LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te liba ifadesini içeren 47 kelime bulundu...

aba

  • Ekseriyetle yünden yapılmış, bol giyimli bir libas, elbise.

adak

  • Nezr, Allahü teâlânın rızâsının elde edilmesi veya bir isteğin yerine gelmesi veya bir belâ ve musîbetin giderilmesi maksadıyla Allahü teâlâ için oruç tutmak, kurban kesmek gibi başlıbaşına ibâdet olan veyâ benzeyen bir şeyi kendisine vâcib kabûl etm e.

areng

  • Dirsek. (Farsça)
  • Dert, keder. (Farsça)
  • Hile, dubârâ. (Farsça)
  • Tarz, tavır, üslüb. (Farsça)
  • Vali, hakim. (Farsça)
  • Zannolunur ki, galiba, öyledir, benzer gibi bir yakınlık ve benzerlik ifâde eder. (Farsça)

bil-istiklal

  • Başlıbaşına, istiklâl üzere.

bürde

  • Hırka. Üstten giyilen libas, elbise.

came

  • Evde giyilen bol elbise. Elbise, çamaşır. Sevb, libas. (Farsça)

cübbe

  • (Çoğulu: Cübeb) Şeâir-i İslamiyeden olup, giyilmesi sünnet olan dış kıyafetini teşkil eden, bilhassa namazda giyilen uzun ve bolca bir libas.

dall-i bi-l ibare / dâll-i bi-l ibare

  • (Dâllibilibâre) Fık: Bir ifade veya sözden muayyen bir mânanın ve hükmün anlaşılması. Meselâ: "Zekât, müslümanların fakirlerine verilir, hiçbir zengine verilmez" ibaresi zekâtın yalnız müslüman fakirlere verileceğine delâlet-i mutabıkıyye ile delâletidir. Zengin olan belli şahıslara da verilemeyeceğ

gamr

  • Derinlik, suyun derinliği. Çok su, büyük deniz.
  • Uzun, geniş libas.
  • Cehalet, gaflet.
  • Şiddet.

harim / harîm

  • Herkesin giremiyeceği, dokunmıyacağı şey. Haram dairesi.
  • Şerik.
  • Bir kişinin olup, başkasının duhul ve taarruzundan masun yer.
  • Hacıların Mekke-i Mükerreme'de giydikleri libas.

heykel

  • Taş, tunç, kil ve alçı gibi maddelerden yontularak, kalıba dökülerek veya yoğurulup, pişirilerek yapılan insan, hayvan vs. şekli.
  • Büyük bina, anıt, büyük ve yüksek yapı, âbide.
  • Mc: Soğuk ve duygusuz kimse.
  • Güzel ve yakışıklı kişi.

ifrag

  • Bir halden başka bir hale sokma. Kalıba dökmek. Şekil vermek.
  • Boşaltmak. Akıtmak. Dökmek. Câri kılmak.

ifrağ / اِفْرَاغْ

  • Bir şeyi kalıba dökme, boşaltma.
  • Bir halden başka bir hale sokma, kalıba dökme.

insiyag

  • Kalıba dökülüp düzelme.

ısaga

  • Kuyumculuk yapma.
  • Eritilmiş maddeleri kalıba dökme.

isaga

  • Kalıba dökme veya dökülme.

kalıb

  • (Ka, uzun okunur) Hususi bir biçim, bir şekil alması istenen bazı şeylerin konmasına mahsus araç. (Buz kalıbı, çizme kalıbı gibi)
  • Hususi surette dökülmesi istenen şeylere mahsus zarf.
  • Beden, vücut, gövde.
  • Şekil ve suret nümunesi, örnek.
  • Bir kalıba dökülmüş vey

keffaret-i yemin

  • Yaptığı bir yemine sadık kalmayıp bozan bir müslümana lâzım gelen keffâret demektir ki: Muktedir ise, müslim veya gayr-i müslim bir köle veya câriye azad etmekten; muktedir değil ise, on fakiri akşamlı sabahlı doyurmaktan veya on fakire birer parça libas giydirmekten; bu üç şeyden birine muktedir ol

kışr

  • Kabuk. Dış taraf.
  • Libâs.

lib'e

  • (Çoğulu: Libâ) Ağuz denilen koyu süt. (Her dişi davar doğurduğunda önce olur.)

libaçe

  • Elbise, libâs. (Farsça)

lübus

  • (Tekili: Libâs) Esvaplar, elbiseler.
  • Savaş elbisesi.

masug

  • Kalıba dökülmüş.
  • Örneğe uygun.
  • Düz.

mesbuk

  • (Sebk. den) Kalıba dökülmüş.

meskub

  • Kalıba dökülmüş. Akıtılmış.

mesnun

  • Sünnet olan. Sünnet olmuş olan.
  • Âdet edilen şey.
  • Bilenmiş bıçak.
  • Üzerinden ömürler geçmiş olan.
  • Şekillendirilmiş.
  • Kalıba dökülmüş.
  • Kokusu değişmiş.

mısra-i azade / mısrâ-i âzâde

  • Edb: Başlıbaşına mânası bulunan mısra.

mugassas

  • Kalıba dökülmüş.

münsebik

  • (Sebk. den) Kalıba dökülmüş olan.

müsag

  • (Tekili: İsâga) Kalıba dökülmüş, akıtılmış olan.

müstakill

  • Kendini idare edebilen. Başlıbaşına. Bağımsız.

mütedessir

  • Elbise giyen, libasa bürünen.

mütesabike

  • Bir şeyin kalıba dökülmesi.
  • Mâdeni eritip süzmek.

sac

  • Hint vilâyetinde yetişen siyah ve büyük cins bir ağaç.
  • Geniş, yuvarlak libas. (Araplar giyerler)

şare

  • Libas, elbise.
  • Heyet.

sebbak

  • Eritip kalıba döken, eritici.

sebike

  • Eritilerek kalıba dökülmüş şey, külçe. Kalıba dökülmüş altın veya gümüş.
  • Hafif, küçük.

sebk

  • Bir şeyi eritme. Kalıba dökme.
  • Edb: İbarenin tarz ve terkibi.

şevar

  • Ev esvabı, elbise, libas.
  • Heyet.

takallüb

  • Bir taraftan diğer tarafa dönmek.
  • Bir halden başka bir hale değişmek.
  • Başka kalıba girmek.

taklib

  • (Çoğulu: Taklibât) (Kalb. dan) Döndürme, çevirme.
  • Bir şeyin kalıp ve şeklini değiştirme.

talibe

  • (Çoğulu: Tâlibât) Kız talebe. Mektebli kız.

tasallüp

  • Sertleşme, kalıba girme.

tasvig

  • (Çoğulu: Tasvigat) (Siga. dan) Kalıp şekline koymak. Eritip kalıba dökme.
  • Batırmak.
  • Kuyumculuk yapmak.

teayyün

  • Bellibaşlı olmak.
  • Meydana çıkmak. Görünmek. Belirmek.
  • Anlaşılma. Zâhir ve âşikâr olma.

tesbik

  • (Çoğulu: Tesbikat) (Sebk. den) Eritip kalıba dökme.

zahir

  • (Zuhur. dan) Görünen, âşikâr olan. Açık, belli, meydanda olan.
  • Görünüşe göre.
  • Şüphesiz.
  • Suret. Dış yüz. Görünüş.
  • Anlaşılan.
  • Meğer. Galiba. Zannederim. Elbette.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR