LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te nef kelimesini içeren 164 kelime bulundu...

ağraz-ı nefsaniyye / ağraz-ı nefsâniyye

  • Nefsanî maksatlar, nefsî arzular.

ajig

  • Nefret, kin ve düşmanlık. (Farsça)

arzu-yu nefsaniye

  • Nefse ait arzu ve istek.

avaz

  • Nefret. İkrah. Bir şeyi kerahetle yapma. Kerahet.

bast fi makam-il-kalb / bast fî makam-il-kalb

  • Nefis makamında ricâ mesabesindedir. Lütuf ve rahmeti, kurb ve ünsü kabule işarettir.

behanet

  • Nefesi iyi ve lâtif olan kadın.

beste-dem

  • Nefesi tutulmuş. (Farsça)

binnefs

  • Nefsiyle.

cevahir-i nüfus

  • Nefisler cevherleri, değerli cevherler olan insanlar.

cihad-ı asgar ve ekber

  • Nefis mücadelesi olan en büyük cihat ve silahlı mücadele olan küçük cihat.

cihad-ı ekber

  • Nefis ile mücadele.

çile

  • Nefsi ıslah için bir yere kapanıp ibadet etmek.

desise-i nefsiye

  • Nefsin desisesi, aldatması.

dik-un nefes / dîk-un nefes

  • Nefes darlığı.

ebhar

  • Nefesi ve ağzı fena kokan adam.

ehl-i heva / ehl-i hevâ

  • Nefsin isteklerine uyanlar.

ehl-i hevesat / ehl-i hevesât

  • Nefsin hoşlandığı, gelip geçici istek ve arzuların peşinde olanlar.

ehl-i nefiy

  • Nefyedenler, aksini veya olmadığını iddia edenler.

ehl-i riyazet / ehl-i riyâzet

  • Nefsini terbiye etmek için manevî eğitime giren kişiler.

ehva

  • Nefis arzuları, boş istekler.

emraz-ı nefsaniye / emrâz-ı nefsaniye

  • Nefse ait hastalıklar.

enaniyet-i nefsiye / enâniyet-i nefsiye

  • Nefsin bencilliği, kedini beğenmesi.

enfas / enfâs / انفاس

  • Nefesler, soluklar.
  • Nefesler.
  • Nefesler, soluklar. (Arapça)

enfus / enfûs

  • Nefisler, ruhlar.

enfüs

  • Nefisler, ruhlar; kişinin kendi iç âlemleri, kalp ve ruh dünyaları.

enfüsi / enfüsî

  • Nefsî, nefiste meydana gelen, ferdî zihne ait bulunan, subjektif.
  • Nefisle ilgili, insanlarının kendi iç âlemlerine ait.

esaret-i nefis

  • Nefsin esareti; insanı daima kötülüğe, hazır zevk ve isteklere sevk eden duygunun esiri olma.

evhaş

  • Nefret veren şey.

fena-i nefs / fenâ-i nefs

  • Nefsi eritmek, ona galip gelmek.

feragat-ı nefis

  • Nefsini geri çekmek, hakkından isteyerek vazgeçmek.

gadir-i nefs

  • Nefse fenalık eden.

gaflet

  • Nefsin arzularına uyarak, Allahü teâlâyı, emir ve yasaklarını unutma hâli.

gavayet-i nefs

  • Nefsin azgınlığı.

girifte-dem

  • Nefesi tutulmuş. (Farsça)

hatme-i enfas / hatme-i enfâs

  • Nefesleri tükenmek. Ölmek.

havbavat

  • Nefsler. Zâtlar.

hayş

  • Nefret etmek.

hazm-ı nefs

  • Nefsini kırma, sabredip sindirme.

hazz-ı nefis / حَظِّ نَفْسْ

  • Nefsin aldığı lezzet.
  • Nefsin lezzeti.

hazz-ı nefsani / hazz-ı nefsânî

  • Nefsin hoşuna giden zevk ve lezzet.

heva / hevâ / هوا

  • Nefsin arzu ve istekleri.
  • Nefsin istekleri, kötü arzular, hava.
  • Nefsin isteği.

heva ve heves / hevâ ve heves

  • Nefsin hoşuna giden faydasız ve gelip geçici arzular, hisler.

heva-i nefis / hevâ-i nefis

  • Nefsin gelip geçici arzu ve istekleri.

heva-i nefs / hevâ-i nefs

  • Nefsin gelip geçici arzu ve istekleri.

hevai / hevâî

  • Nefsine boyun eğen, nefsinin zaafları doğrultusunda hareket eden.

hevaperest / hevâperest / هواپرست

  • Nefsinin istekleri peşinde koşan. (Arapça - Farsça)

hevaperestane / hevâperestâne

  • Nefsin arzu ve isteklerinin peşinde olurcasına.

heves / هَوَسْ

  • Nefsânî arzu.

heves-i nefsani / heves-i nefsânî / هَوَسِ نَفْسَان۪ي

  • Nefsânî arzu.

heves-i nefsaniye

  • Nefsin yasak arzu ve istekleri.

heves-i nefsi / heves-i nefsî

  • Nefsin arzu ve isteği.

hevesat-ı nefsaniye / hevesât-ı nefsâniye

  • Nefsin gelip geçici arzu ve istekleri.
  • Nefsin hevesleri, arzuları ve kötü istekleri.

hevesat-ı nefsiye

  • Nefsin gelip geçici arzu ve istekleri.

hevesat-ı sefile / hevesat-ı sefîle

  • Nefsin gayr-ı meşru alçak istekleri.

hevesperverane / hevesperverâne

  • Nefsin istek ve arzularına düşkün bir şekilde.

hilaf-ı heves / hilâf-ı heves

  • Nefsin arzu ve isteklerinin aksine.

hisset-i nefis

  • Nefsin alçaklığı.

hisset-i nefs

  • Nefsin aşağılığı.

hissiyat-ı nefsiye

  • Nefse ait duygular.

huzuzat-ı nefsaniye / huzuzât-ı nefsâniye / huzûzât-ı nefsaniye

  • Nefsin hoşlandığı şeyler, zevkler ve hazlar.
  • Nefse hoş gelen şeyler.
  • Nefsin hoşlandığı şeyler, zevkler ve hazlar.

i'timad-ı nefs / i'timâd-ı nefs

  • Nefse güvenmek, bir iş için lâzım olan çalışmaları ve sebeplere yapışmayı bırakarak o işi başarırım diye kendine güvenmek.

ıslah-ı nefis

  • Nefsi düzeltme, hayatını değiştirme.

islam-ı hakiki / islâm-ı hakîkî

  • Nefsin itminâna (Allahü teâlânın emirlerine itâate) kavuşmasından sonraki müslümanlık.

islam-ı mecazi / islâm-ı mecâzî

  • Nefsin, itminâna gelmeden yâni Allahü teâlânın rızâsına uygun hareket etmeye başlamadan önce, kişide bulunan ve Cennet'e girmek için yeterli olan İslâmiyet.

istifham-ı aninnefy

  • Nefyi olmayan sual sormak. Meselâ: Cenab-ı Hakk'ın ruhlara: Ben Rabbiniz değil miyim? diye sorması gibi. Buna istifham-ı takrirî de denir.

itimad-ı nefis

  • Nefsine güvenmek, nefsine dayanmak.

katel

  • Nefs. Cismin bakiyyesi.

kerih-ün nefes

  • Nefesi ve ağzı pis kokan.

kesr-i nefis

  • Nefsi kırma, nefsi düşürme.

kibr-i nefs

  • Nefsin büyüklüğü, izzeti.

kıyas-ı binnefs / kıyâs-ı binnefs

  • Nefsini misal alarak, nefsine kıyaslayarak. Bir şeyin bizzat kendini kıyas ederek yapılan kıyas.
  • Nefsini misâl alarak, kendi nefsine kıyaslayarak.

kurune

  • Nefis.

la'net

  • Nefret. Tiksinti. Allah'ın rahmetinden mahrumiyyet.

lanet / lânet

  • Nefret, öfke.

lehs

  • Nefesi kesilip dili dışarı çıkarma.

mahiyet-i nefsiye

  • Nefsin öz varlığı, mahiyeti, kendi kimliği.

manevi mücahede / mânevî mücahede

  • Nefis ve şeytana karşı yapılan cihad, mücadele.

mebhur

  • Nefes darlığına mübtelâ olan, hırhır soluyan.

