LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te nam kelimesini içeren 114 kelime bulundu...

abdest

  • Namaz ve diğer bâzı ibâdetlerin yerine getirilebilmesi için yapılması lâzım gelen yüzü, dirseklerle berâber kolları yıkamak, başın dörtte birini mesh etmek ve topuklarla berâber ayakları yıkamaktan ibâret temizlik. Namazın dışındaki farzlardan biri.

afaif

  • Namus, ırz ve iffet sahibi, şerefli kadınlar.

allahü zü'l-kerem teala ve tekaddes hazretleri / allahü zü'l-kerem tealâ ve tekaddes hazretleri

  • Namı ve şerefi yüksek olan, her türlü kusur ve eksikliklerden münezzeh olan, cömertlik ve ikram sahibi Allah.

alüfte / âlüfte / آلُفْتَه

  • Namussuz kadın.

alüfte madam / âlüfte madam

  • Namus dışı hareketlerde ve faaliyetlerde bulunan kadın.

amel-i kalil / amel-i kalîl

  • Namaz kılarken bir rükünde bir uzuvla yapılan ve namazdan sayılmayan bir veya iki hareket.

amel-i kesir / amel-i kesîr

  • Namaz içinde ve namazdan sayılmayan ve bir uzuvla ardı ardına yapılan üç hareket veya iki uzuvla yapılan bir hareket; bu hareket namazı bozar.
  • Namaz kılarken, bir rükünde namazdan sayılmayan ve bir uzuvla ardı ardına yapılan üç veya iki elin bir hareketi.

avaze

  • Nam, şöhret, ün. Yüksek ses. (Farsça)

benam / benâm

  • Namlı, ünlü, meşhur.
  • Namlı, ünlü, seçkin.

bi-namaz / bî-namaz

  • Namaz kılmayan, namazı terkeden, namazsız. Beynamaz. Namaz, İslâmın temel şartlarından biridir. Peygamberimiz (A.S.M.), namaz dinin direğidir demiştir. Namazını terkeden dininin direğini yıkmış olur. Beş vakit namaz için bir saat yetmektedir. İnsan bir günün 24 saatinden bir saatini Allah'ın huzurun (Farsça)

binamaz / bînamaz

  • Namazsız.

büslet

  • Nam, şöhret, ün, şan.

celse

  • Namazda iki secde arasında hareketsiz bir miktâr oturma.

cemaat hayrı

  • Namazın toplu olarak kılınmasıyla elde edilen sevap.

cübbe

  • Namazda giyilen bol elbise.

daire-i hindiyye / dâire-i hindiyye

  • Namaz vakitlerinin tesbitinde kullanılan ve güneş gören düz bir yere çizilen dâire veya bu şekle uygun olarak yapılan âlet.

eda-yı salat / eda-yı salât

  • Namazı vaktinde kılma.

ehl-i namus / ehl-i nâmûs / اَهْلِ نَامُوسْ

  • Namus sahibi.
  • Namuslu kimse, namus ehli.
  • Nâmuslu insanlar.

ehl-i salah / ehl-i salâh

  • Namuslu, doğru ve adaletli kimseler.

ehl-i salat / ehl-i salât

  • Namaz kılan insanlar.

erkan-ı salat / erkân-ı salât

  • Namazın rükünleri.

ettehıyyatü / ettehıyyâtü

  • Namazların birinci ve ikinci oturuşlarında okunan duâ.

evkat-ı salat / evkat-ı salât

  • Namaz vakitleri.

ezan

  • Namaza davet için edilen nida.

fahişeler güruhu / fâhişeler gürûhu

  • Namusunu koruyamayan iffetsiz, hayasız kadınlar topluluğu.

hadd-i kazif

  • Nâmuslu bir kadına zina isnad edene karşı verilen şer'î ceza.

hadesten taharet / hadesten tahâret

  • Namaza başlamadan önce yerine getirilmesi gereken farzlardan biri. Abdesti olmayan kimsenin abdest alması, cünüb olanın, hayız ve nifas hâli sona eren kadının boy abdesti alması.

hafi okumak / hafî okumak

  • Namazda sessiz okumak. İmâmın öğlen, ikindi ve üç ve dört rek'atlı namazların üç ve dördüncü rek'atlarında sessiz okuması.

hakikat-i salat / hakikat-i salât

  • Namazın hakikati, anlam ve niteliği.

harekat-ı salatiye / harekât-ı salâtiye

  • Namazın hareketleri.

harim-i ismet / harîm-i ismet

  • Namus ocağı, mukaddes ocak. Kudsi âile yuvası.

hasan

  • Nâmahremden korunur üzere olmak, korunmak.

hetk-i hicab-ı ismet

  • Namus perdesini yırtma.

huruc-i bisun'ihi

  • Namazdan kendi isteği ile çıkmak.

ibkà-yı nam

  • Namını sürdürme.

iffet / عفت / عِفَّتْ

  • Namus. Temizlik. Perhizkârlık. Nefsi behimî temayüllerden men etmek. Helâla razı olup haramdan kaçınmak.
  • Namus.
  • Namusluluk.
  • Namusluluk, namus düşkünlüğü. (Arapça)
  • Nâmus.

iffet-füruş

  • Namus ve iffetten söz eden. Namusluluk taslayan. (Farsça)

iftitah

  • Namaza başlarken alınan tekbir.

iftitah tekbiri

  • Namaza başlarken alınan tekbir. Namaz, her nevi dünya meşguliyetinden alâkayı keserek kılındığı için, Allahü Ekber diye iftitah tekbirini alarak namaza başladıktan sonra ibadet esnasında dünya işi haram olup namazı bozar. Bu mâna için bu tekbire, tahrime adı da verilir.
  • Namaza başlama tekbiri.

imam

  • Namaz kıldıran kimse, büyük âlim, önder.

imamet-i suğra / imâmet-i suğra

  • Namaz kıldırmak için imâm olmak.

ırz / عرض

  • Namus, iffet.
  • Namus, iffet. (Arapça)

itmam-ı rüku / itmam-ı rükû

  • Namazda rükûyu tamamlama, tam olarak yapma.

ka'de-i ahire / ka'de-i ahîre

  • Namazda son oturuş.

kabe / kâbe

  • Namaz için yöneldiğimiz mukaddes mabet.

kade

  • Namazda oturuş.

kaltaban

  • Namussuz. Pezevenk. (Farsça)

kamet

  • Namazın farzından önce okunan ezan.

kamet almak

  • Namaza başlamak için, hususen farz namazından önce ezan okumak.

kasr-ı namaz

  • Namazın kısaltılması; yolculukta 4 rekâtlık farz namazların 2 rekât olarak kılınması.

kavme

  • Namaz kılarken rükûdan kalkıp uzuvlar hareketten kesildikten sonra en az bir kerre sübhânallah diyecek kadar ayakta durmak.

kaza etmek / kazâ etmek

  • Namaz, oruç gibi farz ve vacib bir ibâdeti vakti çıktıktan sonra yapmak.

kazf

  • Namuslu kadına iftira.

kerahet vakitleri / kerâhet vakitleri

  • Namaz kılmak tahrîmen mekruh yâni haram olan vakitler. Güneş doğarken, batarken, gündüz ortasında iken.

kıble

  • Namazda yönelinen taraf, Kâbe'nin bulunduğu taraf.
  • Namaza başlarken yönelinen taraf; Kâbe'nin bulunduğu Mekke şehri.

kıyam etmek

  • Namazda ayağa kalkmak.

kuud

  • Namazın oturularak eda edilen kısmı.

mesacid / mesâcid

  • Namaz kılınan yerler.

mescid

  • Namaz kılınan yer.

mikdar-ı kamet

  • Namaza başlamak için okunan kamet zamanı kadar.

muhdis

  • Namaz abdesti olmayan kimse.

muhill-i namus / muhill-i nâmus

  • Nâmusa zarar veren, nâmusa dokunan.

muhsane

  • Namuslu kadın.

musalla / musallâ

  • Namaz kılmaya mahsus açık yer. Cami veya mezarlık civarında cenaze namazı kılınan yer.
  • Namaz kılınan yer. Namazgâh.
  • Namaz yeri.

musalla taşı / musallâ taşı

  • Namazı kılınmak için cenazenin konulduğu yüksekçe taş.
  • Namazının kılınması için, cenâzelerin üzerine konduğu taş.

musalli / musallî

  • Namaz kılan.
  • Namaz kılan.
  • Namaz kılan, beş vakit namazına devâm eden.

müşdak

  • Namaz kılınan yer. Namazgâh.

müteşehhid

  • Namazda ka'dede "Ettahiyyâtü" duâsını okuyan.

na-mahremiyet

  • Namahremlik. (Farsça)

na-merdane / nâ-merdâne

  • Namerdcesine, alçakçasına. (Farsça)

namaz / نماز

  • Namaz. (Farsça)

namaz tesbihatı / namaz tesbihâtı

  • Namazdan sonra, Allah'ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma.

namazgah / namazgâh / نمازگاه

  • Namaz kılınan yer.
  • Namaz kılınan yer.
  • Namazlık, üstü açık mesçit. (Farsça)

namazgüzar

  • Namazlarını kılan, namazlarını eda eden. (Farsça)

namdar / nâmdâr

  • Namlı, ünlü.

namdari / namdarî

  • Namdarlık, ünlülük, meşhur olma. (Farsça)

namuskar / namuskâr / nâmuskâr / ناموسكار

  • Namuslu, haysiyetli, şerefli.
  • Namuslu.
  • Namuslu. (Arapça - Farsça)

namuskarane / nâmuskârane / nâmuskârâne / namuskârane / ناموسكارانه

  • Namusluca, namuslu insanlara yakışır şekilde.
  • Namusluca.
  • Namusluca, namuslulara yakışır. (Arapça - Farsça)

namusperver / nâmusperver

  • Namuslu. (Farsça)
  • Nâmuslu.

namusşikenane / nâmusşikenâne

  • Namusu kırarcasına.

namzed

  • Namzet, aday.

nevamis / nevâmis

  • Namuslar, kanunlar.

pirahen-i ismet

  • Namus perdesi.

rek'at

  • Namazın birimlerinden her biri.
  • Namazın bölümlerinden her biri; bir namazda kıyâm, rükû ve iki secdenin toplamı.

rekat / rekât

  • Namazda bir kıyam, bir rüku' ve iki secdeden oluşan bölüm.
  • Namazın bir bölümü.

rub'-ı daire / rub'-ı dâire

  • Namaz vakitlerinin hesaplanmasında, yükseklik ölçülmesinde ve bâzı trigonometrik hesapların yapılmasında kullanılan el âleti. Bâzı geometrik şekillerden ibâret olup, dörtte bir dâire şeklinde tahta üzerine şekiller işlendiği için buna Rub'-ı dâire ta htası da denilmiştir.

rüku / rükû

  • Namazda eğilmek.
  • Namazda elleri dizlere dayayarak eğilme hareketi, aşırı saygı gösterme.
  • Namazda eğilme.

rüku' / rükû'

  • Namazın içindeki farzlarından biri. Namazda kıyamdan (ayakta durduktan sonra) elleri dizlere koyup eğilme.

sala / salâ

  • Namaza davet için çağırmak. Minarede okunan salavat, dua. (Kelimenin aslı "Essalât" veya "Salât" dır.)

salat / salât / صلات / صَلَاتْ

  • Namaz.
  • Namaz.
  • Namaz, belli vakitlerde yapılan ibadet, dua.
  • Namaz, rahmet duası.
  • Namaz. (Arapça)
  • Namaz, dua.

secde

  • Namazın içindeki farzlarından; namazda alnı, burnu, el ayalarını, dizleri ve ayak parmaklarını yere koyma.
  • Namazda yere kapanmak.
  • Namazda yüzünü yere koyma, yere kapanma.

secdegah / secdegâh

  • Namaz kılınıp secde edilecek yer. İbadet yapılacak yer. (Farsça)
  • Namaz kılınıp secde edilecek yer, ibadet yapılacak yer.

şeşhane

  • Namlusunda 6 yivi bulunan tüfek veya top. (Farsça)

sücud

  • Namazda yere kapanma, secde etme.

sücuda gitmek

  • Namazda yere ka-panmak.

şurut-u salat / şurut-u salât

  • Namazın şartları.

sütre

  • Namaz kılarken imâmın veya yalnız kılanın sol kaşı hizâsında, önüne diktiği yarım metreden uzun çubuk. Çubuğu dikmeyip, secde yerinden kıbleye doğru uzatmak veya çizgi çizmekle de olur.

ta'dil-i erkan / ta'dîl-i erkân

  • Namazda rükûda, secdelerde, kavmede (rükûdan kalktıktan sonra ayakta durmada) ve celsede (iki secde arasında oturmada) her âzâ hareketsiz olduktan sonra bir miktar durmak.

tadil-i erkan / tâdil-i erkân

  • Namazı şartlarına uygun şekilde kılma ve rüku ve secde gibi temel esasların arasında biraz bekleme.

tadilierkan / tâdilierkân

  • Namazı dikkat ederek ve hakkını vererek kılmak.

tahrime

  • Namaza başlanırken söylenen tekbir. Hacıların ihrama bürünmeleri.

tahrime tekbiri / tahrîme tekbîri

  • Namaza Allahü ekber diyerek başlama; iftitâh tekbîri.

tarik-üs salat / târik-üs salât

  • Namaz kılmayı terketmiş olan kimse.

tariküssalat / târiküssalât

  • Namaz kılmayı terk etmiş olan kimse.
  • Namazı terkeden.

teala / teâlâ

  • Namı büyük.

tefvit-i salat / tefvit-i salât

  • Namaz vaktini geçirme veya kaçırma.

tehiyyat / tehiyyât

  • Namazın ka'delerinde yâni birinci ve ikinci oturuşlarında okunan Ettehiyyâtü duâsı.

tesbihat-ı salatiye / tesbihat-ı salâtiye

  • Namaz tesbihleri.

teşehhüd

  • Namazlarda "Tehiyyat"ı okuma ve oturma.
  • Namazın her ka'desinde (ilk ve son oturuşlarda) ettehiyyâtü duâsını okumak veya bunu okuyacak kadar oturmak.

tumaninet / tumânînet

  • Namaz kılarken rükû' ve secdelerde ve kavmede (rükû'dan kalktıktan sonra ayakta durmakta) ve celsede (iki secde arasında oturmada) bütün âzânın (uzuvların) hareketsiz kalması. Sübhânallah diyecek kadar bir miktar durması ise, ta'dîl-i erkândır.

ulema-i benam / ulemâ-i benâm

  • Namlı, ünlü, seçkin âlimler.

ünvan / ünvân

  • Nam, lâkap.

vacibü'l-vücud teala ve tekaddes hazretleri / vâcibü'l-vücud tealâ ve tekaddes hazretleri

  • Namı ve şerefi yüksek olan, her türlü kusur ve eksikliklerden münezzeh olan, varlığı zorunlu olup var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah.

vakt-i kerahet / vakt-i kerâhet / وَقْتِ كَرَاهَتْ

  • Namaz kılmanın mekrûh olduğu vakit.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın