LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te koruyucu ifadesini içeren 37 kelime bulundu...

ahras / ahrâs / احراس

  • (Tekili: Hâris) Bekçiler, muhafızlar, koruyucular.
  • Koruyucular, muhafızlar. (Arapça)

baygan

  • Muhafız, koruyucu, bekçi. (Farsça)

candar / cândâr / جاندار

  • Diri, canlı, zihayat, ziruh. (Farsça)
  • Silâhlı kimse. (Farsça)
  • Muhafız, koruyucu, emniyet memuru. (Farsça)
  • Yol yiyeceği, azık. (Farsça)
  • Canlı. (Farsça)
  • Koruyucu. (Farsça)

cenab-ı mevla / cenâb-ı mevlâ

  • Herşeyin efendisi, koruyucusu ve sahibi olan Allah.

cihan-ban / cihan-bân

  • Cihanın bekçisi, dünyanın koruyucusu olan. Allah. Hükümdar. (Farsça)

cihan-penah

  • Cihanın koruyucusu olan.

hafaza

  • Muhafızlar, koruyucular, bekçiler.
  • Koruyucu melekler.
  • Koruyucu.

hafaza melekleri

  • Koruyucu melekler, her insanın hayır (iyi) ve şer (kötü) işlerini yazan; ikisi gece, ikisi gündüz gelen ve kötülüklerden ve cinlerden koruyan melekler. Bunlara Kirâmen kâtibîn melekleri diyenler olduğu gibi, onlardan başka olduğunu söyleyenler de olm uştur.

hafiz-ı hakiki / hafîz-ı hakikî

  • Her şeyin gerçek koruyucusu olan ve her şeyi bütün özellikleriyle kaydedip muhafaza eden Allah.

hafiziyet / hafîziyet

  • Koruyuculuk.
  • Hafîzlik, koruyuculuk.

hami / hamî / hâmî / حَام۪ي

  • Himaye edici, himaye eden. Koruyucu, koruyan. Kayıran.
  • Koruyucu.
  • Himaye eden, koruyucu.
  • Himaye edici, koruyucu.
  • Koruyucu.

hami-i meçhul / hâmî-i meçhul

  • Bilinmeyen koruyucu.

hami-i saadet / hâmi-i saadet

  • Mutluluğun koruyucusu.

hamisiz / hâmisiz

  • Koruyucusuz.

haris-i vatan / hâris-i vatan

  • Vatanın koruyucusu, vatanın bekçisi.

himayetçi

  • Koruyucu.

himayetkar / himayetkâr / himâyetkâr

  • Koruyucu.
  • Koruyucu.

kal'a-dar / kal'a-dâr

  • Kale koruyucusu, kal'a muhafızı. Dizdar. (Farsça)

kuyud-u ihtiraziye

  • Koruyucu tedbirler, bazı hakları kullanabilme şartları, çekince şartları.

mahfaza / مَحْفَظَه

  • Koruyucu kap.

melaike-i sıyanet / melâike-i sıyanet

  • Koruyucu melekler.

melek-i sıyanet / melek-i sıyânet / مَلَكِ صِيَانَتْ

  • Koruyucu melek.
  • Koruyucu melek.

mevla / mevlâ

  • Efendi, sahip, koruyucu; Allah.
  • Yardımcı ve koruyucu olan Allahü teâlâ.
  • Sevgili, sevilen.
  • Âzâd edilmemiş, serbest bırakılmamış köle ve câriyenin sâhibi, efendisi.
  • Âzâd edilmiş köle.
  • Kölesini âzâd etmiş olan kimse.

muhafazakar / muhafazakâr

  • Koruyucu.
  • Koruyucu. (Farsça)
  • Dinî amel ve işlere muhabbet eden. Dinî inanışında sağlam olan ve değiştirmeden muhafaza eden yüksek ve sâdık insan. (Farsça)
  • Koruyucu.

muhafazat

  • Muhafızlık, koruyuculuk.

muhafız / muhâfız / محافظ

  • Koruyucu. (Arapça)

müheymin

  • Mü'min.
  • Hazır. Sâdık.
  • Hâfız. Hıfz edici. Koruyucu.

mustazill

  • (Zıll. dan) Gölgelenen, gölgede oturan.
  • Birinin koruyuculuğu ve himâyesi altında bulunan.

ni'me-r rakib

  • Ne iyi gözetici, koruyucu.

nigahdar / nigâhdar

  • Bekçi, gözcü. (Farsça)
  • Koruyucu, muhafaza eden, saklayıcı. (Farsça)

nigehdar / nigehdâr

  • Gözcü, bekçi. (Farsça)
  • Saklayıcı, koruyucu. (Farsça)

ruh-ul-kuds / rûh-ul-kuds

  • Cebrâil aleyhisselâm.
  • Allahü teâlânın Îsâ aleyhisselâma ihsân ettiği kudret, kuvvet.
  • Hıristiyanlıktaki teslis (üçlü tanrı) inancında, baba-oğul unsurlarından türeyen üçüncü unsur.
  • İsm-i âzam.
  • İncîl.
  • Allahü teâlânın hayat verici, koruyucu mânâsına gelen

sahib / sâhib

  • Sahip, koruyucu, sohbet arkadaşı.

saye-endaz

  • Gölge salan. (Farsça)
  • Mc: Koruyuculuk eden, himâyecilik yapan. (Farsça)

veli / velî

  • Sahip, malik, evliya, koruyucu, muhafaza eden, küçük çocukların durumundan sorumlu kişi, baba, ata.
  • Velâkin, fakat, amma.
  • Sahip, gözetici, koruyucu.

vikaye

  • Koruma. Koruyuculuk. Sahib olma. Arka çıkma. Kayırma.
  • Tıb: Herhangi bir hastalık için önleyici tedbir alma.
  • Koruma, koruyuculuk, sahip olma, arka çıkma, kayırma.

zırh

  • Demirden yapılmış koruyucu giysi, savaş elbisesi.