LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te me a ifadesini içeren 86 kelime bulundu...

a

  • Nida edatı olup, kelimenin sonuna gelir "ey" mânası verir. Aynı veya farklı iki kelime arasına gelirse, sözün mânasını kuvvetlendirir. "rengârenk, lebaleb" gibi.

alem-i irşad / âlem-i irşad

  • İrşat, doğru yolu gösterme âlemi.

alem-i maneviyat / âlem-i mâneviyat

  • Mânevi âleme ait olan şeyler.

alemi / alemî

  • (Alem. den) Has isimle alâkalı. Aleme aid.

alet-i mükebbir / âlet-i mükebbir

  • Büyütme âleti, büyüteç, mikroskop.

alet-i tazip / alet-i tâzip

  • Azap verme aleti.

arzu-yu hayır

  • Hayır işleme arzusu, meyli.

arzu-yu masiyet / arzu-yu mâsiyet

  • Günah işleme arzusu, isteği.

aşk-ı imani ve ilmi / aşk-ı imanî ve ilmî

  • İmandan ve ilimden gelen öğrenme aşkı.

asri / asrî

  • Zamanla ilgili, o döneme ait, modern, yeni tarz.

badile

  • (Çoğulu: Bâdil) Koltukla meme arasında olan et.

cevahir-ül-kelimat

  • Şemsi adındaki bir zat tarafından Arapçadan Türkçeye kaleme alınan 108 sahifelik bir lügat kitabının adı.

cismani / cismânî / جِسْمَان۪ي

  • Cisme âit.

dahıke

  • (Çoğulu: Davâhık) Gülme ânında çıkan dört dişin birisi.

eşya-yı gaybiye

  • Görünmeyen âleme ait varlıklar.

gayat-ı irşad / gayât-ı irşad

  • Doğru yolu gösterme amaçları.

haber-i gayb

  • Bilinmeyen, görünmeyen âleme ait haberler.

hakaik-i ilmiye

  • İlme ait gerçekler, esaslar.

handemu'tad

  • Devamlı gülmeye alışmış olan, her zaman gülme alışkanlığı olan. (Farsça)

hatırat-ı imaniye

  • İmanî meselelerle ilgili hatıralar; hatıra gelen ve kaleme alınan meseleler.

hicvi / hicvî

  • Hicivle alâkalı. Hiciv denilen tarz-ı zemme ait ve müteallik olan şeyler.

hizbü'l-ekber

  • Yirmi Dokuzuncu Lem'a olan Tefekkürnâme adlı eserde yer alan bir bölüm.

hükmi / hükmî

  • Hükme dair. Hükme âit ve müteallik. Bir karara dayanan, itibâri olan.

ibnü'l-hacer

  • İbn Hacer el-Heysemî'nin (ö.1567) fıkıh esasları üzerine kaleme aldığı eseri.

iftitah tekbiri

  • Namaza başlarken alınan tekbir. Namaz, her nevi dünya meşguliyetinden alâkayı keserek kılındığı için, Allahü Ekber diye iftitah tekbirini alarak namaza başladıktan sonra ibadet esnasında dünya işi haram olup namazı bozar. Bu mâna için bu tekbire, tahrime adı da verilir.

ihtisas

  • (Husus. dan) Kendine mahsus kılmak. Bir kimsenin dünyevi veya uhrevi, Kur'âni, İslâmi, imâni bir mesleğe, fen veya san'ata hasr-ı mesâi etmesi; yalnız onunla meşgul olması.
  • Gr: Mütekellim veya muhatab zamiri olan mübtedanın haberinin hükmünü bir isme âit (mahsus) kılma. Bu isim zamir

ilmi / ilmî

  • İlimle, bilgi ile alâkalı. İlme ait ve müteallik. Câhilce ve tetkiksizce olmayan.

imbik

  • Süzme âleti.
  • Süzme aleti.

inbik

  • Süzme âleti. Akıcı maddelerin süzgeçten geçirilmesine mahsus âlet.
  • İmbik, süzme âleti.

indettetkik

  • Tetkik sırasında, inceleme anında.

irade-i içtihad

  • İçtihad etme arzusu, isteği.

isar / îsâr

  • Kendisi muhtaç olduğu hâlde başkasına verme ahlâkı.

ıstılahat

  • Her hangi bir ilme ait kelimeler, tabirler, terimler.

istirahat alemi / istirahat âlemi

  • Dinlenme âlemi; berzâh âlemi kasdedilmiştir.

kabe-i muazzama / kâbe-i muazzama

  • Yeryüzünde yapılan ilk mâbed. Müslümanların kıblesi. Arabistan'ın Mekke-i mükerreme şehrindeki Mescid-i Harâm'ın ortasında bulunan taştan yapılmış dört köşeli binâ. Beytullah, Beyt-ül-haram, Bekke, Beyt-ül-atîk, Hâtime, Basse, Kadîs, Nâzır, Karye-i Kadîme adları ile de anılmıştır.

kalemzede

  • Yazılmış, kaleme alınmış. (Farsça)

kavmi / kavmî

  • Kavme ait; olumsuz mânâda milliyetçilikle ilgili.
  • Kavme âit, kavimle alâkalı.

kütüb-ü mezbure

  • Kaleme alınan, yazılan kitaplar.

kütüb-ü mutebere

  • Konu hakkında kaleme alınan ve bütün ilim ehli tarafından kabul edilen eserler.

lahuti / lahutî

  • Uluhiyet âlemine mensub ve müteallik olan. Sır âlemi. Gaybî âleme ait. Ruhanî âlemle alâkalı.

layiha / lâyiha / لَايِحَه

  • Kaleme alınan yazı.

makale

  • Söylenen söz. Söyleme. Söyleyiş. Kelâm. Nutuk.
  • Bir bahsin kaleme alınışı.

mavera-yı haşr-ı cismani / mâverâ-yı haşr-ı cismânî

  • Maddî bedenle âhiret âleminde yeniden diriltilme arka tarafı, arka plânı.

mecmua

  • Belli bir konuda kaleme alınan yazıların toplandığı eser.

meleke-i marifet-i hukuk / meleke-i mârifet-i hukuk

  • Hukuk bilme alışkanlığı, pratiği.

mesakıb

  • (Tekili: Miskab) Delme âletleri, matkablar.

mesami'

  • (Tekili: Misma') Kulaklar.
  • İşitme âletleri.

meşrutiyet

  • Başında hükümdar bulunmakla birlikte seçimle belirlenmiş bir yasama meclisine dayanan, yürütmesi denetime açık anayasal idare şekli; Osmanlılarda 1876 anayasasıyla başlayan, 1908 değişikliğiyle devam eden hukukî ve siyasi döneme verilen ad.

meydan-ı tecrübe

  • Deneme alanı.

meyl-i inbisat

  • Genişleme arzusu, meyil.

meyl-i teceddüt

  • Yenilenme arzusu, eğilimi.

mikat

  • Bağırdak ipi, (oğlancıkları beşikte onunla bağlarlar.)
  • Kesilme ânında koyunun ayağını bağladıkları ip.

mikdad

  • Demir kesme âleti.

mirsad

  • Gözetleme yeri. Rasad yeri.
  • Gözetleme âleti.
  • Suçluları gözleyip duran.
  • Pusu.
  • Suçlular için hazır bekleyen.

mıskab

  • Delme âleti.

misvak / misvâk

  • Sünnet olan diş temizleme aleti, bir ağacın kökü.

münşeat

  • Kaleme alınmış şeyler. Nesir yazılar. Mektublar.

nazar-ı ehemmiyete almak

  • Önem vererek gündeme almak.

nil

  • Vesime adı verilen boya otu.
  • Çivit boyası.

rasad

  • Dürbün, gözetleme aleti.

rende

  • Düzeltme aleti.

şakul / şâkul

  • Düşeyliği ölçme âleti.

sekerat / sekerât

  • Can çekişme anı.

sekerat vakti

  • Can çekişme anı.

sekerat-ı mevt

  • Ölüm sarhoşluğu, can çekişme anı.

şems-i hakikat ve marifet / şems-i hakikat ve mârifet

  • Hakikat ve mârifet güneşi, Allah'ı ve iman hakikatlerini bilme aydınlığı.

şerh

  • Yarmak, açmak, açıklamak; bir kitâbın metnini kelime kelime açıklayıp îzâh etmek.

şevk-i itaat

  • İtaat etme arzusu, isteği.

sikke

  • Damga. Nereye ve kime ait olduğunun bilinmesi için konulan işaret, mühür. Umumi damga.
  • Dirhem.
  • Para üstüne vurulan damga.
  • Düz, doğru yol.
  • Mevlevilerin keçe külâhlarının ismi.
  • Basılmış madeni para.

suret-i cismaniye / suret-i cismâniye

  • Cisme ait şekil; bedenî görünüş.

te'lif / te'lîf / تأليف

  • Yanyana getirme, alıştırma. (Arapça)
  • Kaleme alma, yazma. (Arapça)
  • Te'lîf edilmek: (Arapça)
  • Bir araya getirilmek, birleştirilmek. (Arapça)
  • Kaleme alınmak, yazılmak. (Arapça)
  • Te'lîf etmek: (Arapça)
  • Bir araya getirmek. (Arapça)
  • (Arapça)

te'lifat / te'lîfât / تأليفات

  • Kaleme alınmış eserler. (Arapça)

te'lifkerde / te'lîfkerde / تأليف كرده

  • Biri tarafından kaleme alınmış. (Farsça)

telif eden

  • Yazan, kaleme alan.

telif edilen

  • Yazılan, kaleme alınan.

telif etme

  • Yazma, kaleme alma.

temyiz evrakı

  • Yargıtay'ın kaleme aldığı cevap yazısı.

teşkilatça / teşkilâtça

  • Yapı ve şekillendirme açısından.

vasıta-i irsal

  • Gönderme aracı.

vasıta-i muhabere

  • Haberleşme aracı.

vasıta-i tesettür

  • Örtünme, gizlenme aracı.

ve'd-i benat

  • İslâmiyetten önce Arapların kız çocuklarını diri diri toprağa gömme adeti.

vêd

  • Kız evladı diri diri toprağa gömüp öldürme âdeti.

vehmi / vehmî

  • Olmadığı halde var zannederek. Düşünmeye, vehme dair, vehme ait.

vesait-i muhabere / vesâit-i muhabere

  • Haberleşme araçları.

zebani / zebânî

  • Zebanî, cehennemlikleri cehenneme atan melek.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın