LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te neva ifadesini içeren 34 kelime bulundu...

fenat

  • (Çoğulu: Fenevât) Tilki üzümü.
  • Vahşi sığır.

iftariyye

  • İftarlık. İftar için hususi olarak hazırlanmış nevale. Bunlar oruç bozulduktan sonra yemek yenmeden evvel yendiği için bu ad verilmiştir.
  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında padişah sarayında, vüzera, eşraf ve âyân konaklarında, davetlilere iftardan sonra diş kirası namıyle verilen bahşi

kanah

  • (Çoğulu: Kanevât-Kınâ-Kınaâ) Yer altında olan su yolu.
  • Kendir ağacı.

lütuf

  • Rıfk ve nevâziş. İltifatla mülâyemet üzere muâmele eylemek. Allah (C.C.) Hazretlerinin kullarını rıfk ve sühuletle murâdına muvaffak eylemesi.
  • Güzellik, hoşluk.
  • İyilik, iyi muâmele.

müyesser

  • Fariside "nevâle" denilen yemek.

nabiga

  • (Çoğulu: Nevabig) Şanı, şöhreti büyük adam. ulu, şerefli kimse.
  • Sonradan şâir olan.
  • Üstün zekâlı hârika ve çok fasih kimse.

nabıza / nâbıza

  • (Çoğulu: Nevâbız) Nabız damarı.

nadıc

  • (Çoğulu: Nevadıc) Olgunlaşmış, olmuş, kıvama gelmiş.

nafic

  • (Çoğulu: Nevâfic) Kaburga kemiklerinin sonu.

nafıka

  • (Çoğulu: Nevâfık- Nüfeka) Arab tavşanının (diğer adı; tarla fâresi dedikleri hayvanın) iki yuvasından gizli olanın adıdır. Bu hayvan, bunun tavanını yeryüzüne çok yakın yapar. Belirli olan kasia dedikleri yuvasında tehlike hissederse hemen nâfıkanın tavanını delerek kaçar. Münafıklar buna benzediği

nafika

  • (Nüfeka) (Çoğulu: Nevâfık) Keler yuvalarından biri.

nahika

  • (Çoğulu: Nevâhik) Dudaklı hayvanların göz pınarı.

naire

  • (Çoğulu: Nevâir) Alev, ateş.
  • Hararet, sıcaklık.

nakz

  • (Nakazân) (Çoğulu: Nevâkız) Sıçramak.
  • Talep etmek, istemek.

nasıfe

  • (Çoğulu: Nevâsıf) Su mecrası, su yolu.

naşire

  • (Çoğulu: Nevâşir) Kolu açan adale.
  • Kuruyup yağmurdan yeşeren ot.

natıh

  • (Çoğulu: Nevâtıh) Boynuzuyla vuran, süsen hayvan.
  • Keder, sıkıntı, elem, mihnet.

natih

  • (Nâtıh) : (Çoğulu: Nevâtıh) Sana karşı gelen hayvan.
  • Şiddetli emir.

naure

  • (Çoğulu: Nevâir) Bostan dolabı.

navus

  • (Çoğulu: Nevâyis) Kâfirlerin ve Mecusilerin mevtalarını koydukları yer.

nayibe

  • (Çoğulu: Nâibat-Nevâib) Musibet, belâ.
  • Zahmet, meşakkat.
  • Şiddet.

nazıh

  • (Çoğulu: Nevâzıh) Deve ile su çekilen kuyu.

nazur

  • (Çoğulu: Nevâzır) Gece bekçisi.

nebh

  • (Çoğulu: Nevâbih) Kabarcık.
  • Toprak.

nefsa

  • (Çoğulu: Nefsâvât-Nüfüs-Nifâs-Nevâfis) Yeni doğum yapmış kadın. Loğusa.

nevale

  • (Bak: NEVAL)

nevaziş / nevâziş / نوازش

  • Okşama. (Farsça)
  • Nevâziş eylemek: Okşamak. (Farsça)

nevey

  • (Tekili: Nevât) Çekirdekler.

neveyat

  • (Nevâ) Nüveler, çekirdekler.

nevrec

  • (Nevâric) Kağnı.

nezle

  • (Çoğulu: Nevâzil) Burnun akmasını mucib olan hastalık.
  • Vücudun herhangi bir organından cerahat veya başka bir maddenin akması.

nuti / nutî

  • (Çoğulu: Nevâti) Gemici.

nüüti / nüütî

  • (Çoğulu: Nevat) Gemi reisi, kaptan.

nüvvar

  • (Çoğulu: Nevâre) Ağaç çiçeği.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın