LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te mücevher ifadesini içeren 38 kelime bulundu...

atvak

  • (Tekili: Tavk) Tasmalar. Gerdanlıklar, boyuna takılan mücevherler.
  • Tâkatler, kuvvetler.
  • Boyundaki halka çizgiler.

bedestan

  • Değerli, kıymetli kumaşlar, silâhlar ve mücevherler vs. alış-verişine mahsus üstü örtülü ve mahfuz çarşı. (Farsça)

çelenk

  • Eskiden kadınların süs için başlarına taktıkları mücevher veya madenlerden yapılmış sorguç. Halka şeklinde çiçek veya yapraklı dal demeti. (Cenazelere çelenk göndermek İslâm âdeti değildir, israftır.) (Farsça)

cevahir / cevâhir / جواهر

  • Mücevherler. (Arapça)
  • Mücevher. (Arapça)

cevher / جوهر

  • Mücevher. (Arapça)
  • Öz. (Arapça)
  • Elmas. (Arapça)

cevherbaha / cevherbahâ

  • Mücevher gibi değerli.

cevherfüruş / cevherfürûş / جوهرفروش

  • Mücevherci. (Arapça - Farsça)

cevheri / cevherî / جوهری

  • Mücevherle ilgili. (Arapça)
  • Mücevherli. (Arapça)
  • Öz ile ilgili. (Arapça)

dürc / درج

  • Kutu, kutucuk, küçük kutu.
  • Mücevherat kutusu.
  • Hokka gibi olan ağız, biçimli ağız.
  • Kutu. (Arapça)
  • Mücevher kutusu. (Arapça)
  • Sevgilinin küçük ağzı. (Arapça)

eşna

  • Yüzücü, yüzgeç. (Farsça)
  • Kıymeti büyük olan mücevher. (Farsça)

gevher / گوهر

  • Akıl ve edeb. (Farsça)
  • Asıl ve neseb. (Farsça)
  • Elmas, cevher, mücevher. İnci. (Farsça)
  • Bir şeyin künhü ve esası. Hakikat. (Farsça)
  • Noktalı olan harf. (Farsça)
  • Elmas. (Farsça)
  • Mücevher. (Farsça)
  • Öz. (Farsça)

gevher-paş

  • Mücevher saçan. (Farsça)
  • Mc: Çok güzel ve düzgün konuşan. (Farsça)

gevher-tab

  • Altun ve mücevherlerle işlenmiş kadın eşarbı. (Farsça)

gevheri / gevherî / گوهری

  • Mücevherci. (Farsça)

gevherin / gevherîn

  • Mücevher gibi. (Farsça)
  • Mücevherli. (Farsça)

güher / گهر

  • Elmas. (Farsça)
  • Mücevher. (Farsça)

güher-füruş

  • Mücevher satan. (Farsça)

güher-pare

  • Mücevher parçası. (Farsça)

güherfuruş / güherfurûş / گهرفروش

  • Mücevheratçı. (Farsça)

guş-var

  • Küpe, kadınların kulaklarına taktıkları mücevher. (Farsça)

hazine / hazîne

  • Altın, para ve mücevher gibi kıymetli şeylerin saklandığı yer.

hizane

  • (Hizânet) Hazine, kıymetli mücevheratın saklandığı yer.
  • Hazinedarlık.
  • Mc: Kalb, gönül, hatır.

huliyy

  • (Çoğulu: Huliyyât) Altun, gümüş, elmas, zümrüt, vs. gibi süs eşyası. Mücevher.

ıkd

  • İnci. Gerdanlık. Mücevher, boyuna takılan dizilmiş kıymetli şey.
  • İnci dizecek iplik.
  • Hurma salkımı.

kurut

  • Küpeler. Kadınların kulaklarına taktıkları mücevherler.

mücevherat / mücevherât

  • (Tekili: Mücevher) Kıymetli taşlar. Mücevherler. Süs ve zinet için kullanılan kıymetli şeyler.
  • Mücevherler, kıymetli taşlar.

mücevherat-ı maneviye / mücevherat-ı mâneviye

  • Mânevî mücevherler.

mücevherat-ı mütenevvia ve müteaddide

  • Çeşit çeşit ve ve pek çok sayıda mücevherler.

murassa / murassâ

  • Değerli mücevherlerle süslenmiş şey.
  • Süslü, mücevherli.

murassaat / murassâât

  • Süsler, mücevherler.

raht-ı hümayun

  • Padişahın mücevherli eyer takımı.

sandukça-i cevahir

  • Mücevherler kutusu.

sandukça-i cevher

  • Mücevher kutusu.

tac

  • Hükümdarların başlarına giydikleri mücevherli ve kıymetli taşlarla süslü başlık.
  • Müslümanların, Peygamberimizin sünnetine uygun olarak veya onu temsilen başlarına sardıkları örtü; sarık, imame.
  • Gelinlerin başlarına koydukları cevahirli süslü başlık.
  • Kuşların başındaki

teattul

  • Kadının elinde ve ayağında kınası, saçında boyası, kolunda ve boynunda mücevherleri olmaması.

tersi' / tersî' / ترصيع

  • Oymacılık.
  • Mücevherler takarak süslemek.
  • Edb: Bir beyti teşkil eden mısralar ile bir fıkrayı terkib eden cümlelerdeki lâfızları vezin ve kafiye itibari ile birbirine uygun olarak tertib etmektir. Külfetli ve gayr-ı tabii bir usuldür. Meselâ: Merhum Namık Kemâlin:Ecza-i beşer
  • Mücevher işleme, mücevher kakma. (Arapça)

tevşih

  • (Vişah. dan) (Çoğulu: Tevşihât) Süslü elbise giydirme. Süsleme veya süslendirme.
  • Kur'ân-ı Kerimi usul ve kaidelerine göre okuma.
  • Bir kimseye mücevher gerdanlık takmak.
  • Ist: Bir eseri, büyük bir adamın adıyla süsleme. Eski ilim adamları, bazı kimselerin adına kitap yaz

vişah

  • (Vüşâh) Eskiden kadınların mücevherlerle süsleyip boynundan ve koltukları altından bağladıkları enlice bez veya meşin parçası.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın