LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te mest ifadesini içeren 41 kelime bulundu...

bedmestlik

  • İçip içip dağıtma. (Farsça - Türkçe)
  • Bedmestlik etmek: İçip için dağıtmak. (Farsça - Türkçe)

cenin

  • (Cenne. den) Ana karnındaki harekete başlıyan çocuk.
  • Gizli ve mestur, saklı olan şey.

çeşm-i mest

  • Sarhoş göz, mest olmuş göz.

demc

  • Dühul etmek, girmek.
  • Mestur olmak, örtünmek.

ehl-i salah / ehl-i salâh

  • Huk: Hâli mestur, nâmuslu, doğru, adaletli olan kimse. Sâlih kimseler.

esrik

  • Sarhoş, mest.
  • Azgın, kızgın.
  • Zayıf, hasta, hâlsiz, dermansız, tâkatsiz.

hafiye

  • (Çoğulu: Havâfi) İnsan bedeninde gizli olan can.
  • Kuş kanadında ebâhirden sonra olan dört kısacık yeleklerin her birisi.
  • Gizli, mestur.

hamşek

  • Mestin üstüne vurulan parça.

hayic

  • Âşık, hayran.
  • Mest olmuş deve.

hazık

  • (Çoğulu: Havâzik) Mesti dar olan.
  • Cânip, taraf.

huff

  • Abdest alınırken üzerine meshedilebilen mest vs. gibi ayakkabı.
  • Deve tabanı isimli bir nebat.

kasub

  • Mestler.

kurtum

  • Mestin burnu.

ledünn

  • (İlm-i ledünn) Garib bir ilim ismidir. Ona vakıf olan, mesturat ve hafâyayı, gizlilikleri münkeşif bir halde göreceği gibi, esrar-ı İlâhiyyeye de ıttıla' kesbeder. Bu ilm-i şerifin hocası ve sultanı Fahr-i Kâinat Aleyhi Ekmelüttahiyyât vessalâvât Efendimiz Hz. leridir. Bu ilmin ehli ise, Enbiyâ-ı iz

mahcub

  • Utanan. Utangaç.
  • Perdeli, örtülü. Kapalı.
  • A'ma.
  • Yaşmak veya perde ile mestur olan.

meşati / meşatî

  • (Tekili: Meştâ) Kışlıklar. Kış mevsiminde barınılacak yerler.

mesh

  • Silme, sığama.
  • Bir şeyi el ile sığama.
  • Abdest alırken ıslak eti başın dörtte birine sürme, mest üzerine sürme.
  • Mest denilen ayakkabıyı abdestle giydikten sonra, abdest bozulup, yeniden alırken, ayakları yıkamayıp elleri ıslatarak, sağ elin yaş beş parmağını sağ mest, sol elinkini de sol mest üzerine boylu boyunca yapıştırıp ayak parmakları ucundan bacağa do ğru çekme.
  • Bir uzva veya sargıya ıs

mest / مست

  • Ayakkabı.
  • Sarhoş. Aklı başında olmayan. Kendinden geçercesine haz duymak mânasında "mest olmak" şeklinde kullanılır.
  • Sarhoş, mest. (Farsça)

mest-i elest

  • Elest meclisinde hitab-ı İlahî ile mest olan.

mest-i harab / mest-i harâb / مست خراب

  • Körkütük sarhoş. (Farsça - Arapça)
  • Mest-i harâb olmak: Körkütük sarhoş olmak. (Farsça - Arapça)

mestan

  • (Tekili: Mest) Sarhoşlar. (Farsça)

mesture

  • Örtülü kadın. İslâmiyetin emrettiği şekilde örtülmesi farz olan yerlerini örtmüş olan kadın.
  • Gizli tutulan resmi işlerde harcanmak için hükümetin emrine verilen para. (Buna tahsisat-ı mesture de denir.)

mik'ab

  • (Çoğulu: Mekâıb) Topuk mesti.

mişat

  • (Tekili: Meşt) Taraklar, baş taramağa mahsus taraklar.

muhaşşem

  • Sarhoş, mest.

muk

  • Göz pınarı.
  • Akılsızlık.
  • Kanatlı karınca.
  • Mest üzerine giyilen çizme.

mütehaffif

  • Ayağa mest veya çizme cinsinden bir şey giyen.
  • Hafifliyen, tahaffüf eden.

nakl

  • Bir şeyi başka bir yere götürmek, taşımak, yer değiştirmek.
  • Anlatmak, duyduğu bir şeyi başkasına hikâye etmek, rivâyet etmek.
  • Bir dilden başka dile çevirmek, terceme etmek.
  • Eski mest ve çizme.
  • Yırtık elbiseyi yamamak.

neşve

  • (Nişve - Nüşve) Sevinç, keyif.
  • Büyümek ve yetişmek.
  • Koklamak.
  • Rayiha.
  • Bir şeyi tekrarlamak.
  • Mest ve sarhoş olmak.
  • İyice duyup vâkıf olmak.
  • Sevinç.
  • Büyümek ve yetişmek.
  • Mest ve sarhoş olmak.

pinhan

  • Gizli, saklı, hafi, mahfi, mestur, müstetir. (Farsça)

reyn

  • Leke, kir, pas.
  • Gönül karası, kalb katılığı, günahın artması.
  • Uyku, mestlik galebe etmek.
  • Çıkması mümkün olmayan şey.

sekerat

  • Sarhoşluk.
  • Hayretler. şiddetler.
  • Mestlikler.

sekran

  • Sarhoş, mest olan adam.

sergerm

  • Kızgın, öfkeli. Kafası kızmış. (Farsça)
  • Neşeli. Sarhoş. Mest. (Farsça)

setir

  • Örtülmüş, kapalı. Mestur.

sükut-u mesti / sükût-u mestî

  • Mest olup susmak.

tahaffüf

  • (Hiffet. den) Hafiflemek. Hafif olmak.
  • Ayağa mest gibi bir şey giymek.

tahsisat-ı mesture

  • (Bak: Mesture)

tefsir

  • Mestur, gizli bir şeyi aşikâr etmek. Mânâyı izhâr etmek.
  • Anladığını anlatmak. Bildiği kadar açıklamak.
  • Kur'ân-ı Kerim'in mânâsını anlatan kitab.
  • Ehl-i Hadis ıstılahında Tefsire dâir hadis-i şeriflere Tefsir denilir.

timşek

  • İç mest üstüne vurulan parça, yapılan yama.

üşkür

  • Mest içine dikilen astar.