LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te misal ifadesini içeren 78 kelime bulundu...

aks-ün nakiz / aks-ün nakîz

  • Birbirine zıt olan iki şey.
  • Man: Mevzuun nakîzini yüklem; ve yüklemin nakîzini de mevzu kılmak. Misâl: "Her aklı başında olan insan Allah'ı tanır" kaziyesinden aks-ün nakîz yolu ile şu hüküm elde edilir: "Allah'ı tanımayanlar, aklı başında olmayan insanlardır."

aksam-ı seb'a

  • Yedi kısım.
  • Gr: Kelimelerin (sahih, misâl, muzaaf, lefif, nakıs, mehmuz, ecvef) bölümleri.

alem-i eşbah / âlem-i eşbâh

  • "Şebah"tan:
  • Cisimler âlemi, varlıklar âlemi.
  • Hayaller âlemi."Şibh ve şebih"den: Misaller âlemi.

alem-i hab / âlem-i hâb

  • Uyku ve rüyâ âlemi. Bazan âlem-i mâna, âlem-i misal, âlem-i nevm gibi tâbirler de kullanılır.

anka-i meşrebane / anka-i meşrebâne

  • Anka meşrepli olma; masallarda bir efsane olarak anlatılan anka kuşu misâli bir meşrepte, bir yolda olma.

arz-ı beyza / arz-ı beyzâ / اَرْضِ بَيْضَا

  • Bazı evliyanın misal âleminde gördükleri beyaz (nurlu) dünya.

aşşab

  • (Aşşeb. den) Nebatları, bitkileri toplayarak ve misallerini kurutarak her biri üzerinde ilmî incelemeler yapan âlim.

bahr-i bikeran / bahr-i bîkerân

  • Okyanus misâli uçsuz bucaksız olan deniz.

berzah alemi / berzâh âlemi

  • Dünyâ ile âhiret arasındaki âlem; kabir âlemi.
  • Tasavvufta âlem-i misâle verilen ad.

bi / bî

  • Kelimenin başına getirilerek o kelime menfi yapılır.Misâlleri için, "BİA" kelimesinden sonraki kelimelere bakınız. (Farsça)

birader-i misali / birader-i misâlî / بِرَادَرِ مِثَالِي

  • Misal alemindeki kardeş.

cemal-i bi-misal / cemal-i bî-misal

  • Misâli, benzeri olmayan güzellik.

cesed-i misali / cesed-i misalî

  • Maddi yapısı olmayan vücut, misalî beden.
  • Misalî ve lâtif bir cesed. Varlığı maddî olmayan fakat cinsinin cesedine benzeyen beden.

cu

  • Custen fiilinin emir kökü. Gelecek misâlde olduğu gibi birleşik kelimeler yapılır. (Farsça)

cümle-i cezaiye / cümle-i cezâiye

  • Şart cümlesinin ikinci kısmı. Misâl: "Eğer lügatı rehber edinirsen, kelimelerin mânasını anlarsın" cümlesindeki "kelimelerin mânasını anlarsın" cümlesi, cümle-i cezâiyedir.

darb-ı mesel

  • Misâl olarak söylenen meşhur söz. Bir hâdiseye binaen söylenen hikmetli söz. Ata sözü.

dürr-i misal / dürr-i misâl

  • Misâlin incisi. İnci misâlinde, misâlin parlağı. (Farsça)

ektad

  • Cemaatler, topluluklar, kalabalıklar, bölükler, takımlar.
  • Misaller, temsiller, örnekler.

elvah-ı misali / elvâh-ı misâli

  • Misâlî levhalar, mânevî kopyalama tabloları.

emsal / emsâl

  • (Tekili: Misâl) Denk. Benzer. Yaşları birbiriyle aynı olanlar.
  • Mat: Kat sayı.
  • (Mesel) Kıssalar, hikâyeler, romanlar, masallar, destanlar.
  • Misaller, eşler, benzerler.

emsile

  • (Tekili: Misâl) Misaller. Örnekler.
  • Arapçada fiil tasrifini gösteren kitap.
  • Misâller, örnekler.
  • Misaller, örnekler.
  • Misaller, örnekler.

enmuzec

  • Nümune, misâl, örnek.

filmesel

  • Misaldeki gibi, meselâ.

gırar

  • Devenin sütünün azalması.
  • Az uyku.
  • Miktar.
  • Cihet, Misâl.
  • Yol.
  • Birbiri ardınca olmak.
  • Her nesnenin kenarı.
  • Büyük kıl çuval.

hadise-i misaliye

  • Misal âlemi ile ilgili olay.

halet-i şuhud / hâlet-i şuhud

  • Şuhud hali, mânen veya misalen seyretme hâleti.

hazf ve kalb

  • Bazı harflerini silme ve ters çevirme; misâl olarak müdriken kelimesinin bazı harflerini silerek Arapça kök harfleri olan d-r-k'nin k-r-d (kürd) olarak ters çevrilmesi gibi.

hüsn-ü misal / hüsn-ü misâl / حُسْنُ مِثَالْ

  • Güzel misâl.

ıktifaen

  • İzinden giderek, örnek tutarak, misal kabul ederek.

imtisal / imtisâl

  • Misal edinme, benzemeye çalışma.

imtisalen / imtisâlen

  • Misal edinerek, uyarak.

irad-ı mesel

  • Edb: Bir fikri isbat için misal getirme. Buna İrsal-i mesel de denir.

iştikak

  • Türemek. Bir kökten ayrılan kelimelerin asılları ve birbirleri ile olan münâsebetleri, meydana gelişleri.
  • Çatallaşmak. Yarılmış bir şeyin bir şıkkını almak.
  • Edb: Aynı kökten türemiş olan birkaç kelimeyi bir araya getirme sanatı. Misaller:(Edipler edepli olmalı, hem de edeb-i

istimsal

  • Misal edinmek. Örnek tutmak.

istişhadat

  • (Tekili: İstişhad) Şâhid göstermeler, delil olarak misâl göstermeler.
  • Şehid olmalar.

kıyas-ı binnefs / kıyâs-ı binnefs

  • Nefsini misal alarak, nefsine kıyaslayarak. Bir şeyin bizzat kendini kıyas ederek yapılan kıyas.
  • Nefsini misâl alarak, kendi nefsine kıyaslayarak.

kıyas-ı temsili / kıyâs-ı temsîlî / قِيَاسِ تَمْثِيلِي

  • Misal getirmeye dayalı kıyas.

ma-i mevsufe / mâ-i mevsufe

  • Şey mânasında nekre olup bir sıfattan evvel kullanılır. (Nazartu ilâ mâ mu'cebin leke: Sana hoş gelen şeye baktım) cümlesindeki gibi...Bazan da sıfatsız olur. (Ni'me-mâ: Ne güzeldir) (Meselen-mâ: Bir misâl olarak) kelimelerinde gördüğümüz gibi.

ma-i nafiyye / mâ-i nâfiyye

  • (Ben kâmil değilim) misâlinde olduğu gibi mânayı nefyeder.

ma-i şartiye / mâ-i şartiye

  • İki muzariyi cezmeder, şart ve cezâ mânasını ifade eder. (Ne yazarsan, yazarım) misalinde olduğu gibi.

mesel-ul a'la / mesel-ul a'lâ

  • En kıymetli, en güzel misal. En güzel ta'rif ve söz.

mesela

  • Misal olarak, söz gelişi, şunun gibi, örnek tarzında.

meselen

  • Misâl ve örnek olarak. Söz gelişi. Meselâ.

meşmeşiye

  • Tas: Âlem-i gaybdan veya âlem-i misalden bir âlem. Bazı evliyanın keşfen müşahede ettikleri bir yer.
  • Bazı evliyanın keşfen gözlemledikleri gaybî veya misâlî bir âlem.
  • Normal göze görünmeyen misalî bir âlem.

misal

  • Örnek. (Arapça)
  • Misal almak: Örnek almak. (Arapça)

misal-i muhabbet / misâl-i muhabbet

  • Sevgi misali.

misal-i müşahhas / misâl-i müşahhas

  • Somut örnek, şahıs gibi somut hâle gelmiş misâl.

misal-i rahmet-i alem / misal-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmetin misali, örneği.

misali / misâlî

  • Misâl hâlinde, misâlle ilgili.

misaliler / misâlîler

  • Sahih bir rüyada iken misâl âleminde görülen şahıslar.

misaliye / misâlîye

  • Misâlle ilgili olan.

misaliyye

  • Misale dair.

miselle

  • (Çoğulu: Misâl) Çuvaldız.

model

  • Örnek, misal.

mukalled

  • (Kald. dan) Boynuna gerdanlık takılmış.
  • Padişah tarafından nişan takılan kimse.
  • (Taklid. den) Taklid edilen. Örnek tutulan. Misal alınan.

mukallidin / mukallidîn

  • (Tekili: Mukallid) Taklidçiler. Örnek ve misâl alanlar.
  • Takınanlar. Boyuna takanlar.

muktefa

  • (Kafâ. dan) İzinden gidilmiş. Ardına düşülmüş. Misâl alınmış, örnek tutulmuş.

muktefi / muktefî

  • Ardından giden. İzinden giden. İktifâ eden. Misâl alan, örnek tutan.

mümessel-i leh

  • Kendisi için misal getirilen.

müsül

  • (Tekili: Misal) Örnekler, misaller.
  • Misaller, temsiller.

müteşabihat-ı kur'aniye / müteşabihât-ı kur'aniye

  • Beşer lisanının, lügatını vaz etmediği, sezip düşünemediği, misalini göremediği hakikatların teşbih ve temsiller ile anlatıldığı âyet-i kerimeler.

na

  • Arabçada "Biz" mânasına gelen zamirdir. Meselâ: Kitabünâ : "Kitabımız" misalinde olduğu gibi, kelimenin veya fiilin sonuna eklenen bitişik zamirdir.

nahv

  • (Nahiv) Yol, cihet. Etraf, yön.
  • Misâl.
  • Miktar.
  • Kasd ve azmeylemek.
  • Gr: Kelimelerin birbirine rabt, izafet ve amel eylemeleriyle ilgili olan kaideleri içine alan ilim. Nahiv ilmi ile Arapça kelimelerin yeri ve usulü bilinir, yani cümle tahlili yapılır.

nukuş-u misaliye

  • Misal âlemiyle ilgili nakışlar.

nümune

  • Örnek, misâl, misal olarak gösterilen. Düstur ve misâl olacak şey. (Farsça)

nümuzec

  • Enmuzec. Örnek, nümune, misal.

reşha-misal

  • Sızıntı misali.

rüya / rüyâ

  • (Rü'ya) Uykuda görülen misalî âlem. Düş.
  • Uykudayken girilen misalî bir âlemde görülenler.

rüya-yı hayaliye

  • Misal âlemi ile ilgili rüya.

sahife-i misaliye

  • Misalî, görüntüden ibaret sayfa.

suver-i misaliye

  • Temsilî ifadeler, misalî şekiller, suretler.

temsil / تمثيل / temsîl / تَمْث۪يلْ

  • Misal verme.
  • Misal verme.
  • Misal getirme.

temsilat-ı kur'aniye / temsilât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın verdiği temsiller, misaller.

tetabu-u izafat

  • Bir çok kelimenin birbirine muzaf ve muzafün ileyh olması. Zincirleme isim takımı. (İhtizazat-ı esvat-ı beşeriye misalinde olduğu gibi.)

tip

  • Benzerlerinin ana vasıfları kendinde görülen ideal örnek, misal. (Türkçe)

ümsüle

  • Örnek olarak verilen beyit. Misal olarak gösterilen mısra.

vakıa-i misaliye

  • Misâl âlemi ile ilgili olay.

vesait-i zimisal / vesâit-i zîmisal

  • Misal sahibi vasıtalar; misalî araçlar.