LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te nak kelimesini içeren 69 kelime bulundu...

alaik-i nakş / alâik-i nakş

  • Nakış alâkaları, ilişkileri.

an-nakdin

  • Nakit para olarak.

bazgeşt / bâzgeşt

  • Nakşibendiyye yolunda on bir temel esastan biri. Sâlik'in (tasavvuf yolcusunun) Kelime-i tevîhdden sonra kalbinden; "İlâhî! Maksûdum Sensin. Matlûbum (maksadım) Senin rızândır."demesi.

belyad

  • Nakışsız, sade kostüm. (Farsça)

berkaş

  • Nakşetmek, nakışlamak.

cemal-i nakş / cemâl-i nakş

  • Nakşın güzelliği.

cemiyet-i nakşiye

  • Nakşibendi tarîkatına bağlı topluluk.

cilve-i nakş

  • Nakşın cilvesi, görüntüsü.

delail-i nakliye

  • Nakil yolu ile gelen deliller.

delil-i nakli / delil-i naklî

  • Naklî delil, Kitabî delil. Kur'ân-ı Kerim ve Hadis-i şeriflere istinad eden delil.

efektif

  • Nakit para, elde bulunan para. (Fransızca)

emval-i batına / emval-i bâtına

  • Nakit paralarla, evlerde, mağazalarda bulunan ticaret malları.

enva-ı nakış / envâ-ı nakış

  • Nakış çeşitleri, türleri.

garaib-i nukuş

  • Nakışlardaki harikâlıklar.

gayr-ı menkul

  • Naklolunamayan, taşınamayan (tarla,bağ, ev gibi) mallar.

hacegan / hâcegân

  • Nakşîlerin bir ünvanı.

halvet der-encümen

  • Nakşibendiyye yolunda on bir esastan biri. Halk içinde Hak ile (Allahü teâlâ ile) olmak.

hatm-ı hacegan / hatm-ı hâcegân

  • Nakşibendiyye yolunda fâidesi, feyz ve bereketi çok olan bir vazîfe. Bu yolun veya ona bağlı kolun büyüğünün koyduğu evrâdın (Belli zikr ve duâların okunmasının) toplu veya yalnız olarak yerine getirilmesi.

hatme-i hacegan / hatme-i hâcegân

  • Nakşi tarikatı mensublarının fikri ve nazarı mâsivadan tecerrüd ederek, topluca muayyen dua ve zikirlerini sonuna kadar okumaları. (Farsça)
  • Nakşî tarikatına mensup olanların dua ve zikirlerini birlikte okuyup bitirmeleri.

hatme-i nakşiye

  • Nakşî tarikatında belli kurallar çerçevesinde topluca icra edilen bir zikir ve dua biçimi.

hikmet-i nakkaşe

  • Nakış yapan bir hikmet, nakış ustası olan bir hikmet.

huş der dem / hûş der dem

  • Nakşibendiyye yoluna âit on bir esastan biri. Her nefeste Allahü teâlâyı hatırlamak.

hüsn-ü nakış

  • Nakış güzelliği.

intikaş

  • Nakışlanmak. Menkuş olmak.

istinkaş

  • Nakşetme, nakşedilmesini isteme.

mekik

  • Nakış dokumada kullanılan âlet.

menkal

  • Nakledecek mekân.

menkul

  • Nakledilen, anlatılan.

menkulat / menkulât

  • Nakledilen, aktarılan şeyler.

menkuş / menkûş / منقوش

  • Nakışlı.
  • Nakışlı.
  • Nakışlı, işlemeli, desenli. (Arapça)

menkuz

  • Nakzedilmiş. Bozulmuş. Hükümsüz bırakılmış.

mıkrame

  • Nakışlı eşarp. Mendil. Havlu. Peştemal.

münakalat

  • Nakiller. Nakil işleri. Ulaştırma işleri.

münakkaş / münakkâş / منقش / مُنَقَّشْ

  • Nakışlı, süslü, nakşedilmiş, işlemeli, resimli.
  • Nakışlı.
  • Nakışlı.
  • Nakışlı, işlemeli, desenli. (Arapça)
  • Nakışlı olan.

münemnem

  • Nakışlı. Zinet verilmiş.

müntakil

  • Nakledilen, taşınan.

mütevatir-i bilmana / mütevatir-i bilmânâ

  • Nakledilen bir haberin başka ifade ve kelimelerle, başka başka şekilde ifade edilerek tevatür hâle gelmesi. Mânaların çok insanlarca başka başka kelimelerle nakledilmesi. Bir haberin veya hâdisenin farklı ifadelerle, başka başka şahıs veya topluluklar tarafından nakledilmiş olması.

müzevvak

  • Nakış yapan. Nakkaş.

nakıl / nâkıl

  • Nakleden, birinden duyduğunu veya okuduğu şeyi bildiren. İctihâd derecesine varamayıp, sâdece müctehid (Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden hüküm çıkarabilecek dereceye ulaşmış olan) âlimlerin verdikleri fetvâları (dînî suâllere verdikleri cevâb ları) nakleden âlim.

nakil / nâkil

  • Nakleden, işittiğini anlatan.
  • Nakletme, taşıma.
  • Nakleden, taşıyan.
  • Nakleden, ulaştıran.

nakiz / nâkiz

  • Nakzeden, çelişen.

nakkal / نقال

  • Nakleden, öykü veya masal anlatan. (Arapça)

nakkaş

  • Nakış yapan.
  • Nakış yapan. Duvar nakışları yapan usta. Süsleme san'atkârı.

nakkaşe

  • Nakış yapan kadın. Nakışçı.

naklen / نقلا

  • Nakil yoluyla. Anlatmak veya hikâye etmek suretiyle.
  • Naklederek, nakil yolu ile. (Arapça)

nakli / naklî

  • Nakille ilgili.

nakş

  • Nakış, bezek.

nakş-perdaz

  • Nakış yapan ressam. (Farsça)

nakşetmek

  • Nakışlamak, bezemek.

nakşi / nakşî

  • Nakşibendi tarikatına mensub olan.

nazar ber kadem

  • Nakşibendiyye yolunun temel bilgilerinden birisi olup, tasavvuf yolculuğunda adımdan ileriye bakmak ve adımını baktığı yere atmak.

nesc-i nakş

  • Nakşın dokuması.

nikaşe

  • Nakış yapma san'atı. Nakışçılık.

nukud / nukûd / نقود

  • Nakitler, paralar.
  • Nakitler. (Arapça)

nukul

  • Nakiller, rivâyetler. Başkasından anlatılanlar. Hikâyeler.

nukuş

  • Nakışlar.
  • Nakışlar, bezekler.

nukùş

  • Nakışlar.

nukuş / nukûş / نقوش

  • Nakışlar, işlemeler. (Arapça)

perniyan

  • Nakışlı atlas. İpekten dokunmuş, bir cins işlemeli kumaş. (Farsça)

rakş

  • Nakşetme, süsleme.

sarf satışı

  • Nakd hâlindeki veya işlenmiş altını ve gümüşü birbirleri karşılığında satmaktır.

sefer der vatan

  • Nakşibendiyye yolunun on bir temel esâsından biri. Sâlikin (tasavvuf yolunda bulunan kimsenin) kötü ahlâk, beşer (insan) tabiatının sıfatlarından kurtulması, beşerî sıfatlardan meleklere âit sıfatlara, kötü, çirkin vasıflardan, iyi, güzel ahlâka geçm esi.

tarik-i nakşi / tarîk-i nakşî

  • Nakşî tarikatı; Buharalı Muhammed Bahaüddin Nakşibendi Hazretleri tarafından kurulan tarikat.
  • Nakşibendî tarikati.

teshim

  • Nakışlı etmek, nakışlamak.

ulum-u nakliye / ulûm-u nakliye

  • Naklî ilimler; hadis, tefsir, fıkıh gibi Kur'ân ve Hadisten yapılan aktarımlara dayanan ilimler.

vasıta-i nakliyat / vasıta-i nakliyât

  • Nakletme vasıtası.

vesait-i nakliyye

  • Nakil vasıtaları. Taşıtlar. (Vapur, tren, otomobil gibi)

vukuf-i adedi / vukûf-i adedî

  • Nakşibendiyye yolunun on temel esâsından biri. Tasavvuf yolunda ilerlemek ve yükselip olgunlaşmak için yapılan zikri, bildirilen adede (sayıya) göre yapmak. Meselâ bir nefeste 1, 3, 5, 7, 11 kerre Allah demek gibi teke riâyet ederek zikretmek.

yad-ı daşt / yâd-ı daşt

  • Nakşibendiyye yolundaki on temel esastan biri. Zikrin, Allahü teâlâyı anmanın ve hatırlamanın kalbe yerleşmesi, meleke hâline gelmesi.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR