LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te mir kelimesini içeren 44 kelime bulundu...

arazi-i miriyye / arâzi-i mîriyye

  • Mîrî yâni devlete âit topraklar. Harp ile alınarak, gâziler arasında taksim edilmeyip, beytülmâle (devlet hazînesine) bırakılan veya uşr yâhut harac toprağı iken sâhibi ölüp, hiç mîrasçısı bulunmayan topraklar. Arâzi-i Memleket, Arâzi-i Emîriyye de denir.

ashab-ı feraiz / ashâb-ı ferâiz

  • Mirascılar. Ölen kimsenin malında hissesi olan akrabâları.

basamak-ı miraciye

  • Mirac basamağı.

dendene

  • Mırıltı, homurdanma. Ağır ağır, dudak kıpırtısıyla, yavaş yavaş söylenen söz. (Farsça)

deyn-i zaif / deyn-i zaîf

  • Mîrâs ve mehr malları.

hakikat-i mirac

  • Miracın aslı ve esası, gerçek mahiyeti.

hane-küş

  • Mirasyedi, sefih. (Farsça)

hikmet-i mirac

  • Miracın hikmeti, gayesi ve anlamı.

irs

  • Mîrâs. Vefât eden bir kimsenin geriye bıraktığı terekesinden (malından) evlât ve akrabâsından sağ kalanlara düşen hisse, pay.
  • Miras, kalıtım.

irsen

  • Miras olarak, anadan, babadan geçmek yolu ile.
  • Miras olarak, irsiyet yoluyla.

irsi / irsî

  • Miras ile alâkalı, irse âit ve müteallik.

irsiyet / اِرْثِيَتْ

  • Miras alma, mirasçılık.
  • Mîrâs olarak kalma.

irsiyet kalma

  • Miras olarak kalma.

işaret-i miraciye

  • Miracın işaret etmesi, haber vermesi.

leyle-i mi'rac

  • Mirac gecesi.

leyle-i mirac

  • Mirac gecesi.

mahlulat

  • Mirasçısı olmadığı için evkâfa veya hükümete kalan miraslar.

mal-i miri / mal-i mirî

  • Miri malı. Hükümete veya devlete ait mal.

mesele-i miraciye

  • Miraç konusu.

metrukat / metrukât / metrûkat / متروكات

  • Miraslar.
  • Miras olarak bırakılanlar, geride bırakılanlar. (Arapça)

mevaris / mevarîs

  • Miraslar. Verasetle nâil olunan mülk ve mallar.

mevrus / mevrûs

  • Mirasla gelen.

mevrusat

  • Mirastan gelenler.

meyve-i mirac

  • Mirac meyvesi.

mirac / mirâc / معراج

  • Miraç, göğe ağma. (Arapça)

miracvari / mîrâcvârî

  • Mîraç gibi.

mirashar / mirashâr / ميراث خوار

  • Mirasyedi. Kendine kalan mirası yiyen. Mirashor. (Farsça)
  • Mirasyedi. (Arapça - Farsça)

mirasyedi

  • Mirasa konan; çalışmadan hazıra konan ve hesapsızca harcayan.

mirzazade / mirzazâde

  • Mirza'nın oğlu.

mu'cize-i mirac

  • Mirac mu'cizesi, Peygamberimizin (a.s.m.) Allah'ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk mu'cizesi.

münteha-yı mirac / müntehâ-yı mirac

  • Miracın en son noktası.

muris / mûris

  • Mîrâs bırakan.
  • Miras bırakan, veren.

rise

  • Miras yemek.

sahib-i mirac

  • Miraca çıkan Peygamberimiz (a.s.m.).

semere-i mirac

  • Mirac meyvesi.

sırr-ı mirac

  • Miracın sırrı, özü.

tevarüs / tevârüs / توارث / تَوَارُثْ

  • Mirasa konmak, birisine diğerinden irsen geçmek. Miras yemek.
  • Miras yoluyla geçme.
  • Miras intikali.
  • Miras alma. (Arapça)
  • Tevârüs etmek: Miras almak. (Arapça)
  • Mîrâsçı olma.

tevarüs edilen

  • Miras kalan, geçen.

türas

  • Miras mal.

varis / vâris / وارث / وَارِثْ

  • Mirasçı.
  • Mirasa konan.
  • Mirasçı. (Arapça)
  • Mîrâsçı.

veraset / verâset

  • Mirasçılık, irsiyet.

verese

  • Mirasçılar. Miras alanlar.

virase

  • Mirasyedilik.

zahir-i mirac / zâhir-i mirac

  • Miracın açık ve aşikâr yönleri.