.

arasat meydanı / arasât meydanı

  • Öldükten sonra insanların ve diğer canlıların diriltilip toplanacakları meydan. Buraya mevkıf ve mahşer de denir.

ariye / âriye

  • Ödünç ve borç olarak verilen.

ariyeten / âriyeten

  • Ödünç olarak.

ariyyet / âriyyet / عاریت

  • Ödünç verip almak.
  • Ödünç. (Arapça)

arugde

  • Öfkeli, kızgın. (Farsça)

arz-ı a'şariye / arz-ı a'şâriye

  • Öşür (onda bir vergi) veren memleket.

asakir-i muntazama / asâkir-i muntazama

  • Ordu askeri.

aşar / âşâr

  • Öşürler, toprak ürünlerinin vergileri.

asar-ı mu'cize / âsâr-ı mu'cize

  • Olağanüstü eserler, mu'cize eserler.

asder

  • Omuz, menkıb.

aşer / عشر

  • On. (Arapça)

aşere / عشره

  • On. On rakamı.
  • On'lar, on sayıları.
  • Onlar. (Arapça)

asesbaşı

  • Osmanlı İmparatorluğunun eski devirlerinde polis müdürü.

aşır

  • On âyetten oluşan bölüm.

aşir / âşir / عاشر / aşîr / عشير

  • Onuncu. (Arapça)
  • Onda bir. (Arapça)

asir / asîr / عصير

  • Özsuyu, usare. (Arapça)

aşire / âşire

  • Onuncu. Tâsia'nın altmışta biri.
  • Onda bir.

aşiren / âşiren / عاشرا

  • Onuncu olarak, onuncu derecede.
  • Onuncu olarak.
  • Onuncusu.
  • Onuncusu. (Arapça)

asla

  • Olması imkânsız.

asma / asmâ

  • Ön ayağı beyaz olan dişi koyun.

aşr

  • On sayısı.
  • On. Bir cemâat içerisinde ve daha çok cemâatle kılınan namazlardan sonra Kur'ân-ı kerîmden sesli olarak okunan on âyet veya bu mikdara yakın bir bölüm.

asr-ı salis-i aşr / asr-ı sâlis-i aşr

  • On üçüncü asır.

aşre / عشره

  • On. (Arapça)

asum

  • Obur, açgözlü, arsız.

atebe-i felek-mertebe

  • Osmanlı Padişahlarının sarayı.

ateş-i seyyal-i memat / ateş-i seyyâl-i memat

  • Ölümün akışkan (akıcı) ateşi.

atf-ı ehemmiyet

  • Önem gösterme, ehemmiyet verme.

ati

  • Önde. Aşağıda. Sonra. Vâki olan. Gelecek zaman.

atım / âtım

  • Ölen, mahvolan.

atrab

  • Oyunlar. Eğlenceler. Şenlik ve ferahlıklar.

avam-ı mü'minin / avâm-ı mü'minîn

  • Okuyup yazması, ilim ve irfanı az olan mü'minler.

ayar-dan

  • Ölçüden anlar, değerbilir. (Farsça)

ayat-ı mühimme / âyât-ı mühimme

  • Önemli âyetler.

ayn-ı kemal / ayn-ı kemâl

  • Olgunluğun, mükemmelliğin ta kendisi.

azad / âzâd / آزاد

  • Özgür. (Farsça)

azade / âzâde / آزاده

  • Özgür. (Farsça)

azadi / âzâdî / آزادی

  • Özgürlük. (Farsça)

azasız / âzâsız

  • Organsız.

azrail

  • Ölüm meleği. Dört büyük melekten biridir, ölenlerin ruhlarını almak görevi vardır. Diğer bir ismi de "melek-ül mevt: Ölüm meleği"dir. Yeryüzünde hayatın var olması, insanın yaratılışı tesadüfle açıklanamıyacağı gibi, ölüm de tesadüfle açıklanamaz. Hayatı yaratan ölümü de yaratmıştır. Hayat gibi ölüm
  • Ölüm meleği.

azun / azûn

  • Öylece, onun gibi, bunun gibi, böylece. (Farsça)

ba'de't-takbil

  • Öptükten sonra.

ba'dehu

  • Ondan sonra.

ba'dehum

  • Onlardan sonra.

ba'del-memat

  • Ölümden sonra.

ba'delmemat

  • Öldükten sonra.

ba'delmevt

  • Ölümden sonra.

ba's-ü ba'd-el mevt

  • Öldükten sonra tekrar dirilmek, diriltmek.

ba's-ü ba'del mevt

  • Ölüm sonrası diriliş.

ba's-ul emvat

  • Ölmüşlerin dirilmesi.

ba'sü ba'de'l-mevt

  • Ölümden sonra yeniden dirilme.

ba'sü ba'del mevt

  • Öldükten sonra âhirette tekrar diriltilme.

ba'sü ba'del-mevt

  • Ölümden sonra yeniden diriltilme.

ba'sü ba'delmevt

  • Ölümden sonra yeniden dirilme.

ba'sü bade'l-mevt / ba'sü bâde'l-mevt

  • Öldükten sonra tekrar diriltme.

ba'süba'delmevt / بعث بعد الموت

  • Ölümden sonra diriliş. (Arapça)

bab-ı ihya ve imate / bâb-ı ihya ve imate

  • Öldürmek ve diriltmek bahsi ve mevzuu.

bab-ı seraskeri / bab-ı seraskerî

  • Osmanlı Devletinde askerlik işleriyle uğraşan bakanlık; askeriyenin başı.

babilik / bâbîlik

  • On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında İran'da el-Bâb Ali Muhammed isminde bir acem tarafından ortaya çıkarılan bozuk yol. Kendisinin Mehdî olduğunu iddiâ eden, beklenen imâma açılan bir bâb (kapı) olduğunu söyleyen Ali Muhammed'e el-Bab, onun yoluna da Bâbîlik denildi. Daha sonra Behâîlik adıyla de

badehu / bâdehu

  • Ondan sonra.

badelmemat / bâdelmemat / bâdelmemât

  • Öldükten sonra.
  • Ölümünden sonra.

badelmevt / bâdelmevt

  • Ölümden sonra.

bahar-ı ömr

  • Ömrün baharı, gençlik.

bahr-i bikeran / bahr-i bîkerân

  • Okyanus misâli uçsuz bucaksız olan deniz.

bahr-i muhit / bahr-i muhît / بَحْرِ مُح۪يطْ

  • Okyanus.
  • Okyanus.

bahr-i umman

  • Okyanus.

bahrimuhit / bahrimuhît

  • Okyanus.

bahriumman

  • Okyanus.

baht

  • Öz. Hâlis. Saf. Sade.

bahusus / bâhusus / بَاخُصُوصْ / bâhusûs

  • Özellikle.
  • Özellikle.
  • Özellikle.

bais / bâis

  • Ölüleri diriltecek olan ve peygamber gönderen.

bakar-perest

  • Öküzü mâbut yapan. Öküz ve emsalini put yapıp ona ibâdet eden sapkınlar. Ehl-i dalâlet. (Farsça)

bakileştirmek / bâkileştirmek

  • Ölümsüzleştirmek, devamlı hale getirmek.

balyemez

  • Osmanlıların bir zamanlar kullandıkları uzun menzilli toplar.

başed

  • Olur, ola... (Farsça)

baştina

  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında Balkanların bazı yerlerinde devlet arazisinden tapu ve miras suretiyle geçen tarla.

basübadelmevt

  • Ölemden sonra diriliş.

baz / bâz

  • Oynayan, yapan.

bazende

  • Oynıyan, oynayıcı. (Farsça)

bazi / bâzi / bâzî / بازی

  • Oyun. Eğlence. (Farsça)
  • Oyun. (Farsça)

baziçe / bâziçe / bâzîçe / بازیچه

  • Oyuncak, eğlence. Mel'abe. (Farsça)
  • Oyuncak, eğlence.
  • Oyuncak. (Farsça)

bazig / bâzig

  • Ortak, şerik.

bazigede

  • Oyun yeri, eğlence yeri. (Farsça)

baziger

  • Oynayan, rakseden, köçek. (Farsça)

bazihane

  • Oyun yeri, eğlence yeri. (Farsça)

be-duş

  • Omuza, omuzda. (Farsça)

beddil / بددل

  • Ödlek. (Farsça)

bedzehre / بدزهره

  • Ödlek. (Farsça)

behra

  • Ondan dolayı, ona binaen, onun için. (Farsça)

behreberi / behreberî

  • Ortaklık, şeriklik. (Farsça)

bel

  • Ökçe. Ayakkabı altının topuğa rastlayan yüksek kısmı. (Farsça)

belağat-i harikulade / belâğat-i harikulâde

  • Olağanüstü söyleyiş güzelliği.

belki / بلكه

  • Olabilir, belki. (Farsça - Arapça)

beni / benî / بنى

  • Oğullar.
  • Oğullar, evlâtlar, çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
  • Oğullar. (Arapça)

benu / benû / بنو

  • Oğullar.
  • Oğullar. (Arapça)

ber-duş / ber-dûş

  • Omuzda, omuz üzerinde. (Farsça)

ber-vech

  • Olduğu gibi, aynen. (Farsça)

ber-vech-i iştirak / ber-vech-i iştirâk

  • Ortaklıkla, iştirak ederek.

berşak

  • Ok atmak.

bertaraf / بَرْطَرَفْ

  • Ortadan kaldırma.

bertaraf edilmek

  • Ortadan kaldırılmak.

bertaraf etmek

  • Ortadan kaldırmak.

berzah alemi / berzah âlemi

  • Öldükten sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları mânevî âlem, kabir âlemi.

besus / besûs

  • Okşadıkça süt veren deve.

bevs

  • Öpmek. (Farisîden muarrebdir.)

beyanat-ı medhiye / beyânât-ı medhiye / بَيَانَاتِ مَدْحِيَه

  • Övgü dolu ifadeler, açıklamalar.
  • Övgülü açıklamalar.

beynesselef

  • Öncekilerin arasında.

beytü'l-ankebut

  • Örümcek evi, örümcek yuvası.

beyzi / beyzî / بيضى

  • Oval. (Arapça)

bezaga

  • Ortaklık, şirket.

bih

  • O, onu, ona, ondan, onunla mânâlarına gelir.

bihim

  • O, onları, onlara, onlardan, onlarla mânâlarına gelir ve zamirdir.

bihima

  • O ikisi, o ikisine, o ikisinden, o ikisiyle mânâlarına gelir ve zamirdir.

bila / bilâ

  • Olmayarak, sahib olmıyan "...sız,...siz" mânâları yerine kullanılan edattır. Kelimenin başına getirilerek menfi mânâ hasıl olur.

bilfarz

  • Olduğunu kabul ederek. Farzolarak.

bilfarzımuhal

  • Olmayacak birşeyi olacakmış gibi düşünme, varsayım.

bilhasa

  • Özellikle.

bilhassa / bilhâssa / بالخاصه / بِالْخَاصَّه

  • Özellikle.
  • Özellikle.
  • Özellikle, hele hele. (Arapça)
  • Özellikle.

bin / بن

  • Oğul, oğlu.
  • Oğul.
  • Bin Mehmed: Mehmed'in oğlu.
  • Oğul. (Arapça)

binaenaleyh / binâenaleyh

  • Ondan dolayı, onun üzerine, şu halde.

binaimechul / binâimechûl

  • Öznesi belirsiz fiil.

binnisbe

  • Oranla.

bint-ül meniyye

  • Ölüm, vefat, mevt.

bişe / bîşe / بيشه

  • Orman, meşelik. (Farsça)
  • Orman. (Farsça)

bişerm / bîşerm / بى شرم

  • Orman. (Farsça)

bostan-ı kemalat / bostan-ı kemâlât

  • Olgunluklar bostanı, mükemmellikler bahçesi; yani mükemmelliklerin yetişip olgunlaşmasına vesile olan ortam.

bünüvvet

  • Oğulluk, evlatlık.

bürhan-ı inni / bürhan-ı innî

  • Olaylardan kanunlara, neticelerden sebeplere, eserden eserin sahibine (müsebbip) ulaştıran delil. Dumanın ateşe delil olup göstermesi gibi.

bürid

  • Oniki mil.

burjuva

  • Orta halli olup, ne çok zengin ve ne de çok fakir olan halk. Eskiden Avrupa'da köylü ve asilzade olmayıp şehirde yaşayan halka denirdi. Kendi başına işi ve malı olan, ücretle çalışmayan, ferde bağlı iş hayatını güden sınıftan olan. (Fransızca)

büruz / bürûz / بروز

  • Ortaya çıkma. (Arapça)

bus / bûs

  • Öpme, öpücük.

buse / bûse / بوسه

  • Öpme. (Farsça)
  • Öpücük.
  • Öpücük. (Farsça)

buse-ca / buse-câ

  • Öpecek yer. (Farsça)

buse-çin

  • Öpücük alan, öpücük toplayan. (Farsça)

buse-gah / buse-gâh

  • Öpülecek yer. (Farsça)

buse-zen

  • Öpen, öpücü. (Farsça)

busende

  • Öpen, öpücü. (Farsça)

buside

  • Öpülmüş. (Farsça)

busiden

  • Öpmek. (Farsça)

buye

  • Özleme, hasret.

büzdil / بزدل

  • Ödlek. (Farsça)

büziçe

  • Oğlak. Küçük, yavru keçi. (Farsça)

ç

  • Osmanlı alfabesinin yedinci harfi olup, ebced hesabında "cim" harfi gibi üç sayısının karşılıdır.

ca'be

  • Ok torbası, sadak.

cahsuk

  • Orak. (Farsça)

caize / câize / جائزه

  • Ödül. (Arapça)

camidat-ı meyyite-i samite / câmidât-ı meyyite-i sâmite

  • Ölü ve suskun olan cansız varlıklar.

camiiyet-i harikulade / câmiiyet-i hârikulâde

  • Olağanüstü câmiiyet, mânâ ve özellikçe kapsamlılık.

canbeleb

  • Ölecek halde, canı dudakta.

canfersa / cânfersâ / جان فرسا

  • Ömür törpüsü, yürek tüketen. (Farsça)

çar-deh

  • Ondört. (Farsça)

çardeh / çârdeh / چارده

  • Ondört. (Farsça)

cefir

  • Ok koyulan kap, mahfaza.

çehar-deh / çehâr-deh

  • Ondört. (Farsça)

cehuş / cehûş

  • Oğlan, sabi.

çeki

  • Odun gibi ağır cisimleri tartmada kullanılan 250 kiloluk ağırlık ölçüsü.

celesat / celesât / جلسات

  • Oturumlar. (Arapça)

cellad / cellâd

  • Ölüm cezası verilenleri öldüren kişi.

celse / جلسه

  • Oturum, duruşma.
  • Oturum.
  • Oturum. (Arapça)

cenab-ı ömer

  • Ömer (r.a.).

cenaze / cenâze

  • Ölü.

çendan / چندان

  • O kadar, onca. (Farsça)

cengel / جنگل

  • Orman. Ağaç topluluğu. (Farsça)
  • Orman. (Farsça)

cennet-i hususiye

  • Özel cennet.

cephe

  • Ön yüz.

çera / çerâ / چرا

  • Otlama. (Farsça)

çera-zar

  • Otlak, çayır. (Farsça)

çeragah / çerâgâh / چراگاه

  • Otlak. (Farsça)

çeram

  • Otlak. (Farsça)

cerazet

  • Oburluk.

cerrah / cerrâh / جراح

  • Operatör.
  • Operatör. (Arapça)

cerrahhane / cerrahhâne

  • Osmanlılarda ordu için cerrah yetiştiren müessese. Yüksek dereceli okul.

cerrahi / cerrâhî / جراحى

  • Operatörlük. (Arapça)

ceruz

  • Obur, çok yiyen.

cesaret-i fevkalade / cesaret-i fevkalâde

  • Olağanüstü cesaret.

cevamiü'l-kelim / cevâmiü'l-kelim

  • Özlü sözler, vecizeler.

cevarih / cevârih

  • Organlar.
  • Organlar.

cevaz-ı katl

  • Öldürme izni.

cevder

  • Öküz. (Farsça)

cevher / جوهر / جَوْهَرْ

  • Öz, kıymetli taş, atom.
  • Öz.
  • Öz.