LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te mert ifadesini içeren 387 kelime bulundu...

adem-i mutlak / عَدَمِ مُطْلَقْ

  • Hiçbir varlık mertebesinde olmama.

ahadi hadis / ahadî hadis

  • Rivâyet eden bir veya iki koldan olan veya mütevatir mertebesinde olmayan hadis demetir. İştihar haddine yetişmeyen hadistir. Şartları tamam olursa zann-ı galib ifade eder, muktezası ile amel vâcib olur. (Muvazzah İlm-i Kelâm)

ahfa / ahfâ

  • Çok gizli, âlem-i emrin (madde ve ölçü olmayan ve arşın üstündeki âlemin) beşinci ve son latîfesi (makamı, mertebesi).

ahi

  • Kardeşim.
  • Ahilik ocağından olan kimse.
  • Eli açık, cömert.

ahsen-ül halıkin / ahsen-ül hâlıkîn

  • Hâlıkıyyet mertebelerinin en güzel ve en münteha mertebesinde olan bir Hâlık-ı Zülcelal. Her şeyi herşeyle münasebetine lâyık bir tarzda güzel yaratan Hâlık. (C.C.)

akl-ı feal / akl-ı feâl

  • İşrâkiyye (Yeni Eflâtunculuk) felsefesinde ukûl-ı aşerenin (on akılın) sonuncusu olup, yaşadığımız âlemle alâkalı akla verilen ad. Öldürme ve yaratma işlerine bakan mertebe.

aksa-yı meratib / aksâ-yı merâtib

  • Rütbelerin, mertebelerin en büyüğü.

ala-yı illiyin / âlâ-yı illiyîn

  • Yüceler yücesi, en yüksek mertebe.

ala-yı illiyyin / alâ-yı illiyyîn

  • Allah katında en iyilerin derecesi, cennetin en yüksek derecesi, en yüksek mertebe.

ala-yı illiyyin-i şeref / âlâ-yı illiyyîn-i şeref

  • Şerefin zirvesi, en yüce mertebesi.

ala-yı illiyyin-i tevhid / âlâ-yı illiyyîn-i tevhid

  • Tevhid mertebelerinin en yükseği; her şeyi bir olan Allah'a verme derecelerinin en yükseği, en zirvesi.

alicenab / âlîcenâb / عالى جناب

  • Cömert. (Arapça)
  • Haysiyetli. (Arapça)

alim-i kerim / alîm-i kerîm

  • Sonsuz cömertlik ve ikram sahibi ve her şeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan Allah.

allah-ı kerim / allah-ı kerîm

  • Sınırsız ikram, lütuf, ihsan ve cömertlik sahibi Allah.

allahü zü'l-kerem teala ve tekaddes hazretleri / allahü zü'l-kerem tealâ ve tekaddes hazretleri

  • Namı ve şerefi yüksek olan, her türlü kusur ve eksikliklerden münezzeh olan, cömertlik ve ikram sahibi Allah.

arş-ı ehadiyet

  • Allah'ın birliğinin en azami mertebede göründüğü makam.

avend

  • Sicim, ip. (Farsça)
  • Senet, delil. (Farsça)
  • Kapkacak. (Farsça)
  • Taht, yüksek mertebe. (Farsça)
  • Satranç oyunu. (Farsça)
  • Evvel, önce, ilk. (Farsça)

ayet-i nuriye-i hasbiye / âyet-i nuriye-i hasbiye

  • "Hasbünallahu ve ni'me'l-vekîl (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.)" âyetinin mertebeleri, nurları.

ayn-el-yakin / ayn-el-yakîn

  • Görerek bilme.
  • Hadîs-i şerîfte bildirilen ihsân (Allahü teâlâyı görüyormuş gibi ibâdet etme) mertebesinde bir ışığın kalbde parlaması. Zamanımızda tarîkata girmiş bir çok kimse, kendilerine tasavvufçu süsü vererek vahdet-i vücudu dillerine almış, bundan yüksek mertebe olmaz sanıyor.

bağıstan-ı kerem

  • Cömertlik ve ikram bahçesi.

bahş-ı kalenderi / bahş-ı kalenderî

  • Cömertçe ihsan yapma, dağıtma.

baliğ / bâliğ

  • Erişmiş, vâsıl olmuş, son mertebeyi bulan.
  • Yekûn.

basık

  • Eli açık. Cömert. Dolup taşan.

bazil

  • (Bezil. den) Bol bol veren, dağıtan. Cömert.

behs

  • Neşe ve güleryüzle karşılama.
  • Kahraman, yiğit, mert adam.
  • Cür'etkârlık.

bilkuvve

  • Fiil mertebesine varmadan. Tasavvurda, tasavvurî olarak. Düşünce halinde. Kabiliyet ve istidat ile.

bostan-ı huda / bostan-ı hudâ

  • Huda'nın, Allah'ın bostanı meâlinde olup, İlâhî güzellikleri ve tecelli-i İlâhînin aksettiği yer mânâsında kullanılır. "Vahidiyet mertebesi" diye de söylenmiştir. (Farsça)

buhl

  • Cimrilik. Cömertliğin zıddı.

büsut

  • Cömertlik, civanmertlik. El açıklığı.

cayid

  • Cömert, sahi.

celil

  • Celâlet ve celâdet sâhibi. Azîm, mertebesi yüksek.

cell

  • (Çoğulu: Cülûl) Yerden birşey toplamak.
  • Gemi yelkeni.
  • Yaşlı olmak.
  • Kadr ve mertebesi büyük olmak.
  • Celil, büyük, ulu.

cenab-ı kerim-i mutlak / cenâb-ı kerîm-i mutlak

  • Sınırsız ikram ve cömertlik sahibi yüce Allah.

cevad / cevâd / جواد

  • (Cevvad) Çok çok ihsan eden. Çok cömert.
  • Sınırsız cömertlik sahibi olan ve çok çok ihsan eden Allah.
  • Çok cömert. Allahü teâlânın isimlerinden.
  • Çok cömert.
  • Çok cömert.
  • Cömert. (Arapça)

cevad-ı kerim / cevâd-ı kerîm

  • Çok cömert, ihsanı ve ikramı bol olan Allah.

cevad-ı melik

  • Çok cömert hükümdar.

cevad-ı mutlak / cevâd-ı mutlak

  • Şarta bağlı olmaksızın çok ihsanda bulunan, cömertlik eden Cenab-ı Allah.
  • Sınırsız cömertlik ve ikram sahibi Allah.

cevadane / cevâdâne

  • Cömertçe.

cevdet

  • İyilik. Güzellik. Kusursuzluk.
  • Bir kimsenin, başkasının işini güzelce ve kusursuz olarak yapması.
  • Cömertlik.
  • Susuz olma.

cevvad / cevvâd

  • Sınırsız cömertlik sahibi Allah.

cilve-i a'zam / جِلْوَۀِ اَعْظَمْ

  • En büyük mertebede görünme.

cimri

  • Hasis, varyemez, pinti. Elindeki mal veya parayı harcayamıyan ve türlü sıkıntılara katlanarak daha çok biriktirmeye çalışan kimse. Cimrilik, müsriflik (savurganlık) gibi İslâmda kötü huy olarak bilinir. Cömertlik ve tutumluluk ise övünülen ahlâkî vasıflardandır. Cömertlikte de ölçülü olmak tavsiye e (Farsça)

civanmerd / civânmerd / جوانمرد

  • Mert, iyi insan.
  • Cömert. (Farsça)
  • Soylu. (Farsça)

civanmerdane / civanmerdâne

  • Mert ve yüksek cesaret taşıyan bir kişi gibi.

civanmert

  • Yiğit, mert.
  • Yüce gönüllü, mert.

civanmertlik

  • Yiğitlik, mertlik.

cud / cûd / جود

  • Cömertlik. Sahilik. Eli açık olmak. Muhtaçların vaziyetlerini, durumlarını bildirmeğe meydan vermeksizin lütuf ve ihsanda bulunma hâleti. Mücahede-i diniye ve neşr-i hakaik-ı Kur'aniye ve imaniye hizmetinde mutemed zâtlara lüzumunda maddeten de iştirak etmek fedakârlığı.
  • Cömertlik, el açıklığı.
  • Cömertlik. Karşılık beklemeden yapılan cömertlik.
  • Cömertlik.
  • Cömertlik.
  • Cömertlik. (Arapça)

cud u kerem

  • Cömertlik, eli açıklık.

cud u seha / cûd u sehâ

  • Cömertlik.

cud u sehavet

  • Cömertlik ve eli açıklık, sahilik.

cud ve sehavet-i mutlaka / cûd ve sehavet-i mutlaka

  • Sınırsız cömertlik ve ikramseverlik.

cud-u mutlak / cûd-u mutlak

  • Sınırsız cömertlik.

dehmus

  • Cömert kişi. Kerim kimse.

derecat

  • (Tekili: Derece) Dereceler, basamaklar, kademeler, yükseklikler, mertebeler.

derecat-ı kurbiye

  • Yakınlık dereceleri. Allah'a manevi yakınlık mertebeleri.

derece

  • (Çoğulu: Derecât) Yukarıya çıkacak basamak.
  • Dairenin bölündüğü dilim. 360 kısmın beheri ki, açıları ölçmeye yarar.
  • Termometrenin bölündüğü kısımların beheri. Mertebe, paye.
  • Miktar, rütbe.

derece-i hürmet

  • Hürmet ve saygıya lâyık mertebe, derece.

derece-i melekiye

  • Yüksek olan meleklik mertebesi, derecesi.

derece-i şuhud

  • İmanı ve mânevi hakikatları, mânevi terakki yoluyla görmek seviyesinde olan iman mertebesi.

derekat / derekât

  • Aşağılık dereceleri. En aşağı mertebeler.
  • Aşağı mertebeler.

dereke

  • Aşağı inen basamak. Aşağı mertebe.
  • Sıfırın altındaki derece. Düşüklük.

derhişte

  • Cömertlik, sehavet. (Farsça)

dest-i kerem

  • Cömertlik eli.

devle

  • "Devlet" kelimesinin Arapça tabirlerde geçen bir şekli.
  • İki asker muharebe ettiklerinde birinin diğerine galip olması. (Düvlet malda; devlet harpte ve mertebede kullanılır.)

deysan

  • Cömertlik.

dilirane / dilirâne

  • Mertçesine, yiğitçesine, bahadırcasına. (Farsça)

diliri / dilirî

  • Mertlik, yiğitlik, yüreklilik. (Farsça)

düstur-u kerem

  • Cömertlik ve ikram prensibi.

ebahir

  • Kuş kanadının üçüncü mertebede olan yelekleri.

ebyan

  • Cömert, eli açık, muhtaçlara ve yoksullara yardım eden kimse.
  • Yemekten tiksinen kişi.

ecvad

  • (Tekili: Cevad) Sahiler. Cömertler. Eli açıklar.

ecved

  • En cömert. En sahi. Daha iyi.

ef'al-i kerimane / ef'âl-i kerîmâne

  • Cömertçe ve iyilikle yapılan işler.

ehl-i kerem ve vicdan

  • Cömertlik ve vicdan sahipleri.

ehl-i sehavet ve ihsan / ehl-i sehâvet ve ihsan

  • Bağış, ikram sahibi ve cömert olanlar.

ehl-i velayet ve keşif / ehl-i velâyet ve keşif

  • Mânevî mertebelere yükselen ve maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini keşfeden insanlar.

eimme-i alişan / eimme-i âlîşan

  • Çok yüksek mertebesi ve büyük kıymeti olan imamlar. İmam-ı A'zam, İmam-ı Şâfiî gibi.

ekrem / اكرم

  • Çok cömert, daha kerim, en kerim.
  • En cömert.
  • Çok cömert. (Arapça)

ekremane

  • Ekremce, ekrem olana yakışacak şekilde. Çok elaçıklığıyle, cömertlikle.

ekremü'l-ekremin / ekremü'l-ekremîn

  • Cömert olanların en cömerdi olan Allah.
  • Cömertlerin en cömerdi. Çok kerim, çok cömert olan Allah.

ekser-i meratib

  • Mertebelerin çoğu, mertebe, derece çokluğu.

ektar

  • (Tekili: Keter) Haysiyetler, onurlar, şerefler, şanlar, ünvanlar, soylar. Nesebler, dereceler, mertebeler.

endaze

  • Ölçü, mikyas. (Farsça)
  • Arşının bez, basma vesâire ölçmeğe mahsus küçük cinsi. (60 cm.dir) (Farsça)
  • Tahmin, takdir. (Farsça)
  • Derece, mertebe. (Farsça)
  • Mc: Hesap. (Farsça)

eşbeh

  • Mert, yiğit, kabadayı, cesur kimse. (Bu tâbir bilhassa yeniçeriler hakkında kullanılırdı.)

esha

  • (Sahi. den) Çok cömert, fazla eli açık, pek sahi kimse.

eshiya / eshiyâ / اسخيا

  • (Tekili: Sahi) Cömertler, sahiler.
  • Cömertler. (Arapça)

eşku

  • Tavan. (Farsça)
  • Tabaka, kat, derece, mertebe. (Farsça)

esmah

  • Çok cömert, pek eli açık, en semahatli.

eşüdd

  • Büluğa gelmek mertebesi.

etbak

  • (Tekili: Tabak ve Tabaka) Yemek tepsileri, sofraları. Büyük sahanlar.
  • Tabakalar, dereceler, mertebeler, katlar.
  • Kabileler, kavimler, aşiretler.

evliya

  • (Tekili: Veli) Veliler. Nefsine değil, dâimâ Cenab-ı Hakk'ın rızâsına tâbi olmağa çalışan, ibâdet ve taatta, takvâ ve riyâzatda çok yüksek mertebelere ulaşıp Allahın (C.C.) mahbubu ve karibi olan büyük ve ender zâtlar.

fark

  • Tasavvufta cem' denilen mertebeden sonra gelen bir makam. Buna cem'ül-cem' de denir.

fatır-ı kerim / fâtır-ı kerîm

  • Sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan ve herşeyi hârika, eşsiz sanatıyla yaratan Allah.

fatır-ı kerim-i zülcemal / fâtır-ı kerîm-i zülcemâl

  • Sonsuz güzellik, lütuf ve cömertlik sahibi ve herşeyi hârika üstün sanatıyla yaratan Allah.

fazilet-i şehadet

  • Şehitlik mertebesinin yüceliği.

fazl

  • Âlimlere yakışır olgunluk.
  • İmân, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, tefâvüt, inayet.
  • Artmak.
  • Artık, (bunun zıddı naks'tır). Bir şeyden bakiye kalmak.

fazl u ihsan / fazl u ihsân

  • Cömertlik ve bağışta bulunmak.

fazl u kerem

  • Bilginlere, faziletli kişilere yaraşır olgunluk ve cömertlik.

fehil / fehîl

  • Kerim, cömert adam. Ulu ve kuvvetli kimse.

fenafilihvan

  • (Fenâ fi-l-ihvân) Tefâni. Yani; kardeşlerin birbirinde fâni olması; kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyyât ve hissiyâtı ile fikren yaşaması. Samimi ihlâs üzerine müesses en yakın dostluk, en fedakâr ve en civanmert kardeşlik.

ferah-dest

  • Eli açık, cömert. (Farsça)

ferc

  • Kadir, kıymet, mertebe. (Farsça)

ferdiyyet

  • Tasavvufta yüksek bir mertebe.

feta / fetâ / فتى

  • (Çoğulu: Fitye, Fityan veya feteyân) Genç. Delikanlı.
  • Cömert.
  • Genç. (Arapça)
  • Cömert. (Arapça)

firaset / firâset

  • Anlayışlı, çabuk seziş,
  • Binicilik, at yetiştirme bilgisi.
  • Yiğitlik, mertlik.

fityan

  • (Tekili: Fetâ) Delikanlılar, yiğitler, bahadırlar, gençler, mertler.

fütüvvet

  • Cömertlik. Başkasını, kendisine tercih etmek. Başkalarının işlerini düzeltmeye çalışmak ve faydasına koşmak. Fütüvvetin başka değişik târifleri de yapılmıştır. Bunlardan bâzıları şöyledir: Kendi nefsinde başkasının üzerine bir meziyet, üstünlük görme mek. Hatâlarını îtirâf edenleri affetmek, hiç kim
  • Dostlara afv ve safh ile muamele.
  • Yiğitlik. Cömertlik. Lütuf ve ihsankârlık.
  • Kerem ve seha.
  • Soy temizliği.

fütüvvet-mend

  • Elaçıklık, cömertlik. (Farsça)

ganiyy-i kerim / ganiyy-i kerîm

  • Sonsuz cömertlik ve zenginlik sahibi olan Allah.

gavsiyet

  • Evliyaların başı olma, velilik mertebelerinde yüksek bir makamda olma; en büyük yardım etme makamı.

gavsiyyet

  • Evliyaullahın başı olmak. Velâyet mertebelerinden yüksek bir makam sahibi olmak.

gayr-endiş / gayr-endîş

  • Başkalarını düşünen, şefkatli ve cömert kimse. (Farsça)

gayret-i merdane

  • Mertçesine gayret.

güşade-dest

  • (Çoğulu: Güşadedestân) Civanmert, cömert, eli açık. (Farsça)

güşade-destan / güşade-destân

  • (Tekili: Güşadedest) Cömertler, civanmertler, eli açıklar. (Farsça)

hak / hâk

  • Toprak. Turab. (Hâk ol ki, Hüdâ mertebeni eyleye âli.Tâc-ı ser-i âlemdir o kim hâkk-ı kademdir.) (Farsça)

hakikat / hakîkat

  • Bir lafzın (sözün) asıl mânâsı.
  • Gerçek.
  • Kötülüklerin kalbden tekellüfsüzce, zorlanmadan gitmesinin gerçekleşmesi, fenâ(Allahü teâlâdan başka her şeyi unutma) mertebesi.
  • Mâhiyet.

hakim-i kerim / hakîm-i kerîm

  • Herşeyi hikmetle belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan ve sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah.

hakk-ul yakin / hakk-ul yakîn

  • (Hakk-al yakîn) Mârifet mertebesinin en yükseği. En yakînî bir surette hakikatı müşahede edip yaşamak hali. Ateşin yakıcı olduğunu bütün hislerimizle yakından duyup yaşadığımız gibi.

hakke'l-yakin / hakke'l-yakîn

  • Bilgi ve marifet mertebelerinin en yükseği, bizzat yaşayarak elde edilen bilgi, gerçeğin özünü kavramak.

hakku'l-yakin / hakku'l-yakîn

  • Hakke'l-yakîn. Bilgi ve marifet mertebelerinin en yükseği, bizzat yaşayarak elde edilen bilgi, gerçeğin özünü kavramak.

halık-ı kadim-i kadir / hâlık-ı kadîm-i kadîr

  • Sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan, varlığının başlangıcı olmayan, her şeyi yaratan Allah.

halık-ı kerim ve rahim / hâlık-ı kerîm ve rahîm

  • Sonsuz cömertlik ve merhamet sahibi ve her şeyi yaratan Allah.

halık-ı rahim ve kerim / hâlık-ı rahîm ve kerîm

  • Sonsuz merhamet ve cömertlik sahibi olan yaratıcı, Allah.

hallak-ı kerim / hallâk-ı kerîm

  • Sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan; çokça ve sürekli olarak yaratan Allah.

hareket-i dahil / hareket-i dâhil

  • Tar: Kanuni Sultan Süleyman zamanında Süleymaniye medreselerinin binasından sonra onikiye çıkarılan tarik-i tedris (okutma yolu) silsilesinin dördüncü mertebesindeki müderrislerine verilen bir ünvandır.

hashas

  • Cömert kimse.

hasib / hasîb

  • Cömert kimse. Hayır sahibi ve eli açık adam.
  • Bolluk yer, ucuzluk.

hatem / hâtem

  • Çok cömert ve eli açık adam.
  • Cömertliğiyle tanınan bir zengin.

hatem-i tai / hatem-i taî

  • (Ebu Adi bin Abdullah bin Said) Arab kabile reislerinin büyüklerinden ve şairlerinden olup, cömertliği ile meşhurdur. Adı, cömertlik ve keremde darb-ı mesel halini almıştır. Bazı şiirleri toplanarak bir divan yapılmış ve Londra'da bastırılmıştır. Hz. Peygamber'in (A.S.M.) zamanına yetişmiş ise, de,

hatemane

  • Hâtem'e yakışacak şekil ve surette. Cömertçesine. (Farsça)

hatve

  • Basamak, mertebe.

havass / havâss

  • (Tekili: Hâss - Hâssa) Hâslar. Hâssalar. Keyfiyetler. Hususlar.
  • Dindarlık ve doğruluğu ile, ilmiyle âmil olup mâneviyat mertebelerinde yükselmekle makbul ve muteber olan zatlar.
  • Zenginler sınıfı.
  • Kur'anî ve manevî sırlara ve hususlara vâkıf bulunan, ilim, ibadet, tâat

haysiyet

  • İtibar. Şeref. Değer. Kıymet. Derece. Câh. Mesned. Mertebe.

haziyy

  • Mertebeli, değerli kişi.
  • Yarış atlarının sekizincisi.

hehca'

  • Kerim, cömert kimse.

hem-rad

  • Kahramanlık ve cömertlikte müsavi olan kimseler. (Farsça)

hey'et-i a'yan / hey'et-i a'yân

  • Senato.
  • Mertebesi yüksek ve itibar edilenlerin heyeti.

hilafetname

  • Tarikata intisab ile usulü dairesinde belirli mevkilere çıkarak irşad mertebesine yükselenlerden isteklilerin irşad ve terbiyesine ruhsat ve izni mutazammın şeyhi tarafından verilen mühürlü vesika.

hırk

  • Cömert, kerim.

hızır

  • İkinci tabaka-i hayat mertebesine mazhar olan ve Kur'an-ı Kerim tefsirlerinde ismi zikredilen bir zât-ı kerim.

hızve

  • Kadının, kocası yanında hürmetli, izzetli ve mertebeli olması.

hızzet

  • Mertebe, menzile, derece.

idare-i kelam / idâre-i kelâm

  • Sözü mümkün mertebe yürütmek, işi idare etmek.

idare-i maslahat

  • Bir işi mümkün mertebe iyi-kötü yürütmek.

ihsan

  • İyilik, lütuf, bağışlamak.
  • Sahilik etmek, cömertlik yapmak.
  • Allah'ı görür gibi ibadet etmek.
  • Güzel bilmek. Güzel eylemek.

iknaiyyat-ı hitabiyye

  • Kelâm ilmine ait bir ıstılahtır. Zannî olan aklî delil demektir. Bürhanın aşağı mertebesidir. Aklı, muhalif fikirlerle karışmamış ve bürhanı anlayamayacak kimseler için kullanılır. İsbattan çok ikna vasfı taşır.

ikram / ikrâm / اكرام

  • Cömertlik. (Arapça)
  • Sunma, armağan etme. (Arapça)

ilbas-ı hırka

  • Bir tarikata intisab ile mutad olan menzilleri geçerek irşad mertebesine yükselenlere, şeyhlerinden gördükleri yolda başkalarını irşad ile izin verme salâhiyetini ihtiva eden "İcazetname: hilâfetname" verme.

iltifat-ı şah-ı merdan / iltifât-ı şah-ı merdan

  • Mertlerin şahı olan Hz. Ali'nin iltifâtı, mânevî ilgi ve teveccühü.

imam / imâm

  • Câmi, mescid veya başka yerlerde cemâate namaz kıldıran kimse.
  • Hadîs, fıkıh, kelâm ve tefsîr ilminde ve tasavvuf gibi İslâmî ilimlerden birinde en yüksek mertebeye ulaşan âlim.
  • Müslümanların devlet reîsi.

inayet-i ekremi / inâyet-i ekremî

  • Çok cömertçe gelen yardım, iyilik.

inda'

  • Cömertlik etme.

intiha-i terakkiyat-ı hayat-ı ahmediye

  • Hz. Peygamberin (a.s.m.) hayatı süresince katettiği mânevî mertebelere yükselme ve ilerlemesinin en son noktası.

isar

  • Kendisi muhtaç olduğu halde başkasına nimet vermek, cömertlik, ikrâm.
  • İhtiyar etmek.
  • Yumuşatmak.
  • Dökmek, serpmek. Saçmak.

ism-i a'zam

  • Allah'ın (C.C.) Kur'ân ve Hadis-i Şeriflerde zikredilen yüz isminin mânâca en câmi' olanıdır. İsm-i A'zam, diğer isimlerin de mânâlarını içinde toplar. Her ism-i İlâhiyenin de, her mahlukun da bir a'zamlık mertebesi vardır.

ismah

  • Cömert ve eli açık olma.
  • İtâatli ve bağlı etme.

kadir-danlık

  • Kadirbilirlik. Herkesin mertebesini bilip ona göre muamele yapan. Kadir ve kıymet bilen.

kadir-i kerim / kadîr-i kerîm

  • Sonsuz cömertlik sahibi olan ve kudreti herşeye yeten Allah.

kalb

  • Gönül. Yürek denilen, et parçasına yerleştirilmiş nûrânî ve mânevî kuvvet.
  • Tasavvuf yolunda birinci mertebe.

kamet-i kıymet

  • Kıymet ve değerinin mertebesi. Manevî büyüklük.

kamet-i merdane-i istidad-ı milliye / kâmet-i merdane-i istidad-ı milliye

  • Millî yeteneğin mert görünüşlü endamı, boyu.

kanun-u kerem

  • Cömertlik, bağış ve ikram kanunu.

kānun-u kerem / kānûn-u kerem / قَانُونُ كَرَمْ

  • Cömertlik, ikram edicilik kanunu.

kat'-ı meratib

  • Mertebeleri aşıp geçme.

kat'-ı meratip / kat'-ı merâtip

  • Mertebeleri aşma.

kat-ı meratip / kat-ı merâtip

  • Manevî derece ve mertebelere yükselme.

kayyum-i alem / kayyûm-i âlem

  • Kayyûmiyyet makâmında bulunan velî zât. İnsanların âhirete âit derece ve seâdetleri bu mertebedeki velîlerin imdâdına verildiğinden kayyûm denilmiştir.

kazasker

  • İlmiye mesleğinin en yüksek mertebelerinden biri. Lügat mânası asker kadısı, ordu kadısı demektir. Osmanlılarda Kazaskerliğin ihdası Sultan I.Murat zamanındadır. İlk Kazasker de "Çandarlı Kara Halil"dir.

kazaskerler

  • Osmanlı Devletinde ilmiye sınıfının en yüksek mertebesinde bulunan devlet görevlileri; askerî kadılar.

kemal-i kerem / kemâl-i kerem

  • Tam ve mükemmel cömertlik.

keramet / kerâmet / كرامت

  • Allah (C.C.) indinde makbul bir veli abdin (yâni, âdi beşeriyyetten bir derece tecerrüd edebilen zatların) lütf-u İlâhî ile gösterdiği büyük mârifet. Velâyet mertebelerinde yükselen bir abdin hilaf-ı âdet hâli.
  • Bağış, kerem.
  • İkram, ağırlama.
  • Cömertlik, kerem. (Arapça)
  • Velîlerin gösterdikleri olağandışı hal. (Arapça)

kerem / كرم

  • Cömertlik, severek verme.
  • Cömertlik. (Arapça)
  • Kerem kılmak: Kerem etmek, iyilik etmek. (Arapça)

kerem-i sübhaniye

  • Bütün noksanlıklardan uzak olan Allah'ın cömertliği, ikramı.

keremgüster

  • Cömert, mükrim, kerem sâhibi. (Farsça)

keremkar / keremkâr / كرمكار

  • Kerem eden, ikram eden. Cömert, eli açık olan, bağışlayan. (Farsça)
  • Cömert. (Arapça - Farsça)

keremkarane / keremkârâne

  • Cömertlik ve ikramda bulunarak.

keremli

  • Cömert.

keremperver

  • Kerem sâhibi. Eli açık, cömert. Mükrim. (Farsça)

kerim / kerîm / كریم

  • Her şeyin iyisi, faydalısı. Kerem ile muttasıf olan, ihsan ve inayet sâhibi. Şerefli ve izzetli. Muhterem, cömert, müsamahakâr. (Kur'an-ı Kerim tâbirindeki kerim; muazzez, mükerrem mânâsınadır. Kur'an-ı Kerim'de bu kelime 27 defa geçer ve ancak iki defa Cenab-ı Hak hakkında kullanılmıştır.)
  • Kerem sahibi, cömert, ulu, büyük.
  • Sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah.
  • Cömert. (Arapça)
  • Yüce. (Arapça)

kerim-i müteal / kerîm-i müteâl

  • Sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan yüce Allah.

kerim-i mutlak / kerîm-i mutlak

  • Lütuf ve cömertliği sınırsız olan Allah.

kerim-i zülcemal / kerîm-i zülcemâl

  • Sonsuz güzellik, ikram ve cömertlik sahibi olan Allah.

kerimane / kerîmâne

  • Lütufkâr ve cömert bir şekilde.

kerimiyet / kerîmiyet

  • Cömertlik.

kerimiyet-i rabbaniye / kerîmiyet-i rabbâniye

  • Her şeyi idare ve terbiye eden Allah'ın sonsuz ikram ve cömertliği.

keter

  • (Çoğulu: Ektâr) Kadr, mertebe, derece.

kiram / kirâm / كرام

  • Benzetmeli, kinâyeli.
  • (Tekili: Kerim) Kerimler, şerefliler.
  • Eli açık cömert kimseler.
  • Ulular, cömertler, kerimler.
  • Yüce kişiler. (Arapça)
  • Cömertler. (Arapça)

kutbiyet

  • Kutup mertebesine erme hali.

kutbiyyet

  • Kutubluk denilen yüksek evliyâlık mertebesi.

latife / latîfe

  • Hoş, tatlı söz, şaka.
  • Maddeli, zamanlı ve ölçülü olmayan Âlem-i emirdeki beş mertebeden her biri.

lühum

  • Cömertler. İyiler. İyi insanlar.

lütf u kerem

  • Kerem ve iyilik; iyilik ve yumuşaklıkla muamele; cömertlik, merhamet ve ihsan.

lütuf ve kerem-i binihaye / lütuf ve kerem-i bînihaye

  • Sonsuz cömertlik, ikram ve bağış.

maaliyat

  • Yüce bilgiler, yüksek mertebeler.

maden-i sehavet / mâden-i sehâvet

  • Cömertlik kaynağı.

mader-i hilkatin hazain-i la-tefnasındaki sehavet / mâder-i hilkatin hazâin-i lâ-tefnâsındaki sehavet

  • Yaratılış kaynağının bitmez tükenmez hazinelerindeki cömertlik.

mahz-ı fazl ve kerem

  • Cömertlik ve ikramın ta kendisi.

makam

  • Yer, mertebe, müzikte usul.

makamat

  • (Tekili: Makam ve makame) Makamlar, mertebeler.
  • Cemaatler, cemiyetler, kalabalıklar, topluluklar.

me'sere

  • (Meâsir) Eskiden kalma güzel eser.
  • Cömertlik.
  • Güzel hareket ve fiil.

mehc

  • Cömert, eli açık.

mehma-emken

  • Olabildiği kadar. Mümkün mertebe.

mekarim / mekârim / مكارم

  • Cömertlikler, elaçıklıklar, iyilikler.
  • Cömertlikler. (Arapça)

mekarimkar / mekârimkâr

  • Cömert, eliaçık. Kerem sâhibi. (Farsça)

mekreme

  • İzzet, ikram yeri. Seha, cud, şeref. Cömertlik.

melekut

  • Tam bir hâkimiyyetle, Saltanat-ı İlâhiyyenin müessiriyyet ve idâresinin esrarı. Her şeyin kendi mertebesinde, o mertebeye münâsib ruhu, canı, hakikatı. Bir şeyin iç yüzü, iç ciheti.
  • Hükümdarlık. Saltanat.
  • Ruhlar âlemi.

men'ab

  • Cömert.
  • Hızlı yürüyen.

mensıb

  • (Çoğulu: Menâsıb) Demir sayacak.
  • Asıl.
  • Mertebe, derece.

menzilet

  • Derece, pâye, rütbe, mertebe. Yükseklik derecesi.
  • Konak yeri, inecek yer. Hane, ev.

merati'

  • (Tekili: Merta) Çayırlıklar, mer'alar, otlaklar.

meratib / merâtib / مراتب

  • Mertebeler. Basamaklar. Kademeler. Dereceler.
  • Mertebeler, dereceler.
  • Mertebeler.
  • Mertebeler.
  • Rütbeler, mertebeler. (Arapça)

meratib-i beşeriye

  • İnsanlığa ait mertebeler, dereceler.

meratib-i delalat / merâtib-i delâlât

  • Delillerin, işaretlerin mertebeleri.

meratib-i dünya / merâtib-i dünya

  • Dünya mertebeleri.

meratib-i esma / merâtib-i esmâ

  • İsimlerin mertebeleri.

meratib-i gaflet

  • Gerçeklerden habersiz olma mertebeleri, dereceleri.

meratib-i halıkıyet / merâtib-i hâlıkıyet

  • Yaratıcılık mertebesi.

meratib-i hayat

  • Hayat mertebeleri.

meratib-i ihsan ve cemal / merâtib-i ihsan ve cemâl

  • Güzellik ve iyilik mertebeleri.

meratib-i ilim / merâtib-i ilim

  • Bilmek mertebeleri.
  • İlmin mertebeleri, dereceleri.

meratib-i iman / merâtib-i iman

  • İman mertebeleri.

meratib-i imaniye / merâtib-i imaniye

  • İman mertebeleri, dereceleri.

meratib-i kemalat / merâtib-i kemâlât

  • Fazilet ve mükemmellik mertebeleri.

meratib-i kibriya / meratib-i kibriyâ

  • Cenab-ı Allah'ın büyüklüğünün mertebeleri.

meratib-i külliye / merâtib-i külliye

  • Büyük ve kalabalık mertebeler.

meratib-i külliye-i esmaiye / merâtib-i külliye-i esmâiye

  • Allah'ın isimlerinin büyük ve geniş mertebeleri.

meratib-i külliye-i rububiyet

  • Rububiyetin geniş, kapsamlı mertebeleri; Allah'ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesinin, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının mertebeleri.

meratib-i külliyet

  • Büyük mertebeler.

meratib-i maneviye / merâtib-i mâneviye

  • Mânevî mertebeler.

meratib-i muhabbet ve iftihar ve izzet ve kibriya / merâtib-i muhabbet ve iftihar ve izzet ve kibriyâ

  • Sevgi, övgü, şeref ve büyüklük mertebeleri.

meratib-i münkeşife-i meşhude

  • Bizzat görerek açığa çıkmış mertebeler (k-ş-f;.

meratib-i mütefavite

  • Çeşitli mertebeler.

meratib-i nimet / merâtib-i nimet

  • Nimet dereceleri, mertebeleri.

meratib-i nisbiye

  • Göreceli olan mertebeler, başkalarına oranla ortaya çıkan dereceler.

meratib-i tevhid / merâtib-i tevhid

  • Tevhid mertebeleri, dereceleri.

meratib-i velayet / merâtib-i velâyet

  • Evliyalık, velîlik mertebeleri, dereceleri.

meratip / merâtip

  • Mertebeler.

merd

  • Mert, sözünün eri.

merdane / merdâne

  • Mert kişiye yakışır şekilde.
  • Mertçe.

merhesa

  • (Çoğulu: Merâhis) Mertebe, derece.

mertebe-i aliye / mertebe-i âliye

  • Yüce mertebe.
  • Yüksek derece, âli mertebe.

mertebe-i arşi / mertebe-i arşî

  • Arşa uzanan yücelik mertebesi.

mertebe-i asli / mertebe-i aslî

  • Asıl mertebe.

mertebe-i asliye

  • Asıl mertebe.

mertebe-i azam / mertebe-i âzam

  • En büyük mertebe.

mertebe-i emanet-i kübra / mertebe-i emanet-i kübrâ

  • En büyük emanet mertebesi, halifelik.

mertebe-i hakkaniyet

  • Hak ve adalet mertebesi.

mertebe-i haşir

  • Haşir mertebesi.

mertebe-i hayatiye

  • Hayat mertebesi.

mertebe-i huzur

  • Kendini Allah'ın huzurunda hissetme mertebesi.

mertebe-i ilm

  • İlim mertebesi, derecesi.

mertebe-i iman

  • İman mertebesi, derecesi.

mertebe-i iman ve ahlak ve fazilet / mertebe-i iman ve ahlâk ve fazilet

  • İman, ahlâk ve fazilet mertebesi.

mertebe-i imaniye

  • İman mertebesi, derecesi.

mertebe-i ismet / مَرْتَبَۀِ عِصْمَتْ

  • Günahsızlık, masumluk mertebesi.
  • Günahsızlık, masumluk mertebesi.

mertebe-i kemal / mertebe-i kemâl

  • Olgunluk, mükemmellik mertebesi.

mertebe-i kemalat / mertebe-i kemâlât

  • Mükemmellik mertebesi, derecesi.

mertebe-i kübra / mertebe-i kübrâ

  • En büyük mertebe.

mertebe-i kudsiye

  • Mukaddes mertebe, yüce derece.

mertebe-i külliye

  • Büyük ve kapsamlı mertebe.

mertebe-i külliye-i ubudiyet / mertebe-i külliye-i ubûdiyet

  • Allah'a kulluğun büyük ve kapsamlı mertebesi.

mertebe-i letafet / mertebe-i letâfet / مَرْتَبَۀِ لَطَافَتْ

  • Güzellik mertebesi.

mertebe-i nuriye-i hasbiye

  • "Hasbünallahu ve ni'me'l-vekîl (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.)" âyetinin mertebesi, derecesi.

mertebe-i risalet

  • Peygamberlik mertebesi, derecesi.

mertebe-i rıza / mertebe-i rızâ

  • Allah'tan gelen herşeye razı olanların mertebesi.

mertebe-i rububiyet

  • Rububiyetin mertebesi.

mertebe-i ruh

  • Ruh mertebesi.

mertebe-i sadise / mertebe-i sâdise

  • Altıncı mertebe.

mertebe-i şehadet

  • Şehadet mertebesi.

mertebe-i tadad / mertebe-i tâdâd

  • Sayma ve sıralama mertebesi.

mertebe-i tefekkür

  • Tefekkür mertebesi.

mertebe-i tevhid

  • Herşeyi bir olan Allah'a verme ve Ona ait kılma mertebesi, derecesi.

mertebe-i tevhid-i rububiyet / mertebe-i tevhîd-i rubûbiyet

  • Varlık âleminin terbiye, tedbir ve idaresindeki birlik ve bu birliğin bir olan Allah'tan gelmesini bilme mertebesi.

mertebe-i uluhiyet / mertebe-i ulûhiyet

  • İlâhlık mertebesi.

mertebe-i ulviye

  • Yüksek, yüce mertebe.

mertebe-i ulviyet

  • Yücelik mertebesi.

mertebe-i ulya / mertebe-i ulyâ

  • En yüce mertebe.

mertebe-i ulya-yı akdes / mertebe-i ulyâ-yı akdes

  • Yüce ve mukaddes mertebe, derece.

mertebe-i uzma / mertebe-i uzmâ

  • En büyük ve en yüksek mertebe.

mertebe-i uzma-yı tevhid / mertebe-i uzmâ-yı tevhid

  • Tevhid hakikatlerine ulaşmada varılacak olan en büyük mertebe.

mertebe-i velayet / mertebe-i velâyet / مَرْتَبَۀِ وَلَايَتْ

  • Velilik mertebesi, derecesi.
  • Velilik mertebesi.

mertebe-i vücub ve vücud ve tevhid / mertebe-i vücûb ve vücûd ve tevhid

  • Vücûb, vücut ve tevhid mertebeleri.

mesned

  • Dayanacak yer, nokta.
  • Mertebe. Makam.
  • Destek.

mesned-i meşihat

  • Şeyhül-islâmlık mertebe ve mevkii.

mihmandar-ı kerim / mihmandar-ı kerîm

  • İkramı bol ve çok cömert olan misafir sahibi, Allah.

mirkat

  • Mertebe, derece.

mübazele

  • Cömertlik, sehâvet.

muhsin

  • İhsan eden, iyilik eden. Kerim. Cömert.
  • Allah'ı görür gibi O'na ibadet eden.

mükareme / mükâreme

  • Cömertlik ve kerem hususunda yarışma.

mükrim

  • İkram eden, cömertlikte bulunan.

mükrimane / mükrimâne

  • Cömertçe.

mün'im-i kerim / mün'im-i kerîm

  • Sonsuz cömertlik sahibi ve nimet verici Allah.

mürşid-i kamil / mürşîd-i kâmil

  • Tasavvufta kemâle gelmiş, olgunlaşmış, evliyâlık mertebelerinin sonuna ulaşmış, kâbiliyeti olanları bu yolda yetiştiren rehber zât.

mürüvvet / مُرُوَّتْ

  • İnsaniyet. İnsanlığa uygun olan şeyi yapmak. Güzel ve iyi şeyleri alıp, kötü şeyleri ve hâlleri bırakmak.
  • Ana baba saadeti.
  • Mertlik, yiğitlik.
  • Reculiyet.
  • İyilikseverlik, cömertlik.
  • İnsaniyet, mertlik.
  • Mertlik, insanlık.

mürüvvetkarane / mürüvvetkârâne

  • İnsanca, mertçe.
  • Yiğitçesine. Mertçesine. (Farsça)
  • Mürüvvetlicesine. (Farsça)

mürüvvetmend

  • İyiliksever, cömert. (Farsça)
  • Mürüvvetli, insâniyetli. (Farsça)

namerd / nâmerd / نامرد

  • Alçak, aşağılık, namert. (Farsça)

namert / nâmert

  • Mert olmayan, alçak.

namertlik / nâmertlik

  • Mertçe davranmamak.

nebalet

  • Zekâ, fazilet ve neciblik sâhibi olmak.
  • Büyüklük, azamet.
  • İyi olmak.
  • Cömertlik, elaçıklık.
  • Okçu, ok yapıp satan. Okçuluk.

necib

  • Cömert, kerim kişi.
  • Soyu ve nesli temiz, aslı kerim olan. Cömert. Asilzâde. Güzel huylu ve ahlâklı.

necibe

  • Soyu sopu temiz kimse. Cömert. Asilzâde.

nücebe

  • Lütuf ve keremi çok olan. Cömert insan.

nüfus-u seb'a

  • Nefsin yedi mertebesi.

nüfus-u seba / nüfûs-u seba / نُفُوسُ سَبْعَه

  • (Nefsin) yedi mertebesi.

paye / pâye

  • Mertebe, rütbe.

paygah / paygâh

  • Derece, mertebe, rütbe. (Farsça)

rabb-ı kerim / rabb-ı kerîm

  • Her bir varlığı terbiye edip idaresi ve tasarrufu altında bulunduran, sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah.

rabb-i rahim ve kerim / rabb-i rahîm ve kerîm

  • Sonsuz cömertlik, şefkat ve merhamet sahibi olan ve herbir varlığı terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah.

rad

  • Cömert, eli açık, faziletli, üstün, değerli. (Farsça)

radde

  • Derece. Rütbe. Sıra. Kerte. Mertebe.
  • Aşağı yukarı.
  • Fayda, menfaat.
  • Çizgi, hat.

rahib-ür rahe / rahib-ür râhe

  • Cömert, eli geniş.

rahim-i kerim / rahîm-i kerîm

  • Sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan ve sınırsız bir cömertliği olan.

rakıde

  • Mertek adı verilen uzun ince ağaç.

rayet-i ulviyet-i şeyh-i hakkani / râyet-i ulviyet-i şeyh-i hakkanî

  • Mânevî mertebelere ulaşma ve hakikatleri elde etme yolunda Şeyh Abdülkadir-i Geylânî'nin elinde tuttuğu yücelik sembolü olan sancak.

rayi'

  • Acib nesne.
  • Cömert kişi.

risale-i hasbiye

  • "Hasbünallahü ve ni'me'l-vekîl (Allah bize yeter O ne güzel vekildir.)" âyetinin sırlarını ve mertebelerini anlatan risale.

rücu' / rücû'

  • Dönme, yönelme.
  • Tasavvufta en yüksek mertebeye ulaşmış olan bir velînin tekrar geri insanlar arasına dönmesi.

rütbe

  • Basamak, derece.
  • Memuriyet derecesi.
  • Sıra. Mertebe, menzile.
  • Efkârın sonu.
  • Merdiven ayağı.

sadıku'l-va'di'l-kerim / sâdıku'l-vâ'di'l-kerîm

  • Vaad ve sözünde mutlaka duran Allah; cömertlik ve ikram sahibi Allah.

şah-ı merdan

  • "Mertlerin şahı" meâlinde Hazret-i Ali Radiyallahü anh'ın bir nâmı.

saha / sahâ / ساخه

  • Cömertlik, eliaçıklık. (Arapça)

saha-kar / saha-kâr

  • Eli açık, cömert, sahi. (Farsça)

sahabe-i kiram / sahâbe-i kirâm

  • Cömertlik ve şeref sahibi Sahabeler; Peygamberimizi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan gidenler.

sahavet / sahâvet

  • Cömertlik, el açıklığı, muhtaç olanlara çok ihsan etmek.
  • Cömertlik.

sahavetkar / sahavetkâr

  • Eli açık, cömert olan. Herkese ihsan eden. (Farsça)

sahavetkarane / sahavetkârâne

  • Cömert bir şekilde, cömertçe.

sahi / sahî / سخى

  • Cömert, eli açık, herkese iyilik etmek isteyen.
  • Cömert, eli açık.
  • Cömert.
  • Cömert, eliaçık. (Arapça)

sahib-i mertebe-i hilafet-i arziye / sahib-i mertebe-i hilâfet-i arziye

  • Yeryüzü halifeliğinin mertebesinin sahibi.

şahmerdan

  • (Şâh-ı merdan) Mertlerin şahı, Hazret-i Ali (R.A.). (Farsça)
  • Aşağı yukarı çıkan büyük demir tokmak. (Farsça)

samih

  • Cömert, eli açık sahavet sahibi ve civanmert olan.

sani-i kerim / sâni-i kerîm

  • Sonsuz cömertlik ve kerem sahibi ve herşeyi san'atla yaratan Allah.

saramet

  • Yiğitlik, mertlik.

şecaat

  • Yiğitlik, cesurluk. Korkulu anda kalb kuvveti ile cesaretini muhafaza etme. Kuvve-i gadabiyenin vasat mertebesidir.

şefaat

  • Şefaat etmek. Af için vesile olmak.
  • Fık: Âhiret günü bir kısım günahkâr mü'minlerin affedilmeleri ve itaatli mü'minlerin de yüksek mertebelere ermeleri için Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ve sâir büyük zâtların Allah Teâlâ'dan (C.C.) niyaz ve istirhamda bulunmalarıdır.

seffah / seffâh / سفاح

  • Cömert, eliaçık, civanmerd.
  • Güzel konuşan, hatip.
  • Kan dökücü, gaddar.
  • Kandökücü. (Arapça)
  • Cömert. (Arapça)

sefit

  • Keremli, cömert kimse.

seha / sehâ / سخا

  • Cömertlik, el açıklığı.
  • Cömertlik.
  • Cömertlik.
  • Cömertlik, eliaçıklık. (Arapça)

sehakar / sehâkâr / سخاكار

  • Cömert, eliaçık. (Arapça - Farsça)

sehakarlık / sehâkârlık

  • Cömertlik, eliaçıklık. (Arapça - Farsça - Türkçe)

şehamet / şehâmet

  • İyi işler yapmak, yüksek mertebeler ele geçirmek; zekâ ve akıllılıkla berâber olan cesâret, yiğitlik.

sehavet / sehâvet / سخاوت / سَخَاوَتْ

  • Cömertlik.
  • Cömert olmak. Parayı, malı hayırlı, iyi yerlere dağıtmaktan, lezzet almak.
  • Cömertlik.
  • Cömertlik, eliaçıklık. (Arapça)
  • Cömertlik.

sehavet-i milliye / sehâvet-i milliye

  • Millî cömertlik.

sehavet-i mutlak / sehâvet-i mutlak

  • Sınırsız cömertlik.

sehavet-i mutlaka / sehâvet-i mutlaka

  • Her yeri kaplayan, kusursuz ve sınırsız cömertlik.

sehavetkarane / sehâvetkârâne

  • Cömertçe.
  • Cömertçe.

sehavetli / sehâvetli

  • Cömert.

semahat / semâhat

  • Cömertlik. İyilik severlik. El açıklığı.
  • Cömertlik ve el açıklığı; vermesi lâzım ve vâcib olmayan şeyleri seve seve vermek.

semahatli / semâhatli

  • Hoşgörülü, cömert, iyiliksever.

semh

  • Cömertlik, keremli olma.

semuh

  • (Semahat. dan) Çok cömert.

şeref

  • Yükseklik, büyüklük, yüksek mertebe. İnsanlar arasında geçerli ve makbûl olma. Cenâb-ı Hakk'a itâat ve yüksek hizmeti ile çok ihsâna mazhâr olma, iftihâr.

şernak

  • Göz kapağının ağır ve kalın olması.
  • Ekinin bir mertebe uzun olması.

serv

  • Selvi, servi. (Farsça)
  • Cömertlik, mürüvvet. (Farsça)

şevk-i tenzili / şevk-i tenzilî

  • Kur'an-ı Kerim'in ilk önceki mânâsıyla Sahabelere verdiği sevgi ve iştiyak. Kur'an-ı Kerim'in tenzil mertebesindeki mânâsının verdiği şevk. İlâhî bir makamdan inmenin verdiği şevk.

seyr ü süluk-i ruhani / seyr ü sülûk-i ruhanî

  • Mânevî âlemlerde ruh ile bazı mertebelere yükselme ve yolculuk etme.

sıddikiyet / sıddîkiyet

  • Sadâkat ve doğrulukta en ileri oluş. Çok sâdık olma hâli. Velilik mertebesinin nihâyeti. Peygamberlik mertebesinin bidâyeti olan makam.
  • Aşere-i Mübeşşere'nin birincisi ve ilk halife olan Hz. Ebubekir'in (R.A.) nâmı ve sıfatıdır.
  • Çok doğru olup, hiç yalan söylememek.

sır

  • Gizli, gizlenilen şey.
  • Âlem-i emrin (maddesiz, zamansız ve ölçüye girmeyen âlemin) beş mertebesinden biri. Tasavvuf yolculuğunda rûhun üstündeki derece.

şühud / şühûd

  • Görme. Tasavvuf yolunda ilerleyenin kalb ve rûh ile çeşitli mertebeleri görmesi.

süluk

  • (Silk. den) Belli bir gruba girme. Bir yolu takib etme. Bir tarikata bağlanma. Mânevi terakki mertebelerinde devam etme.

sümuhat

  • El açıklığı, cömertlik.

sunuf

  • (Tekili: Sınıf) Sınıflar.
  • Dereceler, mertebeler.
  • Nikablar, yaşmaklar.
  • Soylar, neviler.

şüunat / şüûnât

  • Şanlar, haller, keyfiyetler, hâdiseler, vak'alar. İsimlerin zât-ı ilâhîye nisbetleri ve mertebeleri.

şuur

  • Anlayış, idrak. Vicdan. Hiss-i zâhirle duymak.
  • Nefsin mânâya ilk vusul mertebeleridir.
  • Kendi varlığından haberi olma.
  • Bir şeyi hoşça tanıma.
  • İnceliklerini iyice idrak etme.
  • (Tekili: Şa'r) Kıllar.

tamam-ı kerem ve sehavet / tamam-ı kerem ve sehâvet

  • Tam bir ikramseverlik ve cömertlik.

tasavvuf / تَصَوُّفْ

  • Beden ve ruhun eğitilmesiyle bazı mânevî mertebelerin katedilmesini sağlayan yol.
  • Kalb ayağıyla rûhânî mertebelerde ilerleyerek nefsi terbiye etme yolu.

tayy-i meratib

  • Birden üst mertebeye geçmek. Birden mertebeleri aşıp, geçip gitmek.

teayyün-i imkani / teayyün-i imkânî

  • İnsanın hakîkati olan teayyün-i vücûbîsinin zılli yâni görüntüsü. Ehlullah (evliyâ) kendi yaratılışlarına, güçlerine göre tasavvuf mertebelerine kavuşmakta birbirlerinden çok ayrıdırlar. Evliyâ arasında Allahü teâlânın ismine kavuşanlar pek azdır. Ço ğu bu ismin teayyün-i imkânîsine kavuşmuştur. (İm

teh

  • Dip. (Farsça)
  • Mertebe, kat. (Farsça)

tehevvür

  • Korkusuzlukla düşünmeden hareket etmek. Sonunu düşünmeden birden bire karar vermek.
  • Kuvve-i gadabiyenin ifrat mertebesi; maddi mânevi hiçbir şeyden korkmamak hâleti.

telehvuk

  • Huyu olmadan cömertlik göstermek.

terakkiyat-ı ruhiye / terakkiyât-ı ruhiye

  • Ruh ile mânevî mertebelere yükselme.

tertib

  • (Çoğulu: Tertibât) Tanzim etme. Dizme, sıralama, düzene koymak.
  • Tedarik edip hazır ve müheyya kılmak.
  • Bir şeyi bir yere sabit ve pâyidar kılmak.
  • Mertebelere göre davranmak.
  • Hile ile aldatma.

tesemmuh

  • Cömertlik etmek.

tevazu / tevâzu

  • Alçakgönüllülük, isteyerek mertebesinin altında görünme.

tuluk

  • (Tuluka) Açık yüzlü ve hâli iyi olmak.
  • Cömert olmak.

ulüvv-ü cenab

  • Cömertlik, büyüklük.

ulüvv-ü cenablık

  • Âlî cenablık.
  • Kerem ve cömertlik sâhibi ve faziletli olmak. Büyüklük.

üstad-ı ekrem

  • Cömertlik, şeref ve izzet sahibi Üstad.

vahy-i mahz

  • Kuvvetli ve sarih mertebede olan vahiy. Sırf vahiy olup, içinde Allah'ın bildirdiğinden başka bir şey katılmamış vahiy.

velayet-i kamile / velâyet-i kâmile

  • Mükemmel velilik; kulluk noktasında mânevî mertebeleri aşarak Allah'ın yakınlığını ve dostluğunu elde etme mükemmelliği.

ya kerim / yâ kerîm

  • Sınırsız ikram, lütuf, ihsan ve cömertlik sahibi Allah.

ya üstad-ı ekrem

  • Ey şerefli, çok cömert Üstad.

zat-ı kerim / zât-ı kerîm

  • Sınırsız cömertlik ve ikram sahibi Zât, Allah.

zat-ı kerim-i zülcemal / zât-ı kerîm-i zülcemâl

  • Sonsuz güzellik ve cömertlik sahibi Allah.

zel-cud

  • Bol bol ihsan eden, cud ve cömertlik sahibi.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın