LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te muhkem ifadesini içeren 93 kelime bulundu...

acemceme

  • (Çoğulu: Acemcemât) Kuvvetli, muhkem deve.

amellet

  • Sağlam, muhkem, katı nesne.

arize

  • Sâbit olmak.
  • Kuvvetli ve muhkem olmak. Bahil olmak.

asveb-i akval / asveb-i akvâl

  • Kavillerin en muhkemi, sözlerin en doğrusu.

ayet-i muhkeme / âyet-i muhkeme

  • Muhkem âyet. Çoğulu âyât-ı muhkemât'tır.
  • Kur'ân-ı kerîm.
  • Kur'ân-ı kerîmde mânâsı açık olan âyet-i kerîmelere verilen ad.

belzi

  • Muhkem, güçlü, sağlam deve.

bezla'

  • Kavi, sağlam, muhkem.
  • İyi fikir.

cebub

  • Sağlam yer. Muhkem.
  • Yeryüzü.
  • Katı ve galiz yer.

celadet

  • Yiğitlik. Bahadırlık. Kuvvet ve şiddetlilik. Muhkemlik. Salâbet, metânet.

celed

  • Sütü ve yavrusu olmayan büyük deve.
  • Muhkem yer.
  • Samanla doldurulup anası önüne koyulan buzağı derisi.

cezl

  • Kalın odun. Tomruk.
  • Sağlam. Metin.
  • Güzel ve muhkem fikir.
  • Rekik olmayıp doğru ve dürüst olan söz veya kelime.
  • Kâmil, dirayet sahibi, akıllı ve olgun adam.

cüz

  • Kısım, parça. Bir şeyin bir parçası.
  • Kitab forması.
  • Küllün mukabili.
  • Kur'ân-ı Kerim'in otuzda bir parçası.
  • Kanaat. İktifâ eylemek.
  • Düğümü sağlam yapmak. Bir şeyi pekiştirip muhkem kılmak.
  • Kız evlâdı.

dalı'

  • Kavi, kuvvetli.
  • Muhkem, sağlam, sert.
  • Eğri.

dalil

  • Sert, sağlam, muhkem yer.
  • Yolu azmış kişi.

dek

  • Desise, hile, dolandırıcılık. (Farsça)
  • Sâil, dilenci. (Farsça)
  • Dilencilik. (Farsça)
  • Sağlam, metin, muhkem. (Farsça)
  • Çatma, tokuşma. (Farsça)

dervah

  • Hastalıktan yeni kurtulan, iyice kendisine gelemeyen kimse. (Farsça)
  • Sağlam, metin, muhkem. (Farsça)
  • Doğru, asıl, gerçek. (Farsça)
  • Yiğitlik, cesaret, cesur olmak, şecaat. (Farsça)
  • Ayıp, utanma. (Farsça)
  • Sertlik, kabalık. (Farsça)

dırs

  • Azı dişi.
  • Katı, muhkem yer.
  • Az yağmur.
  • Kötü huy.

ekid

  • Sağlam, metin, muhkem.
  • Sarih, kesin, açık, kat'i, muhakkak. Kuvvetli, te'kidli.

ekiden

  • Metin, muhkem ve sağlam şekilde.
  • Açık ve kesin olarak. Sarahaten ve kat'iyyen.
  • Mükerreren, tekrar olarak.

emten

  • Pek metin, çok dayanıklı, en sağlam, fazlaca muhkem.

enbahun

  • Sağlam, metin, muhkem, tahkim edilmiş yer. (Farsça)
  • Hisar, kale. (Farsça)

esedd

  • Sağlam, kavi, muhkem.

esil

  • (Çoğulu: Asal-Esail-Usul) İkindi sonrasından akşama kadar olan vakit.
  • Kavi, muhkem, sağlam.

esr

  • Esir etmek.
  • Muhkem bağlamak.
  • Takviye etmek.
  • Göbeğinde illeti olan.

esus

  • Katı, sağlam, muhkem nesne.

hank

  • Muhkem etmek, sağlamlaştırmak.
  • Bir şeyi çiğneyip damağıyla ezmek.
  • Davarın ağzına gem vurmak veya urgan koymak.

harm

  • Muhkem etmek, sağlamlaştırmak.
  • Davara yük vurmak.
  • İşinde çabuk çabuk olmak.
  • Udul etmek.
  • Kat'etmek.

hatm

  • Hâlis, saf.
  • Sağlamlaştırma, muhkemleştirme.
  • Hüküm ve kazâ icabettirme.

hibek

  • (Çoğulu: Hubük) Rüzgârın lâtif estiği zaman denizde veya kumda meydana getirdiği yol yol kırıntılar ve dalgacıklar. Saçların kıvırcıklığından hâsıl olan dalgalanmalar. Kelimenin aslı olan "habk" sıkı bağlayıp muhkem kılmak; ve kumaşı sıkı, sağlam ve üzerinde san'at eseri zahir olacak vecihle güzel b

hısane

  • Berklik, sağlamlık, sertlik, muhkemlik.

ibram

  • Israrla rica etmek. Usandırıncaya kadar üzerine düşmek.
  • Usandırmak, yıldırmak.
  • İpi sağlam bükmek.
  • Muhkem kılmak.

ihtika'

  • Bir şeyin sağlamlığı, muhkemliği.
  • Dimağ heyecanı.

irsan

  • Muhkem ve sağlam kılma, rasanet verme.

isbat

  • Doğruyu delil göstererek meydana koymak. Delil ve şâhitle bir fikrin sıhhatını göstermek. İtiraf, ikrar ve tasdik etmek.
  • Sabit ve muhkem kılmak.
  • Bâki ve pâyidar eylemek.
  • Delil. Bürhan. Şâhit.

ısmi'lal

  • Muhkem olmak, sağlam olmak.
  • Otların birbirine dolaşmaları.

itkan

  • Pürüzsüz yapmak veya yapılmak. Sağlamlaştırmak. Hakikata yakından vakıf olmak, delileriyle bilmek, inanmak. Bilerek emin olmak. Muhkem kılmak, muhkem yapmak. Sâbit kılmak.
  • Muhkem, sağlam kalma.
  • İnanma, emin olma.

ittikan

  • Muhkem yapılmak. Esaslı ve şüphesiz yakından bilmek.

ızaz

  • Berk muhkem yer.

kaziye-i mahkumun biha / kaziye-i mahkûmun bihâ

  • (Bak: Kaziye-i muhkeme)

keramet-i kevniye

  • Kudret-i Rabbaniyenin ihsanı ile letâfet kesbedip havada uçmak, uzun yolu kısa zamanda gitmek, bir mü'minin bir sıkıntısı hâlinde Cenab-ı Hakk'a dua edip ind-i İlâhîde makbul bir zâttan yardım istemekle, o zatın, izn-i İlâhi ile o muztar kimsenin imdadına yetişmesi, kale gibi muhkem bir yerde üzerin

kıla-i rasine / kılâ-i rasine

  • Sağlam kaleler. Muhkem surlar.

kıra'

  • Cimâ etmek.
  • Sağlam, muhkem.
  • Şiddetli.

külam

  • Kaba, muhkem ve sağlam yer.

kur'an-ı hakim / kur'an-ı hakîm

  • Hakim olan Kur'an-ı Kerim. Hakim: Hikmetli, hikmet sâhibi, yahut çok hâkim ve muhkem mânalarına gelir.

mask

  • Muhkem, sağlam. (Müe: Maske)

mecdul

  • Sağlam ve muhkem şey.
  • Sağlam yapılı ve kemikli kimse.
  • Bükülmüş.

mekin / mekîn

  • Yüksek rütbe sâhibi. Vakarlı. Temkinli. Nüfuz ve iktidar sahibi.
  • Yerleşmiş. Oturmuş. Sâkin, Muhkem.

müezzer

  • Muhkem, sağlam, dayanıklı.

muhkem

  • Sağlam kılınmış, tahkîm edilmiş. İçinde hüküm bulunan, mânâsı açık olan âyet. Çoğulu muhkemâttır.

muhkemat / muhkemât

  • Muhkem olanlar. Sağlam ve kuvvetli olanlar.
  • İçinde hüküm bulunan ve mânası açık olanlar.
  • Kur'ân-ı kerîmdeki mânâsı açık, meydanda olan, anlaşılabilen âyet-i kerîmeler. Muhkemin çoğulu.

muhkemat-ı kur'aniyye

  • Mânası açık ve te'vile ihtiyacı olmayan âyetler. Başka bir mânaya ihtimali olmayıp sarih emir ve nehiyleri müştemil olan âyetler. Bu âyetler mensuh veya anlaşılmayan şekilde müteşabih ve muhtemel olmayıp muhkem ve mübeyyin olmakla aslâ te'vile muhtaç olmazlar. Bâzı şeylerin haram olması veya enbiya

mukantar

  • (Kantara. dan) Kemer şeklinde olan köprü.
  • Birbiri üstüne yığılmış çok şey.
  • Muhkem.

müşeyyed

  • Yüksek ve sağlam, metin yapılı, muhkem.

müstemirr

  • (Mürur. dan) Devam eden, sürekli, arasız.
  • Sağlam, muhkem, kavi, metin.

mütekavvim

  • Bozuk iken düzelen, eğri iken doğrulan.
  • İyi idâre edilen.
  • Sağlam, muhkem.
  • Müesses, te'sis edilmiş, kurulmuş.

müteşabih

  • Birbirine benzeyenler.
  • Fık: Mânası açık olmayan âyet ve hadis. Kur'an-ı Kerim'in ve hadislerin mecazî mânalara gelen ifadeleri. "Muhkem" olmayan âyet veya hadis.
  • Zâhirî mânası kastedilmeyen ve teşbih ve temsil yoluyla hakikatlerin beyanında kullanılan ifade.
  • Birbirine benzeyen.
  • Kur'ân-ı Kerim'de mânâ ve lafız bakımından tevile elverişli olan âyetler. Muhkem olmayan âyet.

mütesammim

  • Kasdedici, kasdeden.
  • Sağlamlaştıran, muhkem eden.

nebit

  • Muhkem, sağlam, katı.

paydar

  • (Pâyidar) İyice yerleşmiş. Devamlı, kadim. (Farsça)
  • Sağlam. Muhkem. (Farsça)
  • Sermedî. (Farsça)
  • Bedi. ' (Farsça)
  • Sâbit. (Farsça)

rain

  • Muhkem, sağlam yapılı, berk yer.

rasanet

  • Sağlamlık, dayanıklık.
  • Sabit, muhkem, metin.

rasif

  • Dayanıklı, sağlam, muhkem.
  • Taş temel, rıhtım.
  • Denizin yüzüne çıkmış kayalar.

rasn

  • İkmal etmek, tamam etmek, muhkem kılmak.

rasrasa

  • Muhkem etmek, sağlamlaştırmak.

rüsve

  • Muhkem ve sağlam olmak.
  • Sâbit olmak.

sadk

  • Berk, sağlam, muhkem süngü.

safd

  • Yağlamak.
  • Sağlamlaştırmak, muhkem etmek.

salahdi

  • Kavi, sağlam, dayanıklı ve muhkem.

san'

  • Sağlam ve muhkem yer.

sayasi

  • (Tekili: Sisâ) Dağın uçları.
  • Herhangi bir şeyin asılları.
  • Çulha tarakları.
  • Muhkem ve yüksek kaleler.

şebh

  • Çekmek.
  • Muhkem etmek, sağlamlaştırmak.

sedid

  • Doğru. Yanlış ve yalan olmayan.
  • Müstakil.
  • Muhkem. Metin.

şezim

  • Sağlam, muhkem ve uzun.

sıkke

  • Bağlamak, sağlamlaştırmak, muhkem etmek.
  • Ulaştırmak.

sıme

  • (Çoğulu: Sumem) Bahâdır, kahraman kimse.
  • Berk, muhkem nesne.
  • Büyük erkek yılan.

sinad

  • Muhkem, dayanıklı, kuvvetli dişi deve.
  • Yüce.
  • Yüce yer, yüksek yer.

tadabbür

  • Muhkem olmak, sağlamlaşmak.
  • Bağlanmak.

tadbir

  • Tabiatı muhkem olmak.
  • Nameyi iplikle bağlamak.

tahammüs

  • Sağlamlık, muhkemlik.

tasfid

  • Muhkem ve sağlam bağlamak.

tasmim

  • Bir şeyi önceden iyice kararlaştırmak. Azimet-i sadıka ile kastetmek.
  • Muhkem kılmak.
  • İnkâr etmek.
  • Endişe edip kaçınmamak.

tastim

  • Tamamlamak. Tekmil etmek.
  • Muhkem etmek, sağlamlaştırmak.

tavtid

  • Bir nesneyi yerinde tutmak.
  • Muhkem etmek, sağlamlaştırmak.

tecliz

  • Muhkem etmek, sağlamlaştırmak.

tetris

  • Muhkem etmek, sağlamlaştırmak.

ukusa

  • Berklik, muhkemlik, sağlamlık, sertlik.

ümm-ül kitab

  • Kitabın anası, esası. Levh-i Mahfuz ve ilm-i İlâhî. (Yâni: Kur'ân, İlm-i İlâhîde, Levh-i Mahfuz'da ezelî ve ebedî olarak mahfuz bulunduğundan Kur'anın aslı ve anası mânasında kullanılan bir tabirdir.)
  • Kur'an-ı Kerim'in müteşabih olmayan muhkem âyetlerine de kitabın anası, esası mânas

ümm-ül-kitab / ümm-ül-kitâb

  • Muhkem âyetler.
  • Levh-ül-Mahfûz.
  • Fâtiha sûresi.

unayil

  • (Çoğulu: Anâyil) Berk, metin, sağlam, dayanıklı, muhkem.

urvet-ül vüska

  • Sağlam kulp. Metin ve muhkem olan tutulacak şey.
  • İslâmiyet.
  • Kur'an-ı Kerim.

üstüvar

  • Kuvvetli, dayanıklı, sağlam, muhkem. (Farsça)
  • Güvenilir, itimad edilir. (Farsça)

vüsuk

  • Sağlam inanma. İtimad etme, güvenme. Muhkemlik, sağlamlık.

zarir

  • (Çoğulu: Ezırre-Zırrân) Kaba, sert yapılı ve muhkem yer.