LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te maddi ifadesini içeren 210 kelime bulundu...

abdullah

  • Allah'ın kulu.
  • Bu isim Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın mübarek ve şerefli isimlerindendir. Çünkü, Allah'a itaat ve ibadette, kulluk yapmada devamlı ve en ileride olup bütün ömürlerinde Cenab-ı Hakka maddi manevi bütün hâlâtında itaatttan ayrılmamıştır (A.S.M.). Hem muhterem ba

adem-i harici / adem-i haricî / adem-i hâricî

  • Maddeten yok olma hâli; Allah'ın ilminde var olup fakat maddî varlığı olmayan.
  • İlm-i İlâhide mevcud olup, maddi vücudu olmayan.

adem-i kuvvet-i zahire / adem-i kuvvet-i zâhire

  • Görünürde herhangi bir maddî güce sahip bulunmayan.

afat-ı maneviye ve maddiye / âfât-ı mâneviye ve maddiye

  • Maddî ve mânevî âfetler, belâlar.

ah

  • Maddi veya mânevi bir acı hissolundukta kullanılır.
  • Nedamet, pişmanlık ve teessüf beyan eder.
  • Birine acındığına, keder ve esef edildiğine delalet eder. Meselâ : Ah! Evladım! gibi.

ahval-i maddiye / ahvâl-i maddiye

  • Maddi haller, sağlık durumu.

alat-ı cismaniyye / âlât-ı cismaniyye

  • Maddî âletler.

alem-i cismani / âlem-i cismanî

  • Maddî âlem.

alem-i cismaniyye / âlem-i cismaniyye

  • Maddî âlem, kâinat, dünya.

alem-i maddi / âlem-i maddî / عَالَمِ مَادّ۪ي

  • Maddî âlem, görünen âlem.
  • Maddi âlem.

alem-i maddiyat ve şehadet / âlem-i maddiyat ve şehadet

  • Maddî ve görünen âlem.

alem-i mana / âlem-i mânâ

  • Mânâ âlemi; maddî gözle görünmeyen mânevî âlem; rüya ve keşif âlemi.

alem-i mülk / âlem-i mülk

  • Görünen maddî ve cismanî âlem.

alem-i mülk ve şehadet / âlem-i mülk ve şehadet

  • Gözle görünen maddî ve cismanî âlem.

alem-i ruhani / âlem-i ruhanî

  • Maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemi.

amel-i salih / amel-i sâlih

  • Allah rızâsına uyan hayırlı amel. Günahlardan uzak olan iş, fiil. Maddi veya mânevi hukuk-u ibâdı ifâ etmek.

aydın

  • Aydınlık.
  • Açık, âşikâr, açıkça görünen.
  • Mübârek, mesut. Bilgili, okumuş, görgülü.Bugün bazı çevrelerde batı ilim ve felsefesini tahsil edip benimseyenlere de "aydın" denilmektedir. Aklı gözüne inmiş, yani herşeyi maddi ölçülerle yorumlamaya alışmış, kalbi maddeci felsefe ile

ayet-i tekviniye / âyet-i tekvîniye

  • Maddî alemde gözle görülen âyet.

bela / belâ

  • Allahü teâlânın insanları imtihan etmek, denemek için verdiği maddî ve mânevî üzüntü, sıkıntı, musîbet, âfet.

bihasebi'l-ade

  • Maddî sebepler bakımından.

bünye

  • Yapı; insanın maddi ve mânevî yapısı.

burhan-ı maddi / burhan-ı maddî / burhân-ı mâddî / بُرْهَانِ مَادِّي

  • Maddî delil.
  • Maddi delil.

caka

  • (Argo) Gösteriş, çalım. Caka, mal mülk, giyim, kuşam, yahut hareket davranış yoluyla olabilir. İslâm'da gösterişin her şekli haram ve günahtır. Bugün bazı kimseler ve aileler gösteriş belâsı yüzünden maddî sıkıntılara düşmekte, israfa sürüklenmektedir. İşledikleri günahın cezasını bu dünyada da çeki

çalgı

  • Müzik âleti. Müzik, çalgı. (İslâm âlimleri insanda maddi, hayvâni hisler ve hevesler uyandıran müziğin haram olduğunu bildirmişlerdir.)

cehennem-i manevi / cehennem-i mânevî

  • Maddî olmayan cehennem.

cesed-i misali / cesed-i misalî

  • Maddi yapısı olmayan vücut, misalî beden.
  • Misalî ve lâtif bir cesed. Varlığı maddî olmayan fakat cinsinin cesedine benzeyen beden.

cihad

  • İslâm için düşmanla yapılan maddî, manevî savaş.
  • Nefisle yapılan her türlü mücadele.

cihazat

  • (Tekili: Cehâzât) (Cihâz) Cihazlar, maddî manevî âletler, lüzumlu edevat.

çirkab-ı hayat-ı maddiye / çirkâb-ı hayat-ı maddiye

  • Maddî hayattaki çirkef, bataklık.

cism-i maddi / cism-i maddî

  • Maddî cisim, beden.

cismani / cismanî / cismânî

  • (Cismaniye) Bedene mensub, vücutla alâkalı.
  • Mânevi ve ruhani karşılığı. Maddi ve cisimli olmak.
  • Maddi vücuda sahip.

cismani kur'an-ı kebir / cismânî kur'ân-ı kebîr

  • Maddî yapı kazanmış büyük Kur'ân, kâinat kitabı.

cismaniyat

  • Maddî varlıklar.

cismaniyet / cismâniyet

  • Cismânilik. Maddi beden sahibi olmak hâli.
  • Bedenle, maddî vücutla ilgili oluş.

cudi-i islamiyet / cûdî-i islâmiyet

  • İslâmiyetin Cûdî Dağı; insanları maddî ve mânevî tufanlardan ve felâketlerden koruyan İslâm dini için bir benzetme olarak kullanılmış.

cüz-i layetecezza / cüz-i lâyetecezzâ

  • Bir daha bölünmeyen en küçük parça. En küçük cisim parçası. Tecezzisi kabil olmayan. Atom. Yani parçalansa, maddîlikten çıkıp kanun-u İlâhî ile bir nevi kuvvete inkılâb eder.

dağdağa-i hayat-ı cismaniye

  • Maddî hayatın sıkıntıları.

daire-i esbab

  • Sebepler dâiresi. Sebep ve kanunların bulunduğu yer olan maddi âlem.

dalkavuk

  • Eline maddî menfaatler, para vesaire geçirmek için yaltakçılık ve soytarılık edip kendi vakar ve haysiyetini muhafaza etmeyen adam. (Türkçe)
  • Maddî ve şahsî menfaatleri için zilleti kabul eden soytarı adam.

delail-i enfüsiye

  • Kişinin kendi nefsinde olan deliller. Yani vücudun gerek maddi ve gerek (vicdan ve hisler gibi) mânevi yapısında olan ve imana ait hükümleri isbat eden delillerdir.

delail-i zahiriye / delail-i zâhiriye

  • Açık olarak zâhirde görünen deliller. Maddi deliller.

deneycilik

  • (Ampirizm) Fels: İnsan zihninde mevcut her bilginin ve her düşüncenin kaynağı tecrübe (deney) olduğunu iddia eden felsefi görüş. Bu görüş, tecrübenin ehemmiyetini belirtirken aklın ve dinin rolünü inkâr ediyor. Tecrübe maddi dünyayı anlamak için gerekli ama, yeterli değildir. Tecrübe görüneni ve müş

depresyon

  • Maddi veya manevi çöküntü. İç sıkıntısı. (Fransızca)

dumur

  • Bir uzvun maddi veya mânevi kabiliyetinin körelmesi. Gıdasızlıktan dolayı bir uzvun kuruyup kalması. Helâk. Körelmek.
  • Bir yere izinsiz gitmek.

dünyaperest

  • Dünyaya tapacak derecede ehemmiyet verip âhiretini düşünmeyen. Maddiyatı çok seven. (Farsça)

ebras

  • İnsanın rengini degiştiren alaca ve miskin eden çok fena bir maddi hastalık ismi.

efkar-ı mücerrede / efkâr-ı mücerrede

  • Mücerret fikirler; maddî âlemlerden uzak ve soyutlanmış düşünceler.

ehl-i medeniyet

  • Dünyaya yalnız dünya için ve maddî zevk ve menfaatleri için bakanlar.

emr-i vehmi / emr-i vehmî

  • Maddi bir varlığı olmayan, ancak itibar edilen, varsayılan olgu; meridyen çizgileri ve maddedeki çekim kanunu gibi.

enkaz-ı maddiye

  • Maddi yıkıntılar.

envar

  • (Tekili: Nur) Nurlar, ışıklar, aydınlıklar. Maddi veya mânevi karanlıktan kurtarmaya vâsıta olanlar.

erba'in / erba'în

  • Kırk günlük riyâzet. Maddî bağları azaltıp, mânevî tarafı kuvvetlendirmek ve kalb aynasını parlatmak için, tasavvuf büyükleri tarafından konan usûllerden biri; kırk gün az yemek, az içmek, az konuşmak, çok ibâdet etmek. Buna çile de denir.

erkan-ı alem / erkân-ı âlem

  • Maddî âlemin temel unsurları.

erzak

  • (Tekili: Rızık) Rızıklar. Azıklar. Yiyecek içecek maddeler. İhtiyaçlar. Maddi, mânevi muhtaç olduğumuz şeyler.

erzak-ı maddiye ve maneviye / erzak-ı maddiye ve mâneviye

  • Maddi ve mânevî rızıklar.

esbab-ı maddiye / esbâb-ı maddiye / اَسْبَابِ مَادِّيَه

  • Maddî sebepler.
  • Maddî sebebler.

fen

  • Maddî ilim, bilim, hüner.

fena

  • Yok olma, yokluk. "Beka"nın zıddı. (Tasavvufta maddî varlıktan sıyrılıp hakka ulaşma).
  • İyi olmayan, kötü.

fenn-i tıb

  • Tabiblik, doktorluk. Maddi hastalıklara ilâç ve şifa bulmağa çalışan ilim.

fennin iliştiği

  • Bazı materyalist bilginlerin maddî ilimleri kullanarak Kur'ân'daki bazı âyetlerin gerçek dışı olduğunu ileri sürmeleri.

feveran / feverân

  • Maddi ve manevi kaynayıp fışkırmak.
  • Köpürmek.
  • Coşmak.
  • Kokunun etrafa yayılması.
  • Depreşmek.
  • Şiddet.

fevk

  • Üst, üst taraf, yukarı (maddî-manevî)

gerd-alude / gerd-âlûde

  • Toza toprağa bulaşmış, tozlu topraklı. (Farsça)
  • Mc: Maddiyatı olan kimse, paralı, zengin. (Farsça)

gusl

  • Boy abdesti; dinin gerekli gördüğü hallerde maddî, mânevî temizlik için şartları dahilinde yıkanma.

gusül

  • Boy abdesti. Temizlenmek. Maddi, manevi temizlik için şartları dahilinde yıkanmak. Taharet-i Kübrâ da denir.

hacat-ı maddiye / hâcât-ı maddiye

  • Maddî ihtiyaçlar.

hacet namazı / hâcet namazı

  • Maddî ve mânevî bir ihtiyaca, dileğe kavuşmak niyeti ile iki ve en fazla on iki rek'at olarak kılınan namaz.

hadisat-ı kevniye-i gaybiye / hâdisât-ı kevniye-i gaybiye

  • Maddî âlemde gelecekte meydana gelecek olan olaylar.

hakaik-i ahval / hakâik-i ahval

  • Maddî ve mânevî âlemlerdeki hâllerin gerçek mahiyetleri, içyüzleri.

hakikat-i hariciye / hakikat-i hâriciye

  • Dışa ait, maddî âlemde yer alan varlık.

hakikat-i maddiye

  • Maddî gerçek.

haricen

  • Somut ve maddî olarak.

harici vücut / hâricî vücut

  • Dışa ait, maddî vücut.

hasiyat-ı maddiye / hâsiyât-ı maddiye

  • Maddî özellikler.

hayat-ı cismaniye / hayat-ı cismâniye

  • Maddî, bedene ait hayat.

hayat-ı faniye-i maddiye / hayat-ı fâniye-i maddiye

  • Maddî olan geçici hayat, dünya hayatı.

hayat-ı hayvaniye-i maddiye-i dünyeviye

  • Maddî dünyadaki canlı hayat.

hayat-ı maddiye

  • Maddî hayat.

hayat-ı maneviye / hayat-ı mâneviye

  • Maddî olmayan, mânevî hayat.

hayat-ı maneviye ve maddiye / hayat-ı mâneviye ve maddîye

  • Maddî ve mânevî hayat.

hayr-hah

  • Hayır sâhibi. Herkesin manevî ve maddî iyiliğini isteyen. Allah rızası için ilm-i Kur'an ve imanla, manen ve maddeten hayırlı hizmetler etmeyi ve hayırlı işler işlemeyi seven. (Farsça)

hazine-i hümayun

  • Hazine-i Hümayun'da bulunan savaş eşyasından bir kısmının manevî değeri büyüktü. Diğer kısmının ise maddî değeri fazla idi. (Savaşlarda ele geçirilen kıymetli ganimet, padişahlardan kalmış olan değerli eşyalar gibi.)

hibale

  • (Çoğulu: Habâil) Maddi ve manevi şeylerde tuzak, ağ.
  • Kement, bağ.

hüceyre-i kübra / hüceyre-i kübrâ

  • En büyük hücre; maddî yapısı çok küçük olmasına rağmen, değeri çok büyük olan insan.

hürriyet

  • Hürlük, serbestlik.
  • Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uyup, herkesin hakkını gözetmek.
  • Maddî ve mânevî her türlü şeyin sevgisinden gönlünü kurtararak yalnız Allahü teâlâya kul olmak.

hüsün ve cemal / hüsün ve cemâl

  • Maddî ve manevî güzellik.

ihsasiyye

  • Tecrübeden ve hissedilenden gayrısını kabul etmeyen. Hissiyyun ve maddiyyun fırkasından olanlar. İmansızlık. Dinsizlik.

ind

  • Arapçada zaman veya mekân ismi yerine kullanılır. Hissî ve manevî mekân. Maddî ve manevî huzura delâlet eder. Nezd, huzur, yan, vakt, taraf gibi mânâlara gelir. Gayr-ı mütemekkindir. Yani harekeleri değişmez. İzafete göre zamanı ifade eder (Min) harf-i cerriyle birleşebilir. Bazan da zarf olmaz. Baz

insibag

  • Boyalanma. Maddi veya mânevi rengi ile renklenme. Boya tutma.
  • Temizlenme.

intizam-ı maddi / intizam-ı maddî

  • Maddî düzenlilik ve tertip.

irzak

  • Rızıklandırmak, maddi veya mânevi ihtiyacını vermek.

isbatiyecilik

  • Bu felsefe nazariyesine göre, isbat yolu ile yakîn, şüphesiz bilginin elde edilebilmesi, tecrübelerle müşahadelerle ve vakıalara istinaden mümkün olacağı iddia edilir. İsbat şeklini ve sahasını daraltıp sadece maddiyata münhasır kılan bu anlayış yalnız maddiyata ait mes'eleler için doğrudur.

istidad-ı isyan ve tehevvür

  • Maddî veya mânevî hiçbir şeyden korkmama ve isyan etme yeteneği.

ittifakıyet-i avra / ittifakıyet-i avrâ

  • Tek gözü kör olan ittifak, beraberlik; arkasında hükmeden İlâhî kudret görülmediği için sadece maddî güce sahip olduğu sanılan birlik ve beraberlik.

kanun-u zivücud-u harici / kanun-u zîvücud-u haricî

  • Haricî (maddî) vücud sahibi bir kanun.

kayd-ı maddiyat

  • Maddi kayıt, bağ.

keramet-i kevniye

  • Maddî ve kişisel yapısının olağanüstü olması.

kerem-i mütecessid

  • Maddi vücut giymiş kerem.

kesif / kesîf

  • Sığ, yoğun, maddî yapısı olan.

kudsi hikmet / kudsî hikmet

  • Maddî manevî herşeyin kutsal gaye ve faydalarını öğreten ilim.

kültür

  • Bir milletin maddî ve mânevî varlıkları, yaşayış ve davranış şekli, kazanılan genel bilgi.

kutb-ul arifin / kutb-ul ârifîn

  • Ariflerin en ileri geleni, en büyüğü. Maddi, mânevi ve İlâhi ilim sahiblerinin başı. Ariflerin kutbu.

kuvve-i musavvire

  • Cenâb-ı Hakkın izni ve kanunu ile maddiyatın şekil ve suretini alma kabiliyeti

kuvvet-i maddiye

  • Maddî kuvvet.

letafet-i kalb / letâfet-i kalb

  • Kalbin nurluluk kazanması, maddî şeylerden soyutlanması.

lezzet-i maddiye

  • Maddî lezzet.

lezzetperest

  • Maddî mânevi zevk ve lezzet peşinde koşan, zevk ve lezzete düşkün.

ma'dumat-ı hariciyye / ma'dumat-ı hâriciyye

  • İlm-i İlâhide olup, maddi vücudu olmayan şeyler.

ma'nevi / ma'nevî

  • Mânâya, rûha ve gönüle âit olan, inançla ilgili. Maddî olmayan.

madde-i maddiye

  • Maddî madde.

maddeten / مَادَّةً

  • Maddî olarak.
  • Maddî olarak.

maddeten terakki

  • Maddî açıdan gelişme, ilerleme ve üstün hâle gelme.

maddeten ve manen / maddeten ve mânen

  • Maddî ve mânevî olarak.

maddi / maddî

  • (Maddiye) Cismâni. Madde ile alâkalı olan. Maddeye ait.
  • Paraca ve malca.
  • Paraya ve mala fazlaca ehemmiyet veren.
  • Dokunma, koklama, görme, işitme, tatma ile hissedilip duyulan şeyler.

maddi felsefe / maddî felsefe

  • Aklı esas alıp herşeyi maddî ölçülere göre değerlendiren düşünce sistemi; materyalist felsefe.

maddi mülkiyet / maddî mülkiyet

  • Maddî mal ve zenginlik.

maddi terakki / maddî terakki

  • Maddî yönden elde edilen gelişme; ilim ve teknolojide gelişip ilerleme.

maddiyat / maddiyât / maddîyât

  • (Tekili: Maddiyet) Maddi ve cismâni şeyler. Gözle görülüp elle tutulur cinsten şeyler.
  • Maddi şeyler.
  • Maddî şeyler.

maddiye-i hayvaniye

  • Maddî olan hayvanî yapı, maddî beden.

maddiyet / مادیت

  • (Çoğulu: Maddiyât) Gözle görülüp elle tutulan şey. Cismâni.
  • Maddîlik. (Arapça)

maddiyunluk

  • Maddiyunların mesleği. Maddecilik. Hiçbir müsbet delile dayanmıyan ve sadece maddeye istinad eden ve ruhâniyatı ve mâneviyatı inkâr edenlerin bâtıl akideleri.

maddiyyun

  • (Maddiyun) Maddeciler. Her şeyin esası madde olduğunu iddia edip, ruhaniyatı inkâr eden dinsizler. Her şeyi madde ile ölçenler. Masnuât-ı İlâhiye olan mahlukatı ve zerrelerin muntazam hareketini, tesadüf eseri gibi kabul ve tevehhüm edip dinsizliğe yol açmağa çalışanlar.

madumat-ı hariciye / mâdûmât-ı hariciye

  • Görünürde maddî yapısı olmayan.

mahiyet-i maddiyat

  • Maddiyatın öz niteliği.

mahiyet-i mücerrede / mâhiyet-i mücerrede / مَاهِيَتْ مُجَرَّدَه

  • Bir şeyin ne olduğunun, kendi maddi vücudundan ve ona has kimliğinden bağımsız soyut hali.

mahrum

  • Maddi veya manevi nimetlerden uzak kalmak.
  • Malı bereket bulmaz olan bedbaht. Felâhtan nasibsiz olan.
  • İffetinden dolayı zengin zannedildiğinden sadakadan mahrum olan.

mana-yı maddi / mânâ-yı maddî

  • Maddî anlam.

manevi / manevî / mânevî

  • (Ma'nevi) Mânaya âit. Maddî olmayan. Mücerred. Ruhani.
  • Mânâya ait, maddî olmayan.
  • Maddî olmayan, ruhanî.

manevi alem / mânevî âlem

  • Maddeden olmayan, maddî gözle görünmeyen âlem.

maneviyyat

  • Maddî olmayan, manevî olan hususlar.
  • Maddi olmayan kuvvet. Mânâ âlemine âit olanlar. Dinden, imândan, mukaddesât ve imândan gelen kuvvet.

materyalizm

  • Maneviyatı ve Allah'ı inkâr eden maddiyyunların mesleği. (Fransızca)

mavera-yı haşr-ı cismani / mâverâ-yı haşr-ı cismânî

  • Maddî bedenle âhiret âleminde yeniden diriltilme arka tarafı, arka plânı.

medar-ı hüsün ve cemal / medar-ı hüsün ve cemâl

  • Maddî ve manevî güzellik kaynağı.

mehasin-i maddiye / mehâsin-i maddiye

  • Maddî güzellikler.

mehasin-i mücerrede

  • Soyut güzellikler; maddî olmaktan, her türlü sınırlayıcı özelliklerden uzak olan güzellikler.

mekan-ı maddi / mekân-ı maddî

  • Maddî yer.

menfaat-i maddi / menfaat-i maddî

  • Maddî menfaat, fayda.

menfaat-i maddiye

  • Maddî fayda.

mevcud-u harici / mevcud-u haricî

  • Varsayıma dayalı olmayıp dışta maddi varlığı bulunan şey.
  • Maddî vücudu bulunan eşya.

mevcudat-ı cismaniye

  • Maddî vücudu olan varlıklar.

mevcudat-ı hariciye

  • Maddî ve cismanî varlıklar.

millet

  • Bir dinden olanların topluluğu. Din, dil ve târih beraberliği bulunan insan cemaatı. Sınıf. Topluluk.
  • Bir sülâleden gelenlerin hepsi.
  • Maddi, mânevi bir unsurdan sayılıp beraber yaşayanların hepsi.

milliyet

  • Ümmet. Aralarında din, dil ve tarih birliği olan topluluktaki hâl. Millet olma. Aralarında maddi mânevi birlik ve beraberlik râbıtaları bulunan topluluktaki vasıf.

mirac-ı ruhani / mirâc-ı ruhânî

  • Maddî olmayan, ruh ile yapılan yükseliş.

mu'izz / mu'îzz

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden). Kullarından bâzılarını, maddî ve mânevî mülk ve saltanat vermek sûretiyle, azîz (üstün) kılan.

mücerred / مُجَرَّدْ

  • Maddî varlıklardan ayrı olarak sadece zihinde düşünülen kavram, soyut
  • Maddî olmayan, soyut.

mücessem

  • Cisimleşmiş, maddî şekle bürünmüş.

muhyi / muhyî

  • Maddî mânevî hayat veren, dirilten, canlandıran, can ve ruh veren mânalarında olup, Cenab-ı Hakk'ın bir ismidir. (Ehl-i dünya küfür ve dalâlet karanlığında mânen ölü gibi iken Resul-i Ekremin (A.S.M.) mübarek irşadları ve iman nurları ile dirilmelerine ve o mânevî ölümden kurtulmalarına binaen Peyga

müşahhas

  • Somut, maddî varlığa sahip.

müsbet ilimler

  • (Pozitif ilimler) Tecrübe ve müşâhedeye dayanan ve nazari olmayan maddi ilimler. Herkesin kabul ettiği ve isbat vasıtaları ile doğruluğu isbat edilen ilimler.

nasib / nasîb

  • Ele geçen, kavuşulan.
  • Allahü teâlânın ezelde takdir ettiği maddî ve mânevî rızık, kısmet.

nazar-ı hissi / nazar-ı hissî

  • Hissî, maddî bakış.

necaset / necâset

  • Dinen pis sayılan maddî pislik.

nefis

  • Can, maddî arzuların kaynağı olup sınır tanımayan bir duygu.

nefs-i insani / nefs-i insanî

  • İnsanı maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu.

nim-maddi / nim-maddî

  • Yarı maddî.

nisab / nisâb

  • Dinde zenginlik ölçüsü. İslâm dîninde, zenginlik ile fakirlik arasındaki maddî sınır.

nur-u mütecessim

  • Cisimleşmiş, maddî yapıya bürünmüş nur.

put

  • Allah'tan başka tapılan herşey.
  • Heykel. Sanem. Kendisinden medet beklenen veya lâyık olmadığı hürmet kendine yapılan maddi mânevi resim, heykel ve her çeşit cisim.

rahmet-i mücesseme

  • Allah'ın sonsuz rahmetinin maddî cisim haline gelmiş hali olan Hz. Muhammed (a.s.m.).

ricz

  • Azab, vesvese.
  • Maddi ve mânevi pislik.
  • Puta tapma.

rızık

  • Allahın ihsanı olan maddî ve mânevî nimetler.

rızk

  • Allahü teâlânın takdir ettiği maddî ve mânevî nîmet, kısmet. Yiyecek, içecek, giyecek ve barınacak yer.
  • Yiyip içecek şey. Maddi mânevi ihtiyaca lâzım nimet. Allah'ın herkese lütuf ve kısmet ettiği ve bekaya sebeb olan nimet.
  • Maddî ve mânevî nimetler.

ruh-u nurani / ruh-u nuranî

  • Maddî yapısı olmayıp nurdan yaratılmış aydınlık ruh.

ruhani / ruhânî

  • Maddî yapısı olmayan ruh âlemine ait varlık.

ruhaniler / ruhanîler

  • Maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlıklar.

ruhaniyat / ruhâniyât

  • Maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âleminin varlıkları.

sa'y-i maddi / sa'y-i maddî

  • Maddi çalışma.

saadet-i cismaniye

  • Maddî mutluluk, bedenle alınan mutluluk.

sahib-üs seyf / sâhib-üs seyf

  • Kılınç sahibi. Maddeten kuvvetli olup, maddi cihad ile vazifeli olan.

şahs-ı maddi / şahs-ı maddî

  • Maddî şahıs.

şahs-ı suri / şahs-ı surî

  • Görünüşteki maddî şahıs.

saltanat-ı maddiye ve maneviye / saltanat-ı maddiye ve mâneviye

  • Maddî ve mânevî yönlerden kurulan egemenlik, hakimiyet.

şecaat-i maddiye

  • Maddî kahramanlık, yiğitlik (Maddî bakımdan ilerlerken ifrat ve tefritten uzak olan orta ve doğru hâli ayakta tutma).

serçeşme

  • (Çoğulu: Serçeşmegân) Çeşme başı, su başı. Pınar. (Farsça)
  • Pir, şeyh. Baş. (Farsça)
  • (Tanzimattan evvel) yardımcı askerlerin maddi işlerine bakan kimse. (Farsça)

servet

  • Zenginlik, maddî varlık.

seyyalat / seyyâlât

  • Seyyaleler; maddî olmayan ince ve akıcı lâtif maddeler.

spiritualizm

  • Fls: Ruh gibi maddî olmayan varlıkları kabul eden görüş ve düşünüş. Ruhiyatçılık. (Fransızca)

sünnet

  • Kanun, yol, âdet.
  • Siret-i hasene.
  • Ist: Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın sözü, emri, hal ve takriri. Müslümanların ittibâında ve dinlemesinde maddî ve manevî pek çok fazilet bulunan, tatbikinde mühim sevablar, terkinde mühim zararlar bulunan İslâmî emirler. Sünnet'e Farz-ı

suret-i maddiye

  • Maddî suret, şeklî görüntü.

suret-i maneviye / suret-i mâneviye

  • Mânevî suret; maddî olmayan şekil, biçim.

tabiat

  • Doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem.

tahfif

  • (Hıffet. den) Hafifletme, yükünü azaltma. Kolaylaştırma.
  • Lâyıkı vechiyle hürmet etmemek.
  • Maddî-manevî bir ızdırabı azaltmak.
  • Kelimelerin bazı harflerini terketmekle telâffuzunu kolaylaştırmak.

tasarruf-u ilahi / tasarruf-u ilâhî

  • Allah'ın maddî âlemde dilediği gibi tasarrufta bulunması, dilediğini yapması.

tazminat

  • Maddî veya mânevî zarara karşılık ödetilen maddî bedel, mal.

tecessüd

  • Cisimleşme; batıl dinlerde, Allah'ın herhangi bir maddi varlık şekline bürünmesi, yaratıklarından birinin bedenine girmesi şeklinde inanılan batıl bir Allah inancı.

tedenni

  • Aşağı düşme. Aşağı inme.
  • Daha kötü bir derekeye düşme. Tenezzül etme. Maddi ve mânevi gerileme. Terakkinin zıddı.

tehevvür

  • Korkusuzlukla düşünmeden hareket etmek. Sonunu düşünmeden birden bire karar vermek.
  • Kuvve-i gadabiyenin ifrat mertebesi; maddi mânevi hiçbir şeyden korkmamak hâleti.

teknik

  • Maddî ilimlerin uygulaması.

temsilat-ı maddiye / temsilât-ı maddiye

  • Maddî benzetmeler, örnekler.

terakkiyat-ı maddiye

  • Maddî ilerlemeler.

terbiye-i maneviye ve maddiye / terbiye-i mâneviye ve maddiye

  • Mânevî ve maddî terbiye.

tercüman-ı ayat-ı tekviniye / tercüman-ı âyât-ı tekviniye

  • Kâinatta Allah'ın varlığının birer delili olan maddî ayetleri insanlara tercüme eden, rehber.

teşahhusat-ı mülkiye

  • Varlıkların maddî yönleriyle belirgin olarak ortaya çıkması, diğer fertlerden ayrılabilir özellikleriyle kendini göstermesi.

teşbih

  • (Çoğulu: Teşbihât) Benzetmek, benzetilmek. Benzetiş. Bir vasıfta vehmetmek.
  • Edb: Aralarında maddi veya mânevi bir münasebet bulunan iki şeyi birbirine benzetmek san'atı.

tesirat-ı maddiye / tesirât-ı maddiye

  • Maddî etkiler.

teşri / teşrî

  • Kânun koyma. Allahü teâlânın ve peygamberlerinin, insan hayâtının maddî ve mânevî bütün yönlerine dâir emir ve yasaklar koyması.

timsal-i mücessem / timsâl-i mücessem

  • Cisimleşmiş, maddî yapıya bürünmüş örnek, nümune.

timsal-i müşahhas

  • Maddi yapı ve şahsiyet kazanmış nümune, somut örnek.

umur-u hakikiye

  • Hakiki işler; maddi âlemde gerçekliği bulunan şeyler, işler.

varis / vâris

  • Cenab-ı Hakk'ın bir ismi.
  • Mirasçı. Kendisine miras düşen. Mirasa konan. Vefat eden birisinin maddî veya manevî mal ve mülkünde kullanmaya, tasarrufa salâhiyetli olan.

veraset / verâset

  • Maddî ve mânevî olarak vâris olmak.

vücud-u cismani / vücud-u cismanî

  • Maddî vücut, beden.

vücud-u harici / vücud-u hâricî / vücud-u hârîci

  • Zâhir, ademden çıkmış olan. İlmî vücuddan âlem-i şehadete gelmiş olan. Maddî varlık, cismanî eşya.
  • Dış âleme çıkmış varlık, maddî varlık, görünen varlık.

vücud-u maddi / vücud-u maddî

  • Maddî varlık.

vukuat-ı maddiye ve maneviye / vukuat-ı maddiye ve mâneviye

  • Maddî ve manevî olaylar, hadiseler.

zahir ve batın duygular / zâhir ve bâtın duygular

  • İnsanın maddî ve mânevî duyuları.

zarar-ı dünyevi / zarar-ı dünyevî

  • Dünyaya ait maddî zarar.

zelzele-i beşeriye

  • İnsanî zelzele; insanın maddî ve mânevî hayatında meydana gelen sarsıntı, Dünya Savaşları, dinsizlik gibi.

zevk-i maddi / zevk-i maddî

  • Maddî zevk, bedenle alınan zevk.