LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te naht ifadesini içeren 47 kelime bulundu...

afif / afîf

  • Temiz, iffetli, nâmuslu, haramdan (günahtan) sakınan.

afsun

  • (Efsun) Büyü, sihir, tılsım. (Büyücülük yapmak ve büyücülere uymak, Müslümanlıkta yasak ve günahtır.) (Farsça)

anahtar-ı gaybi / anahtar-ı gaybî

  • Görünmeyen âlemlerdeki sırları açan anahtar.

asım / âsım / عاصم

  • Günahtan sakınan. (Arapça)
  • İffetli. (Arapça)

bade / bâde

  • Şarap, içki. Kadeh. (İçkinin her çeşiti haramdır, büyük günahtır. İnsan sağlığına zararları ilmî bir gerçektir. Aile, cemiyet hayatı ve ahlâk için de yıkıcıdır. İçkiden ve içenlerden uzak durmak gerekir.) (Farsça)

banka

  • İtl. Faizle para alıp veren, kredi, iskonto, kambiyo işlerini gören ticari kuruluş.Faiz dinimizde günahtır. Bankalar dar gelirlilerin paralarını faiz karşılığı toplar, zenginlere daha yüksek faizle verir. Bunlar dar gelirlilerin tasarruf ettikleri paralarla bir iş yeri açar, bir mal üretir ve bu mal

bijeng

  • Kapı anahtarı, miftah. (Farsça)

birr

  • Temizlik.
  • Günahtan çekinmek.
  • Takvâ.
  • İn'âm ve ihsan etme.
  • Amel-i sâlih, iyi amel.
  • Koyunu sevketmek.
  • Gönül, kalb.
  • Tilki yavrusu.
  • Fâre.

bişkel

  • Elem, keder, gam, tasa, kasavet. (Farsça)
  • Orak şeklinde ağaç anahtar. (Farsça)
  • Kıvırcık saç. (Farsça)

borç

  • Geri verilmek niyetiyle ihtiyaç sahiplerine verilen para. Müslümanlıkta faizle borç vermek haramdır, günahtır. Borcunu ödiyemiyecek durumda onların borçlarını bağışlamak veya sonraya bırakmak sevaptır. Borcunu ödeyebilecek durumda olanlar da borçlarını zamanında ödemelidirler. Ödeyemiyecek olanlar d

büyüklenmek

  • Kendini büyük görmek, büyüklük taslamak. (Kötü huylardan biridir, günahtır.) (Türkçe)

caka

  • (Argo) Gösteriş, çalım. Caka, mal mülk, giyim, kuşam, yahut hareket davranış yoluyla olabilir. İslâm'da gösterişin her şekli haram ve günahtır. Bugün bazı kimseler ve aileler gösteriş belâsı yüzünden maddî sıkıntılara düşmekte, israfa sürüklenmektedir. İşledikleri günahın cezasını bu dünyada da çeki

ceyvad

  • İttika', günahtan sakınma. (Farsça)

damen-i pakiniz / dâmen-i pâkiniz

  • Çok temiz eteğiniz; her türlü kötülük ve günahtan uzak duran bir kişinin peşinden gitmeyi ve ona saygı göstermeyi ifade eden bir deyim.

der-bend

  • Dağda ve tepede zahmetlerle geçilen yer, dar geçit, boğaz. Hudut. Kale. (Farsça)
  • Anahtarsız kapı. (Farsça)

eali

  • (Tekili: A'lâ) İtibarı ve şerefi yüksek zâtlar. İyiler. Günahtan sakınan temiz ve sâlih amel sâhibi kimseler.

ehlitakva

  • Allahtan korkup günahtan sakınan kimseler.

etka

  • (Taki. den) Allah korkusu ile günahtan çok fazla çekinen. Haram veya helâl olduğunu iyice bilmediği şüpheli şeyleri yapmayan. Günah işlemeyen. Her şeyde Cenab-ı Hakk'ın rızasını gaye ve maksad edinen.

evvabin / evvâbin

  • Tevbe edip günahtan dönenler.

farz-ı kifaye

  • Bir kısım müslümanların yapması ile diğerlerinin günahtan kurtuldukları farz. Cenâze namazı kılmak gibi.

fasık / fâsık

  • (Fısk. dan) Günahkâr. Hak yolundan hâriç olan. Allah'ın emirlerine karşı zıt hareket eden. Büyük günahı işleyen veya küçük günahta ısrar eden kimse.

haya

  • Hicab, utanma, edeb, ar, namus. Allah korkusu ile günahtan kaçınmak.
  • Utanma, sıkılma.
  • Ar, namus, edeb.
  • Günahtan kaçınma.

hulf-ül vaid / hulf-ül vaîd

  • Va'dedilmiş azabı yapmamak, cezâyı yerine getirmemek. (Cenâb-ı Hak kendine isyan edenlerin, günahta devam edenlerin cehenneme gideceklerini beyan ediyor, tehdid ediyor, vaid ile beyanda bulunuyor. Affetmediği takdirde bu vaidinden dönmesi, aslâ adâletine yakışmaz, muhâldir.)

hürre-i mükellefe

  • Fık: Akıl ve bâliğ olan hürre kadın. Sevap ve günahtan mes'ul olan kadın.

ıklid / ıklîd

  • (Çoğulu: Akalîd) Anahtar, miftah.

kaffal

  • Çilingir. Anahtarcı.

keffaret

  • (Masdar gibi kullanılıyorsa da "keffâr" mübalâğa isminin müennesi olup, asıl mânası: örtücü ve imhâ edici demektir.) Bir mecburiyet altında veya yanlışlıkla işlenmiş günahı affettirmek ümidiyle şeriata uygun olarak verilen sadaka veya tutulan oruç.
  • Günahtan arınma.

makalid

  • (Ka, uzun okunur) Hazineler.
  • Kilitler. Anahtarlar.

mefatih / mefâtih / مفاتيح

  • (Tekili: Miftah) Anahtarlar.
  • Anahtarlar.
  • Anahtarlar. (Arapça)

miftah / miftâh / مفتاح / مِفْتَاحْ

  • Açan âlet. Anahtar. Kilidleri açan anahtar.
  • Anahtar.
  • Anahtar.
  • Anahtar. (Arapça)
  • Anahtar.

miftah-ı hakiki / miftah-ı hakikî

  • Gerçek, asıl anahtar.

miftah-ı kelam / miftâh-ı kelâm

  • Sözün anahtarı.

miftah-ı kenz

  • Hazinenin anahtarı.

miftah-ı kerem ve ihsan / miftâh-ı kerem ve ihsan

  • Allah'ın kerem ve ihsanının anahtarı.

miftahu'n-nusret / miftâhu'n-nusret

  • Başarı ve zaferin anahtarı.

mıklad

  • (Çoğulu: Mekâlid) Anahtar, miftah. Kilit dili.
  • Hazine.

mislat

  • (Çoğulu: Mesâlit) Anahtarın bir dişi.

mu'tasım

  • Günahtan çekinen.
  • Eliyle tutan.
  • Yapışan.

müttaki

  • Ehl-i takva. İttika eden. Haramdan ve günahtan çekinen, kendisini Allah'ın (C.C.) sevmediği fena şeylerdan koruyan.
  • Günahtan sakınan, çekinen, takva sahibi.
  • Günahtan çekinen, takva sahibi.

naki / nâki

  • Takva sahibi, günahtan arınmış.

taharrüc

  • Günahtan içtinab etmek, günahtan çekinmek.

taki

  • Kendini koruyan, saklayan.
  • Takvalı kimse. Günahtan çekinen.

teessüm

  • (İsm. den) Günahtan sakınma.

tevbe

  • Pişmanlık duyarak günahtan dönüş.

tevbe etme

  • Pişmanlık duyarak günahtan dönme.

ulum-i aliyye / ulum-i âliyye

  • Sarf ve nahiv gibi âlet ve anahtar durumunda olan ilimler.
  • "ayn" ile yüce ilimler, din ilimleri.

vera / verâ

  • Günahtan şiddetle kaçınma hâli.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR