LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te mez kelimesini içeren 55 kelime bulundu...

bün

  • Meziyyet, üstünlük.

cenen

  • Mezar, kabir.

elcezire

  • Mezopotamya. Dicle ve Fırat nehirleri arasında bulunan yerin adı. Bugün Irak'ın toprakları arasındadır.

esas-ı mezhep

  • Mezhebin temeli.

fazilet / فضيلت

  • Meziyet.

ferman-ı mezuniyet / fermân-ı mezuniyet

  • Mezuniyet belgesi, bitirme belgesi.

fıkarat-ı anife / fıkarât-ı anife

  • Mezkur cümleler, yukarıda geçmiş olan cümleler.

gur-ken

  • Mezarcı, mezar kazan. (Farsça)

guristan / gûristân / گورستان

  • Mezarlık, türbe. Kabristan. (Farsça)
  • Mezarlık. (Farsça)

gurken / gûrken / گوركن

  • Mezarcı. (Farsça)

hafir-i kabr / hâfir-i kabr

  • Mezar kazan, mezarcı.

hak-i mezar / hâk-i mezar

  • Mezar toprağı.

hiss-i mezhebi / hiss-i mezhebî

  • Mezhebî his, metot ve öğretiye ait duygu.

kabir / قبر

  • Mezar.
  • Mezar, ölünün gömüldüğü yer.
  • Mezar.
  • Mezar. (Arapça)

kabr / قبر

  • Mezar kabir. (Arapça)

kabristan / kabristân / قبرستان

  • Mezarlık.
  • Mezarlık. (Farsça)
  • Mezarlık.
  • Mezarlık, ölülerin gömüldüğü yer.
  • Mezarlık. (Arapça - Farsça)

kınnare

  • Mezbaha.

kitabe-i seng-i mezar

  • Mezar taşı yazısı.

kubur / kubûr / قبور

  • Mezarlar, kabirler.
  • Mezarlar. (Arapça)

lahd / لحد

  • Mezar.
  • Mezar, lahit. (Arapça)

lazım-ı mezhep / lâzım-ı mezhep

  • Mezhebe zorunlu olarak lâzım olan ve ondan ayrılması düşünülemeyen şey (meselâ, iktisat ilmi bir mezhepse, onun lâzımı matematik ilmidir. Çünkü matematik ilmi olmadan iktisat hesaplanamaz).

maden-i meziyet / mâden-i meziyet

  • Meziyet, ahlâk, huy mâdeni, kaynağı.

makabir / makâbir / مقابر

  • Mezarlar.
  • Mezarlar, kabirler. (Arapça)

makber / مقبر

  • Mezar.
  • Mezar.
  • Mezar. (Arapça)

makbere / مقبره

  • Mezar. (Arapça)

makberistan / makberistân

  • Mezarlık.
  • Mezarlık.

medafin / medâfin / مدافن

  • Mezarlar. (Arapça)

medfen / مدفن

  • Mezar. Defnedilen, gömülen yer.
  • Mezar.
  • Mezar, defin yeri. (Arapça)

megak

  • Mezar, kabir, çukur.

merkad / مرقد

  • Mezar. (Arapça)

mes'elede müctehid

  • Mezheb reîsinin bildirmediği mes'eleler için, mezhebin usûl ve kâidelerine bağlı kalarak, dînî delillerden hüküm çıkaran âlimler.

meslah / مسلخ

  • Mezbaha. Davar kesilen yer.
  • Mezbaha. (Arapça)

mezabih

  • Mezbahalar. Hayvan kesilen yerler.

mezad / mezâd

  • Mezat, artırmalı satış.

mezahib / mezâhib / مذاهب

  • Mezhebler. İslâm itikadı ve amel hususunda esas ittihaz olunan yollar.
  • Mezhepler, tutulan yollar.
  • Mezhepler, tutulan yollar.
  • Mezhepler.
  • Mezhepler. (Arapça)

mezargah / mezargâh / مزارگاه

  • Mezar yeri. (Arapça - Farsça)

mezaristan / mezâristân

  • Mezarlık. (Farsça)
  • Mezarlık.
  • Mezarlık, ölüler ülkesi.

mezaristan ehli

  • Mezardakiler.

mezaya / mezâyâ / مزایا

  • Meziyyetler. İyilikler. Hasletler.
  • Meziyetler, üstün özellikler.
  • Meziyetler.
  • Meziyetler, üstünlükler. (Arapça)

mezhebde müctehid

  • Mezheb imâmının koyduğu usûl ve kâidelere uyarak, dînî delîllerden (kaynaklardan) yeni hükümler çıkarabilen İslâm âlimi. Buna müctehid-i mukayyed ve müctehid-i müntesib de denir.

mezheben

  • Mezhep olarak.

meziyat / meziyât

  • Meziyetler, güzel özellikler.

meziyy

  • Mezi, idrardan önce gelen beyazımsı sıvı.

meziyyat / meziyyât / مزیات

  • Meziyetler, üstün nitelikler ve özellikler.
  • Meziyetler.
  • Meziyetler, üstünlükler. (Arapça)

minu-yu hak / minu-yu hâk

  • Mezar, kabir.

müctehid fil-mes'ele

  • Mezheb reîsinin (imâmının) bildirmediği mes'eleler için mezhebin usûl ve kâidelerine göre hüküm çıkaran İslâm âlimi.

müctehid fil-mezheb

  • Mezhebde müctehid; mezheb reisinin (imâmının) koyduğu usûl ve kâidelere uyarak, dört delîlden (Kitâb, yâni Kur'ân-ı kerîm, sünnet, icmâ', kıyâs,hüküm çıkaran İslâm âlimi. Buna, müctehid-i mukayyed ve müctehid-i müntesib de den ir.

müctehid-i mukayyed

  • Mezheb imâmının koyduğu usûl ve kâidelere uyarak, delîllerden yeni hükümler çıkaran İslâm âlimi. Mukayyed müctehid.

müctehid-i müntesib

  • Mezheb reîsinin (imâmının) koyduğu usûl ve kâidelere uyarak, edille-i şer'iyyeden (dört ana delîlden) hüküm çıkaran İslâm âlimi. Buna, müctehid fil-mezheb (mezhebde müctehid) de denir.

mukayyed müctehid

  • Mezheb imâmının koyduğu usûl ve kâidelere uyarak, dînî delillerden (kaynaklardan) yeni hüküm çıkaran İslâm âlimi. Müctehid fil mezheb de denir.

nebbaş

  • Mezar soyucu, kefen soyucu.

pehle

  • Mezar sandukalarının yan taşlarına verilen ad. (Farsça)

reşehat-ı meziyat / reşehât-ı meziyât

  • Meziyetlerin, güzel özelliklerin dışa yansımaları.

salhane / salhâne

  • Mezbaha.

türbe

  • Mezar üzerine yapılan yapı. Mezar. Ölmüş büyük zâta mahsus mezar.
  • Mezar.