LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kurûn ifadesini içeren 78 kelime bulundu...

bavehim / bâvehim

  • Vehimle, kuruntuyla.

belbele

  • (Çoğulu: Belâbil) Vesvese vermek, gamkin etmek, kuruntu vermek.

beyincik

  • Art kafa çukurunda beyin kökünün üst arka kısmında bulunan merkezi sinir sisteminin bir organıdır. Mühim bir görevi, hareketlerimizin âhenk içinde olmasını sağlamaktır.

ciran

  • (Çoğulu: Cürün) Devenin boynunun önünde boğazlanacak yerinden boğazı çukuruna kadar olan yer.

ebediyet-i mevhume

  • Sonsuzluk kuruntusu.

efra'

  • İşi gücü olmayan adam. Boş dolaşan kişi.
  • Kuruntulu, vesveseli adam.
  • Başının saçı tamam olan kimse. (Müe: Für'â)

emel-i vehmi / emel-i vehmî

  • Temelsiz ümit, kuruntuya dayalı beklenti.

endişe

  • Korku. Düşünce. Merak, keder, kuruntu. (Farsça)

evham / evhâm / اوهام / اَوْهَامْ

  • Olmayan bir şeyi olur zannı ile meraklanma. Üzüntü. Vehimler. Kuruntular. Zarar ihtimâli çok az olan bir şeyden meraklanma ve üzülme.
  • Vehimler ve hayaller. Kuruntular ve gerçek dışı şeyler.
  • Vehimler, kuruntular.
  • Vehimler, kuruntular.
  • Vehimler, kuruntular. (Arapça)
  • Kuruntular.

evham etmek

  • Olmayan bir şeyi var zannederek şüphelenmek, kuruntuya kapılmak.

evham-alud / evham-âlûd

  • Vehimler ve kuruntular karışmış.

evham-ı batıla / evham-ı bâtıla

  • İnsanları haktan uzaklaştıran bâtıl vehimler ve kuruntular.

evham-ı faside / evhâm-ı fâside

  • Asılsız, boş kuruntular.

evham-ı seyyie / evhâm-ı seyyie / اَوْهَامِ سَيِّئَه

  • Akla gelen kötü vehim ve kuruntular.
  • Kötü kuruntular.

evham-ı vahiye

  • Saçma vehimler, asılsız kuruntular.

evham-saz / evham-sâz

  • Vehimli, kuruntu saçan.

evhamın müdafaası

  • Vehimlerin def'edilmesi, kuruntuların kovulması.

evhamlandırmak

  • Kuruntulandırmak, şüphelendirmek.

evhamlı

  • Kuşkulu, kuruntulu.

gavr

  • Çukurun dibi.

gavr-ı in'idam

  • Yokluk çukurunun dibi.

gururiyet

  • Böbürlenme, kuruntuya kapılarak kendini yüksek görme.

hadşe

  • (Çoğulu: Hadeşât) Vesvese, kuruntu, merak, ye's, üzüntü, hüzün.

hemezat

  • (Tekili: Hemeze) Kuruntular, vesveseler, şüpheler, tereddütler.

hemeze

  • Vesvese. Şeytanın desisesi. Kuruntu.

hevacis

  • (Tekili: Hâcise) Vesveseler, kuruntular. Akla gelen kötü düşünceler.

hulya / hulyâ

  • Kuruntu. Hayal. Vehim. Olmıyan bir şeyi düşünerek yaşamak. Akıldan geçen ve matmah-ı nazar olan husus. (Farsça)
  • Hülya, kuruntu, hayâl.

hülya / hülyâ

  • Hayâl, kuruntu.

kuvve-i vahime / kuvve-i vâhime / قُوَّۀِ وَاهِمَه

  • Vehim ve hayâl duygusu. Kuruntu hâssesi.
  • Kuruntu hissi.

kuvvet-i vehim

  • Vehim kuvveti, kuruntu gücü.

lümme

  • Nişan. Alâmet. Damga. Nokta.
  • Vesvese, kuruntu.
  • Çok cemaat, çok kalabalık.

lümme-i şeytani / lümme-i şeytanî

  • Şeytanın verdiği kalpteki kuruntu, vesvese yeri.

lümme-i şeytaniye / lümme-i şeytâniye

  • Şeytanın vesvesesi. Şeytanın verdiği kuruntu.

ma'reke-i evham

  • Vehim ve asılsız kuruntuların çarpıştığı savaş alanı.

mahsusattaki vehmiyat bedihiyattandır / mahsûsattaki vehmiyat bedihiyattandır

  • Dış duyular vasıtasıyla elde edilen bilgiye vehim karışamaz. Zira hakikati sabittir. Dış duyularla gödüğümüz şeyler dış dünyada vardır. Vehimde olduğu gibi kuruntu ile olmayan bir şeyin varlığına hükmetmek değildir.

mal-i hulya

  • Vesvese, kara sevdâ, kuruntu, boş hayaller. (Farsça)

maraz-ı vesvese / مَرَضِ وَسْوَسَه

  • Kuruntu, şüphe hastalığı.
  • Kuruntu hastalığı.

merak

  • Bir şeyi öğrenmek istemek. Çok şiddetli arzu. Heves. Düşkünlük.
  • Dalgınlık. Kara sevdâ.
  • Kuruntu, telâş. İç sıkıntısı. İç darlığı.

meraki / merakî

  • Vesvese ve kuruntu içinde bulunan kimse.
  • (Tekili: Mirkat) Merdivenler, basamaklar.

mevhum / mevhûm / موهوم / مَوْهُومْ

  • Kuruntu ürünü.
  • Vehmolunmuş, aslı esâsı yokken zihinde kurulmuş olan, kuruntuya dayanan. Hayâlî.
  • Vehmedilmiş, asılsız, kuruntuya dayalı. (Arapça)
  • Asılsız, kuruntu.

mevhume

  • Vehim, kuruntu ve hayâl nev'inden bir şey.

müleslis

  • Mütereddit, tereddütlü, kuruntulu kimse.

mütevehhim

  • Evhamlı, vehimli, kuruntulu.
  • Kuruntulu.

müvesvis

  • Vesvese veren, şüphe ve kuruntu veren.

reddü'l-evham

  • Vehimleri, kuruntuları reddetme.

sevdavi / sevdavî

  • Kuruntulu, meraklı.
  • Sevda ile âlâkalı.

şeyatin-i evham / şeyâtîn-i evham

  • Evham, kuruntu şeytanları.

sigal

  • Düşünce, fikir. (Farsça)
  • Kuruntu, endişe. (Farsça)

silsile-i mevhumat / silsile-i mevhûmât

  • Kuruntular zinciri.

skolastik

  • Lât. Kurun-u vustâda (Orta çağlarda) Hristiyan âleminde, papazların dinî görüşüne ve onların baskısı altındaki dinî fikirlerine göre yapılan tedrisat usulü.

tevehhüm / تَوَهُّمْ

  • Kuruntuya kapılma, sanma, zannetme.
  • Kuruntu etme.
  • Kuruntu yapma.

tevehhüm etmek

  • Sanmak, kuruntulanmak.

tevehhüm-ü ebediyet

  • Sonsuzluk kuruntusu; sonsuza kadar yaşayacağını sanmak.

tevehhümkarane / tevehhümkârâne

  • Vehimlenerek, kuruntuya kapılarak.
  • Kuruntu edercesine.

tevehhümüyle

  • Kuruntusuna düşmekle.

ümniyye

  • Umut, ümid.
  • Arzu, istek, talep.
  • Niyet, kuruntu.

vahim

  • (Vehm. den) Vehmeden, kuran, kuruntulu.

vahime / vahîme

  • Kuruntu veren his.

vehel

  • Vehim, kuruntu.

vehham

  • Aşırı derecede vehimli, kuruntulu, şüpheci.
  • Vehimli, kuruntulu.

vehhamlık

  • Kuruntu etme, aşırı vehimli olma.

vehim / وهم / وَهِمْ

  • Zan, şüphe, kuruntu.
  • Belirsiz korku, kuruntu.
  • Kuruntu.
  • Kuruntu. (Arapça)
  • Kuruntu.

vehm / وهم

  • Vehim, kuruntu.
  • Kuruntu, gerçekte olmayan bir şeyi var diye düşünme.
  • Kuruntu. (Arapça)

vehm-alud / vehm-âlud

  • Vehimli, kuruntu dolu.

vehm-i mahz

  • Tam bir kuruntu, zan, şüphe.

vehm-nak / vehm-nâk

  • Vehimli, kuruntulu. (Farsça)

vehmetmek

  • Vehme kapılmak, kuruntulanmak.

vehmi / vehmî / وهمى / وَهْم۪ي

  • Kuruntuya dayalı, evham üstüne kurulmuş. (Arapça)
  • Kuruntulu.
  • Kuruntuya âit.

vehmiyyat / vehmiyyât

  • (Tekili: Vehmiyye) Vehimler, kuruntular.

vehmnak / vehmnâk / وهمناک

  • Kuruntulu. (Arapça - Farsça)

vesvese / وسوسه / وَسْوَسَه

  • Kuruntu, gereksiz kaygı.
  • Kuşku, kuruntu, tereddüt.
  • Kuruntu, şüphe.
  • Zararlı olan şüphe, kuruntu.
  • Şübhe. Tereddüt. Kuruntu. Aslı olmayan ihtimaller.
  • Kuruntu. (Arapça)
  • Kuruntu.

vesvese-i medeniyet

  • Medeniyetin vesvesi, kuruntusu.

vesvese-i şeyatin / vesvese-i şeyâtîn

  • Şeytanların verdiği şüphe ve kuruntular.

vesvese-i şeytan

  • Şeytanın kalbe düşürdüğü şüphe, asılsız kuruntu.

vesvese-i siyasiye

  • Siyasî şüphe ve kuruntular.

vesvesedar / vesvesedâr

  • Vesveseli, kuruntulu. (Farsça)

veyl

  • Vay haline, yazık, hüzün ve hüsran. Cehennemde bir çukurun adı.

zaman-ı tereddüt ve evham

  • İnsanların şüpheye düştüğü ve kuruntulara kapıldığı dönem.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR