LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kelimesini içeren 369 kelime bulundu...

adab-ı milliye / âdâb-ı milliye

  • Millete ait edep ve terbiyeler.

adat-ı milliye / âdât-ı milliye

  • Millî adetler.

ahenkeş / âhenkeş / آهنكش

  • Miknatıs. (Farsça)

ahenrüba / âhenrüba / آهن ربا

  • Miknatıs. (Farsça)

ahrak

  • Miskin, akılsız adam.

arazi-i miriyye / arâzi-i mîriyye

  • Mîrî yâni devlete âit topraklar. Harp ile alınarak, gâziler arasında taksim edilmeyip, beytülmâle (devlet hazînesine) bırakılan veya uşr yâhut harac toprağı iken sâhibi ölüp, hiç mîrasçısı bulunmayan topraklar. Arâzi-i Memleket, Arâzi-i Emîriyye de denir.

arz-ı minnet

  • Minnet gösterme.

arz-ı minnetdari / arz-ı minnetdarî

  • Minnettarlığını bildirme.

asabiyeten

  • Milliyet ve soy açısından.

ashab-ı feraiz / ashâb-ı ferâiz

  • Mirascılar. Ölen kimsenin malında hissesi olan akrabâları.

asl-ı millet

  • Milletin aslı, kökü.

asr-ı miladi / asr-ı milâdî

  • Milâdî yüzyıl.

aziz-i mısır

  • Mısır Mâliye Bakanı.

ba'delmilad / ba'delmîlâd / بعدالميلاد

  • Milattan sonra, İsa'dan sonra. (Arapça)

basamak-ı miraciye

  • Mirac basamağı.

basriyyun

  • Milâdi 8. yy. da Basra'da yaşamış lisaniyat âlimlerinden bir grup.

batın

  • Mide, karın.

benna

  • Mimar, usta, kalfa. Her türlü bina yapan. Yapıcı.

benu-s sebil

  • Misafirler.

betyab

  • Mihnet, keder, dert, gam, kaygı, elem. (Farsça)

bevvab-ı mi'de

  • Mide kapısı.

beyn-el milel

  • Milletler arası. (International)

beynelmilel / بَيْنَ الْمِلَلْ

  • Milletler arası, uluslararası.
  • Milletlerarası.
  • Milletler arası.

beyt

  • Mısra, şiir satırı.

beze

  • Miskin, zavallı.

birader-i misali / birader-i misâlî / بِرَادَرِ مِثَالِي

  • Misal alemindeki kardeş.

cami-ül ezher

  • Mısır'daki en büyük üniversitenin adı.

camiü'l-ezher üniversitesi / câmiü'l-ezher üniversitesi

  • Mısır'da bulunan, İslâm dünyasının en önemli ve en eski sayılan üniversitesi.

cemal-i bi-misal / cemal-i bî-misal

  • Misâli, benzeri olmayan güzellik.

cemiyat-ı akvamiye

  • Milletler topluluğu.

cemiyet-i milli / cemiyet-i millî

  • Millî cemiyet, topluluk (İttihad Terakki).

cemiyet-i milliye

  • Millî topluluk.

cesaret-i milliye

  • Millî cesaret.

cesed-i misali / cesed-i misalî

  • Misalî ve lâtif bir cesed. Varlığı maddî olmayan fakat cinsinin cesedine benzeyen beden.

darb-ı mesel

  • Misâl olarak söylenen meşhur söz. Bir hâdiseye binaen söylenen hikmetli söz. Ata sözü.

dayfen

  • Misafiriyle gelen kişi.

dendene

  • Mırıltı, homurdanma. Ağır ağır, dudak kıpırtısıyla, yavaş yavaş söylenen söz. (Farsça)

deyn-i zaif / deyn-i zaîf

  • Mîrâs ve mehr malları.

dürr-i misal / dürr-i misâl

  • Misâlin incisi. İnci misâlinde, misâlin parlağı. (Farsça)

eazım-ı millet / eâzım-ı millet

  • Millet büyükleri.

efrad-ı millet / efrâd-ı millet / اَفْرَادِ مِلَّتْ

  • Milletin fertleri, vatandaşlar.
  • Milletin fertleri.

ehram

  • Mısır'da Firavunların piramit şeklindeki mezarları.
  • Mısır'daki Firavunların piramit şeklindeki mezarları.

el-ehram

  • Mısır'da yayınlanan bir gazete.

el-minnetü lillah

  • Minnet ancak Allah'ındır. "Ancak Allah'a minnet edilir."

elvah-ı misali / elvâh-ı misâli

  • Misâlî levhalar, mânevî kopyalama tabloları.

emraz-ı intaniyye

  • Mikroplu ve ateşli hastalıklar.

emsal / emsâl

  • Misaller, eşler, benzerler.

emsile

  • Misâller, örnekler.
  • Misaller, örnekler.
  • Misaller, örnekler.

emzice / امزجه

  • Mizaçlar, tabiatlar, huylar.
  • Mizaçlar, huylar.
  • Mizaçlar, karakterler. (Arapça)

enbeste-dem

  • Miskin, uyuşuk kişi. Tenbel, gayretsiz kimse. (Farsça)

enbub

  • Minder, döşek, yatak. Döşeme. (Farsça)

erek

  • Misvak ağacını çok yediğinden dolayı devenin karnı incinmek.

erke

  • Misvak ağacı. Bu ağaç sıcak memleketlerde ve bilhassa Yemende yetişir.

eshal

  • Misvak ağacı.

ezher

  • Mısırda bulunan büyük bir üniversite.

fesad-ı mi'de

  • Mide fesadı, mide bozukluğu.

fikr-i milliyet

  • Milliyetçilik düşüncesi.

filmesel

  • Misaldeki gibi, meselâ.

flama

  • Mızrak ve süngü ucuna takılan, gemi direğine çekilen ince bayrak.

gaseyan

  • Mide bulantısı. Kusmak.

gudde-i mideviye

  • Mide bezi.

gurur-u milli / gurur-u millî

  • Millî gurur.

gurur-u milliye

  • Millî gurur.

hace-i evvel / hâce-i evvel

  • Milletin ilmen ve fikren terakki etmesi için, çeşitli bilgileri, halkın rahatlıkla anlayabileceği bir lisan ile yayan kimse.

hadise-i misaliye

  • Misal âlemi ile ilgili olay.

hain-i millet

  • Millete ihanet eden.

hakikat-i milliyet

  • Millî yapıları.

hakikat-i mirac

  • Miracın aslı ve esası, gerçek mahiyeti.

hakimiyet-i millet / hâkimiyet-i millet

  • Millî egemenlik.

hakimiyet-i milliye / hâkimiyet-i milliye

  • Millî egemenlik (İslâm dini, şeriatı ve inancının egemenliği).

hamd etmek

  • Minnet, teşekkür ve övgülerini sunmak.

hamd ve şükür

  • Minnet ve övgü.

hamiyet-i milliye

  • Millî fedakârlık.

hamiyet-i milliye ve vataniye

  • Millet ve vatan için gösterilen fedakârlık, gayret.

hane-küş

  • Mirasyedi, sefih. (Farsça)

harekat-ı milliye / harekât-ı milliye

  • Millî mücedele hareketleri.

hareket-i mihveriye

  • Mihver, eksen etrafındaki muntazam hareket.

hars-ı ırki / hars-ı ırkî

  • Milli maarif, ırkî hars.

haysiyet-i milliye

  • Millî haysiyet, şeref.

hıdiv / خدیو

  • Mısır valisi. (Farsça)

hidiv / خدیو

  • Mısır valisi. (Farsça)

hikmet-i mirac

  • Miracın hikmeti, gayesi ve anlamı.

hizmet-i milliye

  • Millî hizmet.

hizmet-i milliye ve vataniye

  • Millete ve vatana hizmet.

hizmet-i vataniye ve milliye

  • Millet ve vatan için yapılan hizmet.

hud / hûd / خود

  • Miğfer, baş zırhı. (Farsça)
  • Miğfer. (Farsça)

hudud / hudûd

  • Miktârı, dinde kesin ve açıkça bildirilmiş cezâlar.

hükumet-i milliye / hükûmet-i milliye

  • Millî hükümet, idare.

hülagu / hülâgu

  • Mi: 1258' de Bağdadı zaptederek halkını kılıçtan geçirmiş, Abbasi Halifesi Musta'sımı ve bütün âile efradını öldürtmüştür. Cengiz Hanın torunu, Tülay Hanın oğludur. Tarihde en çok kan döken hükümdar olarak bilinir. Abbasi Devletini yıkan Moğol Başkumandanıdır.

hurdebin / hurdebîn

  • Mikroskop.
  • Mikroskop.

hurdebini / hurdebînî

  • Mikroskopik, mikroskopla görülebilen.
  • Mikroskobik.

huşunet-i mizac / huşunet-i mizâc

  • Mizâc sertliği, huy ve tabiat sertliği.

huveynat / huveynât

  • Mikroplar; mikroskopik hayvanlar.

huy

  • Mîzâc, tabiat, ahlâk.

huze

  • Miğfer.

ianat-ı milliye / iânât-ı milliye

  • Millî yardımlar.

ianat-ı milliye-i islamiye / ianât-ı milliye-i islâmiye

  • Millî ve İslâmî yardımlar.

ibn-üs-sebil

  • Misâfir.

icma-ı millet

  • Milletin görüş birliğine varması.

ictibaz

  • Mıknatıstaki kendine çekme hasiyeti.

idare-i millet

  • Milleti idare etme, yönetme.

ifrit / ifrît / عفریت

  • Mitolojik canavar. (Arapça)

ifsad-ı mi'de

  • Mideyi bozma.

ihram / ihrâm

  • Mîkât denilen mahalde (yerde) hacca veya umreye niyet ederek, peştemal gibi dikişsiz iki parça örtüyü giymek ve telbiye getirmek sûretiyle, daha önce mubah (serbest) olan bâzı şeyleri kendine haram kılmak yâni bunları yapmaktan sakınmak. İhrâmlı kims eye muhrim denir. İhrâm elbisesinin belden aşağı

ihya-yı millet / ihyâ-yı millet

  • Milletin diriltilmesi, canlandırılması.

imtila-i mide

  • Mide dolgunluğu.

imtinan / imtinân

  • Minnet etme.

imtisal / imtisâl

  • Misal edinme, benzemeye çalışma.

imtisalen / imtisâlen

  • Misal edinerek, uyarak.

inhiraf-ı mizac / inhirâf-ı mizac

  • Mizacın bozulması.

inhiraf-ı mizaç

  • Mizacın bozulması, karakter bozukluğu.

intani / intanî / intânî / انتانى

  • Mikroplu, mikroptan meydana gelen.
  • Mikroplu. (Arapça)

intaniye / intâniye

  • Mikrobik.

intibah-ı milli / intibah-ı millî

  • Millî uyanış.

intikam-ı milliyet

  • Milletçe duyulan hırs ve öfke.

ıra'

  • Mıknatıs.

irs

  • Mîrâs. Vefât eden bir kimsenin geriye bıraktığı terekesinden (malından) evlât ve akrabâsından sağ kalanlara düşen hisse, pay.
  • Miras, kalıtım.

irsa'

  • Mızrak gibi sivri bir şeyle dürtme.

irsen

  • Miras olarak, anadan, babadan geçmek yolu ile.
  • Miras olarak, irsiyet yoluyla.

irsi / irsî

  • Miras ile alâkalı, irse âit ve müteallik.

irsiyet / اِرْثِيَتْ

  • Miras alma, mirasçılık.
  • Mîrâs olarak kalma.

irsiyet kalma

  • Miras olarak kalma.

işaha

  • Misvâk kullanma.

işaret-i miraciye

  • Miracın işaret etmesi, haber vermesi.

ismar

  • Mıhlama, çivileme.

istiğna-yı istiklaliyet / istiğnâ-yı istiklâliyet

  • Minnetsiz ve tam bağımsızlık.

istimsal

  • Misal edinmek. Örnek tutmak.

istinan

  • Misvâk kullanma. Dişleri temizleme. (Misvâk kullanmak, sünnet-i seniyyedendir.)

istiyak

  • Misvâk kullanma.

itidal-i mizac

  • Mizaçtaki denge ve ölçülü yapı.

ittihad-ı millet / ittihâd-ı millet

  • Milletin birliği; aynı topraklar üzerinde yaşayan ve aralarında din, dil, duygu, ortak tarih, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğunun birlik ve beraberliği.

ittihad-ı milli / ittihad-ı millî

  • Millî birlik.

izzet-i milliye

  • Millî izzet ve şeref.

kablelmilad / kablelmîlad / قبل الميلاد

  • Milattan önce. (Arapça)

kafiye

  • Mısra sonralarında ses bezerlikleri.

kahraman-ı milli / kahraman-ı millî

  • Millî kahraman.

kalb-i millet

  • Milletin kalbi.

kalb-i umumi-i müşterek-i millet / kalb-i umumî-i müşterek-i millet

  • Milletin genel olarak kalbi.

kamet-i merdane-i istidad-ı milliye / kâmet-i merdane-i istidad-ı milliye

  • Millî yeteneğin mert görünüşlü endamı, boyu.

karamita / karâmita

  • Milâdî dokuzuncu asırda Hamdan Karmat tarafından kurulan bozuk fırka. İsmâiliyye ve Bâtıniyye de denir.

kasab-ı mısri / kasab-ı mısrî

  • Mısırda dokunmuş keten bezi.

kecmizac

  • Mizaç ve tabiatı hoş olmıyan. Huysuz. (Farsça)

kectab'

  • Mizacı, tabiatı ters olan kimse, aksi. (Farsça)

kelime-i mi'raciye

  • Mi'racta söylenen söz.

kıbt

  • Mısır'ın eski yerli halkı.

kıbti / kıbtî

  • Mısır'a ilk yerleşen insanlar. Mısır'ın yerli halkına verilen ad.

kıyas-ı temsili / kıyâs-ı temsîlî / قِيَاسِ تَمْثِيلِي

  • Misal getirmeye dayalı kıyas.

künc-i mihen

  • Mihnet, sıkıntı ve ıztırab köşesi.

kuvve-i mıknatısiye

  • Mıknatısın çekim gücü.

leyle-i mi'rac / leyle-i mi'râc

  • Mirac gecesi.
  • Mi'râc gecesi.

leyle-i mirac

  • Mirac gecesi.

lisan-ı milli / lisan-ı millî

  • Millî dil (ulusal dil).

maarif nazır vekili

  • Millî Eğitim Bakan Yardımcısı.

maarif nazırı

  • Milli Eğitim Bakanı.

maarif vekaleti / maarif vekâleti

  • Millî Eğitim Bakanlığı.

maarif vekili

  • Milli Eğitim Bakanı.

maarif yangını

  • Millî Eğitim Bakanlığında çıkan yangın.

magnatıs

  • Mıknatıs.

mahçe

  • Minare, kubbe, sancak gibi şeylerin başına konulan hilâl. (Farsça)

mahlulat

  • Mirasçısı olmadığı için evkâfa veya hükümete kalan miraslar.

mahşer-i huveynat

  • Mikroskobik canlıların toplanma yeri.

makam-ı imtinan ve in'am / makam-ı imtinan ve in'âm

  • Minnet ve nimeti hatırlatma yeri.

mal-i miri / mal-i mirî

  • Miri malı. Hükümete veya devlete ait mal.

manend-i bimisal / manend-i bîmisal

  • Misilsiz, benzersiz olan.

maslahat-ı millet nazarında

  • Milletin faydası açısından.

meb'us / meb'ûs / مَبْعُوثْ

  • Milletvekili.
  • Milletvekili.

meb'uslar heyeti

  • Millet Meclisi.

meb'usluk

  • Milletvekilliği.

mebus

  • Milletvekili.

mebusan / mebusân

  • Milletvekilleri.

meclis-i meb'usan

  • Millet Meclisi.

meclis-i mebusan / meclis-i mebusân

  • Millet Meclisi.

mecmu-u millet

  • Milletin tamamı.

mefahir-i milliye / mefâhir-i milliye

  • Millî iftihar araçları, övünç vesileleri.

meh-çe

  • Minâre, kubbe ve bayrak direğinin üstüne konulan küçük hilâl, ay.

mehekk / محك

  • Mihenk taşı. (Arapça)

mehr-i muaccel

  • Miktarı tesbit edilen (belirlenen) ve nikâh sırasında erkeğin evleneceği kadına peşin olarak ödemesi gereken altın, gümüş, kâğıt para veya herhangi bir mal yâhut bir menfaat.

mehr-i müeccel

  • Miktarı nikah yapılırken tesbit edilip, ödenmesi daha sonraya bırakılan yâni erkeğin evleneceği kadına sonra ödeyeceği altın, gümüş, kâğıt para veya herhangi bir mal yâhut bir menfeat.

mejdek

  • Mîlâdî dördüncü asırda İran'da komünizmi ilk kuran şahıs.

mekadir / mekâdir

  • Miktarlar, ölçüler.
  • Miktarlar.

mem'ud

  • Midesinde hastalık olan.

menare / menâre / مناره

  • Minare. (Arapça)

menatık / menâtık

  • Mıntıkalar, bölgeler.
  • Mıntıkalar, bölgeler.

menfaat-i kavmiye

  • Milletin çıkarı.

mesakin / mesâkin

  • Miskinler, zavallı fakir kimseler.
  • Miskinler, fakirler.

mesavik

  • Misvaklar.

mesela

  • Misal olarak, söz gelişi, şunun gibi, örnek tarzında.

mesele-i miraciye

  • Miraç konusu.

meselen

  • Misâl ve örnek olarak. Söz gelişi. Meselâ.

mesil / mesîl

  • Misil, benzer, eş.

meskenet / مسكنت

  • Miskinlik. Tembellik. Uyuşukluk. Bitkinlik. Beceriksizlik. Fakirlik. Yoksulluk.
  • Miskinlik, fakirlik.
  • Miskinlik. (Arapça)

meskenet-fiken

  • Miskinliği gideren. (Farsça)

metrukat / metrukât / metrûkat / متروكات

  • Miraslar.
  • Miras olarak bırakılanlar, geride bırakılanlar. (Arapça)

mevaris / mevarîs

  • Miraslar. Verasetle nâil olunan mülk ve mallar.

mevazin / mevâzin

  • Mizanlar, ölçüler.

mevcudiyet-i millet

  • Milletin varlığı.

mevrus / mevrûs

  • Mirasla gelen.

mevrusat

  • Mirastan gelenler.

meyve-i mirac

  • Mirac meyvesi.

mezd

  • Misvak ağacının yemişi.

mi'maran / mi'marân

  • Mimarlar. (Farsça)

mi'raciyye

  • Mi'raca âid. Mi'rac hakkında. Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) Mi'rac mu'cizesi hakkında yazılmış manzume veya bu hususta yazılan eser.

mide-nüvaz

  • Mide okşayan (maydanoz).

midevi / midevî / معدوی / مِعْدَه و۪ي

  • Mide ile ilgili, mideye âit.
  • Mide ile ilgili.
  • Mideyi yormayan. (Arapça)
  • Mideye âit.

mihekk / محك

  • Mihenk taşı. (Arapça)

mihenk

  • Mihenk taşı, denek taşı; birinin değerini, ahlâkını anlamaya yarayan ölçüt.

mihman / mihmân

  • Misafir. (Farsça)
  • Misafir.

mihmandar / mihmândâr

  • Misafire hizmet ve yardım eden. Misafiri ağırlayan. (Farsça)
  • Misafir ağırlayan; ev, mülk sâhibi.
  • Misafiri olan.

mihmandari / mihmandarî

  • Mihmandarlık. Misafir ağırlayıcılık. (Farsça)

mihmani / mihmanî

  • Mihmanlık, misafirlik. (Farsça)

mihmannevaz / مهمان نواز

  • Misafire iyi muamele ederek ikram eden. Misafir ağırlayan. (Farsça)
  • Misafirsever. (Farsça)

mihmannevazlık

  • Misavirseverlik. (Farsça - Türkçe)

mihmannüvaz / مهمان نواز

  • Misafirsever. (Farsça)

mihmanperver

  • Misafir ağırlayan, misafire ikram eden, misafir seven. (Farsça)

mihmanperveri / mihmanperverî

  • Misafirperverlik, misafir ağırlayıcılık. (Farsça)

mihmansera / mihmânserâ / مهمان سرا

  • Misafirhane. (Farsça)

mihraki / mihrakî

  • Mihrak noktasına âit.

Mihrimah

  • Mimar Sinan'ın uğuna biri Edirnekapı diğeri Üsküdar olmak üzere iki eser yaptığı, Osmanlı Padişahı 1. Süleyman ile eşi Hürrem Sultan'ın kızının adıdır.

mikdar / mikdâr

  • Miktar, nicelik.

mıknatısiyyet

  • Mıknatıs kuvveti ve hassası.

miladi / milâdî

  • Milada dayanan.

milel / مِلَلْ

  • Milletler.
  • Milletler.

milletperver

  • Milletini seven.
  • Milletini seven.

milletperverlik

  • Milletini sevme.

milli / millî

  • Milletle ilgili.

milli müdafaa vekaleti / millî müdafaa vekâleti

  • Millî Savunma Bakanlığı.

milliyeten

  • Milliyet itibariyle, millî olarak.

milliyetle istihza

  • Millilik ülküsüyle, idealiyle alay etme.

milliyetperver / مایت پرور / مِلِّيَتْپَرْوَرْ

  • Milliyetini seven. (Farsça)
  • Milliyetçi, milletini seven.
  • Milliyetçi, nasyonalist. (Arapça - Farsça)
  • Milliyetini seven.

milliyetperverlik

  • Milliyetçilik, nasyonalizm. (Arapça - Farsça - Türkçe)

milyonlarla islam / milyonlarla islâm

  • Milyonlarca Müslüman.

mina / mîna / مينا

  • Mine. (Farsça)

minarat / minârât

  • Minareler.
  • Minareler.

minen / منن

  • Minnetler. (Arapça)

minhar

  • Misafirperver. Misafir kabul edip ağırlayan.

minnetdar / minnetdâr / منتدار

  • Minnet eden.
  • Minnet altında kalan. (Arapça - Farsça)

minnetdarane / minnetdârâne

  • Minnetli olarak. Minnet eder surette. (Farsça)
  • Minnet duyarak.

minnetdari / minnetdarî

  • Minnetdarlık. (Farsça)

minnetdarlık / minnetdârlık

  • Minnet hissetme.

minnetdide

  • Minnet ve iyilik görmüş. (Farsça)

minnettar olmak

  • Minnet duymak, yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu hissetmek.

minnettarane / minnettârâne

  • Minnet duyarak, yapılan bir iyiliğe karşı teşekkür hissi taşıyarak.

mirac / mirâc / معراج

  • Miraç, göğe ağma. (Arapça)

miracvari / mîrâcvârî

  • Mîraç gibi.

mirashar / mirashâr / ميراث خوار

  • Mirasyedi. Kendine kalan mirası yiyen. Mirashor. (Farsça)
  • Mirasyedi. (Arapça - Farsça)

mirasyedi

  • Mirasa konan; çalışmadan hazıra konan ve hesapsızca harcayan.

mirzazade / mirzazâde

  • Mirza'nın oğlu.

misafireten

  • Misafir olarak.

misafirhane / misafirhâne

  • Misafir evi.

misafirperver

  • Misafir ağırlamayı seven.
  • Misafiri seven.

misali / misâlî

  • Misâl hâlinde, misâlle ilgili.

misaliye / misâlîye

  • Misâlle ilgili olan.

misaliyye

  • Misale dair.

mısdakıyyat / mısdakıyyât

  • Mısdak ilmi.

miskin / miskîn / مسكين

  • Misk sürülmüş, miskli. (Farsça)

mısri / mısrî

  • Mısırlı, Mısır ülkesiyle ilgili.

mişvere

  • Minder.

mizac-dan

  • Mizac bilen, mizaçtan anlıyan. (Farsça)

mizacgir

  • Mizâc ve keyiflere göre hareket eden. (Farsça)

mizahi / mizahî

  • Mizahlı, eğlenceli.

mizman

  • Misâfiri ağırlıyan, misâfire ikram eden ev sâhibi. (Farsça)

mızrab / مضرب

  • Mızrap. (Arapça)

mu'cize-i mirac

  • Mirac mu'cizesi, Peygamberimizin (a.s.m.) Allah'ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk mu'cizesi.

mücahede-i milliye

  • Millî mücadele.

müdafaa-i milliye

  • Millî savunma.
  • Milli müdafaa, milli savunma.

müddei-yi umumi / müddei-yi umumî

  • Milletin umum haklarını korumak üzere muhakemede hazır bulunan vazifeli, hukuk tahsilini bitirmiş hükümet memuru. Adliye bakanlığına bağlı, icra kuvvetini birlik halinde temsil eylemek üzere teşekkül eden, adlî idare makamında bulunan şahıs. Savcı.

müfsid-i mi'de

  • Mideyi bozup ifsad eden.

muhabbet-i milli / muhabbet-i millî

  • Millî sevgi.

muhabbet-i milliye

  • Millî muhabbet; İslâm dinine, şeriatına ve inancına ait sevgi.

mukabele-i bilmisil

  • Misilleme yaparak karşılık verme.

mümaselet

  • Misil olma, benzerlik.

münteha-yı mirac / müntehâ-yı mirac

  • Miracın en son noktası.

muris / mûris

  • Mîrâs bırakan.
  • Miras bırakan, veren.

müs'ut

  • Misk kutusu, enfiye kutusu.

musika

  • Mızıka.
  • Mızıka. Çeşitli ses çıkarılan bir çalgı âleti.

müşk-alud / müşk-âlud

  • Miske bulanmış. (Farsça)

müşk-bar / müşk-bâr

  • Misk yağdıran. (Farsça)

müşk-bu

  • Misk kokulu. Misk gibi kokan. (Farsça)

müşk-efşan

  • Misk saçan. (Farsça)

müşk-fam / müşk-fâm

  • Misk renginde olan, siyah. (Farsça)

müşk-feşan

  • Misk saçan, misk saçıcı. (Farsça)

müşk-sa

  • Misk gibi. (Farsça)

müsül

  • Misaller, temsiller.

mütemeskin

  • Miskinleşen. Miskinlik gösteren.

mütesevvik

  • Misvak kullanan.

müyülat-ı aliye-i milliye / müyülât-ı âliye-i milliye

  • Millî yüce meyiller, eğilimler.

müzher

  • Misafir için ateş yakan kimse.

muzif / muzîf

  • Misâfir kabul eden.

nabz-gir

  • Mizaca göre hareket etmesinden anlıyan, nabza göre davranmasını bilen. (Farsça)

namus-u milli / namus-u millî

  • Millî namus.

namus-u milliye

  • Millî namus, şeref.

nazar-ı millet

  • Milletin bakışı, düşüncesi.

nezil

  • Misafir. İnen, konan.

nil

  • Mısır'ın bir nevi hayat menbaı olan en büyük nehrinin ismi.
  • Mısırda bulunan büyük bir nehir.

nimten

  • Mintan. (Farsça)

nize

  • Mızrak.

nizedar / nizedâr

  • Mızraklı. Kargılı. Süngülü. (Farsça)

nukuş-u misaliye

  • Misal âlemiyle ilgili nakışlar.

rabıta-i milliye

  • Milliyet bağı.

rac

  • Mide. (Farsça)

ramik

  • Miskle karıştırılan siyah bir madde.

rehber-i millet

  • Milletin rehberi, öncüsü.

remmah

  • Mızrakçı, süngücü.

rimahat

  • Mızrakçılık sanatı.

rise

  • Miras yemek.

rüya-yı hayaliye

  • Misal âlemi ile ilgili rüya.

sa'd

  • Mihnet, meşakkat, zahmet.

saadet-i millet

  • Milletin mutluluğu.

şabih

  • Misil olan, nazir, benzeyen.

sabit-kadem

  • Mizacı oynak olmayıp işine ve sözünde kararlı olan, yerinde direnen. Sözünde duran.

sahib-i mirac

  • Miraca çıkan Peygamberimiz (a.s.m.).

sahife-i misaliye

  • Misalî, görüntüden ibaret sayfa.

sala / salâ

  • Minârelerde Cumâ ve cenâze namazı için okunan salât u selâm.
  • Minarede okunan dua.

şayan-ı menn ü şükran / şâyân-ı menn ü şükrân

  • Minnet ve şükre lâyık.

secde-i şükran

  • Minnettarlık, teşekkür secdesi.

seciye-i milliye

  • Millî karakter ve ahlâk.

sehavet-i milliye / sehâvet-i milliye

  • Millî cömertlik.

selamet-i millet / selâmet-i millet

  • Milletin selâmeti, esenliği, güven içinde oluşu.

selamet-i millet fedaileri / selâmet-i millet fedâileri

  • Milletin kurtuluşu ve esenliği için fedakârlıkta bulunan ve kendini feda eden kişiler.

semere-i mirac

  • Mirac meyvesi.

sene-i miladiyye / sene-i mîlâdiyye / سنهء ميلادیه

  • Miladî yıl.

şeref-i milliye

  • Millete ait şeref.

şerefe

  • Minarenin ezan okunan yeri. Yüksek kale ve emsali yerlerdeki burç, çıkıntı.
  • Minarede müezzinin ezan okuduğu yer.
  • Minarenin ezan okunan yeri.

şetva

  • Mısır'da bir köy.

seviş

  • Misafire yemek ve azık vermek.

sevk

  • Misvak yapmak.

sihab

  • Miskten ve karanfilden yapılan gerdanlık.

şikembende

  • Midesine düşkün. Çok yiyen. (Farsça)

şikemperver

  • Midesini seven, obur.

silah-ı milli / silah-ı millî

  • Milli silâh.

sinan / سنان

  • Mızrak. (Arapça)

sırr-ı mirac

  • Miracın sırrı, özü.

sôfistaiyye / sôfistâiyye

  • Mîlâddan önce beşinci asırda Yunanistan'da ortaya çıkan felsefî bozuk bir fırka, topluluk.

şükran

  • Minnettarlık, teşekkür.

sünepe

  • Miskin, mıymıntı. Üstü başı kirli, pis.

şura-yı ümmet / şûrâ-yı ümmet

  • Milletin şûrâsı, Müslüman kanaat önderlerinin görüşü.

tabayi / tabâyi

  • Mizaçlar, tabiatlar.

tabayi' / tabâyi'

  • Mizaçlar, tabiatlar, huylar. Yaratılışlar.
  • Mizaçlar, tabiatlar.

tadil-i mizaç / tâdil-i mizaç

  • Mizacın vasat, orta halli olması.

tahlil-i hurdebini / tahlil-i hurdebinî

  • Mikroskopla tahlil.

telebbük

  • Mide dolgunluğuna uğrama.

temasül / temâsül

  • Misil olma, benzeyiş.

temayül-ü mizac / temayül-ü mîzac

  • Mizacın bir tarafa yönelmesi.

temeskün

  • Miskin olma. Miskinleşme.

temsil / تمثيل / temsîl / تَمْث۪يلْ

  • Misal verme.
  • Misal verme.
  • Misal getirme.

terbiye-i milliye

  • Milli eğitim.

terhik

  • Misafiri çoğaltmak.

tesevvük

  • Misvak yapmak.

tevarüs / tevârüs / توارث / تَوَارُثْ

  • Mirasa konmak, birisine diğerinden irsen geçmek. Miras yemek.
  • Miras yoluyla geçme.
  • Miras intikali.
  • Miras alma. (Arapça)
  • Tevârüs etmek: Miras almak. (Arapça)
  • Mîrâsçı olma.

tevarüs edilen

  • Miras kalan, geçen.

tıynet / طينت

  • Mizaç. (Arapça)

tuhme

  • Mide dolgunluğu. Hazımsızlık.

türas

  • Miras mal.

uhuvvet-i milliye

  • Millet kardeşliği.

ümem

  • Milletler.

unsurculuk

  • Milliyetçilik, ırkçılık.

unsuriyetperver / unsûriyetperver / عُنْصُرِيَتْپَرْوَرْ

  • Milliyetçi, ırkçı.
  • Milliyetini aşırı seven, ırkçı.

usare-i mideviye

  • Mide suyu, mide salgısı.

vakıa-i misaliye

  • Misâl âlemi ile ilgili olay.

varis / vâris / وارث / وَارِثْ

  • Mirasçı.
  • Mirasa konan.
  • Mirasçı. (Arapça)
  • Mîrâsçı.

vazife-i milliye ve vataniye

  • Millî ve vatanî görev.

veraset / verâset

  • Mirasçılık, irsiyet.

verese

  • Mirasçılar. Miras alanlar.

vesait-i zimisal / vesâit-i zîmisal

  • Misal sahibi vasıtalar; misalî araçlar.

virase

  • Mirasyedilik.

zaaf-ı milliyet

  • Milliyetin zayıflığı, güçsüzlüğü.

zahir-i mirac / zâhir-i mirac

  • Miracın açık ve aşikâr yönleri.

zayf

  • Misafir. Gelip geçen.

zemzeme-i şükran / زَمْزَمَۀِ شُكْرَانْ

  • Minnetdarlığın nağmeli sesi.