LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te mena ifadesini içeren 71 kelime bulundu...

ava'

  • Alçak kimse.
  • Menazil-i kamerden bir menzildir ve beş yıldızlıdır.

beni haşim / benî hâşim

  • Hâşimoğulları. Peygamber efendimizin dedesi Hâşim bin Abdi Menâf'ın soyundan gelenler.

butin

  • Menazil-i Kamer'den üç yıldız.

duş / dûş

  • Omuz. Ketif. (Farsça)
  • Dün gece. (Farsça)
  • Âlem-i menâm, rüya âlemi. (Farsça)
  • Mütesadif ve mütelâki olan. (Farsça)

gafr

  • Örtmek, setr etmek.
  • Menazil-i kamerden üç küçük yıldız.

haşimi / hâşimî

  • Peygamber efendimizin dedesi Hâşim bin Abdi Menâf'ın soyundan gelen.

hek'a

  • Menazil-i Kamer'den bir yıldız.
  • Atın göğsü üstündeki dâire.

hen'a

  • Devenin boynunun altına konan işaret.
  • Menazil-i Kamer'den bir menzil.

imam-ı şafii / imam-ı şâfiî

  • (Hi: 150-204) İmam-ı Abdullah bin Muhammed diye de anılır. Üçüncü ceddi olan Şâfiî, hayatında Resulüllâh'ı (A.S.M.) gördüğü için o isimle anılır. Nesebi, Abd-i Menaf'da Peygamberimiz (A.S.M.) ile birleşir. Gençliğinde çok fakir bir hayat yaşadı. Çok ileri muhaddis ve müfessir-i Kur'andır. Usul-ü Had

manzam

  • (Çoğulu: Menâzım) Sıra, dizi.

men

  • (İsm-i Mevsuldür) Şahsa delâlet eder. "O kimse ki, yahut, kimi, kim, kim ki" gibi mânâlara gelir. İstifham için olur, yerine göre tesniye (Menân) şeklinde ve cemi (Menun) gibi okunabilir. Akıl sahibleri hakkında kullanılır. Mevsule, şartiye, nekre-i tâmme, nekre-i mevsule olur.

men'af

  • (Çoğulu: Menâif) Dağın sivri tepesi.

menahe

  • (Çoğulu: Menâih) (Nevha. dan) Ölü için ağlanacak yer. Mâtemhâne.

menaih

  • (Tekili: Menâhe) Ölü için ağlanacak yerler. Mâtemhâneler.

menair

  • (Menâvir) Minâreler.
  • Nur yerleri.
  • Alâmet.

menare

  • (Çoğulu: Menâr-Menâvir) Alâmet, işaret.
  • Kandil.
  • Minare.

menber

  • (Çoğulu: Menâbir) Yüksek olacak yer.

menced

  • (Çoğulu: Menâcid) İnci ve altından olan gerdanlık.

mencem

  • (Çoğulu: Menâcim) Terazi kolu.
  • Maden.

mencenun

  • (Çoğulu: Menâcin) Sığırın döndürdüğü dolap.
  • Sığırların çektiği kağnı.

mendil

  • (Mindîl) (Çoğulu: Menâdîl) Mendil.
  • Küçük havlu, peçete.

menhar

  • (Çoğulu: Menâhir) Hayvan kesilecek yer. Hayvan boğazlanan yer. Mezbaha.

menhec

  • (Çoğulu: Menâhic) Geniş, açık yol.

menhel

  • (Çoğulu: Menâhil) Hayvan sulanan yer.
  • Menzil, durak. Konaklanacak yer.

menhere

  • (Çoğulu: Menâhir) Mahalle arasındaki süprüntülük.

menhir

  • (Çoğulu: Menâhir) Burun deliği.

menkab

  • (Çoğulu: Menâkıb) Dağ arasında olan yol.
  • Dar yol.
  • Güzel hareket ve fiil.
  • Delik açılacak yer.

menkib

  • (Çoğulu: Menâkib) Omuzbaşı. Omuz ile kol kemiğinin birleştiği yer.

menkıbe

  • Bir zâtın güzel iş, söz ve hallerini, hayâtını konu edinen hikâye ve hâtıralar. Çoğulu menâkıbdır.

mensaf

  • (Çoğulu: Menâsıf) Her şeyin yarısı.

menşat

  • (Çoğulu: Menâşıt) Neşat, sürur, neşe.

mensea

  • (Çoğulu: Menâsi') Otu tez biten yer.

mensek

  • (Çoğulu: Menâsik) İbâdet yeri. İbâdetgâh.
  • İbâdet yapma usulü.
  • Kurban kesecek yer.

mensıb

  • (Çoğulu: Menâsıb) Demir sayacak.
  • Asıl.
  • Mertebe, derece.

mensic

  • (Çoğulu: Menâsic) Bez dokuyacak yer.
  • Boyun ile kürek arası.

mensik

  • (Çoğulu: Menâsik) İbadet edecek yer.
  • Kurban kesilecek yer.
  • Kesilmiş kurban.

mensim

  • (Çoğulu: Menâsim) Alâmet, işaret, nişân, iz, eser.
  • Yol, tarik.
  • Deve tırnağı.

menzam

  • (Çoğulu: Menâzım) Çeşitli şeyleri bir yere dizmek.

micdah

  • (Çoğulu: Mecâdih) Kavut karıştırdıkları ağaç.
  • Menazil-i Kamerden bir yıldız.

minare

  • (Çoğulu: Minarat) (Aslı menare'dir) Nur mevzii. Ezan mevkii.

mincel

  • (Çoğulu: Menâcil) Orak. Ekin orağı.

mincem

  • (Çoğulu: Menâcim) Terâzi kolu.

mindef

  • (Çoğulu: Menâdif) Hallaç yayı.

mindil

  • (Çoğulu: Menâdil) Peşkir. Mendil. Bez parçası.

minfah

  • (Çoğulu: Menâfih) Körük.

minha

  • (Çoğulu: Minah-Menâyih) Atiyye, bahşiş.

minhas

  • (Çoğulu: Menâhis) Uğursuz şey.

minhat

  • (Çoğulu: Menâhit) Dülger rendesi. Taş veya tahta yontmada kullanılan âlet.

minkal

  • (Çoğulu: Menâkıl) Çamur teknesi.

minkar

  • (Çoğulu: Menâkir) Yırtıcı kuşların gagası.
  • Taşçı kalemi. Taş yontmağa mahsus kalem.

minsaf

  • (Çoğulu: Menâsıf) Hizmetkâr, hizmetçi.

minşar

  • (Çoğulu: Menâşir) Testere, biçki.

minsec

  • (Çoğulu: Menâsic) Çulhaların bez tarağı.

minsef

  • (Çoğulu: Menâsif) Elek. Kalbur. Külünk.

minsega

  • (Çoğulu: Menâsıg) Ekmekçilerin ekmek tozunu sildikleri nesne.
  • Yufka yuvarlağı.

minşel

  • (Çoğulu: Menâşil) Yemek çatalı.

minser

  • (Çoğulu: Menâsir) Yırtıcı kuşların gagası.
  • Taşçı kalemi.
  • Yüz ile ikiyüz adet arasında olan asker.
  • Önlerinde ne bulunur yıkıp yakıp târumar eden asker.
  • Otuz ile kırk arasında olan at.
  • Kırktan elliye veya altmışa; ve yüzden ikiyüze kadar olan at.

mintaş

  • (Çoğulu: Menâtiş) Kıl yolacak âlet. Cımbız.

münaya

  • (Bak: Menâyâ)

münhul

  • (Çoğulu: Menâhül) Elek.

münkur

  • (Çoğulu: Menâkır) Dar açılmış kuyunun ağzı.

neayim

  • Menazil-i kamerden dört nurlu yıldızın adı.

nehec

  • (Çoğulu: Menâhic) Yol, tarik.
  • İstikâmet.

nesre

  • Büyük geniş gömlek.
  • Hayvanın tiksirip burnundan sümüğünü çıkarması.
  • Menazil-i kamerden iki yıldız.

rişa'

  • (Çoğulu: Erşiye) Kuyudan su çekmekte kullanılan urgan.
  • Menazil-i Kamer'den "Balık karnı" dedikleri menzilin adı.

şeayir

  • (Tekili: Şâire) Hac için hazırlanan nişanlı kurbanlar. Şâireler. Safâ. Merve, Mina ve Arafat gibi, menâsik-i haccın edâ edilecek yerleri ve dinin alâmetleri. Menâsik ve âyin rüsumu.

sedd-i zerai'

  • Şer'an memnu olan bir şeye vesile teşkil eden mübah fiillerin de men edilmesi. "Def-i mefasid, celb-i menafiden evlâdır." Buna binaen insan, şer'an memnu olan herhangi bir şeye sâik olacak şeylerden sakınması icab eder, o şeyler hadd-i zâtında mennu olmasa da. Bu husus Mâlikî Mezhebinde delil kabul

tarf

  • Göz, bakış, nazar. Göz ucu.
  • Soyu temiz kimse.
  • Her şeyin nihayeti, sonu.
  • Göz kapaklarını yummak veya oynatmak.
  • Göze bir şey dokundurmakla yaşartmak.
  • Koz: Menazil-i Kamer'den bir menzil adı. (Kamer menzillerinden birisinde aslanın alnını teşkil eden dört

tefes

  • Kir, pislik.
  • Menâsik-i Hacta bıyık ve tırnak kesmek, baş ve kaş yolmak.

tenkih-ül menat

  • Menatın, yani illetin ayıklanması. Usul-ü Fıkhın kıyas bahsine ait bir ıstılahtır. Kıyasın dört rüknünden biri olan illetin, diğer benzeri hususiyetlerden ayıklanmasıdır. Şöyle ki: Şâri (Allah C.C.) bir hükmü bir sebebe bina eder. Fakat o illetle beraber hükme te'siri olmayan birçok özellikler de bu

tenkihü'l-menat

  • Menatın (illetin) ayıklanması; kıyasın dört esasından biri olan illetin, hükümle ilgisi olmayan yabancı unsurlardan ayıklanması.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın