LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kuvveti ifadesini içeren 121 kelime bulundu...

akl

  • İdrâk kuvveti, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayırmaya yarayan kuvvet.

atalet kanunu

  • Fiz: Duran bir cisim, bir kuvvetin etkisi olmadan hareket edemez; ve hareket hâlindeki bir cisim, bir kuvvetin etkisi olmadan hızını ve yönünü değiştiremez.

azamet-i kudret / عَظَمَتِ قُدْرَتْ

  • Güç, kuvvetin büyüklüğü.

babayiğit

  • Yetişmiş delikanlı, tam bedenî kuvvetini almış genç. Cesur, yiğit.

basır / bâsır

  • Gören. Dikkatli ve göz kuvveti ile gören.

basire / basîre

  • Görme kuvveti, görüş.

baz-güşa

  • İnsandaki ayırdetme kuvveti. (Farsça)

cazibe

  • Çekme kuvveti.
  • Mc: Letafet zamanı. Hüsn-ü cemal. (Hareket harareti, hararet kuvveti, kuvvet câzibeyi tevlid eder gibi bir âdet-i İlâhiyye, bir kanun-u Rabbanidir. Mek.)

cehd

  • Fazla çalışma. Güç ve kuvvetini sarfetme. İnsanın nefsine hâkim olması.
  • Azim, gayret, fedakârlık.
  • Takat.
  • Gayret, olanca gücü ve kuvveti sarf etmek.

cerbeze

  • İşleri incelemek, anlamak kuvvetini, lüzumsuz yerlerde kullanmak, ukalâlık etmek, gereksiz aklî yorumlarda bulunmak. Hikmetin aşırısı.

cihad

  • (Cehd. den) Düşman ile muharebe. İlim ve imanla, sözle, fiile, mal ve canla bütün kuvvetini sarf etmek. Allah (C.C.) yolunda muharebe. Din için çalışmak. Erkân-ı imâniye ve esasât-ı diniyeyi muhafaza ve imânı takviye için cehd ve gayret etmek. Şeriat-ı Garrâ'nın ahkâmını muhafaza, Kelimetullah'ı i'l

didar

  • Mülâkat, görüş. (Farsça)
  • Görünme. (Farsça)
  • Yüz. Çehre. (Farsça)
  • Görüş kuvveti, göz. (Farsça)
  • Açık, meydanda. (Farsça)

donanma

  • Kendini donatma, deniz kuvveti, ışıklı şenlik.

dümdar

  • Askerlikte arttaki emniyeti te'minle vazifeli, geriden gelen ve askeri tâkib eden birlik. Ordunun geriden emniyet kuvveti. (Farsça)
  • Mc: Son zamanlarda gelen büyük evliyâullah. (Farsça)

ecir / ecîr

  • Bir işi yapmak için kendi kuvvetini veya san'atını kirâya veren, çalışan kimse, işçi.

farz-ı zanni / farz-ı zannî

  • Müçtehidlerce kat'i bir delile yakın derecede kuvvetli görülen, zanni bir delil ile sâbit olan vazifedir ki, amel hususunda farz-ı kat'î kuvvetinde bulunur. Buna farz-ı amelî de denir. Meselâ: Abdestte mutlaka başı meshetmek bir farz-ı kat'îdir. Başın dörtte birini meshetmek bir farz-ı amelîdir.

fehm

  • Anlayış; iyiyi kötüden ayıran anlama kuvveti.

fer-i devlet

  • Devletin kuvveti, devletin nüfuzu.

firaset / firâset

  • Allahü teâlânın, mü'minlere ihsân ettiği işlerin iç yüzüne vâkıf olma kuvveti.

hafeş

  • Gözün küçük olması ve görme kuvvetinin zayıf olması. (Öyle kişiye "ahfeş" derler.)

hafıza / hâfıza

  • Hıfz etme (ezberleme) ve hatırda tutma kuvveti. His organları ile duyulmayan fakat duyulanlardan çıkarılan mânâları saklayan mânevî duygu merkezlerinden biri.

halk-ı ezdad

  • Birbirine zıd halleri bir şeyde yaratmak. Meselâ: Bir zerrede hem def edici hem de cezb edici (çekici) kuvvetin bulunmasını yaratmak.

hamiyyet

  • Dîni, milleti himâye etmekte, korumakta, şerefini savunmakta tenbellik etmeyip, bütün kuvveti ile gayret etmektir.

hasse-i lems / hâsse-i lems

  • Elle dokunma kuvveti. Dokunma duyusu.

hasse-i rü'yet / hâsse-i rü'yet

  • Görme kuvveti.

hasse-i sem' / hâsse-i sem'

  • İşitme kuvveti, duyma duygusu.

havass-ı (hamse-i) batına / havass-ı (hamse-i) bâtına

  • Kalbe bağlı beş duyğu: Hiss-i müşterek (hayâl kuvveti), müdrike (akıl), vehim (vâhime), hâfıza, mutasarrıfa (meydana getirici hayal kuvveti).

havl ve kuvvet-i rabbani / havl ve kuvvet-i rabbânî

  • Herşeyin Rabbi olan Allah'ın sonsuz kudret ve kuvveti.

havl ve kuvvet-i samedani / havl ve kuvvet-i samedanî

  • Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan, ama herşey Kendisine muhtaç olan Allah'ın güç ve kuvveti.

herkül

  • Cesaret ve kuvvetiyle efsaneleşmiş Yunan mitolojisi kahramanı.
  • Kuvvetiyle meşhur bir Yunanlı.

himmet

  • Kalbin bütün kuvveti ile Cenab-ı Hakk'a ve sâir mukaddesata yönelmesi. Kalb isteği ile gösterilen ciddi gayret.
  • Allah indinde makbul ve mübârek bir kimsenin mânevi yardımı ile birisini koruması, yardım etmesi.
  • Tabiî şevk ve meyil ve heves.
  • Lütuf, yardım.

hiss

  • Duyma kuvveti, duygu.

ictihad

  • Kudret ve kuvvetini tam kullanarak çalışmak. Gayret etmek. Çalışmak.
  • Anlayış.
  • Kanaat.
  • Fık: Şeriatın fer'î mes'elelerine âit hükümleri, İslâm müçtehidlerinin, usulüne uygun olarak, Kur'an ve Hadis-i Şeriflerden çıkarmaları ve bunun için tam gayret etmiş olmaları. Böyle

iffet

  • İnsan rûhundaki yapıcı kuvvetin, yâni şehvetin iyiye kullanılmasından ortaya çıkan huy. Nefsi kötü isteklerinden men etmek. Âr, nâmus, hayâ duygusu.

inhisar-ı kuvvet

  • Güç ve kuvvetin sınırlandırılması; kuvvetin denetim altına alınarak yasal çerçevede kullanılması.

insan-ı himmetperver

  • Gayretli, himmetli insan; kalbin bütün kuvvetiyle mukaddes şeylere yönelen insan.

inşikak-ı asa / inşikak-ı âsâ

  • Değneğin bölünmesi, âsânın ikiye ayrılması; 'ihtilaf ve ayrılıklarla, birliğin bozularak kuvvetin dağılması' mânâsında bir deyim.

insiyak

  • Mânen sevk olunma. İlâhi ve mânevi sevk. Gönderilmek, bir kuvvetin te'siriyle çekilip gitmek. Ardı sıra gitmek.

irade-i cüz'iyye / irâde-i cüz'iyye

  • Allah tarafından insanın kendi salâhiyetinde bıraktığı istek, arzu. İnsanın herhangi bir tarafa meyletme kuvveti ve isteği. Az ve zayıf irade.
  • Allahü teâlânın, bir işi yapmak ve yapmamak husûsunda insanlara ihsân ettiği dileme ve seçme kuvveti.

kalb gözü

  • Kin, hased, kibir gibi mânevî hastalıklardan kurtulup, her an Allahü teâlâyı anan kimsenin kalbinde meydana gelen, işlerin iç yüzünü görme kuvveti, basîret.

kanun / kanûn

  • (Çoğulu: Kavânin) Herkesin uyması için devletin teşri kuvveti tarafından konulan her türlü meşru nizam, kaide, emir, nehiy ve yasaklar.
  • Kaziye-i külliye. Kâinatta Allah'ın koyduğu değişmez nizam.
  • Devletin yasama kuvveti tarafından herkesçe uyulmak üzere konulan her türlü nizam, kaide.

kanunda inhisar-ı kuvvet

  • Gücü sadece kanunlara münhasır kılmak, güç ve kuvvetin sadece kanunların eline verilmesi.

kanunperest

  • Kanun kuvvetine önem veren, kanuna saygılı.

kariha / karîha

  • Fikir kuvveti, düşünce kabiliyeti, zekâ.

kasar

  • Üşenme, tembellik etme.
  • Güç ve kuvvetin son sınırı.
  • Boğazı tutup nefes aldırmayan bir zahmet.

kehribar / kehribâr / كَهْرِبَارْ

  • Elektriklenme kuvvetine sahip olan değerli bir taş.

kesr-i aşari / kesr-i âşâri

  • Ondalık kesir. Mahreci (paydası) 10 veya 10'un her hangi bir kuvvetinden ibaret olan kesir. Meselâ: 0,15 - 0,007 gibi.

kudret-i beşer

  • İnsan kuvveti, gücü.

kudret-i ezeliye

  • Ezelî olan Allah'ın kudreti, güç ve kuvveti.

kudret-i kamile-i ilahiye / kudret-i kâmile-i ilâhiye

  • Allah'ın tam ve noksansız kudreti, kuvveti.

kuvve-i an-il-merkeziye

  • Merkezkaç kuvvet. Cisimlerin kendi mihveri üzerine hareketi zamanında merkezinde hâsıl olan kuvvete denilir. Merkezde dönen bir tekerleğin etrafında yapışık veyahut üstünde taşıdığı cisimlerin etrafa yayılıp dağılmasıyla bu kuvvetin mevcudiyyeti anlaşılır.

kuvve-i azm

  • Azim kuvveti. Emele muvaffak olmak için gösterilen azim, cehd kuvveti. (Farsça)

kuvve-i basıra / kuvve-i bâsıra

  • Görme duygusu, görme kuvveti. (Farsça)

kuvve-i cazibe / kuvve-i câzibe

  • Kendine çekici kuvvet. Dünyanın câzibe, yani çekme kuvveti.

kuvve-i dafia / kuvve-i dâfia

  • Zararlı şeyleri men'etme ve onlardan korunma hissi. İtme kuvveti.

kuvve-i hafıza / kuvve-i hâfıza / قُوَّۀِ حَافِظَه

  • Zihinde hıfzetme, belleme kuvveti. (Farsça)
  • Hâfıza kuvveti.

kuvve-i ile-l merkeziye

  • Muhitten (etraftan) merkeze doğru gelen çekme kuvveti. (Kuvve-i anil-merkeziyenin zıddıdır.)

kuvve-i istinad

  • Dayanma ve istinad etme kuvveti.

kuvve-i kudsiye

  • Evliyâ kuvveti. Cenab-ı Hakk'ın yardımına mazhar olan kuvvet. Hakaik-ı imâniye ve Kur'aniyeyi gayet ince ve derin bir firaset ve dirayetle anlayabilme kuvveti.

kuvve-i maneviye-i ehl-i iman / kuvve-i mâneviye-i ehl-i iman

  • Mü'minlerin mânevî kuvveti, gücü.

kuvve-i maneviye-i imaniye / kuvve-i mâneviye-i imaniye

  • İmanın mânevî kuvveti.

kuvve-i müdrike

  • İdrak kuvveti. Beş duygunun, hissin zihinde duyulması, anlaşılması.

kuvve-i müfekkire / قُوَّۀِ مُفَكِّرَه

  • Düşünme kuvveti.

kuvve-i mutasarrıfa

  • Mütehayyile vasıtasıyla zihinde hazırlanan şeyleri tertib kuvveti.

kuvve-i mütehayyile

  • Hissolunan şeyin gıyabında resim ve tasvir kuvveti. Hayâl kuvveti.

kuvve-i namiye / kuvve-i nâmiye

  • Büyüme, gelişme kuvveti.

kuvve-i teşriiye

  • Kanun vaz'etme kuvveti. şeriata uyan düsturlar yapma kuvveti.
  • Büyük Millet Meclisi.

kuvve-i velayet / kuvve-i velâyet

  • Velîlik kuvveti.

kuvve-i zakire / kuvve-i zâkire

  • Hafıza. Ezberleme kuvveti. Ezber edici kuvvet.

kuvvet ve vüs'at-i iman

  • İmanın kuvveti ve genişliği.

kuvvet-i devlet

  • Devletin kuvveti.

kuvvet-i hikmet

  • Hikmetin kuvveti.

kuvvet-i icma / kuvvet-i icmâ

  • Toplanma, birlik kuvveti.

kuvvet-i ilahiye / kuvvet-i ilâhiye

  • Allah'ın kuvveti, gücü.

kuvvet-i kur'aniye / kuvvet-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın kuvveti.

kuvvet-i vehim

  • Vehim kuvveti, kuruntu gücü.

kuvvet-i velayet / kuvvet-i velâyet

  • Velîlik kuvveti.

kuvvet-üz zahr

  • Arka veren kuvvet. Yardımcı, imdadcı kuvvet. Geriden gelen yardımcı.
  • İcabında arkadan yardımcı olacak asker kuvveti. İmdâda hazır asker.

kuvvetüzzahr

  • Yardım kuvveti.

maden-i kuvve-i maneviye / mâden-i kuvve-i mâneviye

  • Manevî kuvvetin, moral gücünün kaynağı.

magnetik

  • yun. (Manyetik) Mıknatıs gibi çekici kuvveti olan.

meharet

  • Ustalık, beceriklilik, üstadlık. Meleke ve mümârese.
  • Kur'anda meharet: Hıfzın kuvvetiyle harflerin mahreçlerine riâyettir.

mıknatısiyyet

  • Mıknatıs kuvveti ve hassası.

milis

  • Orduya yardımcı halk kuvveti. (Fransızca)

mısvat

  • Çok haykıran, çok bağıran.
  • Ses kuvveti.

müddei-yi umumi / müddei-yi umumî

  • Milletin umum haklarını korumak üzere muhakemede hazır bulunan vazifeli, hukuk tahsilini bitirmiş hükümet memuru. Adliye bakanlığına bağlı, icra kuvvetini birlik halinde temsil eylemek üzere teşekkül eden, adlî idare makamında bulunan şahıs. Savcı.

müdrike

  • İdrak kuvveti. Akıl. Anlama kabiliyeti.

müfekkir

  • Fikir yürüten. Düşünen. Düşündüren. Düşünme kuvveti.

müfekkire

  • Düşünme gücü ve kuvveti.

muhavvil-ül havli ve-l ahval / muhavvil-ül havli ve-l ahvâl

  • Havli, kuvveti ve hâlleri değiştiren, başka şekle sokan Cenâb-ı Hak (C.C.)

muhayyile

  • Kuvve-i hayâliye. Hayâl kurma merkezi. Zihinde bulunan hayal kuvveti.
  • Hayâl kuvveti.

nami

  • Büyüyen, artan, ürmee kuvveti olan. Nebat ve hayvandaki büyüyüp gelişme kuvveti.
  • Farsçada: Namlı, şöhretli, ünlü.

natıka

  • (Nutk. dan) Düşünüp söylemek hassası. Fesahat ve belâgatta söyleme kuvveti. Talâkat-ı lisan, güzel konuşabilme kabiliyeti.

nefs

  • Can.
  • İnsanın kendisi, kişi, beden.
  • Hakîkat, cevher, asıl, öz. İnsanda ve cinde şer, kötülük kuvveti. Şerîate yâni dîne uymayan isteklerin kaynağı. Buna nefs-i emmâre de denir.

pil-zur

  • Fil gibi kuvvetli, fil kuvvetinde. (Farsça)

rabia / râbia / رَابِعَه

  • 1/60 ın dördüncü kuvveti altmışta biri.

ribatet

  • Kalb kuvveti.
  • Tahammül, sabır.
  • Kalbi sağlam olma.

ruhaniyet / rûhaniyet

  • Ruh hâli, ölen insanın devam eden ruhî kuvveti.

ruhaniyyet

  • Yalnız ruhtan ibaret olan şeyin hali. Ölmüş bir kimsenin devam etmekte olan ruhi kuvveti.
  • Ruhanilik.

rüstem

  • Kuvvetiyle meşhur bir efsane kahramanı.

sabia / sâbia / سَابِعهَ

  • 1/60 ın yedinci kuvveti.

salabet-idiniyye / salâbet-idîniyye

  • Din sağlamlığı, din gayreti, din kuvveti.

samia

  • Duyma, işitme duygusu, işitme kuvveti.

santrifüj

  • Merkezkaç kuvveti.

şecaat

  • Yiğitlik, cesurluk. Korkulu anda kalb kuvveti ile cesaretini muhafaza etme. Kuvve-i gadabiyenin vasat mertebesidir.

sekine

  • Sükûn ve itmi'nan, temkin. Nefisteki telâşın kesilmesi ile hâsıl olan kalb huzuru ve sükûneti.
  • Telâş ve hafifliğin zıddıdır.
  • Kalb rahatlığı, kalb kuvveti veren çok mühim bir duânın ismi. (Bu, Sekine isimli duâ, Hazret-i Ali Radıyallâhü Anh gibi evliyânın bildiği ve içerisinde

sekinet

  • Sükûn ve itmi'nan, temkin. Nefisteki telâşın kesilmesi ile hâsıl olan kalb huzuru ve sükûneti.
  • Telâş ve hafifliğin zıddıdır.
  • Kalb rahatlığı, kalb kuvveti veren çok mühim bir duânın ismi. (Bu, Sekine isimli duâ, Hazret-i Ali Radıyallâhü Anh gibi evliyânın bildiği ve içerisinde

şiddet-i zuhur

  • Açık seçik olma ve açığa çıkma derecesinin şiddeti ve kuvveti.

takallu'

  • Ayağını kuvvetiyle kaldırmak.
  • Yerinden kopmak.

takat-ı beşer / tâkat-ı beşer

  • Beşer gücü ve kuvveti. İnsana mahsus kuvvet.

takatgüdaz / tâkatgüdaz

  • Tâkati kaldıran, gücü kuvveti eriten, mahveden. (Farsça)

tecahüd

  • Kuvvetini sarfedip uğraşmak. Çalışmak.

teşhiz

  • (Çoğulu: Teşhizât) (Şahz. dan) Sivriltme, keskinleştirme.
  • Bileme.
  • Gücünü, kuvvetini artırma.
  • Uyandırma.

teşri'i / teşrî'î

  • Şeriat hükümleriyle ilgili.
  • Kanun yapma kuvveti ve görevi ile ilgili.

tevekkül-i imani / tevekkül-i imanî

  • İman edenlere yakışır tevekkül. İman kuvvetinin ve hakikatının neticesi olan tevekkül.

vehm

  • (Vehim) Mübhem ve mânasız korku.
  • Belirsiz fikir ve düşünce.
  • Cüz'i mânaların anlaşılmasına yarayan bir idrak kuvveti.

yadbüd

  • Hâfıza kuvveti. (Farsça)

zabıta / zâbıta

  • Yurt içinde emniyet ve intizamı korumakla vazifeli devlet kuvveti, polis.
  • Fık: Bütün hususlara şâmil olmayıp yalnız bir hususa ve onun teferruatına şamil olan hususi kaideye denir. Kanun ve âdet, zabt ve idareye vesile olan bağ.

zabtıyye

  • Jandarma veya polis kuvveti. Memleket içi âsâyiş ve intizamı te'min maksadı ile çalışan hükümet kuvveti.

zahr-ı kalb

  • Kuvve-i hâfıza. Ezber kuvveti. Ezbere.

zaif

  • (Za'f. dan) Güçsüz, iktidarsız, kuvveti az, kuvvetsiz, tâkatsız. Kansız. Gevşek, tenbel.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın