LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te mate ifadesini içeren 71 kelime bulundu...

abese irca

  • Mantık ve matematikte bir isbat şeklidir. Bir hükmün doğruluğunu isbat için, bu hükmü inkâr eden diğer hükmün yanlışlığı isbatlanır. Meselâ: Allah'ın varlığının inkâr edilmesinin imkânsızlığını veya abesiyetini göstermek, Allah'ın varlığını isbat yollarından biridir. Bu, "Abese irca" yolu ile isbat

dehri / dehrî / دهری

  • Dünyanın sonsuzluğuna inanıp ahireti inkâr eden kimse Materyalist.
  • Materyalist. (Arapça)

dehriyye / دهریه

  • Materyalistlik. (Arapça)

determinant

  • Denklemlerin çözümlerini rahatlıkla bulmaya yarayan matematiksel tablo. (Fransızca)

düstur-u riyazi / düstur-u riyazî

  • Matematiksel kaide.

envah

  • (Tekili: Nevh) Nevhler, ölmüş olan bir kişinin arkasından ağlayan kadınlar, matem tutan hanımlar, ağıt yakanlar.

fahreddin-i razi / fahreddin-i razî

  • (Milâdi 1149-1209) Büyük bir müfessir-i Kur'andır. Fizik, matematik ve tıb hakkında eserleri de vardır.

fenn

  • Hüner. Mârifet.
  • San'at.
  • Tecrübe.
  • İlim.
  • Nevi, sınıf, çeşit, tabaka.
  • Türlü.
  • Fizik, kimya, biyoloji, matematik ilimlerinin umumi adı.
  • Tatbikat ve isbat ile meydana gelen ilim.
  • Birisini muamelede aldatmak.
  • Fend.
  • Borç

fennin iliştiği

  • Bazı materyalist bilginlerin maddî ilimleri kullanarak Kur'ân'daki bazı âyetlerin gerçek dışı olduğunu ileri sürmeleri.

feryad-ı matem

  • Matem hâlinde derin üzüntülerin bağırıp çağırarak dile getirilmesi.

hendese

  • Geo: şekil bilgisi.
  • Mat: Çizgi, yüzey ve hacim olarak bu üç şeklin özelliklerini ve ölçülerini inceleyen matematik kolu.

hesab-ı cifri ve ebcedi ve riyazi / hesab-ı cifrî ve ebcedî ve riyazî

  • Cifir, ebced ve matematiksel hesap.

hesabi rakamlar / hesabî rakamlar

  • Matematiksel rakamlar.

hidad

  • Dul olan bir kadının mâtem tutup süsten vazgeçmesi.

ilm-i hesab

  • Hesap bilgisi, aritmetik, matematik.

işarat-ı riyaziye / işarât-ı riyaziye

  • Matematiksel işaretler.

lazım-ı mezhep / lâzım-ı mezhep

  • Mezhebe zorunlu olarak lâzım olan ve ondan ayrılması düşünülemeyen şey (meselâ, iktisat ilmi bir mezhepse, onun lâzımı matematik ilmidir. Çünkü matematik ilmi olmadan iktisat hesaplanamaz).

maddeperest

  • Maddeci, materyalist.

maddi / maddî / مادی

  • Madde ile ilgili. (Arapça)
  • Materyalist. (Arapça)

maddi felsefe / maddî felsefe

  • Aklı esas alıp herşeyi maddî ölçülere göre değerlendiren düşünce sistemi; materyalist felsefe.

maddiyun

  • Materyalistler, herşeyi madde ile açıklamaya çalışanlar.

maddiyun fikri

  • Maddecilik, materyalizm.

maddiyunluk

  • Materyalizm; herşeyi madde ile açıklamaya çalışma.

maddiyunun dinsizliği

  • Materyalistlerin dinsizliği; herşeyi madde ile açıklamaya çalışanların dinsizliği.

maddiyye / مادیه

  • Madde ile ilgili. (Arapça)
  • Matetaryalist. (Arapça)

maddiyyun

  • Maddenin ezelî ve ebedî olduğuna inananlar, materyalistler.
  • Maddeciler, materyalistler.

maddiyyunluk

  • Maddecilik, materyalizm, herşeyi madde ile açıklamaya çalışma gayreti.
  • Maddecilik, materyalizm, maddeden başka her şeyi inkâr eden dinsiz felsefeciler.

matekaddem

  • (Mâtekaddem) Geçmiş zaman, mâzi.
  • Sâbık. Geçen şey.
  • Önceleri.

matem / mâtem / ماتم

  • Yas. (Arapça)
  • Mâtem tutmak: Yas tutmak. (Arapça)

matemalud / mâtemâlûd

  • Matemli, hüzne bulanmış, üzüntüye boğulmuş.

matemdar / mâtemdâr

  • Mâtemli, acılı, yaslı. (Farsça)

matemengiz / mâtemengiz

  • Mâtemi ve yası iktiza eden. (Farsça)

matemfeza / mâtemfezâ

  • Yası ve mâtemi ziyadeleştirip arttıran. (Farsça)

matemhane

  • Matem ve yas tutulan yer.

matemhane-i umumi / matemhane-i umumî

  • Herkesin yas ve matem tuttuğu yer.

matemi / mâtemî

  • Yaslı, mâtemli, üzüntülü.

matemkünan / mâtemkünân

  • Yas tutup mâtem ederek. (Farsça)

matemzede / mâtemzede

  • Mâtemli. Yaslı.

menahe

  • (Çoğulu: Menâih) (Nevha. dan) Ölü için ağlanacak yer. Mâtemhâne.

menaih

  • (Tekili: Menâhe) Ölü için ağlanacak yerler. Mâtemhâneler.

mukallidin-i maddiyyun / mukallidîn-i maddiyyun

  • Materyalistlerin taklitçileri, taklitçi materyalistler, maddeciler.

mümit

  • Ölümü yaratan, ölümü veren, imâte eden. Helâk eden.

müsbet ilimler

  • Pozitif ilimler, fizik, kimya, matematik gibi.

müspet ilimler

  • Pozitif ilimler, fizik, kimya, matematik gibi.

nassiye

  • (yun: Dogmatizm) Fls: Bir görüşün doğruluğuna peşin olarak inanan ve bu inanışlarını tenkide tabi tutmayanların düşünüş tarzı. Son heceleri .. izm ile biten görüşler, taraftarlarınca peşin olarak kabul edildiklerinden birer dogmatik görüş örneğidir. Meselâ; komünizm, materyalizm, darvinizim, birer d

pozitif ilimler

  • Deneye dayanan matematik, fizik gibi fen ilimleri.

riyazi / riyazî / riyâzî / رِيَاض۪ي / ریاضى

  • Hesap ve hendeseye dair. Matematiğe dair.
  • Hesap ve matematikle ilgili.
  • Matematikle ilgili.
  • Matematikle alâkalı.
  • Matematikçi. (Arapça)
  • Matematiksel. (Arapça)

riyazi kat'iyyet / riyâzî kat'iyyet

  • Matematiksel kesinlik.

riyazi-riyaziyye

  • Matematikle ilgili.

riyaziyat / riyâziyat / ریاضيات

  • Matematik ilmi.
  • Matematik ilimlerine verilen ortak ad.
  • Matematik ilmi, hesap-hendese ilmi. Aritmetik-geometri.
  • Matematik. (Arapça)

riyaziyat-ı aliye / riyaziyat-ı âliye

  • Yüksek matematik.

riyaziyatçı / riyâziyatçı

  • Matematikçi. (Arapça - Türkçe)

riyaziye

  • Hesap ilmi. Matematik bilgisi. Hesapla alâkalı.
  • Bir yazı çeşidi.
  • Hesap ilmi, matematik.
  • Matematik.

riyaziyyat

  • Matematik bilgisi.

riyaziyyun / riyâziyyûn / ریاضيون

  • (Tekili: Riyazî) Matematik âlimleri.
  • Matematikçiler. (Arapça)

silab

  • (Çoğulu: Sülüb) Kara mâtem donu.

şiven

  • İnleme, sızlanma. (Farsça)
  • Mâtem, yas. (Farsça)

sıyah-ı matem / sıyah-ı mâtem

  • Mâtem feryadları.

siyahpuş

  • Siyahlar giymiş. Karalar giymiş. (Farsça)
  • Mâtemli, yaslı. (Farsça)

tabiat bataklığı

  • Materyalist düşünce; tabiat için, "insan faaliyetlerinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güç" düşüncesi.

tabiat dalaleti / tabiat dalâleti

  • Materyalist düşünce; tabiat için, "insan faaliyetlerinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güç" düşüncesi.

tabiat fikri

  • Materyalist düşünce; tabiat için söylenen, "insan faaliyetlerinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güç" düşüncesi.

tabii felsefe / tabiî felsefe

  • Tabiatçı, materyalist felsefe; herşeyin tabiatın tesiriyle olduğunu savunan felsefî görüş.

tabiiyun

  • Tabiatı yaratıcı olarak kabul edenler, materyalistler.

tabiiyyunluk

  • Tabiatçılık, materyalistlik.

teknik

  • Fizik, Kimya ve Matematikten elde edilen bilgilerin tatbik edilmesi. (Fransızca)

teknoloji

  • Teknik bilgiler. Matematik, Kimya ve Fizik ilminden elde edilen bilgiler. (Fransızca)

tesellüb

  • Soyunma.
  • Kocası ölen kadının, zinetli elbisesini çıkarıp, matem elbisesini giymesi. (Bu iyi bir âdet değildir.)

ulum-u riyaziye / ulûm-u riyaziye

  • Matematikle bağlantılı ilimler.

vahdetü'l-mevcud

  • "Yaratıcı, kâinatı oluşturan varlıkların toplamıdır. Allah da kâinat da birdir. Tek olan ilâh kâinatın bütünüdür" şeklinde kâinat hesabına Allah'ı inkâr eden materyalist felsefî düşünce sistemi.

zahiri ilimler / zâhirî ilimler

  • Okuyarak, çalışarak ve araştırarak elde edilen, öğrenilen ilimler. Kelâm, tefsîr, fıkıh gibi din bilgileriyle; mantık, matematik, fizik, kimyâ, biyoloji, geometri gibi fen bilgileri.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın