LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te maka ifadesini içeren 458 kelime bulundu...

a'yan

  • (Tekili: Ayn) Gözler.
  • Bir yerin ileri gelenleri.
  • Meclis âzaları. Senato âzaları.
  • Muayyen ve müşahhas olan şeyler.
  • Altınlar.
  • Kaymakam.

abdal

  • Dünya ile ilgisini kesen mânevî makam sahibi kişi.

abdiyyet

  • Kulluk makamı. Evliyâlığın en yüksek makâmı, derecesi. İyilikleri Allahü teâlâdan bilip kendinden bilmemek.

acemaşiran / acemaşîran / عجم عشيران

  • Türk mûsikisinde bir makam. (Arapça)

adliye

  • Adaleti sağlama görevi olan resmî makamlar.

adn

  • Vatan tutmak ve mukim olmak.
  • Cennette bir makam adı.

ahenkdar / ahenkdâr

  • Uygun, düzgün, âhenkli, makamlı. (Farsça)

ahfa / ahfâ

  • Çok gizli, âlem-i emrin (madde ve ölçü olmayan ve arşın üstündeki âlemin) beşinci ve son latîfesi (makamı, mertebesi).

ahkar

  • En hakir, pek âciz ve değersiz. (Daha çok tevazu makamında söylenir.)

ahlam / ahlâm / احلام

  • Karmakarışık rüyalar. (Arapça)
  • Düşazmalar. (Arapça)

ahz-ı mevki

  • Yer edinme, makam kazanma.

ali-makam / âli-makam

  • Makamı yüksek, yeri yüksek.
  • Yüce makam sahibi.

ali-mekan / âlî-mekan

  • Makamı, yeri, derecesi yüksek olan.

alimakam / âlîmakâm / عالى مقام

  • Yüksek makamlı. (Arapça)

arş

  • Bağ çardağı.
  • Gölgelik.
  • Kürsü, taht, yüce makam. En yüksek gök. Allahın kudret ve saltanatının tecelli yeri. (Arş kâinatı kaplar. Allah'ın kudreti ve ilmi de herşeyi kaplar.)
  • Fevkiyyet, ulviyyet.
  • Arş-ı Alâ, Arş-ı Rahman, Arş-ı İlâhi, Arş-ı Yezdan, Felek-i Eflâk
  • Taht, yüce makam; Allah'ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer.

arş-ı azam / arş-ı âzam

  • Allah'ın sınırsız egemenliğinin ve büyüklüğünün tecelli ettiği makam.

arş-ı ehadiyet

  • Allah'ın birliğinin en azami mertebede göründüğü makam.

arş-ı hayat ve ihya

  • Hayatın ve hayat verip diriltmenin tecellî ettiği yer, makam.

arş-ı hüda / arş-ı hüdâ

  • Allah'ın büyüklüğünün ve yüceliğinin tecelli ettiği makam.

arş-ı rahman / arş-ı rahmân

  • Bütün yaratılmışları şefkat ve merhametle besleyip büyüten Allah'ın tasarruf dairesi, makamı.

arş-ı rahmet

  • Rahmet ve merhametin tecellî ettiği yer, makam.

arşu'r-rahman / arşu'r-râhmân

  • Bütün yaratılmışları şefkat ve merhametle besleyip büyüten Rahmân isminin tasarruf dairesi, makamı.

arzuhal

  • (Arz-ı hâl) Bir iş için bir makam veya resmi daireye bir iş sahibinin verdiği dilekçe. İstida-nâme.

ashab-ı cah ve mertebe / ashab-ı câh ve mertebe

  • Makam ve mevki sahipleri.

ashab-ı meratip

  • Makam ve mevki sahipleri; siyasi, askeri ve ekonomik gücü elinde bulunduranlar.

asir

  • Karmakarışık.
  • Bitişik komşu.

atf-ı beyan

  • Mâkablini yâni mâtufun aleyhin mefhumunu izah ve te'kid için atfolunan tâbir. Meselâ: "Meseleyi izâh ve teşrih eyledi" cümlesindeki "ve" gibi.

azl

  • Bir şeyi yerinden veya güruhundan veya işinden ayırmak. Birisini işinden veya makamından ayırmak.

balapervaz

  • Yüksekten uçan.
  • Kendini olduğundan yüksek makamda gösterip gururlanan.

bargah / bârgâh

  • İzinle girilebilecek yüce makam.

bargah-ı merhamet / bârgâh-ı merhamet

  • Merhamet makamı.

bargah-ı rahmet / bârgâh-ı rahmet

  • Merhamet ve şefkat dilenen yüce makam.

barigah / bârigâh

  • İzinle girilebilecek yüce makam.

barigah-ı kibriya / bârigâh-ı kibriyâ

  • Cenâb-ı Hakkın sonsuz büyüklüğünün tecellî ettiği yüceler yücesi makam.

başmuharrir

  • Başyazar, bir süreli yayında başmakaleleri, başyazıları yazan yazar.

bast fi makam-il-kalb / bast fî makam-il-kalb

  • Nefis makamında ricâ mesabesindedir. Lütuf ve rahmeti, kurb ve ünsü kabule işarettir.

basur / bâsûr

  • (Çoğulu: Bevâsir) Tıb: Mayasıl. Kalın bağırsakta ve makadın etrafındaki siyah kan damarlarının şişmesi ve bazen iltihablanması sebebiyle, makadın içinde ve dışında meydana gelen memeler yüzünden makaddan kan ve cerahat gelmesi hastalığı.

bazergan / bâzergân

  • Tüccar, alış veriş eden esnaf. (Farsça)
  • Bezirgan. (Farsça)
  • Ağa makamındaki yahudilere verilen isim. (Farsça)

bedii kıraet / bedîî kıraet

  • Mantıki kıraet şartlarına riâyet ettikten başka rikkat mevkiinde sesini indirmek, şiddet makamında yükseltmek -acemi aktör tavrı takınmaksızın- mevzuu ses ve işaretle canlandırmaktır.

beka-billah / bekâ-billah

  • Dâimâ Allahü teâlâyı anma ve hatırlama hâli üzere olma. Hakîkî kulluk derecesi. Fenâ fillah'tan sonraki makam.

bekre

  • Kuyu ve benzerlerinde kullanılan makara, çıkrık, çark.
  • Mafsallarda bulunan makara şeklindeki kemik.

belagat / belâgat

  • Sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi.

belağat / belâğat

  • Sözün düzgün, kusursuz, halin ve makamın icabına göre yerinde söylenmesi.

belağat-i ayet / belâğat-i âyet

  • Âyetin belâğati; düzgün, kusursuz, yerinde ve halin ve makamın icabına göre söz söyleme.

belagat-i nazmiye / belâgat-i nazmiye

  • Dizilişe ait belâgat; şiirin düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi.

beliğane / belîğâne

  • Sözün düzgün, kusursuz, yerinde ve hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi.

berhem-zede

  • Karmakarışık, altı üstüne getirilmiş. (Farsça)

berhem-zen

  • Karmakarışık eden, altını üstüne getiren. (Farsça)

berr

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). İhsân eden, iyilik eden, yâni her iyilik kendisinden olan, îmân edip, iyi ameller yapmayı nasîb edip, bunlara karşılık âhirette sevâb ve dünyâda sıhhat, kuvvet, mal, makam, evlâd ve yardımcı lar veren.
  • Îtikâdı doğru, amelleri i

beste

  • Bağlanmış, bitiştirilmiş, bağlı. (Farsça)
  • Kapalı. Tutucu. Donmuş. (Farsça)
  • Bir nevi ipek kumaş. (Farsça)
  • Gr: "Besten" fiilinin ism-i mef'ulüdür. Kelimelerin başına veya sonuna getirilerek mürekkeb kelimeler (Birleşik kelimeler) yapılır. (Farsça)
  • Müzikte: Şarkının makam ve âhengi. (Farsça)

bestenigar / bestenigâr / بسته نگار

  • Türk mûsikîsinde bir makam adı. (Farsça)

bevk

  • Sıçrayıp binme.
  • Toplanma. Bir araya gelme.
  • Karışma, karmakarışık olma.
  • Su kaynağını karıştırarak açma.

beyt-i ma'mur / beyt-i ma'mûr

  • Meleklerin kıblesi. Göklerde meleklerin devâmlı tavâf ettikleri yer, makam.

bobin

  • Tel veya iplik sarılmaya mahsus silindir şeklinde makara. (Fransızca)

bürokrasi

  • Hükûmet dairelerinde aşırı kırtasiyecilik, muamele çokluğu. İşlerin yürütülmesinde şekilciliğin ve idarî işlemlerin ağır basması hâli. Devlet görevlilerinden meydana gelen zümre veya sınıf. Memurlar sınıfı. Bürokrasi, her çeşit rejimde tahakküm vasıtası olmaktadır. Oysa İslâmiyet'te devlet makamları (Fransızca)

büzürg

  • (Çoğulu: Büzürgân) Cesim, kebir, azîm, büyük, ulu. (Farsça)
  • Reis, baş, başkan, şef. (Farsça)
  • Türk musikisinde bir mürekkep makamın adı. (Farsça)

ca / câ / جا

  • Yer. (Farsça)
  • Mevki. (Farsça)
  • Makam. (Farsça)

cah / câh / جاه

  • (Câhe) Makam, mansıb. Kadr, itibar. (Farsça)
  • İtibar, makam, mevki.
  • Makam, mevki.
  • Makam.
  • Makam, mevki. (Farsça)

cah-ı masiva / câh-ı mâsiva

  • İtibar, makam, mevki gibi Allah'tan başka, dünya ile alâkalı şeyler ve onların oluşturduğu tehlike çukuru.

çar-balişt / çâr-bâlişt

  • Evvelce padişahların ve makamca büyük olanların üzerlerine oturdukları dört katlı şilte. (Farsça)
  • Dört unsur. (Farsça)

çar-gah / çar-gâh

  • Dört taraf ki, bunlar; şark, garb, şimal, cenub'dur. (Farsça)
  • Dünya, küre-i arz, cihan. (Farsça)
  • Türk musikisinde bir makam adıdır. (Farsça)

çargah / çârgâh / چارگاه

  • Türk musikîsinde bir makam. (Farsça)

cay / cây

  • Yer, makam, mevki. (Farsça)

cay-gah / cay-gâh

  • Mevki, makam, rütbe. (Farsça)
  • Yer, mekân. (Farsça)

caygah / câygâh / جایگاه

  • Yer. (Farsça)
  • Makam. (Farsça)

celem

  • Koyun kırkmakta kullanılan büyük makasın herbir yüzü.

celle

  • "Celil oldu, celil olsun" meâlinde ve Celle Celâluhu diye, Allah İsm-i Celali işitildiği veya anıldığı anda, tâzim makamında söylenir.

cem'

  • Birleştirme, bir araya getirme.
  • İkindi namazını öğle namazıyla, yatsı namazını akşam namazıyla birlikte kılma.
  • Tasavvufta bir makam. Fenâ ve sekr (mânevî sarhoşluk) makâmı da denir.

cem'ul-cem'

  • Tasavvufta bir makâmın adı. Sahv (uyanıklık) makâmı. Bekâ makâmı da denir.

cem-i kutbiyet ve ferdiyet ve gavsiyet

  • Manevî âlemlerde en yüksek seviyeler olan kutupluk, gavslık ve ferdiyet özelliklerini üzerinde toplama; bu makamlara sahip olan Şeyh Abdülkadir-i Geylânî hazretleri.

cemreviyye

  • Divân şairleri tarafından bayramlar, baharlar gibi cemre sebebiyle, muasır olan büyük makamlı ve rütbeli kişiler için yazılan şiirler.

cenab-ı uluhiyet / cenâb-ı ulûhiyet

  • Yüce ilâhlık makamı.

cennetmekan / cennetmekân

  • "Yeri cennet olası, makamı cennet olan" meâlinde olup, vefat eden makbul ve sâlih kimselere hürmeten söylenir.

dahil-i makam / dâhil-i makam

  • Makamın içi.

daire

  • Resmi hükümet makamlarından her biri.
  • Yazıhane.
  • Büyük bir idare adamının makamı.
  • Ev veya apartman katı.
  • Bir manevi te'sirin hükmü geçtiği mahal.
  • Sınır içi.
  • Büro, büyük ev, konak.
  • Çember, düz yuvarlak şekil.
  • Mat: Merkezden aynı u

dar-ül hikmet / dâr-ül hikmet

  • Hikmet yeri. Hikmetlerin hükmettiği, hikmet beşiği dünya.
  • Osmanlı devrinde Şeyh-ül İslâmlık makamının bir ismi.

dariyye

  • Divan şairlerinin, dünyevi makamca büyük olanların yaptırdıkları köşk ve konaklara dair yazdıkları manzume. (Farsça)

dava vekilliği / dâvâ vekilliği

  • Dâvâyı savunma makamı, avukatlık.

davet makamı / dâvet makâmı

  • Vilâyet (evliyâlık) makâmının üstünde, peygamberlere mahsus bir makâm.

dergah / dergâh

  • Makam, kapı girişi, eşik. Tasavvuf mektebi. Tasavvufta yetişmiş ve yetiştirebilen evliyâ zâtlar tarafından, talebelere, tasavvuf, İslâm ahlâkı ve diğer dînî ilimlerin ve zamânın fen ilimlerinin okutulduğu yer.
  • Cenâb-ı Hakk'ın rahmet kapısı.
  • Huzur, makam.
  • Makam, tekke.

dergah-ı ali / dergâh-ı âli

  • Yüce makam.

derhem

  • Karışık, karmakarışık. (Farsça)
  • Muztarib, sıkıntılı, ıztırab çeken. (Farsça)
  • İncinme. (Farsça)

ders-i belagat / ders-i belâgat

  • Belâgat dersi; sözün düzgün, kusursuz olarak hâlin ve makamın icabına göre söylenmesini öğreten ders.

dest

  • El, yed. (Farsça)
  • Mc: Kudret, fayda, nusret, galebe. (Farsça)
  • Düstur. (Farsça)
  • Tasallut. (Farsça)
  • İkmâl. (Farsça)
  • Âlî makam. Meclisin şerefli yeri. (Farsça)

diamet

  • Binaya vurulan destek, direk, payanda.
  • İleri gelen, makamca yüksek olan baş başkan, reis, şef.

dil-güşa

  • İç açan, gönül açan, kalbe ferah veren. (Farsça)
  • Türk musikisinde bir mürekkeb makam. (Farsça)

direktif

  • Üst makamlardan, tutulacak yol üzerine verilen emirlerin tümü, hepsi. Talimat, emir. Nasıl, ne şekil olacağına çalışacağına dair emir. (Fransızca)

divan-ı muhasebat

  • İnsanların sorgulanıp hesaba çekileceği yüksek makam; mahşerdeki hesap.

divan-ı nübüvvet

  • Peygamberlik divanı, makamı.

divan-ı riyaset

  • Başkanlık makamı.

dübür / دبر

  • Makat. (Arapça)
  • Arka. (Arapça)

düvuk

  • Ahmaklık, hamâkat.

duzah-mekan / duzah-mekân

  • Makamı Cehennem olan kâfir, münâfık. (Farsça)

ebü'l-vakt

  • Tasavvufta kalb makâmından yukarı çıkıp, kalbin sâhibine varan, hallerden kurtulup, halleri verene ulaşan. Bunlara Erbâb-üt-temkîn de denir.

ehl

  • (Ehil) Yabancı olmayan, alışık olduğumuz.
  • Dost, sahip, mensup. Evlâd, iyal. Kavm, müteallikat. Usta, muktedir ve becerikli anlamıyla ehil ve ehliyet İslâmiyette önemli bir husustur. Dinimiz, bize işleri ehline vermemizi emreder. Cemiyette işler, mevkiler, makamlar, görevler, ehline v

ehl-i makamat

  • Makam, mevki sahipleri.

el-esirre

  • Taht. Bilinen bir makam sandalyesi. Kürsü.

ela / elâ

  • Arabçada söze başlarken kullanılır. İstiftah harfi tâbir edilir. Beş vecih üzere bulunur: 1 - Tevbih ve tenbih, 2 - İnkâr, 3 - İstifham-ı anin-nefiy, 4 - Arz, 5 - Teşvik ve rağbet ettirme, makamlarında.

elkab

  • (Tekili: Lakab) Lakablar, namlar. Rütbe ve makam sahiblerinin derecelerine göre söylenen ve çok zaman hürmet ifâde eden isimler.

emirname

  • Âmirin emri yazılı olan kağıt. Üst makamdan verilen emir kağıdı. (Farsça)

erbab-ı belagat / erbab-ı belâgat

  • Belagatçılar; sözü düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söyleme san'atını bilenler.

erkan-ı devlet / erkân-ı devlet

  • Devletin ileri gelenleri, dünyevi makamca ileri olanları.

fadile / fadîle

  • Peygamber efendimizin âhiretteki makamlarından biri.

fahamet-penah

  • Yegâne müracaat edilecek en büyük makam. (Farsça)

fahr-i risalet / fahr-i risâlet / فَخْرِ رِسَالَتْ

  • Peygamberlik makamının kendisiyle övündüğü zat (Hz. Muhammed asm).

fark

  • Tasavvufta cem' denilen mertebeden sonra gelen bir makam. Buna cem'ül-cem' de denir.

fasl

  • (Fasıl) İki şey arasındaki ek yeri. Mafsal.
  • Hak söz. Hak ile bâtılın arasını fark ve temyiz ile olan hüküm ve kaza. (Buna "Faysal" da denir) Halletmek. Ayrılma. Çözme.
  • Bölüm.
  • Mevsim.
  • Aynı makamda çalınan şarkı.
  • Çocuğu memeden kesmek.
  • Birini zem

fena fillah makamı / fenâ fillâh makamı

  • Allah'ın varlığında tamamen yok olma makamı, Onun varlığına dalıp kendinden tamamen vazgeçme makamı.

fena-i etemm / fenâ-i etemm

  • Tam fenâ. Evliyâlık makamlarının sonu, velînin ben diyecek yer bulamamasıdır.

ferd-i ferid / ferd-i ferîd / فَرْدِ فَر۪يدْ

  • En büyük velilerin üstünde Ferdiyet makamına mazhar en büyük veli.

ferman-ı kudsi / ferman-ı kudsî

  • Kutsal bir makamdan gelen buyruk.

fevza-yı ara / fevzâ-yı ârâ

  • Fikirlerin karmakarışık olması. Fikre ait anarşi. Fikrî anarşi.

gavsiyet / غَوْثِيَتْ

  • Evliyaların başı olma, velilik mertebelerinde yüksek bir makamda olma; en büyük yardım etme makamı.
  • İmdad eden büyük veli makamı.

gavsiyyet

  • Evliyaullahın başı olmak. Velâyet mertebelerinden yüksek bir makam sahibi olmak.

giran-saye

  • Yüksek makam ve mevki sahibi. (Farsça)
  • Ordu kumandanı. (Farsça)

güfte

  • Her hangi bir makama göre bestelenen manzume.
  • Farsça "söylemek" demek olan "güften" mastarından gelen bu tabirin mânası, söylenmiş söz demektir.

güldeste

  • Çok güzel şeylerden bir tutam.
  • Gül demeti.
  • Müzikte makam adı.

hadade

  • Hamâkat, ahmaklık.

hadis-i maktu' / hadîs-i maktû'

  • Söyleyenleri (râvîleri), Tâbiîn-i kirâmakadar bilinip, Tâbiîn'den rivâyet olunan hadîs-i şerîfler.

hal / hâl

  • Durum, vaziyet, tavır. Tasavvuf yolunda bulunan kimsenin kalbine gelen sevinç, hüzün, darlık, genişlik, arzu ve korku gibi mânâlar. Bunlar kulun gayreti ve çalışması olmadan kalbe gelir. Bu yönden makam ile arasında fark vardır. Makam, tasavvuf yolun da bulunan kimsenin çalışmakla kazandığı mânevî d

halafet

  • Ahmaklık, hamâkat, budalalık.

halife-i resulullah

  • Peygamberimizin adına ve yerine icra makamında olan.

halife-i ruhani / halife-i ruhanî

  • Ruhanî halife; ruhen çeşitli makamlarda temessül eden halife.

hariri / harîrî

  • Makamât adlı eseri yazan ünlü edibin ünvanı.

haris-i cah / harîs-i câh

  • Mevki, makam ve rütbe düşkünü.

havassu'l-havas

  • En üst makamdaki mühim şahıslar, büyük âlimler.

hayyakallah / hayyâkallah

  • Allah seni yaşatsın. Allah ömrünü uzun etsin, meâlinde ve dua makamında söylenen bir tâbirdir.

hebl

  • Ölüm, mevt.
  • Taaccüb makamında kullanılır.

helesaya çıkmak

  • Eskiden ramazanlarda iftardan sonra para toplamak için çocuklar tarafından teşkil edilen çalgılı heyetlere katılanlar tarafından nakarat makamında söylenen bir tabirdir. Dilenciliğin kibarcalarından sayılır.

herc ü merc

  • Alt üst, karmakarışık, allak bullak.
  • Darmadağınık. Karmakarışık. Allak bullak. (Farsça)

hercümerc

  • Karmakarışık.
  • Karmakarışık.

hicaz / حجاز

  • Arabistan'da Hicaz bölgesi. (Arapça)
  • Hicaz makamı. (Arapça)

hil'at

  • Yüksek makamdaki zatların beğendiği kimseye ve takdir edilen zevata giydirdiği kıymetli, süslü elbise. Kaftan.

hillet

  • Halîl (dost) olmak, dostluk. Halîlullah İbrâhim aleyhisselâma mahsûs bir makâm.

hırs-ı cah / hırs-ı câh

  • Makam ve rütbe hırsı.
  • Makam hırsı.

hoşelhan

  • Güzel ve hoş makale okuyan. (Farsça)

hubb-ı riyaset / hubb-ı riyâset

  • Makam ve mevki sevgisi.

hubb-u cah / hubb-u câh

  • Şöhret düşkünlüğü, makam sevgisi. Rütbe hırsı. (Farsça)
  • Makam ve mansıb sevgisi.
  • Makam, mevki sevgisi.

hubbucah / hubbucâh

  • Makam sevgisi.

hükm

  • (Hüküm) Karar. Emir. Kuvvet. Hâkimlik. Amirlik.
  • İrade. Kumanda. Nüfuz.
  • Kadılık etmek.
  • Tesir. Cari olmak.
  • Makam.
  • Bir dâvanın veya bir meselenin tedkik edilmesinden sonra varılan karar.
  • Man: Fikirler ve tasavvurlar arasındaki râbıtayı tasdik veya

hutaf

  • (Çoğulu: Hatâtif) Demir çengel.
  • Makaranın iki tarafında olan eğri demir.

hütr

  • Ahmaklık, hamâkat, budalalık.

huzur-u irfan

  • İrfan ve ilim sahibi olan kişinin yüksek makamı.

hüzzam / حزام

  • Müzikte bir makam ismidir.
  • Türk musikîsinde bir makam. (Arapça)

ibrahim desuki / ibrahim desukî

  • Büyük âlim ve mutasavvıflardan olup büyük makam sâhibi bir zâtdır. Pek meşhur ve çok güzel sözleri ve mev'izaları vardır. 676 tarihinde 43 yaşında Şam'da vefat etmiştir. (K.S.)

iç oğlanı

  • Saray hizmetine alınıp devletin çeşitli makamlarına namzed olarak yetiştirilen gençler. İç oğlanı, Yıldırım Bayezid zamanında yeni teşekküle başlayan saray hizmetlerinde bulunmak üzere yeniçerilik için toplanan devşirmelerden ayrılmak suretiyle meydana getirilmiş ve bu usûl sonradan yapılan kanunla (Türkçe)

igtişaş

  • Karışıklık. Kargaşalık. Karmakarışık olmak.
  • Birisinin fena telkinini kabul etmek.

ikbalmend

  • Bahtiyar, mutlu, saadetli, talihli. (Farsça)
  • Refaha, büyük bir makama erişen. (Farsça)

ikbalperest

  • Bir mevki ve makam için hırslı olan. İkbale çok hırs duyan. (Farsça)

iktiza-i makam

  • Makam gereği.

iktiza-yı makam / iktizâ-yı makam

  • Makamın gereği.

ilahi / ilahî

  • Cenâb-ı Hak ile alâkalı, Allah'a dâir. Cenab-ı Hakk'a aid ve müteallik.
  • Ey Allahım, ey İlâhım! (meâlinde duâ içinde söylenir).
  • Edb: Tasavvufî şairler tarafından dinî ve İlâhî fikirleri havi olmak üzere yazılmış olan ve makamla okunan şiirler.

ilbas-ı hil'at

  • Hil'at giydirmek. (Üst elbisesi demek olan hil'at; padişahlar ile sadrazam ve vezirler tarafından memurlarla, âyân ve eşrâfa, taltif makamında giydirilirdi. Sonradan bunun yerine rütbe ve nişan verilmeğe başlanmıştır.)

ilçe

  • İdarî bakımdan vilâyetten sonra gelen yer. Kaza. Kaymakamlık. (Türkçe)

inha

  • Bir hususu resmen bildirme, tebliğ.
  • Bir memurun daha üst makamdaki bir memura bir maddeyi hâvi olmak üzere yazdığı kağıt.
  • Ulaştırma, yetiştirme.

inzal / inzâl

  • İndirmek.
  • Kur'ân-ı kerîmin, Ramazân-ı şerîf ayında Kadir gecesinde Levh-i mahfûzdan, dünyâ semâsındaki Beyt-ül-izze denilen makâma bir defâda, topluca indirilmesi.

irade-i hilafet / irade-i hilâfet

  • Halifelik makamının kararı, hükmü.

irtikab / irtikâb

  • Bir işe girişmek.
  • Kötü bir iş işlemek. Rüşvet almak gibi çirkin bir şey yapmak.
  • Bir makamı âlet ederek, hakkı olmayan para veya malı hile ile almak.

işaret-i aliye / işaret-i âliye

  • Tar: Şeyh-ül islâm, defterdar ve yeniçeri ağası gibi maiyyet memurlarından biri tarafından yazılan takrir veya ilam üzerine sadrazamın kabul veya red şeklinde yazdığı yazı.
  • Sadaret makamından çıkan emirler.

isnak

  • Mal, mülk, servet ve makamın, insanı azdırması.

isti'lam

  • (İlm. den) Bilgi edinmek için yüksek bir makamdan alt makama sorulma.
  • Yazı ile bilgi isteme.

istid'a-name

  • Resmî bir makama dilekçe olarak yazılan pullu, damgalı yazı. (Farsça)

izzet-i rütebi / izzet-i rütebî

  • Rütbeden gelen izzet; rütbe ve makam açısından çok büyük ve üstün olma.

ka'be / kâ'be

  • (Kâbe) Dünyanın en kudsi ma'bedi. Beytullah, Beyt-ül Ma'mur, Beyt-ül Atik. Bütün mü'minlerin ibâdet esnâsında yöneldikleri merkez. Dört köşe olduğu için Kâbe denir. Bu mukaddes makamın etrafına Mescid-ül Haram ismi verilir. İçinde bir kısım olarak Makam-ı İbrahim mevcuddur. Burası İbrahim Aleyhissel

kab-ı kavseyn

  • İmkân ve vücub ortasında bir makam.
  • İki yay uzaklığı mesafesi.
  • Cenab-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miracda Cenâb-ı Hakla bu makamda bizzat görüşmüştür.

kàb-ı kavseyn

  • Cenâb-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miraçta bu makamda bizzat Allah'la görüşmüştür.

kabb

  • İnce belli olmak.
  • Gönlün eğlendiği gönül eğlencesi.
  • Makara ortasındaki ağaç.

kadi-l kudat

  • Kadıların kadısı. En büyük kadı. Kazasker veya şeyhül islâm makamında bulunan kimse.

kaim-makam

  • Birinin yerine geçen. Kaymakam. Bir kazayı (İlçe) idâre eden memur. Osmanlılarda, binbaşı ile miralay arasındaki askeri rütbe. Yarbay.

kaimmakam / kâimmakam / قائم مقام

  • Kaymakam. (Arapça)
  • Yerine geçen. (Arapça)

kamet-i kıymet

  • Kıymet derecesi, statü, makam, mevki.

kayyum-i alem / kayyûm-i âlem

  • Kayyûmiyyet makâmında bulunan velî zât. İnsanların âhirete âit derece ve seâdetleri bu mertebedeki velîlerin imdâdına verildiğinden kayyûm denilmiştir.

kaz / kâz

  • (Gâz) Makas. (Farsça)

kazaha

  • (Kazâ. dan) Kazalar. İlçeler. Kaymakamlık idareleri.

kemalat-ı nübüvvet / kemâlât-ı nübüvvet

  • Peygamberliğe âit üstünlükler olup, evliyâlığın çok yüksek makamlarından biri.

kurb-u huzur-u ilahi / kurb-u huzur-u ilâhî

  • İlâhî yakınlığa ulaşma makamı.

kürsi / kürsî

  • Oturulacak yüksekçe yer. Câmilerde vâizin, medreselerde müderrisin oturduğu yer.
  • Taht, serir. Erike. Koltuk.
  • Kaide.
  • Merkez.
  • Vazife.
  • Saltanat, kudret ve mülk.
  • Başkent, hükümet merkezi.
  • Mânevi makam.
  • Arş'ın altına bir semâ tabakas
  • Oturulacak yüksekçe yer, taht, makam.
  • Arş-ı a'lâ'nın altında bulunan, yer ve gökleri kuşatan alan.
  • Makam.
  • Arşın altındaki sema tabakası; Allah'ın yer ve gökleri kaplayan hükümranlığı ve ilminin tecellî ettiği yer.
  • Arşı azamın altındaki makam.

kürsi-i mualla / kürsî-i muallâ

  • Yüce taht, saygı değer makam.

kutb-ul aktab

  • Kutubların başı. Hilafet-i mâneviye-i Muhammediye (A.S.M.). Velâyet-i mâneviye makamlarının en yükseği, nübüvvet-i Muhammediyeye (A.S.M.) veraset makamı olup, bu makama ancak Cenâb-ı Hakkın bir atiyyesi olarak nâil olunur. Bu makamda bulunan zât, Hakikat-ı Muhammediyenin (A.S.M.) mazharı ve Esmâ-i İ

kutbiyet / قُطْبِيَتْ

  • Velilikte yüksek bir makam.

kütüb-ü salise / kütüb-ü sâlise

  • Üçüncü kitap, üçüncü makale (Muhâkemât'ın üçüncü makalesi).

la / lâ

  • Arabçada kelimenin başında nefy edatı'dır. Cevap yerine veya yersiz inkârda kullanılır. "Yoktur, değildir" gibi. Mâzi fiilinin evvelinde bulunan Lâ, duâiye olur. Lâ zâle sıhhatehu: "Sıhhati zâil olmasın" sözündeki gibi.
  • Harf-i atıf da olur. Ve mâba'dını makabline nefyen rabt eder ve

lefk

  • Hamâkat, ahmaklık.

legabe

  • Hamâkat, ahmaklık.
  • Zayıflık, zaaf.

levleb

  • Makara deliğine soktukları ip.

lisan-ı belagat / lisân-ı belâgat

  • Düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme dili, üslûbu.

ma'rız

  • (Ma'raz. dan) Bir şeyin görünüp çıktığı yer. Bir şeyin bildirildiği, arzolunduğu makam.

maani / maanî

  • (Tekili: Mâna) Mânalar.
  • Belâgatın üç şubesinden biri. Lafzın muktezâ-yı hâl ve makama uygunluğuna mahsus bir ilim adı.

mahaşşe

  • Kıç, dübür, makad.

mahbub-u can

  • Bütün insanların ve derece olarak yüksek makamlarda olan zâtların sevgilisi.

mahv ve sekir

  • Fenafillâh makamında kendi varlığını hiç görmek ve bu mânevi hâlin zevk ve te'sirinden ruhi bir coşkunlukla kendinden geçme hâli.

mak'ad / مقعد

  • Makat, kıç. (Arapça)
  • Minder. (Arapça)

makalat / makalât / makâlat

  • (Tekili: Makale) Makaleler. Söz ve yazılar. Bahisler.
  • Makaleler.
  • Makaleler.

makalat-ı selase / makalât-ı selâse

  • Üç makale, yazı.

makale-i salise / makale-i sâlise

  • Üçüncü makale.

makale-i ula / makale-i ûlâ

  • Birinci makale.

makam / مقام

  • Yer. (Arapça)
  • Kat, huzur. (Arapça)
  • Musikî makamı (Arapça)

makam-ı ala / makam-ı âlâ

  • En yüce makam.

makam-ı ala-yı ubudiyet / makam-ı âlâ-yı ubûdiyet

  • Allah'a kulluğun yüce makamı.

makam-ı ali / makam-ı âlî

  • Yüce makam.
  • Yüce ve âli makam. Eskiden bu tabir, bakanlıklar hakkında kullanılırdı.

makam-ı aşıkan / makam-ı âşıkan

  • Aşıkların makamı.

makam-ı fahr

  • Övünme makamı.

makam-ı feyz

  • Feyiz makamı, bereket makamı.

makam-ı hitabi / makam-ı hitabî / makam-ı hitâbî

  • Zanni delil ile iktifa edilen makam.
  • Hitab etme makamı, ifâde tarzı.

makam-ı hızır

  • Hz. Hızır makamı.

makam-ı hizmet

  • Hizmet makamı. İş görme yeri.

makam-ı hürmet

  • Hürmet ve saygı makamı.

makam-ı iddia

  • İddia makamı, savcılık.

makam-ı ifham

  • Delille susturma makamı.

makam-ı ifham ve ilzam

  • Karşı tarafı susturma, âciz bırakma makamı.

makam-ı ihtiram

  • Hürmet makamı.

makam-ı imtinan

  • Verilen nimet ve ihsandan söz etme makamı.

makam-ı irşad

  • Tebliğ, doğru yolu gösterme makamı.

makam-ı ispat

  • İspat makamı.

makam-ı istidlal / makam-ı istidlâl

  • Delil getirme makamı, delil getirme mevkii.

makam-ı istima / makam-ı istimâ

  • Dinleme makamı, yeri.

makam-ı izzet

  • Şeref, yücelik makamı.

makam-ı kübra / makam-ı kübrâ

  • Büyük makam.

makam-ı kudsi / makam-ı kudsî

  • Kutsal makam, derece.

makam-ı külliye / makam-ı küllîye

  • Genele bakan kapsamlı makam.

makam-ı kurb

  • Makamın yakınlığı, yakın olma.

makam-ı layık / makam-ı lâyık

  • Lâyık olduğu makam.

makam-ı mahbubiyet

  • Allah'ın sevgisini kazanma makamı, derecesi.

makam-ı mahbubiyet-i uzma / makam-ı mahbubiyet-i uzmâ

  • En büyük sevgi makamı.

makam-ı mahmud / makam-ı mahmûd / مَقَامِ مَحْمُودْ

  • Peygamberimizin kavuşacağı, Allah tarafından vaad edilen yüksek makam.
  • Peygamberimizin cennetteki makamı, şefaat makamı.
  • (Şefaat-ı Uzmâ) En yüksek şefaat makamı. Peygamberimizin (A.S.M.) kavuşacağı, Allah tarafından vaad edilen makam.
  • En yüksek şefaat makamı; Peygamberimizin (a.s.m.) kavuşacağı, Allah tarafından vaad edilen yüksek makam.
  • Peygamberimize (asm) va'd edilen en büyük şefâat makamı.

makam-ı manevi / makam-ı mânevî

  • Mânevî makam.

makam-ı maneviye / makam-ı mâneviye

  • Mânevî makam.

makam-ı medh

  • Övgü makamı.

makam-ı mehdiyet

  • Mehdîlik makamı.

makam-ı mualla-yı nübüvvet / makam-ı muallâ-yı nübüvvet

  • Peygamberliğin yüce makamı.

makam-ı mümtaz

  • Seçkin, üstün makam.

makam-ı niyaz

  • Dua etme, yalvarıp yakarma makamı.

makam-ı nübüvvet

  • Peygamberlik makamı.

makam-ı nüfuz / makam-ı nüfûz / مَقَامِ نُفُوذْ

  • Tesir, etki makamı.
  • Sözü geçme, i'tibar makamı.

makam-ı nur-u tevhid / makam-ı nur-u tevhîd

  • Her şeyin bir olan Allah'a ait olduğunu gösteren tevhid nurunun aydınlattığı yüksek manevî makam.

makam-ı reca / makam-ı recâ

  • Ümit makamı.

makam-ı rububiyet

  • Rububiyet makamı.

makam-ı şan u şeref

  • Şan ve şeref makamı.

makam-ı şan ü şeref

  • Şan ve şeref makamı.

makam-ı şehadet

  • Şehitlik makamı.

makam-ı şeref

  • Şeref makamı, derecesi.

makam-ı tasdik

  • Doğruluma makamı, konumu.

makam-ı tazim / makam-ı tâzim

  • Saygı makamı.

makam-ı tebliğ

  • Tebliğ etme, duyurma makamı.

makam-ı tergib ve teşvik

  • İsteklendirme ve şevklendirme makamı.

makam-ı terhib ve tehdit

  • Korkutma ve tehdit makamı.

makam-ı tevakkuf

  • Durma, duraklama makamı.

makam-ı tevhid

  • Tevhid makamı, kalben Allah'ın birliğinin hissedildiği hal.

makam-ı ubudiyet

  • Allah'a kulluk yeri, kulluk makamı.

makam-ı uhrevi / makam-ı uhrevî

  • Âhirete ait makam.

makam-ı üveys

  • Veysel Karani'nin makamı.

makam-ı vekalet / makam-ı vekâlet

  • Vekillik makamı.

makam-ı yusuf

  • Yusuf'un makamı.

makam-ı zem

  • Kınama makamı.

makam-ı zem ve zecir

  • Kötüleme ve yasaklama makamı.

makamat / makamât / makâmat / مقامات

  • (Tekili: Makam ve makame) Makamlar, mertebeler.
  • Cemaatler, cemiyetler, kalabalıklar, topluluklar.
  • Makamlar.
  • Makamlar.
  • Makamlar. (Arapça)

makamat-ı aliye / makamat-ı âliye / makamât-ı âliye

  • Yüksek şerefli mevkiler, makamlar. Yüce makamlar.
  • Yüce, yüksek makamlar.

makamat-ı aşere / makâmât-ı aşere

  • Fenâ (Allahü teâlâdan başka her şeyi unutmak) makâmının başlangıcında olan ve fenâ makâmına kavuşmak için lâzım olan on şey.

makamat-ı asliye-i külliye / makamât-ı asliye-i külliye

  • Asıl geniş makamlar, yüce meclis ve mevkiler.

makamat-ı enbiya / makamât-ı enbiya

  • Peygamberlerin makamları.

makamat-ı evliya / makamât-ı evliya

  • Velilerin manevî makamları.

makamat-ı hitabiye / makamât-ı hitâbiye

  • Hitap etme makamları, konumları, ifade tarzları.

makamat-ı muhammediye

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) dereceleri, makamları.

makamat-ı resmiye

  • Resmî makamlar.

makamat-ı ruhiye

  • Ruhla ilgili makamlar.

makamat-ı velayet / makamât-ı velâyet

  • Velîlik makamları.

makame

  • (Çoğulu: Makamât) Meclis.
  • Topluluk, cemaat, cemiyet, kalabalık.
  • Nutuk tarzında söylenen sözler.

makamen

  • Makam yönünden.

makami / makamî

  • Makamla, bulunulan yerle ilgili.

makamımahmud / makâmımahmûd

  • Peygamberimize verilen yüksek makam.

makamperest

  • Makama düşkün.
  • Makam düşkünü.

makariz

  • (Tekili: Mikrâz) Makaslar, kesecek âletler.

makass

  • Makas.

makbaha

  • (Çoğulu: Makabih) Kabih, yakışıksız ve çirkin hareket.

makdem

  • (Çoğulu: Makadim) (Kudum. dan) Dönüp gelme. Gelme.

maksad

  • (Çoğulu: Makasıd) (Kasd. den) Kasdolunan ve istenilen şey. Merâm, gâye.

maksim

  • (Çoğulu: Makasim) Taksim edilecek, dağıtılacak yer.
  • Suyun kollara ayrılma yeri. Masluk, savak.

maksure

  • (Çoğulu: Makasir) Câmilerde etrafı parmaklıkla çevrilmiş biraz yüksekçe yer.

maktu'

  • (Maktua) (Çoğulu: Makati') Kesilmiş, kat olunmuş.
  • Pazarlıksız, değeri ve pahası biçilmiş.
  • Götürü.

mana-yı hilafet / mânâ-yı hilâfet

  • Hilâfetin anlamı; Peygamberimizin vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık makamının anlamı.

mana-yı saltanat / mânâ-yı saltanat

  • Saltanat makamının ifade ettiği mânâ, görev.

mansıb / منصب

  • Makam.
  • Devlet memuriyetindeki makam. (Arapça)

mansıbdar / منصبدار

  • Makam sahibi devlet memuru. (Arapça - Farsça)

mekabir

  • (Bak: Makabir)

mekadir

  • (Bak: Makadir)

mekal

  • (Bak: Makal)

mekaris / mekarîs

  • (Tekili: Mıkrâs) Makaslar, kesecek aletler.

mektub-u sami / mektub-u sâmî

  • Başbakanlık (sadaret) makamından yazılan resmi mektublar.

melaik

  • (Tekili: Melek) Melekler. Nurdan yaratılmış, fıtratları sâfi, makamları sabit, kendileri ma'sum mahluklar.

melaike-i mukarrebin / melâike-i mukarrebîn

  • Makam itibariyle Allah'a yakın olan melekler.

menasıb / menâsıb / مناصب

  • (Tekili: Mansıb) Devletin başlıca hizmetleri. Makamlar, rütbeler, pâyeler.
  • Makamlar. (Arapça)

mensıb-ı fetva

  • Fetva makamı.

menzil-i naz

  • Naz makamı.

menzile

  • Makam, derece.

merci / mercî

  • Makam, dönülecek yer, başvurulacak yer, kaynak, makam.

merci' / مَرْجِعْ

  • Müracaat makamı.
  • Mürâcaat makamı.

merci'-i küll

  • Bütün işler için müracaat edilen makam.

merci'-i resmi / merci'-i resmî

  • Bir idare veya memurun bağlı bulunduğu üst makam.

merciiyet / mercîiyet / مَرْجِعِيَتْ

  • Müracaat yeri olma; sığınılacak yer, makam hâlinde olma.
  • Başvurulacak makam olma özelliği, kaynaklık.
  • Mürâcaat makamlığı.

merkez

  • (Rekz. den) Bir şeyin ortası. Vasat. Yol. Durum, vaziyet. Hal, suret.
  • Şubeleri bulunan bir teşkilâtın idâre olunduğu ve emir veren yeri, makamı. Bir şeyin en işlek yeri. Teşkilât olan yerin en yüksek makamı.
  • Geo: Dairenin orta noktası. Çaplarının kesim noktası.

merkez-i hilafet / merkez-i hilâfet

  • Hilâfet merkezi, halifelik makamının bulunduğu yer.

mertebe

  • Derece, makam.
  • Derece, makam.

mertebe-i maneviye / mertebe-i mâneviye

  • Mânevî makam ve derece.

meşair

  • (Tekili: Meş'ar) Beş duygu, his. Hasseler.
  • Akıl ve vahiy.
  • Hacı olmadan evvel durulması lâzım gelen mühim makamlar.

mesaj

  • Sözle veya yazı ile gönderilen haber. (Fransızca)
  • Bir devlet adamının veya makam sahibi şahsiyetin, diğer bir şahsiyete veya cemaate gönderdiği yazılı haber. (Fransızca)

meşihat / meşîhat / مشيخت

  • Osmanlı Devletinde bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı görevini yürüten Şeyhülislam makamı.
  • Şeyhlik. (Arapça)
  • Şeyhlik makamı. (Arapça)

meşihat-i islamiye / meşihat-i islâmiye

  • İslâm ile ilgili devlet dairesi, Şeyhü'l-İslâmlık makamı.

meşihat-ı islamiye dairesi / meşihat-ı islâmiye dairesi

  • Osmanlı döneminde din alanında en yüksek makam olan kurum.

mesned / مسند

  • Dayanacak yer, nokta.
  • Mertebe. Makam.
  • Destek.
  • Dayanak. (Arapça)
  • Makam. (Arapça)

mesned-i re's

  • Başvurma yeri, müracaat makamı.

mesnednişin

  • Bir mesned veya makamda bulunan. (Farsça)

mevaka

  • Hamâkat, ahmaklık.

mevki' / mevkî'

  • Yer, mahâl, makam.

mevki-i içtimai / mevki-i içtimaî

  • Sosyal mevki, makam.

mevki-i içtimaiye

  • Toplumsal hayattaki mevki, makam.

mevki-i mualla / mevki-i muallâ

  • Çok yüce mevki ve makam.

mevki-i tatbik

  • Uygulama yeri, makamı.

mi'rac

  • Merdiven, süllem.
  • Yükselecek yer.
  • En yüksek makam.
  • Huzur-u İlâhî. Peygamberimiz Hz. Muhammed (A.S.M.) Efendimizin, Receb ayının 27. gecesinde Cenab-ı Hakk'ın huzuruna ruhen, cismen, hâlen çıkması mu'cizesi ki; en büyük mu'cizelerinden birisidir.

mihrab

  • Camide imamın namaz kılarken cemaatin önünde durduğu yer.
  • Şiddetli harbeden cengâver. Bahadır.
  • Evin şerefli yüksek yeri, çardak.
  • Meclisin sadrı ve ekrem mevzii.
  • Mc: Harb âleti.
  • Orman.
  • Melikin hususi makamı.
  • Mc: Şeytan ve hevâ ile muhare

mihrab-ı fazilet

  • Fazilet makamı.

mıhzak

  • Makat.

mıkass

  • (Çoğulu: Makâs) Kesecek âlet, mikrâz.

mikdam

  • (Çoğulu: Makadim) Çok ayaklı.
  • Kıdemli.
  • Çok çabalayıp uğraşan. Fazlaca gayret sarfedip ikdâm eden.

mıkraz

  • (Çoğulu: Mekariz) Makas. Kesecek âlet.

mikraz

  • (Çoğulu: Mekariz) Makas.

mıkraz / مقراض

  • Makas. (Arapça)

mikraz / مقراض

  • Makas. (Arapça)

mim

  • Kur'ân-ı Kerim alfabesindeki yirmidördüncü harf olup, ebced hesabında kırk sayısının karşılığıdır.
  • Tarih yazarken bazan Muharrem ayına bir işaret olabilir.
  • Bir kitap veya ibarenin sonuna veya altına temme (bitti) yerine ve "mâlum oldu, görüldü" makamında konulan bir harftir.<

mirac-ı marifet / mirac-ı mârifet

  • Allah'ı isim ve sıfatlarıyla tanıyıp bilme gibi yüce bir makama çıkmaya vasıta olan mânevî merdiven.

mirved

  • (Çoğulu: Merâvid) Milve makara ortasındaki demir, mihver.

mizlaka

  • Uzun burunlu ışık fitili makası.

mualla

  • Yüksek, yüce, âli. Makamı ve rütbesi yüksek.

muazale

  • Bir sözün mânasını başka sözle bağlayıp kelâmı arka arkaya getirme.
  • Kafiyeyi ayrılmıyacak şekilde mâkabliyle bağlama.
  • Sözde kelimeleri tekrarla kullanma.

müctehid

  • İctihâd makâmına yâni Kur'ân-ı kerîmden, hadîs-i şerîf ve diğer dînî delillerden hüküm çıkarma derecesine yükselmiş büyük din âlimi. Bütün İslâm ilimleri ve zamânın fen bilgilerinde söz sâhibi âlim.

müddei-yi umumi / müddei-yi umumî

  • Milletin umum haklarını korumak üzere muhakemede hazır bulunan vazifeli, hukuk tahsilini bitirmiş hükümet memuru. Adliye bakanlığına bağlı, icra kuvvetini birlik halinde temsil eylemek üzere teşekkül eden, adlî idare makamında bulunan şahıs. Savcı.

müdiriyyet / müdîriyyet

  • Müdürün makam ve vazifesi. Müdürlük.

muhasebe

  • Hesablaşmak. Hesab görmek. Hesab işi ile uğraşmak. Hesab işini gören resmi makam.

muhbir

  • Haber veren. Haberci. Haber toplayan.
  • Birisinin fenâlığını alâkadar makama haber veren. Jurnalcı.

mukaddemat-ı isna aşer / mukaddemat-ı isnâ aşer

  • Muhakemat isimli eserin ilk bölümünde yer alan ve on iki mukaddemenin bulunduğu "Birinci Makale" bölümü.

mukaddime

  • Evvel gelen. Öne geçen. Her şeyin evveli.
  • Bir kitapta asıl maksada başlamadan evvel kitapda olan bahisler hakkında ve kitabın muhteviyatına dâir yazılan makale, önsöz.
  • Alın. Nâsiye. Alındaki perçem.

müna

  • (Minâ) Arzular.
  • Birinin yerine kaim-i makam olmak, birinin yerine geçmek.
  • Suya giden yol.
  • Mekke-i Mükerreme'de hacıların kurban bayramında kurban kestikleri ve şeytan taşladıkları mukaddes yer.

murad / murâd

  • İstenilen; arzû edilen şey.
  • Tasavvuf yolunda bulunanlardan çalışmadan Allahü teâlânın yardım ve dilemesi ile yüksek makâmlara kavuşanlar. İctibâ (çekilenler, istenenler) yolunun sâlikleri, yolcuları.

mürtekış

  • Birbirine giren. Karmakarışık olan.

müşevveş

  • Karmakarışık, anlaşılmaz, düzensiz.

müşevveşiyet

  • Karışıklık, karmakarışık vaziyet.

müşir / müşîr

  • Mareşal, askeriyede yüksek bir makam.

müşiriyyet

  • Müşirlik. Mareşal makamı.

mütehezzic

  • (Çoğulu: Mütehezzicin) Makamla şarkı söyliyen. Terennüm eden.

mütehezzicane / mütehezzicâne

  • Makamla şarkı söylercesine. (Farsça)

mütehezzicin / mütehezzicîn

  • (Tekili: Mütehezzic) Makamla şarkı söyliyenler.

müteşevviş

  • (Teşevvüş. den) Karışık, karmakarışık, anlaşılmaz, içinden çıkılmaz.

müzebzeb

  • Karmakarışık.
  • Elinden iş gelmez, bir şeye karar veremeyen. Beceriksiz.

müzebzib

  • Karıştıran. Karmakarışık eden.

müzekkire

  • Bir iş için üst makama yazılan resmi kâğıt.

nahis

  • Dönmekten dolayı genişlemiş olan makara deliği.

nahun-büray / nâhun-bürây

  • Tırnak makası, tırnak çakısı. (Farsça)

nahun-tıraş / nâhun-tıraş

  • Tırnak makası, tırnak çakısı. (Farsça)

nahunbür / nâhunbür

  • Tırnak makası. (Farsça)

neva / nevâ

  • Ahenk, ses, güzel sadâ, nağme, avaz. (Farsça)
  • Musikide bir makam ismi. (Farsça)
  • İntizamlı hâl. (Farsça)
  • Azık, zahire, rızık. (Farsça)
  • Ses, sadâ, makam, âhenk.
  • Refah.
  • Levazım, kuvvet, zenginlik.
  • Nasip.
  • Türk musikisinde eski makamlardan biri.

nevai / nevaî

  • Ahenkle, makamla ilgili. (Farsça)

nevaket

  • Hamakat, ahmaklık.

nevcah

  • Bir makama veya memuriyete yeni geçmiş olan. (Farsça)
  • Tahta yeni oturmuş (padişah). (Farsça)

nihavend

  • İran'ın batı tarafında meşhur bir şehir adı.
  • Musikide bir makam.

patriklik

  • Osmanlı saltanatı zamanında muhtelif gayr-i müslimlerin dinî ve medenî bazı işlerini idare eden makamlar.

piş-müzd

  • Pey, pey akçesi. Satılık bir şeye talip olan kimsenin, sonradan caymayacağını temin makamında olmak üzere satıcıya peşin verdiği bir miktar para. (Farsça)

post / پست

  • Tüylü hayvan derisi. (Farsça)
  • Mc: Makam, mevki. (Farsça)
  • Hayvan derisi. (Farsça)
  • Post. (Farsça)
  • Makam. (Farsça)

raale

  • Hamakat, ahmaklık.

rakaat

  • Hamâkat, ahmaklık.

rat'

  • (Bak: Ret')RATA' : Hamakat, ahmaklık.

ravza-i pak-i ahmedi / ravza-i pâk-i ahmedi

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) tertemiz makamı, kabri.

refref

  • Peygamberimizi Mîraçta en yüksek makama götüren binek.

rical / ricâl

  • Adamlar; makam sahibi olanlar.

rikab / rikâb

  • Özengi.
  • Büyük bir kimsenin huzuru, önü, makamı.

riyasetpenah

  • Başkanlık makamında bulunan. Başkanlık eden, başkan olan. Reislik yapan. (Farsça)

rütbe

  • Derece, makam.

sa'd-ı taftazani / sa'd-ı taftazanî

  • (M. 1322-1389) Horasan'da doğmuş büyük bir İlm-i Kelâm âlimidir. En meşhur eseri, "Makasıd" adlı kelâm kitabıdır.

şa'riyye

  • Çorbalık makarna, şehriye.

saba / sabâ / صبا

  • Meltem, gündoğusunden esen yel. (Arapça)
  • Sabâ makamı. (Arapça)

sadaret / sadâret

  • Vezirlik, başvezirlik. Osmanlı Devleti zamanında Başvekillik makamına verilen isim.
  • Öne geçme, başta bulunma.
  • Osmanlı İmparatorluğunda başvezirlik, sadrâzamlık, başbakanlık makamı.

şah-ı velayet

  • Velîlik makamının şâhı, başı.

sahib-i kemal / sâhib-i kemâl / صَاحِبِ كَمَالْ

  • Manevî olgunluk ve makam sahibi.

şan / şân

  • Yüksek makam.

sarif

  • Kapı gıcırtısı.
  • Diş gıcırtısı.
  • Makara sesi.

şefaat-ı uzma / şefaat-ı uzmâ

  • (Bak: Makam-ı Mahmud)

şehnaz

  • Eski Osmanlı müziğinde meşhur bir makam ismi. (Farsça)
  • Meşhur bir dünya güzelinin ismi. (Farsça)
  • Çok güzel olan. (Farsça)

sekseke

  • Hamakat, ahmaklık.

sema-i kur'ani / semâ-i kur'âni

  • Kur'ân'ın semâsı; Kur'ân'ın yüce makam ve mânâsı.

semavat-ı kur'aniye / semâvât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın yüce makam ve dereceleri.

şeref

  • Yükseklik, yücelik. Büyüklük.
  • İnsanlar arasında geçerli ve makbul olma. Büyük bir makam sâhibi olma.
  • Cenab-ı Hakka itâat ve ubudiyyeti ve yüksek hizmeti ile çok ihsanına mazhar olma.
  • İftihâr, övünme.

şerh

  • Açma, genişletme.
  • Açıklama. Anlaşılanı anlatma. Bir yazı veya konuşmayı kolay anlaşılması için izah etme, tafsil etme.
  • Bir şeyi dilim dilim kesme.
  • Bollaştırma.
  • Bir müşkil ve mübhem makaleyi açıklama, keşif ve izhar etme.
  • Açıklanmış yazı, risale.

serir-i hükümet

  • Hükümet tahtı. Makam sandalyesi.

serir-i saltanat / serîr-i saltanat

  • Saltanat tahtı; sultanlık makamı.

serir-i tedris

  • Ders verme makamı.

seta

  • Hamakat, ahmaklık.

şevk-i tenzili / şevk-i tenzilî

  • Kur'an-ı Kerim'in ilk önceki mânâsıyla Sahabelere verdiği sevgi ve iştiyak. Kur'an-ı Kerim'in tenzil mertebesindeki mânâsının verdiği şevk. İlâhî bir makamdan inmenin verdiği şevk.

seyr ü süluk-i kalbi / seyr ü sülûk-i kalbî

  • Kalp yoluyla mânevî makamlarda İlâhî hakikatlara ulaşmak için bir rehberin öncülüğünde çıkılan mânevî yolculuk.

seyr ü süluk-u ruhani / seyr ü sülûk-u ruhanî

  • Mânevî makamlarda ruhen seyir ve seyahat.

seyr ü süluk-ü ruhaniye / seyr ü sülûk-ü ruhaniye

  • Mânevî makamlardaki ruhanî seyir ve seyahat.

seyr-i süluk / seyr-i sülûk

  • Hak ve hakikate ermek için bir rehber öncülüğünde ve denetiminde mânevî makamlarda yapılan seyir ve seyahat.
  • Mânevî makamlarda seyir ve seyahat; velayet yolunda mânevî ilerleme yolculuğu.

seyr-i süluk-i ruhani / seyr-i sülûk-i ruhanî

  • Manevî makamlarda ruh ile yapılan seyir ve seyahat.

seyr-i süluk-ü kalbi / seyr-i sülûk-ü kalbî

  • Mânevî makamlarda kalp ile yapılan seyir ve seyahat.

sıddikiyet / sıddîkiyet

  • Sadâkat ve doğrulukta en ileri oluş. Çok sâdık olma hâli. Velilik mertebesinin nihâyeti. Peygamberlik mertebesinin bidâyeti olan makam.
  • Aşere-i Mübeşşere'nin birincisi ve ilk halife olan Hz. Ebubekir'in (R.A.) nâmı ve sıfatıdır.
  • Çok doğru olup, hiç yalan söylememek.
  • Sıddîklik, manen pek yüksek bir makam.

sidre

  • Ağaca teşbih edilen, yedinci kat gökte bir makam ismi.
  • Yedinci kat gökte olduğu rivâyet edilen bir makam.

sidre-i münteha

  • Peygamber'in ulaştığı en son makam.

sidret-ül münteha

  • Mahlukat ilminin ve amelinin kendisinde nihayet bulup kevn âlemini hududlandıran bir işaret. Yedinci kat gökte olduğu rivayet edilen ve Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ulaştığı en son makam.

sidretü'l-münteha / sidretü'l-müntehâ

  • Peygamber'in ulaştığı en son makam.
  • Yedinci kat gökte olduğu rivâyet edilen ve Cebrail'in (a.s.) çıkabildiği en son makam.

şikayet

  • Sızlanma, sızıltı.
  • Haksız olan, haksız iş yapan bir kimseyi üst makama bildirmek.

siksak

  • Hamâkat, ahmaklık.

sirac-ı kurb-i ev edna / sirâc-ı kurb-i ev ednâ

  • Yakınlığın, hatta daha da yakınlığın kandili (Peygamber Efendimiz Miracda Cenâb-ı Hakkın huzuruna geldiğinde Ona çok yaklaşmıştı. O yakınlık makamı kâinatta hiçbir varlığa nasip olmamıştır.).

siyah dutun bir meyvesi

  • On Yedinci Söz'ün İkinci Makamı'nda yer alan bir bölüm.

sorgu dairesi

  • Mahkemeye çıkarılan sanıkların sorgulandıkları bölüm, makam.

şühud-i enfüsi / şühûd-i enfüsî

  • Kendi hakîkatini görme. Tasavvuf yolunda Allahü teâlâya yakın olma hâli. Tasavvuf makamlarını kalb gözüyle görme.

tabakat-ı aliye / tabakat-ı âliye

  • Yüce katlar, makamlar.

taganni / tagannî / تغنى

  • (Gınâ. dan) Muhtaç olmamak.
  • Kâfi bulmak.
  • Zengin olmak.
  • Şarkı söylemek. Bir ibareyi makamla okumak.
  • Bir şâirin birisini medih veya hicvetmesi.
  • Zenginlik. (Arapça)
  • Makamına göre şarkı söyleme. (Arapça)
  • Tagannî etmek: Şarkı söylemek. (Arapça)

tahir

  • Temiz. Pâk. Abdesti bozacak veya guslü icab ettirecek şeylerden birisiyle özürlü olmayan.
  • Zâhir ve bâtında bütün ayıp ve kirlerden temiz, pâk olduğu için Hz. Peygamberimize de (A.S.) bu isim verilmiştir.
  • Müzikte: Makam ismi.

taht / تخت

  • Makam.
  • Hükümdarların oturduğu büyük koltuk. Hükümdarlık makamı. (Farsça)
  • Saltanat koltuğu. (Farsça)
  • Saltanat makamı. (Farsça)

taht-ı ali / taht-ı âlî

  • Yüce taht; büyük makam.

taht-ı mukaddes

  • Kutsal taht, makam.

tar ü mar

  • Dağınık, karmakarışık, perişan. (Farsça)

tarih

  • Hâdiseye vakit tayin etmek.
  • Vak'anın vukuuna tayin olunan vakit. Zaman tesbiti.
  • Geçen hâdiseleri kaydetmekten hâsıl olan ilim.
  • Vak'anın vukuuna vakit tayin eden söz ve makam.
  • Memlekette vâki olan hâdiseleri zamana nazaran tertip ve sırasıyla zikir ve beyan ede

tavtin

  • (Vatan. dan) Bir yerde yerleştirme. Yurtlandırma.
  • Birşeye bağlanıp onu neticelendirme. Makam tutunmak.
  • Gönlünü bağlamak.

tebelbül-ü elsine

  • Dillerin karmakarışık olup anlaşılmaz hale gelmesi.

tebelleş

  • Birbirine geçmiş, karmakarışık, karışmış.

tebevvü'

  • Makam tutmak.

teganni / tegannî / تَغَنّ۪ي

  • Makamlı okuma.

tehezzüc

  • Nağmeli ses çıkarma. Terâne-perdâzlık etme, makamla şarkı söyleme.

tehzic

  • (Çoğulu: Tehzicât) Makamla şarkı söyleme.

tekmil makamı / tekmîl makâmı

  • Olgunlaştırmak, tamamlamak, kemâle erdirmek makâmı. Tasavvufta başkalarını yetiştirebilmek derecesine ulaşma.

temcid

  • Cenab-ı Hakk'ın büyüklüğünü bildirmek. Tazim ve sena etmek.
  • Ağırlamak.
  • Sabah namazı vaktinden evvel minarelerde belli makamlarda söylenen ilâhi, niyaz.

temyiz mahkemesi

  • Yargıtay; alt mahkeme kararlarının doğru verilip verilmediğini incelemekle görevli üst makam.

tenakkul

  • (Nukl. den) Bir yerden başka bir yere geçme.
  • Nakletme.
  • Bir makamdan başka makama intikal etme.

terane / terâne / ترانه

  • Edb: Rübâinin başka bir ismi.
  • Terennüm. Nağme, âhenk, makam.
  • Bir şiiri makam ile okuma, şarkı söyleme.
  • İran edebiyatına özgü rubai şekli. (Farsça)
  • Makam, ahenk. (Farsça)
  • Şarkı. (Farsça)

teraneperdaz / teraneperdâz

  • Makamla şarkı söyliyen. (Farsça)

terfi-i makam

  • Makam itibariyle terfi etme, yükselme.

teşevvüş-ü fikri / teşevvüş-ü fikrî / تَشَوُّشُ فِكْر۪ي

  • Fikrin karmakarışık olması.

teşevvüşat-ı akliye

  • Akılın karmakarışık olması, bulanması.

tesis-i ahkam-ı risalet / tesis-i ahkâm-ı risalet

  • Peygamberlik makâmının hükümlerinin tesisi, uygulamaya konulması.

üfn

  • Hamâkat, ahmaklık.

uluvv-ü cenab / uluvv-ü cenâb

  • Yüksek makam ve kişilik sahibi.

ümidgah / ümidgâh

  • Bir şey ümit edilen yer veya makam. (Farsça)

unsur-u akide

  • İnanç unsuru; Muhâkemât'ın üçüncü makalesi.

unsur-u belagat / unsur-u belâgat

  • Belâgat unsuru, Muhâkemât'ın ikinci makâlesi.

ünvan-ı manidar / ünvan-ı mânidâr

  • Önemli makam ve isim.

urf

  • (Çoğulu: A'râf) At yelesi.
  • Horuz ibiği.
  • Âdet.
  • Cennet ile Cehennem arasında bir makam.
  • İhsan.

vahy

  • Vahiy, ilâhî makamdan peygambere inen yüce mânâlar.

veci

  • Güzel, hoş, lâtif. Uygun, münasib.
  • Bir kavmin büyüğü, reisi.
  • Hürmetli insan.
  • Sultan huzuruna girenler.
  • Makam ve şeref sâhibi.

verh

  • Hamâkat, ahmaklık, bilmezlik.
  • Ucuz et.

veyh

  • Bir şeyi kandırmak makamında kullanılır.

veyl

  • Vay hâline, yazık, felâket, hüzün ve hüsran.
  • Cehennem'de bir çukur ismi veya Cehennem'in bir kapısına bu isim verilmiştir.
  • Vaid, tehdid makamında kullanılan azab kelimesidir.

vilayet / vilâyet

  • Evliyâlık, velîlik makâmı, Allahü teâlâya yakın olma, gafletten uzak bulunma.

vilayet-i amme / vilâyet-i âmme

  • İslâmiyet'in yalnız sûretine uyanların kavuştuğu evliyâlık makâmı.

vilayet-i hassa / vilâyet-i hâssa

  • Tasavvufta, nefsin îmân ve itâate geldiği ve bütün ibâdetlerin hakîkî ve kusursuz olduğu makam.

vilayet-i kübra / vilâyet-i kübrâ

  • Vehimden ve hayâlden kurtulma makâmı. Bu vilâyete, Vilâyet-i enbiyâ da denir.

vücud-i adem / vücûd-i adem

  • Tasavvufta cezbe denilen makâmda kendini yok bildikten sonra, hâsıl olan bir hâl, makam.

zahid

  • (Zühd. den) Tas: Borç olan ibadetlerden, aslî vazifelerden başka dünya süs ve makamlarından feragat eden kimse. Sofi. Müttaki. Zühd ve perhizkârlıkla muttasıf.

zamir

  • Bir şeyi gizlemek.
  • İç.
  • Huk: Bir şeyin iç yüzü.
  • Niyet.
  • Vicdan. Kalb.
  • Gaye.
  • Gr: Mütekellim, muhatab ve gaibe delâlet eden ve bunların makamına kaim olan rumuzat harfleri ve harf terkiblerinin her biri. (Ben, sen, o; ene, ente, hüve gibi) ismin ye

zevat-ı aliye / zevât-ı âliye

  • Yüksek makama sahip zâtlar, kimseler.

zıll makamı / zıll makâmı

  • Tasavvuf yolunda bir makâm, derece. Tasavvufta asla kavuşmadan önce, aslın görüntülerinin ele geçtiği makam.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR