LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te misafir ifadesini içeren 76 kelime bulundu...

aler-re'si-vel-ayn

  • Baş ve göz üstüne. (Gelen misafire karşı veya bir işi deruhte edeceğine karşı hürmet ve memnuniyetle kabul ettiğini ifâde için söylenir.)

behv

  • (Behve) Misafir odası.
  • Yer altında hayvan ağılı. (Bu iki mananın cem'i Ebhâ-Bühüvv şeklindedir)
  • Geniş meydan, yer.
  • Göğüsün içi, boğazdan mideye kadar olan aralık.
  • Rahim ile mahrecinin arası.

benu-s sebil

  • Misafirler.

bühüvv

  • (Tekili: Behv) Misafirlere mahsus odalar.
  • Hayvanlar için yerin altına yapılmış ahırlar.

cermüze

  • Sefer ve misafirlik. (Farsça)

dayf

  • (Çoğulu: Ezyâf-Zuyuf-Zayfân) Misafir.
  • Meyletmek, yönelmek.

dayfen

  • Misafiriyle gelen kişi.

etave

  • Gelmiş, geçmiş, gelen, misafir, garib, gariban, kimsesiz, biçare.

ezyaf

  • (Tekili: Zıyf) Misafirler. Mihmanlar.

fani

  • Muvakkat, kaybolan, gelip geçici, devamlı olmayan, misâfir.

funduk

  • Fındık.
  • Misafirhane, han. Otel.

han

  • Yolcuların misafir olduğu bina. Kervansaray. Otel. (Farsça)
  • Ticaret ehlinin sakin olduğu yer. (Farsça)

hangah

  • Allah rızası için ve misafirleri minnet altında bırakmamak ihlâsı ile fakir ve dervişlere ve talebe-i uluma yemek verilen ve misafir edilen yer. (Farsça)

harem

  • Herkesin girmesine müsaade edilmeyen yer. Kadınlara mahsus oda. (Misafirlere ve erkeklerin girmesine müsaade edilen yere de"selâmlık" denir.)

hil'at-ı veda / hil'at-ı vedâ

  • Tar: Osmanlılar zamanında saraya misafir edilen kimselere ayrıldıkları zaman giydirilen hil'at.

ibn-üs-sebil

  • Misâfir.

ıdafe

  • Misafir edinmek.
  • Ulaştırmak.
  • Tâbi olmak, uymak.

igraz

  • Doldurmak.
  • Taze hamurdan ekmek yapıp misafire yedirme.

istirak-ı sem' / istirâk-ı sem'

  • İstirâk-ı sem' etmek: Kulak misafiri olmak.

kenud

  • Çok küfran-ı nimet eden kimse. Çok levm ve küfreden cahud.
  • Birşey yetiştirilemiyen verimsiz arazi.
  • Kocasının hukukuna ve iyiliklerine küfran eden nankör kadın.
  • Yemeğini misafirden sakınarak yalnızca yiyen cimri.
  • Kölesini, uşağını çok döven kimse.

lühne

  • Misafire seferden geldiğinde verilen hediye ve armağan.
  • Savaş gününde başa giyilen tolga. Az şey.
  • Kahvaltı.

mazif

  • Herkese sofrası açık olan ev. Kapısı açık, misafir sever ev. Misafirperver olan hâne.

mihman / mihmân

  • Misafir. (Farsça)
  • Misafir.

mihmandar / mihmândâr

  • Misafire hizmet ve yardım eden. Misafiri ağırlayan. (Farsça)
  • Misafir ağırlayan; ev, mülk sâhibi.
  • Misafiri olan.

mihmandar-ı kerim / mihmandar-ı kerîm / mihmândâr-ı kerîm / مِهْمَانْدَارِ كَرِيمْ

  • Dünya misafirhanesinde kullarına yardım ve in'am eden Rabbimiz, Allah (C.C.).
  • Müslümanlara dünya misafirhanesinde rehberlik eden, Hazret-i Peygamber (A.S.M.)
  • İkramı bol ve çok cömert olan misafir sahibi, Allah.
  • Çok ikram edici misafir ağırlayan.

mihmandar-ı kerim-i zülcelal / mihmandar-ı kerîm-i zülcelâl

  • Dünya misafirhanesinde kullarına yardım edip rızıklandıran sonsuz haşmet ve celâl sahibi Allah.

mihmandar-ı nebevi / mihmandâr-ı nebevî

  • Peygamber Efendimizi (a.s.m.), evine misafir eden, Ebu Eyyûb el-Ensariye verilen ünvan.

mihmandari / mihmandarî

  • Mihmandarlık. Misafir ağırlayıcılık. (Farsça)

mihmanhane

  • Misafirhane. Misafir edilecek yer. Otel. (Farsça)
  • Mc: Dünya. (Farsça)

mihmani / mihmanî

  • Mihmanlık, misafirlik. (Farsça)

mihmannevaz / مهمان نواز

  • Misafire iyi muamele ederek ikram eden. Misafir ağırlayan. (Farsça)
  • Misafirsever. (Farsça)

mihmannüvaz / مهمان نواز

  • Misafirsever. (Farsça)

mihmanperver

  • Misafir ağırlayan, misafire ikram eden, misafir seven. (Farsça)

mihmanperveri / mihmanperverî

  • Misafirperverlik, misafir ağırlayıcılık. (Farsça)

mihmansera / mihmânserâ / مهمان سرا

  • Misafirhane. (Farsça)

mihmanseray

  • Misafirhane. Otel. (Farsça)
  • Mc: Dünya. (Farsça)

minhar

  • Misafirperver. Misafir kabul edip ağırlayan.

misafir-i aziz

  • Aziz ve şerefli misafir.

misafir-i rabbani / misafir-i rabbânî

  • Allah'ın misafiri.

misafir-i rahman / misafir-i rahmân

  • Sonsuz rahmet sahibi olan Allah'ın misafiri.

misafireten

  • Misafir olarak.

misafirhane / misafirhâne

  • Misafir evi.

misafirhane-i alem / misafirhane-i âlem

  • Dünya misafirhanesi.

misafirhane-i arz

  • Yeryüzü misafirhanesi.

misafirhane-i askeri / misafirhane-i askerî

  • Askerî misafirhane.

misafirhane-i dünya

  • Dünya misafirhanesi.

misafirhane-i terbiye

  • Terbiye etmek için kurulan misafirhane.

misafirperver

  • Misafir ağırlamayı seven.
  • Misafiri seven.

miz

  • Misâfir.
  • Sofra, mâide.
  • Temiz, pak.

mizban

  • (Çoğulu: Mizbanân) Ev sahibi. Misafir kabul eden kimse. (Farsça)

mizbanan / mizbanân

  • (Tekili: Mizban) Misafirleri ağırlayanlar, ev sahipleri.

mizman

  • Misâfiri ağırlıyan, misâfire ikram eden ev sâhibi. (Farsça)

mukim / mukîm

  • İkamet eden. Ayakta duran.
  • Okuyan.
  • Bir memlekette devamlı duran.
  • Fık: Vatanında veya vatanı sayılan bir yerde onbeş günden fazla kalan kimse. (18 saatlik uzağa gidene "Misâfir" denir.)
  • Esmâ-i İlâhiyyeden olup "Her şeyi ayakta tutan, devam ettiren ve kayyumiyet

mükrim

  • İkram eden. Ağırlayan. Lütf eden. Misafirsever.

müsaferet

  • (Sefer. den) Misafirlik.
  • Yolculuk, seyahat.

müsafirhane / müsafirhâne

  • Yolcu konağı, han, otel. (Farsça)
  • Misafir olarak geçen resmi kimselerin konaklıyacağı yer. (Farsça)
  • Mc: Dünya. (Farsça)

müsafirin / müsafirîn

  • (Tekili: Müsafir) (Sefer. den) Misafirler, konuklar. Yolcular.

müzher

  • Misafir için ateş yakan kimse.

muzif / muzîf

  • Misâfir kabul eden.

nesi'

  • (Çoğulu: Ensâ) Yolcuların ve misafirlerin konakladıkları menzilde düşürdükleri esvap.
  • Unutkan.
  • Unutulan. Unutulmuş olmak.

nezil

  • Misafir. İnen, konan.

nüzl

  • (Çoğulu: Enzâl) Konak yeri.
  • Misafir için hazırlanan yemek.

salef

  • Kibirlilik. Tekebbürlük hali.
  • Kin tutmak, buğz etmek.
  • Zevci indinde zevcenin kadri olmamak.
  • Misafir için olan yemeğin yetmemesi.

seferi / seferî

  • Seferde olan, misâfir, yolcu. Bulunduğu şehirden veya köyden gideceği yolun iki veya bir kenârındaki evlerin dışına çıkarken, senenin kısa günlerinde, insan veya deve yürüyüşü ile, son evden îtibâren üç günde gidilecek yere (Hanefî mezhebinde 104 kil ometre) gitmeye niyyet eden kimse.

sekal

  • (Çoğulu: Eskâl) Misafir.
  • Mal, mülk, metâ.
  • Ev metaı, ev eşyası.
  • İns ve cinnin bir ünvanı.

seviş

  • Misafire yemek ve azık vermek.

sifar

  • Deveye burunduruk yapılan demir.
  • Sefer. Islâh, düzeltme.
  • Misafirlik.

sipenc

  • Konaklama yeri, misafirhane, otel. (Farsça)
  • Dünya. (Farsça)
  • Misafir. (Farsça)

süfre

  • Sofra, mâide.
  • (Çoğulu: Süfür) Misafire yolda yemesi için hazırlanan azık.

te'hil

  • Misafire "hoş geldiniz" demek olan ehlen ve sehlen cümlesini söylemek.
  • Ehliyetli kılmak.
  • Ürkekliğini gidermek. Alıştırmak.
  • Lâyık ve müstehak görmek.

terhik

  • Misafiri çoğaltmak.

tevdi'

  • Emanet vermek, bırakmak.
  • Misafirin veda etmesi. Giderken kalanlara: Allah'a ısmarladık gibi veda etmesi, bolluk hoşluk duasıyla bırakıp gitmesi.
  • Mutlaka terkedip bırakmak.

ucale

  • Misafirlerin yolda yemek için götürdükleri azık.
  • Çiftçilerin azık diye evvelce koyup getirdikleri buğday ve arpa.

uraza

  • Misafire çıkarılan yiyecek.
  • Hediye, armağan.

vatan-ı sükna / vatan-ı süknâ

  • Bir misafirin içinde 15 günden az oturmak istediği yerdir. Bu kimse de fıkıhta misafir sayılır.

zayf

  • Misafir. Gelip geçen.