mechure

  • Nefesin tutulup sesin çıkarılmasıyla okunan harfler.

menfa

  • Nefyolunan yer. Birinin sürüldüğü yer. Nefiy yeri.

menfaat-i nefsiye

  • Nefsin menfaatleri.

menfur / menfûr / منفور / مَنْفُورْ

  • Nefret edilen.
  • Nefret edilen.
  • Nefret edilen. (Arapça)
  • Nefret edilen.

menfur etme

  • Nefret edilen birşey hâline getirme.

meyl-i nefret

  • Nefret etme eğilimi.

muakara

  • Nefret etmek.

muazzef

  • Nefsin arzularını terkeden, zühd sâhibi.

mücahede-i nefsiye

  • Nefis mücadelesi.

mucib-i istikrah

  • Nefrete, sevmemeye sebeb olan.

mucib-i nefret

  • Nefret sebebi.

mugamir

  • Nefsini tehlikeye koyan kişi.

muhabbet-i nefsaniye / muhabbet-i nefsânîye / مُحَبَّتِ نَفْسَانِيَه

  • Nefis hesabına olan sevgi.

muhrik-dem

  • Nefesi yakıcı olan. Âşık. (Farsça)

münaferat

  • Nefret etmeler, karşılıklı soğuk davranmalar.

münazarat-ı nefsiye / münâzarât-ı nefsiye

  • Nefisle yapılan tartışmalar.

müneffis

  • Nefes verdiren, rahat ettiren.

mürebbi-i nüfus

  • Nefislerin terbiyecisi.

müştehiyat / müştehiyât

  • Nefsin hoşuna giden şeyler.
  • Nefse hoş gelen lezzetli şeyler.

müştehiyat-ı nefsaniye

  • Nefsin hoşuna giden lezzetli şeyler.

müsteysir

  • Nefsine ayıran.

müteneffir

  • Nefret eden, tiksinen, sevmeyen. Aslâ hazmetmeyip çekinip kaçınan.

müteneffir etme

  • Nefret ettirme.

müteneffirane / müteneffirâne

  • Nefret edercesine.

mütenneffir

  • Nefret eden, tiksinen.

muvafakat-i şehvet-i nefis

  • Nefsin şehvetine tâbi olma, uyma.

müzekki-i nefis / müzekkî-i nefis

  • Nefsi terbiye eden, temizleyen.

nazar-ı nefret

  • Nefret içeren bakış, nefretli bakış.

nefais-perest

  • Nefis şeyleri beğenenen, güzel şeyleri seven. (Farsça)

nefaset / nefâset / نفاست

  • Nefislik. (Arapça)

neferat / neferât

  • Neferler, erler.
  • Neferler, erler.

neffata

  • Neft yağı çıkan pınar.

nefis ve heva berzahları

  • Nefis ve heva geçitleri, geçici lezzet ve arzu engelleri.

nefis-perver

  • Nefsini çok sevip besleyen, nefsi isteklerine çok düşkün. (Farsça)

nefisperest / نَفِسْپَرَسْتْ

  • Nefsin arzu ve isteklerine çok düşkün olan.
  • Nefsine aşırı düşkün olan.
  • Nefsine düşkün.

nefisperestlik

  • Nefsin arzu ve isteklerine çok düşkün olmak.

nefisperver / نَفِسْپَرْوَرْ

  • Nefsini seven.
  • Nefsini seven.

nefisperverane / nefisperverâne

  • Nefsini sevip gözeten.
  • Nefsini severcesine.

nefretkarane / nefretkârâne

  • Nefret ederek, tiksintiyle.

nefrin

  • Nefretler, beddua.

nefsani / nefsanî / nefsânî

  • Nefsin hoşuna giden.
  • Nefsin hoşuna gider şekilde.

nefsani müştehiyat / nefsânî müştehiyat

  • Nefsin hoşuna giden arzu ve istekler.

nefsaniyet

  • Nefsin hoşuna gider şekilde arzular.
  • Nefsine düşkünlük.

nefsi / nefsî / نَفْس۪ي

  • Nefisle ilgili, nefsim!
  • Nefis ile, kendisi ile alâkalı. Şahsa ait, nefse dair.
  • Nefsin isteklerine yönelik.
  • Nefsim.

neft

  • Neft yağı. Çam gibi bazı ağaçlardan çıkarılan, tutuşabilen bir yağdır ve boyacılıkta vesair sanayide kullanılır.

nefti / neftî

  • Neft yağı renginde olan, siyaha yakın koyu yeşil. (Farsça)

nefy

  • Nefiy, yok sayma, sürme, sürgün.

nekibe

  • Nefsi mübârek.

ni

  • Nefy edatıdır. (Farsça)

nisyan-ı nefis / nisyân-ı nefis

  • Nefsi unutmak.

nüfus / nüfûs / نُفُوسْ

  • Nefesler.
  • Nefisler.
  • Nefisler, canlar.

nüfus-u seb'a

  • Nefsin yedi mertebesi.

riyazat

  • Nefsi terbiye için az yiyip az uyuyarak dünya lezzetlerinden kurtulma.

riyazet / riyâzet / ریاضت

  • Nefsi kırma, dünya lezzetlerinden uzaklaşmaya çalışma.
  • Nefsin isteklerini yapmamak.
  • Nefsi ıslah için az gıda ile yaşama.
  • Nefsinin isteklerine boyun eğmeden yaşama. (Arapça)

riyazetkarane / riyazetkârâne

  • Nefsi terbiye ederek.

safsata-i nefis

  • Nefsin safsatası, nefsin yalan ve uydurmaları.

şayık

  • Nefsi bir şeye yönelen.

sefahet-i mutlaka

  • Nefsin her türlü kötü arzularına uyma.

şehvet

  • Nefsin arzusu, cinsî istek.
  • Nefsin arzu ve istekleri.
  • Nefsin arzu ve istekleri.

selbi / selbî

  • Nefiy ile alâkalı, nefye mensub olan.

şevk-i nefsani / şevk-i nefsanî

  • Nefsin helâl olmayan arzularına karşı duyulan istek.

seyr-i enfüsi / seyr-i enfüsî

  • Nefsin iç âlemindeki delil ve vasıtalarla yapılan mânevî yolculuk.

sıgar-ı nefis

  • Nefsin küçüklüğü.

sığar-ı nefs

  • Nefsin küçüklüğü; kendi küçüklüğünden duyulan rahatsızlık.

taaffün-i nefes

  • Nefesin kokması.

tabaka-i mevcudat-ı nefsiye

  • Nefsin hoşuna giden varlıklar tabakası.

taraftar-ı nefis

  • Nefse taraftar olma.

tasfiye-i nefis

  • Nefsi arındırma, saflaştırma.

tekrih

  • Nefret ettirmek. Çirkin göstermek.

temalük

  • Nefsini zaptetme. Kendine hâkim olma.

teneffür / تنفر

  • Nefret etme.
  • Nefret etme.
  • Nefret etme, iğrenme. (Arapça)
  • Teneffür etmek: Nefret etmek, iğrenmek. (Arapça)

teneffüs / تَنَفُّسْ

  • Nefes alma, dinlenme.
  • Nefeslenme.

teneffüs etmek

  • Nefes almak.

tenehnüh

  • Nefsini menetmek. Nefsinin isteklerine engel olmak.

tenfir

  • Nefret ettirme.
  • Nefret ettirme.

tenfir etme

  • Nefret ettirme.

terbiye-i nüfus / terbiye-i nüfûs

  • Nefislerin terbiyesi.

terk-i iltizam-ı nefs

  • Nefsin isteklerini yerine getirmeyi terk etme, nefsi dinlememe.

tezkiye-i nefis

  • Nefsi temize çıkarma.

tezkiyesiz

  • Nefsi temize çıkarmaksızın.

tilka-i nefis

  • Nefis tarafından. Nefis cihetinden.

tıyb-ı nefis

  • Nefsin rıza ile güzelce kabul etmesi, nefsin rıza ve hoşnutluğu.

tukat

  • Nefsini haramdan ve şüpheli nesnelerden saklamak.

usr-ün nefes

  • Nefes darlığı.

uzuf

  • Nefsi kötülüklerden ve şüphelerden menedip uzaklaştırmak.

zevk-i nefsani / zevk-i nefsanî

  • Nefsin hoşlandığı bir zevk.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın