LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te korku ifadesini içeren 369 kelime bulundu...

adem-i tahavvuf

  • Korkusuzluk.

adem-i tahavvüf

  • Korkusuz olma.

ahd u eman / ahd u emân

  • And ve emniyet, korkusuzluk, güvenlik.

ahşa

  • Pek korkunç. Çok korkunç. Çok korkunç yer.

ahvef / اخوف

  • En korkak.
  • Çok korkunç.
  • En korkunç. (Arapça)

akabe

  • (Çoğulu: Akabât) Bâdire. Sarp ve çıkılması müşkül yokuş.
  • Tehlikeli geçit. Dar ve iki tarafı pusu yeri olan boğaz.
  • Muhatara, tehlike.
  • Hastalığın veya başka bir halin en tehlikeli ve korkulur süresi.
  • Kızıldenizin kuzey ucunda, Süveyş'in doğu tarafında bulunan da

akar

  • Köşk, yüksek bina.
  • Bâbil vilayetinde bir yer adı.
  • Dehşetli olmak. Yaralamak. Boğazlamak.
  • Korku ve dehşetten kişinin ayakları titreyip dövüşememesi.

amin / âmin

  • (Emn. den) Gönlü müsterih, kalbinde korku bulunmayan.
  • Emniyet ver.

amine / âmine

  • Emin olan. Kalbinde korku olmayan kadın.
  • Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın öz annesinin adı. Yirmi sene yaşamıştır. Hazret-i İbrahim Aleyhisselâmın dini üzere idi. (R. Aleyha)

an / ân

  • Uzağı gösteren işâret ismi. Şu. Bu. O. (Farsça)
  • Güzellik câzibesi. Melâhat. Güzellik. (Farsça)
  • Cemi edâtı. Kelimenin sonuna getirilerek cemi' yapılır. Meselâ: Âlimân: Âlimler. Anân: Onlar. Merdân: Adamlar. İnsanlar. Zenân: Kadınlar.Kelimenin sonuna getirilerek sıfat edatı yapılır: Ters: Korku. (Farsça)

asa / asâ

  • (Fiil veya harftir) Ümid veya korku bildirir. Şek ve yakin manalarına delalet eder; (ola ki, şayet ki, meğer ki, olur, gerektir) manalarına gelir. Ekseri, (lâkin) (leyte) mânasına temenni için kullanılır. Hitab-ı İlahî kısmında yakîn ve vücubu ifade eder.

asale

  • Zehiri çok tesirli ve korkunç olan yılan.

asayiş

  • Emniyet, güvenlik, korku ve endişeden uzak hâl. Kanun, nizam hakimiyeti. İnsan cemiyetlerinde iktidar, hâkimiyet, bir zümrenin, bir sınıfın elinde olmaktan kurtulamamasından ve bir kısım insanlarca yapılan, istedikleri zaman değiştirilen kanunlara diğer insanların saygısı temin edilemediğinden asayi (Farsça)

bak / bâk / باک

  • Korku, havf, çekinme, sakınma. (Farsça)
  • Korku. (Farsça)

bavehim / bâvehim

  • Vehim ve korku ile, şüpheyle.

be's

  • Azab, şiddet. Korku.
  • Zarar, ziyan.
  • Zorluk, meşakkat, zahmet.
  • Fenalık. (Arapçada: "Savaşta şiddetli harekette bulunmak veya sıkıntı ve fakirlikten fenâ durumda olmak" mânâlarına gelir.)

bebr

  • Kaplana benzer, ondan daha büyükçe ve pek yırtıcı bir canavar ki, Hindistanda ve Afrikada bulunur. Saldırdığı zaman derisindeki tüyleri kabarıp korkunç bir manzara arzeder. Arslanı bile korkutur bir hayvandır. (Farsça)

bed-fercam

  • Sonu kötü. Sonu korkulu ve lânetlenmiş olan. Akibeti fena. (Farsça)

beis-be's

  • Zarar, ziyan.
  • Korku, azap, sıkıntı, fenalık.
  • Kuvvet, kudret.

berk-i süyuf

  • Kılıçların şimşeği, kılıç korkusu.

bi-perva / bî-perva

  • Korkusuz. Pervasız. (Farsça)

bila-perva / bilâ-perva

  • Korkusuz.

bilaperva / bilâperva / bilâpervâ / بلاپروا

  • Korkusuz.
  • Pervasız, korkusuz.
  • Korkusuzca. (Arapça - Farsça)

bim / bîm / بيم

  • Korku, havf. (Farsça)
  • Tehlike. (Farsça)
  • Korku. (Farsça)

bim ü ümid

  • Korku ve ümid.

bim-i can / bim-i cân

  • Can korkusu, ölüm korkusu.

biperva / bîperva / bîpervâ / بى پروا

  • Korkusuz.
  • Korkusuz. (Farsça)
  • Çekinmeden. (Farsça)

çağz

  • Kurbağa. (Farsça)
  • Korku, havf. (Farsça)
  • Kapandığı halde hâlâ içinde cerahat bulunan yara. (Farsça)
  • Ah ü fizar. İnilti. (Farsça)

cahb

  • (Çoğulu: Echibe) Ebücehil karpuzu.
  • Korkudan dolayı kederli olmak.

casum / casûm

  • Korkulu rü'ya, kâbus.

ce's

  • Korkutmak, tahvif.

cebanet

  • Korkaklık, ürkeklik. Korkulmayacak şeylerden bile korkmak.

celaleddin-i harzemşah

  • (Vefâtı M.: 1231) Mengü berdi (Allah verdi) ismi de verilir. Harzemşah soyunun 7nci ve son hükümdarıdır. Tarihte cesaret ve irfanı ile tanınmıştır. O zamanın deccalı olan Cengiz'in kahır ve şiddeti karşısında İrân ve Turân korku ve zillete düştüğünde Celâleddin, Cengiz'in ordularını müteaddit defala

cesaret / cesâret

  • Cesurluk, yiğitlik, korkusuzluk.
  • Yüreklilik, korkusuzluk.

cesaret-i medeniye

  • Her türlü baskılara karşı çekinmeden hakikatı söylemek. Müsbet harekette korkmamak. Haklı olduğu bir mes'elede korku göstermemek. İçtimai münasebetlerde girişkenlik.

cesurane / cesurâne

  • Cesurca, korkusuzca.

cezalet

  • Rekâketsiz ifade.
  • Güzellik.
  • Müdebbirlik, akıllılık.
  • Azim, büyük.
  • Edb: Kelimeler, ince veya sert söylenişlerine göre; elfâz-ı cezle veya elfâz-ı rakika diye ikiye ayrılır. Elfâz-ı cezle: Söylenişte tatlılığı bulunan veya heybet, ululuk, çarpışma, korkutma, yıld

cübcübe

  • (Çoğulu: Cebâcib) Korkutmak.
  • Yağ koymağa mahsus deri zenbil ve büyük desti.
  • Çok su.
  • Erimiş yağ.

dahiye / dâhiye

  • Korkunç belâ.

dahül

  • Bostan korkuluğu. (Farsça)

daire-i takva / daire-i takvâ

  • Takvâ dairesi; Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma dünyası.

dehhaşe

  • Çok fazla derecede korkunç, dehşet verici.

dehşet

  • Korkup kaçılacak şey. Ürkmek, şaşmak. Korku ve telâş içinde olmak.
  • Korku, ürkme.
  • Ruhu birden kaplayan korku.

dehşet-efşan

  • Korkunç, korku ve dehşet saçan, ürkütücü. (Farsça)

dehşet-engiz

  • Çok dehşet verici. Çok korkutucu. (Farsça)

dehşetengiz

  • Korku verici.

dehşetli

  • Korkunç.

dev

  • Masallarda geçen korkutucu varlık.

dram

  • yun. Korkunç ve kanlı tiyatro piyesi.
  • Müthiş bir vakıa. Musibet, felâket. Heyecan uyandıran hâdise veya hareket.

efza'

  • (Tekili: Fezâ) Korku ile bağırıp çağırmalar.

ehl-i takva / ehl-i takvâ

  • Takvâ sahipleri; Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan kimseler.

ehl-i takva ve salahat / ehl-i takvâ ve salâhat

  • Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan ve dindarlıkta çok ileri olan kimseler.

ehlitakva

  • Allahtan korkup günahtan sakınan kimseler.

ehval / ehvâl

  • (Tekili: Hevl) Korkular. Korkulacak hâller. Fenalıklar.
  • Korkular.
  • Korkular.

ehval-i haşir

  • Haşir meydanının verdiği korkular, korkulu hâller.

ehval-i muhavvifane / ehvâl-i muhavvifane

  • Dehşetli korkular.
  • Dehşetli korkular.

ehvel

  • Korkunç nesne.

eman / emân

  • Korkusuzluk.
  • Af ve yardım dileme. Eminlik.
  • Eminlik, korkusuzluk.
  • Korkusuzluk, emniyet, güven.
  • Bir kimseye veya düşmana; söz, işâret veya yazı ile, mal ve can güvenliğinin emniyet (güven) altında olduğunu bildirme.
  • Müslüman olmayan bir kimsenin İslâm memleketine girmesi için kendisine verilen müsâade, izin.
  • Eminlik, korkusuzluk.
  • Aman dileme.
  • Şikayet.
  • Rica.

emani

  • Emniyetler. Niyetler, gayeler, istekler. Arzular, dilekler. (Farsça)
  • Eminlik, korkusuzluk. (Farsça)

emin

  • Kalbinde korku ve endişesi olmayıp rahatta olan. Korkusuz.
  • Kendisinden korkulmayan.
  • Kendine inanılan. İtimat edilen.
  • İnanan, güvenen.
  • Çok iyi bilen, şüphe etmeyen.

emn

  • Eminlik, korkusuzluk.
  • Eminlik. Korkusuzluk. Emniyet. Bir şeye itimad etmek. İnsanda doğruluk ve imandan ileri gelen yüksek bir meleke ve kabiliyet. Rahatlık.

emn ü asayiş / emn ü âsâyiş

  • Eminlik ve rahatlık, korkusuzluk, tehlikesizlik, güvenlik.

emn ü eman / emn ü emân

  • Korkusuzluk ve emniyet hâli.
  • Emniyet ve korkusuzluk.

emn ü eman ü emniyet / emn ü emân ü emniyet

  • Emniyet, korkusuzluk ve güvenlik.

emniyet

  • (Emniyyet) : Eminlik, emin olma hâli, korkusuzluk, tehlikesizlik.
  • İtimad, güvenme, inanma.
  • Polis ve zabıta teşkilâtı.

emniyet-i tamme / emniyet-i tâmme

  • Tam bir emniyet ve korkusuzluk.

endaz

  • Atan, atmış, atıcı mânasında birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Dehşet-endaz : Dehşet verici, korkutucu. (Farsça)

endişe

  • Korku. Düşünce. Merak, keder, kuruntu. (Farsça)

endişe-i mevt

  • Ölüm endişesi. Ölüm korkusu.

etka

  • (Taki. den) Allah korkusu ile günahtan çok fazla çekinen. Haram veya helâl olduğunu iyice bilmediği şüpheli şeyleri yapmayan. Günah işlemeyen. Her şeyde Cenab-ı Hakk'ın rızasını gaye ve maksad edinen.

eyne'l-meferr

  • 'Nereye kaçayım?' mânâsına gelen korku ifadesi.

faite / fâite

  • Gaflet, uyku, unutmak, hastalık, düşman korkusu gibi bir özürle kaçırılan farz veya vâcib namaz.

fakfaka

  • Köpeğin korkudan ürümesi.

fazi' / fazî'

  • Korkulu nesne.

fazu'

  • Çocukları korkutmak için yapılan çok korkunç suret.

feci' / fecî' / فجيع

  • Çok kötü, korkunç. (Arapça)

ferak

  • (Çoğulu: Efrâk) Korku.
  • Büyük ölçek.

ferc

  • Yarık, çatlak. Korkulacak yer.
  • Ud yeri. Dişi tenasül âleti.

feza'

  • Korku. Havf.
  • Sığınma, dehalet.
  • Uykuda şiddetli korku ile uyanmak.

fırtına

  • Şiddetli rüzgâr, korkutucu dalgalanma.

fobi

  • (Fobya) Bâzı hal veya şeylere karşı duyulan hastalık halindeki korku. (Fransızca)
  • Bazı şeylere karşı duyulan korku.

gayya

  • Cehennemin beşinci tabakasındaki çok korkunç bir kuyunun adı. İçine düşenin kolay kolay kurtulamıyacağı korkunç yer.

gözdağı

  • Mc: Birini istenilen yola getirmek için samimi olmayan şiddet gösterişleriyle korkutmak ve tehdit etmek. (Türkçe)

gul

  • İnsanın gördüğünü sandığı korkunç hayâlet.

gulyabani / gulyabânî

  • İnsanın gördüğünü sandığı korkunç hayalet, hayâlî varlık.

hachace

  • Korkudan melul olmak.
  • Sırrını demek isteyip yine dememek.

hail / hâil / هائل

  • Korku ve dehşet veren.
  • Korkunç. (Arapça)

hal / hâl

  • Durum, vaziyet, tavır. Tasavvuf yolunda bulunan kimsenin kalbine gelen sevinç, hüzün, darlık, genişlik, arzu ve korku gibi mânâlar. Bunlar kulun gayreti ve çalışması olmadan kalbe gelir. Bu yönden makam ile arasında fark vardır. Makam, tasavvuf yolun da bulunan kimsenin çalışmakla kazandığı mânevî d

harak

  • Korkudan veya utanmaktan dolayı dehşet içinde kalmak.

haşyet

  • Korku ve dehşet.
  • Hürmetle karışık korku.
  • Korku, ürperti.
  • Sevgiyle karışık korku.

haşyeten

  • Ürkerek, korku ile.

haşyeten lillah

  • Allah için korku.

haşyetengiz / خشيت انگيز

  • Korku salan, korkunç. (Arapça - Farsça)

haşyetullah

  • Allah korkusu.
  • Allah korkusu.

hatar

  • Tehlike. Uçurum, Emniyetsizlik. Korku.

hatarkar / hatarkâr

  • Hatarlı, korkulu. (Farsça)

hatarnak / hatarnâk

  • Korkunç, korkulu, tehlikeli. (Farsça)

hatir

  • Muhâtaralı, tehlikeli, korkulacak durum. Büyük ve şerefli kimse.

havf / خوف / خَوْفْ

  • Korku, korkutmak.
  • Korku.
  • Korku, korkma.
  • Korku.
  • Korku.
  • Korku. (Arapça)
  • Havf eylemek: Korkmak. (Arapça)
  • Korku.

havf ve reca / havf ve recâ

  • Korku ve ümit.
  • Korku ve ümid. (Hem yaşama ümidi, hem de ölüm korkusu. Yahut, affedilmesi ümidi veya cehenneme gitmek korkusu.)
  • Korku ve ümit.

havf-ı ar / havf-ı âr

  • Utanma korkusu.

havf-ı bari / havf-ı bâri

  • Allah korkusu.

havf-ı fakr

  • Fakirlik korkusu.

havf-ı memat

  • Ölüm korkusu.

havf-ı mevt / خَوْفِ مَوْتْ

  • Ölüm korkusu.

havfen

  • Çekinerek, korkarak, havf ederek, korku ile.

havfnak / havfnâk / خوفناک

  • Korkulu, korkutan, korkunç. (Farsça)
  • Korkulu. (Arapça - Farsça)

havfullah

  • Allah korkusu.
  • Allah korkusu.

haviye

  • (Sukut mânasından) Cehennem'in 7. tabakası. En korkunç yer.

havl

  • Kuvvet, korku.

haya

  • Hicab, utanma, edeb, ar, namus. Allah korkusu ile günahtan kaçınmak.

hayal-i hail / hayal-i hâil

  • Korku ve dehşet veren hayal.

hayla'

  • Cin taifesinden bir nesne.
  • Sırtlan.
  • Korku.

hazır

  • Hazer eden. Korkup çekinen.

hela'

  • Korku.
  • Feryad.
  • Hırs.

helak

  • Yıkılma, bitme, mahvolma.
  • Harislik ve pek düşkünlük.
  • Azab. Korku, havf.
  • Fakr.

helel

  • Örümcek ağı.
  • Korku.
  • Yağmur evveli.

hevl / هول / هَوْلْ

  • Korku. Korku verici.
  • Ürkmek. Dehşet. Yılgınlık. İhtilâl-ı dimağ (beyindeki bozukluk) sebebi ile bâzı hayâli suretler tevehhüm ederek ondan korkmak.
  • Korku. (Arapça)
  • Korkma, korku.

hevl-aver / hevl-âver

  • Korkunç, korku getiren, korku veren. (Farsça)

hevl-engiz

  • Korkunç korkulu. (Farsça)

hevl-nak / hevl-nâk

  • Korkulu, korkunç. (Farsça)

hevlnak / hevlnâk / هولناک

  • Korkunç. (Arapça - Farsça)

hey'a

  • Yere dökülen birşeyin akması.
  • Korkutucu ses.

heyban

  • Korkunç, korku getiren.
  • Çok utangaç çekingen.
  • Korkak.
  • Çoban.

heybet / هَيْبَتْ

  • Hürmetle beraber koruk hissini veren hal. Sakınıp korkulacak hal. Azamet.
  • Hürmetle beraber korku veren hâl.
  • Hürmetle karışık korku uyandıran hâl.
  • Korku ve hürmet hissini uyandırma.

heyula / heyûla

  • Zihinde tasarlanan korkunç hayal.
  • Gösteriş ve iriliği olduğu halde hiçbir te'siri ve değeri olmayan şey.
  • Eski felsefede: Eşyanın aslı ve gerçek olan kısmı. Madde.
  • Korkutucu hayâl, felsefede eşyanın aslı kabul edilen şey.

hiras / hirâs / هراس

  • Korku. Şaşırıp bozulmak, ürküp çekinmek. (Farsça)
  • Korku. (Farsça)

hirase

  • Bostan korkuluğu. Korkutacak şey. (Farsça)

hiss-i havf

  • Korku damarı, duygusu.

hıyfet

  • Korku. Gizlilik ve havf.

hudu' / hudû'

  • Boyun eğmek, alçak gönüllülük. Kalbde devamlı olan Allah korkusu. Allahü teâlâya itâat etmek.

huşşa'

  • (Haşi') Huşu içinde olanlar. Gözleri korku ve saygı ile düşkün bir hâlde olanlar.

huşu / huşû / خشوع

  • Korkuyla karışık sevgiden gelen edepli hal.
  • Gönül alçaklığı, tevazu.
  • Korku ile sevgi arası durum, saygı.
  • Sevgiyle karışık korku.
  • Alçakgönüllülük. (Arapça)
  • Tanrı'ya karşı korku ve saygı duyma. (Arapça)

huşu' / huşû'

  • Alçak gönüllülük. Hayâ etmek ve mütevazi olmak. Korku ile karışık sevgiden gelen edebli bir hâl. Yüksek ve heybetli bir huzurda duyulan alçak gönüllülük. Sükun ve tezellül.
  • Tevâzû, alçak gönüllülük. Hakk'a boyun eğmek. Korku ve sevgiden meydana gelen edebli bir hal.

i'ad / i'âd

  • Cehennem vs ceza ile korkutma, tehdit etme.

iad

  • Korkutmak, tehdit etmek. Vaidde bulunmak.

ibrak

  • Av hayvanlarını ürkütüp korkutmak.
  • Koyun kurban etmek.
  • Şimşek çakmak.

ical

  • Korkutmak.

icas

  • Gönlüne korku düşürmek.

id'ad

  • Korkutmak.

idhaş

  • Korkutma, dehşet verme, dehşetlendirme.

ifrit / ifrît / عِفْر۪يتْ

  • Cin taifesinden çok muzır, şerir ve korkunç bir cins.
  • Mc: Korkunç, kızgın ve öfkeli insan.
  • Cinlerin azgın, en zararlı, şerli, korkunç ve kuvvetli cinsi.
  • Çok zararlı ve korkunç cin.

ifza'

  • Korkutmak.
  • Güç olmak.
  • Medet etmek, yardım etmek.
  • Korkutmak.

ıhafe

  • Korkutmak.

ihafe / ihâfe

  • Korkutmak. Havf ettirmek.
  • Korkutma.
  • Korkutma.

ikrah-ı mülci / ikrâh-ı mülcî

  • Mülcî ikrâh. Bir kimseyi ölümle veya bir uzvunu (organını) yok etmekle, şiddetli dövmekle veya bütün malını telef etmekle (zarar vermekle) korkutarak rızâsı dışında bir işi zorla yaptırmak.

iktirab

  • Tasalı ve gamlı olma. Korkulu ve hüzünlü bulunma.

ilm-i nafi' / ilm-i nâfi'

  • İnsana aczini, kusurunu, Rabbinin büyüklüğünü bildiren, kalbde Allah korkusunu ve mahluklara karşı tevâzû, alçak gönüllülüğü artıran, kul haklarına ehemmiyet vermeyi temin eden sonsuz seâdeti (mutluluğu) ve Allahü teâlânın rızâsını kazanmaya vesîle olan ilim.

inzar / inzâr

  • Uyarma, korkutma.
  • Korkutmak, sakındırmak.
  • Korkutma.

ir'ad

  • Tehdid etmek, korkutmak. Muztarib etmek.
  • Kılıç parlatmak.
  • Kadın yüzünü kendisi açmak.

irhab

  • Korkutma veya korkutulma.
  • Kaçırma.

ırzal

  • Bağcıların arslan korkusundan dolayı ağaçların üzerinde yaptıkları yatak.
  • Avcıların, yatağında topladıkları kuru ot.

istirhab

  • Korkutma veya korkutulma.

ittika

  • Korkup sakınma.

ızbandut

  • Eskiden Rum korsanlarına verilen addır.
  • Haydut, yolkesen, şaki, eşkiya.
  • İri vücutlu, korkunç.

izra'

  • Korkutma.
  • Çok fazla medhetme, aşırı derecede övme.
  • Altun arama.

jegand

  • Sağlamlık, metanet. (Farsça)
  • Vahşi ve yırtıcı hayvanların korkunç sesi. (Farsça)

kabus / kâbus

  • Uykuda ağırlık basması. Korkulu ve insanda hareket bırakmayan rüya. Karabasan.
  • Sıkıntı ve korku veren.
  • Korkulu rüya.

karabasan

  • t. Kâbus. Sıkıntılı ve korkunç rüya.
  • Bir kimsenin içine düştüğü pek sıkıntılı ruh durumu.

kefeteyn-i havf ü reca / kefeteyn-i havf ü recâ

  • Ümit ve korku kefeleri, dengeleri.

kefeteyn-i havf u reca / كَفَتَيْنِ خَوْفُ و رَجَا

  • Korku ve ümit kefeleri.

kemal-i zühd / kemâl-i zühd

  • Allah korkusuyla tam olarak günahlardan kaçınıp kendini ibadete verme.

kufuf

  • Kişinin korkudan tüyü ürperip kalkmak.

lakit / lakît

  • Geçim sıkıntısı veya nâmus korkusu (zinâ ithamlarından kaçınmak) için terkedilmiş, bir yere bırakılmış çocuk.

mahafet

  • Korku. Korkmak.

mahafetullah

  • Allah korkusu.

mahavif

  • (Tekili: Mahuf) Tehlikeli ve korkulu yerler.

mahazir

  • (Tekili: Mahzur) Korkulacak ve sakınılacak şeyler. Maniler, engeller.

mahuf / mahûf

  • Korkulu. Tehlikeli.
  • Tehlikeli, korkulan.
  • Korkulu.
  • Korkutan, tehlikeli.

mahzur

  • Sakınılacak, korkulacak şey, engel, sakınca.
  • Hazer edilecek şey. Özür. Korkulacak şey. Müsaade olmayan. Mâni. Çekinilecek şey.

makam-ı terhib ve tehdit

  • Korkutma ve tehdit makamı.

masi / masî

  • Pervasız, korkusuz. (Farsça)

me'mun

  • Emin. Mahfuz. Korkusuz. Emniyyet verilmiş. Sağlam. Tehlikeden azâde olan.
  • Abbasi halifelerinden Hârun Reşid'in kendisinden ve kardeşi Eminden sonra hükümdar olan oğlunun adı.

me'mun-ül akibe / me'mun-ül âkibe

  • Akibetinden emin. Sonu emin, korkusuz.

mefaz

  • Feyz, halâs, zafer.
  • Korkulardan, acılardan kurtulup murada ermek.

mefza'

  • Korku. Korku yeri.
  • Sığınacak yer.

mehabet / mehâbet

  • Heybet.
  • Hürmetle karışık korku.
  • İhtiram. Azamet. Büyüklük.
  • Azamet, ululuk, korkunçluk.
  • Saygı ve sevgiyle karışık korku.

mehafet / mehâfet

  • Korku.

mehafetullah / mehâfetullah

  • Allah korkusu.
  • Allah korkusu.
  • Allah korkusu.

mehail

  • (Tekili: Mehil) Tehlikeli ve korkunç yerler.

mehal

  • Süre, mühlet, vâde.
  • Korku yeri.

mehalik

  • (Tekili: Mehleke) Tehlikeler. Tehlikeli işler. Korkulan yerler.

mehavif

  • Korkulu yerler.

mehbut / mehbût

  • Korkudan şaşırmış. Hayret ve korkuya kapılmış.
  • Korkudan şaşıran.

mehib / mehîb

  • İnsanın kendisinden korktuğu. Heybetli, azametli, korkunç kimse.
  • Arslan, esed, gazanfer.
  • Korkulan.

mehil / mehîl

  • Korkulu yer. Korkunç ve tehlikeli yer.

mehme

  • (Çoğulu: Mehâme) Irak, uzak.
  • Issızlık.
  • Korkunç sahrâ. Büyük çöl.

mehub

  • Heybetli. Azametli. Korkunç.
  • Arslan.

mêmun / mêmûn

  • Emin, korkusuz.

mer'abe

  • Ansızın olarak birdenbire korkutmak.
  • Tenha ve korkunç yer.

mer'uben

  • Ürkerek, korkarak, korku ile.

merhub

  • Korkulan ve kendisinden kaçılan şey.
  • Aslan.

meşhum

  • Cesaretli. Sözü geçer kimse. Zeyrek. Zeki. Akıllı.
  • Korkmuş. Korkutulmuş.
  • Çok güzel hareketli at.

mest-i harab / mest-i harâb / مست خراب

  • Körkütük sarhoş. (Farsça - Arapça)
  • Mest-i harâb olmak: Körkütük sarhoş olmak. (Farsça - Arapça)

mevbik

  • (Çoğulu: Mevbikat) Korkulu yer.

mevbikat

  • (Tekili: Mevbik) Korkulu yerler.

mevcudat-ı dehhaşe-i seyyale-i mütemevvice

  • Dalgalar hâlinde sürekli akıp gitmekte olan pek korkunç varlıklar.

mevt-alud

  • Ölüm gibi. Ölümlü. Korkunç. Ölü gibi. (Farsça)

mevt-i hail / mevt-i hâil

  • Korkunç ölüm.

micdar

  • Bostan korkuluğu. Korkuluk.

mü'min

  • Allah'a ve emirlerine, kanunlarına iman eden. İnanan. Allah'a, âhirete, kitablarına, meleklerine, peygamberlerine ve kadere iman edip itaat eden kimse.
  • Emniyete kavuşan.
  • Korkulardan emniyet veren (Allah C.C.)

müdhiş

  • (Müthiş) Dehşet veren, korkutan.
  • Korkunç.
  • Müthiş, korkutan.

müdhişe

  • Korkunç, ürküten, ürkütücü.

müfşil

  • Korkutucu, korkutan.

muhab

  • Kendisinden ürkülüp korkulan.

muhaba

  • Korku, perva, havf, çekingenlik.

muhaşşi / muhaşşî

  • (Haşyet. den) Korkutan, ürküten.

muhatara / muhâtara

  • Tehlike. Korkulacak hâle tutulmak.
  • Zarar. Ziyan. Korku.
  • Tehlike ve zarar ihtimali olan.
  • Korkulu durum.

muhatarat

  • (Tekili: Muhatara) Zararlar, ziyanlar, hasarlar.
  • Korkular. Tehlikeler.

muhavvef

  • Korkulu. Korkutulmuş.
  • Korkulu.

muhavvif

  • Korkutan. Korkutucu.
  • Korkutan.

muhavvifane / muhavvifâne

  • Dehşetlice. Korkutucu bir vaziyette. Korkutmak suretiyle. (Farsça)

muhazere

  • Birbirini korkutmak.
  • İhtiraz etmek.
  • Uyanık olmak.

muhazzil

  • Korkutucu.

müheddid

  • Korkutan, tehdid eden.

mühevvil

  • Korkunç. Heybetli. Azîm, çok büyük.
  • Korkunç.

müheyyib

  • Korku veren. Heybetli.

mühib / mühîb

  • Heybetli. Korkunç. Azametli.
  • Tehlikeli.

muhif / muhîf

  • (Muhife) Korkunç. Korkutucu.

muhiş / mûhiş / موحش

  • Korkutan, korku veren.
  • Korkutucu, dehşet verici.
  • Korkutan.
  • Korkunç, korkutucu. (Arapça)

münzir

  • (Nezir. den) Olacak bir şeyi haber vererek korkutan, akibetin kötülüğünü bildiren.
  • Kâfir ve münafıkların Cehennem'e gideceğini haber veren.
  • Korkutan, sakındıran.

münzirat / münzirât

  • Haber verip kötülüğünü söyleyerek korkutanlar.

mürehheb

  • Korkutulmuş, terhib edilmiş.

mürehhib

  • Korkutan, terhib eden.

mürehhibane / mürehhibâne

  • Korkuturcasına. (Farsça)

mürteid

  • (Ra'd. dan) Ürken, korkan. Korkup titreyen.

müsterhib

  • Korkutan, istirhab eden.

mütehaşşi

  • Korkan, irkilen. Hürmet ile korkup çekinen.

müteheyyib

  • Heybetlenen. Heybetli. Korku ve hürmet hissini veren.

mütenemmirane / mütenemmirâne

  • Kaplanlaşarak. (Farsça)
  • Sert bir dille korkutarak. (Farsça)

mütevahhiş

  • Issız, sakin, korkulu.
  • Issız, kimsesiz, korkutucu, ürkütücü.

müthiş

  • Dehşetli, korkunç.

muttaki

  • Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan kimseler.

müttaki / müttakî

  • Takva ehli, Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan.

mütteki / müttekî

  • Takvâ sâhibi. Allahü teâlâdan korkup, haramlardan, dinde yasak edilen şeylerden sakınan.

muvahhiş / موحش / مُوَحِّشْ

  • Vahşet veren. Vahşileştiren. Korkutan. Korkutup ürküten.
  • Korkutucu, vahşet verici.
  • Korkutup ürküten.
  • Korkutucu. (Arapça)
  • Korkutan, ruha yalnızlık hissi veren.

na-perva

  • Pervasız, korkusuz, aldırışsız, çekinmez. (Farsça)
  • Sersem. (Farsça)

naperva / nâpervâ / ناپروا

  • Korkusuz, pervasız. (Farsça)

necdet

  • Yiğitlik, şecaat, kahramanlık.
  • Harp ve kıtal.
  • Yeis, korku.

nehib

  • (Nehb. den) Korku, dehşet, ürküntü.
  • Yağmacı, çapulcu.

netaic-i vahime / netâic-i vahîme

  • Vahim, korkunç neticeler.

nezare

  • Korkutmak.

nezir / nezîr

  • (Nezr. den) Bir iş için korkulacak bir şey söyleyip gözdağı vermek. İlerdeki hesap için korkutmak. ("Beşir" in zıddıdır)
  • Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâmın bir vasfı olup Allaha (C.C.) inanıp itaat etmeyenlere cehennemden haber verdiği için "Nezir" denmiştir.
  • Korkutan, cezayı haber veren.
  • Korkutan, adak.

nezr

  • Adak yâni bir isteğin yerine gelmesi ve bir korkunun giderilmesi için, farz veya vâcib olan bir ibâdete benzeyen ve başlı başına ibâdet olan bir işi yapacağına dâir Allahü teâlâya söz verme. Mutlak ve muayyen olmak üzere iki kısımdır.

nihale

  • Yeni, taze fidan. (Farsça)
  • Avcı korkuluğu. (Farsça)
  • Sahan altlığı. (Farsça)
  • Döşenecek şey. Döşeme. (Farsça)

nizar

  • Korkutup, uygunsuz şeylerden vazgeçirmek için söylenilen söz.

nüzera

  • (Tekili: Nezir) Doğru yola getirmek için korkutmalar.

nüzur

  • Korkutmak.

perva / pervâ / پروا / پَرْوَا

  • Korku, çekinmek. (Farsça)
  • Alâka, ilgi, bağ. (Farsça)
  • Takat. (Farsça)
  • Durup dinlenmek. (Farsça)
  • Bilmek. (Farsça)
  • Vesvese. (Farsça)
  • Kayd. (Farsça)
  • Iztırab. (Farsça)
  • Terk, feragat. (Farsça)
  • Hayran, şaşmış. (Farsça)
  • Meyl, teveccüh, iltifat, kayırmak. (Farsça)
  • Gussalanmak. (Farsça)
  • Korku.
  • Çekinme, sakınma, korku.
  • Çekinme. (Farsça)
  • Korku. (Farsça)
  • Korku.

pervasız / pervâsız

  • Korkusuz.
  • Korkusuz.

pest

  • Alçak, aşağı. Hafif, yavaş ses. (Farsça)
  • Sesi galiz, kalın ve korkunç olan. (Farsça)

pür-ateş ü hevl / pür-âteş ü hevl

  • Ateş ve korku dolu.

ra'd

  • Gök gürültüsü.
  • Bulutları sevk ve nezaret ile vazifeli bir melek adı.
  • Tehdit etmek, korkutmak. (Terennümat-ı hava, na'rât-ı ra'diye, nağamat-ı emvac, birer zikr-i azamet. Yağmurun hezecatı, kuşların seceatı birer tesbih-i rahmet, hakikata bir mecaz... Lemeat'tan)

ra'd-ı kasıf

  • Korkunç gök gürültüsü.

rahib

  • Kendisinden korkulan şey. Korkulu.

rav'

  • Ürkmek, korku, halecan. Hareket-i nefsaniye. Havf.

refv

  • Sabretmek.
  • Korkudan emin etmek.
  • Islah etmek, düzeltmek.

rehb

  • Korku. Havf.

rehbet

  • Fazla korku, yılmak, çekinmek.

rehbeten

  • Korkup çekinerek, çekingenlikle.

reheb

  • Korkmak, yılmak. Çekinmek.
  • Korku, havf.

rev'

  • Korku, halecan. Ürkmek.
  • Nefsanî hareket.

ru'

  • Kalb, fuad. Kalbde korku ârız olacak yer.
  • Zihin ve akıl.

ru'b

  • Korku, havf. Korkudan dolayı iş ve hareketten kesilmek. Korkutmak.
  • Kesmek.
  • Sihir, büyü, efsun.

sahib-i zühd ve takva / sahib-i zühd ve takvâ

  • Zühd ve takva sahibi; her türlü nefsanî arzulara karşı koyarak kendini ibadete veren ve Allah korkusuyla dinin yasaklarından kaçınan kimse.

saika-vari

  • Yıldırım gibi. Şiddetli korkutarak. (Farsça)

salim / sâlim

  • Sağlam.
  • Sıhhatli. Sağ. Noksansız, eksiksiz.
  • Her türlü tehlikeden uzak olan. Emin ve korkusuz olan.
  • Gr: Kelimelerdeki harfler bozulmadan cemi' eki katılarak yapılan çoğul hali. Sâlimûn, sâlihât, sâdıkûn, sâdıkât gibi yapılan cemiler.
  • İçinde harf-i illet bulunma
  • Sağlam, eksiksiz, korkusuz.

sayha

  • Şiddetli ses; korkunç gürültü.

şecaat

  • Yiğitlik, cesurluk. Korkulu anda kalb kuvveti ile cesaretini muhafaza etme. Kuvve-i gadabiyenin vasat mertebesidir.

şefak

  • Korku, havf.

segar

  • (Çoğulu: Süğür) Ön dişler.
  • Ağız. (Dar geçit ağızlarına ve diğer yerlerin boş olan korku yerlerine de denir.)
  • Yaş hıyar.

sehm

  • Ok.
  • Hisse. nasib
  • Kısım.
  • Hazine geliri.
  • Korku, dehşet.
  • Hazz.
  • Yay.
  • Dehşet, korku. (Farsça)
  • Ok, hisse, pay, nasib, kısım, hazine geliri, korku, dehşet.

şehm

  • Korku.

sehm / سهم

  • Korkunç. (Farsça)

sehm-gin

  • Korkunç, korkulu. (Farsça)

sehm-nak / sehm-nâk

  • Korkunç, korkulu. (Farsça)

sehmgin / sehmgîn / سهمگين

  • Korkunç. (Farsça)

sehmnak / sehmnâk / سهمناک

  • Korkunç. (Farsça)

selamet / selâmet

  • Her türlü korku ve tehlikeden uzak olma, kurtulma.

semud kavmi / semûd kavmi

  • Sâlih aleyhisselâmın peygamber olarak gönderildiği ve îmân etmedikleri için büyük bir sayha (korkunç gürültü) ile helâk olan kavim.

ser-endaz

  • (Çoğulu: Ser-endazân) Çekinmez, pervasız, korkusuz. (Farsça)

serbaz

  • (Çoğulu: Serbâzân) Korkusuz, cesur, cesâretli. Yiğit. (Farsça)

serbazi / serbazî

  • Yiğitlilik, cesurluk, korkusuzluk. (Farsça)

şiddet-i havf

  • Şiddetli korku.

şiddet-i takva / şiddet-i takvâ

  • Allah korkusunun nihayet derecesi.

süftece

  • (Çoğulu: Süfâtic) İçi kovuk boş cisim.
  • Bir yerden bir yere armağan olarak gönderilen şey.
  • Yol korkusundan emin olmak için tâcirlere borç olarak verilen para.

suret-i vahşiyane / sûret-i vahşiyâne

  • Görenleri ürküten ve korkutan görüntü.

tabu

  • (Polinezya dilinden) Var olduğu sanılan, mukaddes hususiyetlerinden dolayı dokunulamıyan. Uğursuz ve korkunç olan şey.
  • Uğursuz, hakkında konuşmaktan korkulan.

tahavvüf

  • Korkuya düşmek. Korkmak.
  • Bir şeyi eksiltmek.
  • Korkuya düşme, korkma.

tahşiye

  • (Haşyet. den) Korkutma. Ürpertme.

tahvif

  • Korku vermek. Ürkütmek. Korkutmak.
  • Korkutma.
  • Korkutma.

tahvifat / tahvifât

  • (Tekili: Tahvif) Korkutmalar. Korkuya düşürmeler.

tahvifen

  • Korkutarak.

tahzir

  • Korkutmak.

taka

  • Korkutmak.
  • Hazer etmek, çekinmek, korunmak.

takva / takvâ

  • Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma.

takva-yı hakiki / takvâ-yı hakikî

  • Gerçek takva, Allah korkusu.

takva-yı kamile / takvâ-yı kâmile

  • Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma.

takvacı / takvâcı

  • Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan.

takvacılar / takvâcılar

  • Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyanlar.

tav'id

  • Korkutmak.

tav'iz

  • Korkutmak.
  • Söz vermek, va'detmek.

te'min / te'mîn

  • Korkusunu giderme, güvenlik duygusu verme.
  • Sağlamlaştırma. Kesin bir hale koyma. Sağlama.

tecyif

  • Korkma, korkutulma.
  • Vurmak.
  • Murdar etmek, pisletmek.

tederdür

  • Katı deprenmek.
  • Gamdan ve korkudan dolayı kendinden geçmek.

tedhiş

  • Korkutma.
  • Korkutma. Dehşete düşürme. Ürkütme.

tefnid

  • Tekzib etmek, yalanlamak.
  • Zayıflatmak.
  • Aciz etmek.
  • Korkutmak.

tefrih

  • Korkusuz kalmak.
  • Gelişme, filizleme. Yumurtadan çıkmak.

tefrik

  • Birbirinden ayırmak, seçmek, ayırdetmek, ayrı kılmak.
  • Korkutmak.

tefvih

  • Korkutmak.

tefzi'

  • Ürkütme. Korkutma.
  • Hayretle baktırma.

tehaşi

  • (Haşy. dan) Korkup çekinme, sakınma.

tehdid

  • Göz dağı verme, birisini korkutma. Korkutulma.

tehdidat / tehdidât

  • (Tekili: Tehdid) Korkutmalar, göz dağı vermeler.

tehdiden

  • Korkutarak, tehdit ederek.

tehdit

  • Korkutma.

tehevvül

  • Korkunç hâle gelme.
  • Birisinin malına göz koyma.

tehevvür

  • Korkusuzlukla düşünmeden hareket etmek. Sonunu düşünmeden birden bire karar vermek.
  • Kuvve-i gadabiyenin ifrat mertebesi; maddi mânevi hiçbir şeyden korkmamak hâleti.
  • Korkusuzca, sonunu düşünmeden âniden karar verme.

teheyyüb

  • (Heybet. den) Korkma. Korkutma.

tehlike

  • Korkulan durum.

tehvil

  • Dehşet göstermek. Korkutma.
  • Dehşetli göstermek, korkutmak.
  • Korkutma.

tencir

  • Korkutmak.

tenemmür

  • Birisini korkutmak için gürültü yapmak, gürültülü ses çıkarmak.
  • Uzun uzun bağırmak.
  • Kaplan huylu olmak. Kaplanlaşmak.

tenfir

  • (Nefret. den) Ürkütme, korkutma.
  • Nefret ettirme.
  • Mekruh ve müstehcen isim takma.
  • Galibiyetle hükmetme.
  • (Nefir. den) Asker toplama.

tenzir

  • (İnzâr. dan) Olacak bir hâdiseyi haber vererek korkutma. (Müjdenin zıddı)

ter'ib / ter'îb / ترعيب

  • Çok korkutma.
  • Korkutma. (Arapça)

terehhüb

  • Korku içinde olarak Allah'a sağlam kulluk etmek.

tergib / tergîb / ترغيب

  • Rağbet ettirme, istek uyandırma. (Arapça)
  • Tergîb etmek: Rağbet ettirmek, istek uyandırmak. (Arapça)
  • Terhîb etmek: Gözünü korkutmak. (Arapça)

terhib / terhîb

  • Korkutmak. Fazla korkutmak.
  • Korkutma.
  • Korkutma.

terhib etmek

  • Korkutmak.

terhibat / terhibât

  • (Tekili: Tehrib) Çok korkutmalar.

terhiben

  • Korkutmak suretiyle, korkutarak.

terör

  • Yıldırma, tedhiş, korkutma. Anarşi. (Fransızca)
  • Yıldırma, korkutma.

ters / ترس

  • Korku. (Farsça)
  • Korku. (Farsça)

tersan / tersân / ترسان

  • Korku ile, korkarak. (Farsça)

tersengiz / tersengîz / ترس انگيز

  • (Ters-engiz) Korkutan, korku veren. (Farsça)
  • Korkunç, korku salan. (Farsça)

tersnak / tersnâk / ترسناک

  • Korkunç. (Farsça)

tev'id

  • (Çoğulu: Tev'idât) Sözle korkutma.

tevahhuş / توحش / تَوَحُّشْ

  • Korku, korkma. (Arapça)
  • Korku ve yalnızlık duyma.

tevehhüm

  • Evhamlanmak. Az tehlike ihtimâli olsa çok korkmak. Yok olanı var zannetmekle ye'se ve korkuya düşmek.

tevhiş / tevhîş

  • Ürkütme, kaçırma, korkutma.
  • Ürkütme, korkutma.

tezvi'

  • Korkutmak.

tılmesa

  • Yol bulunmaz otsuz ve susuz korkunç yer.
  • Çok karanlık gece.

tuyuf

  • (Tekili: Tayf) Korkudan dolayı karanlıkta görünen hayâller.
  • Uykuda iken görünen hayâller.

üfçe

  • Bostan korkuluğu. (Farsça)

vaad ve vaid-i ilahi / vaad ve vaîd-i ilâhî

  • Cenab-ı Allah'ın mükafat için söz vermesi ve azapla korkutması.

vahama

  • (Tekili: Vahim) Tehlikeli, korkulu ve vahim olan şeyler.

vahamet / vahâmet / وخامت

  • Zor, güçlük.
  • Ağırlık. Tehlike. Muhatara. Neticesi fena.
  • Hazım güçlüğü, sindirim zorluğu.
  • Korkulacak hal, tehlikeli vaziyet.
  • Korkunçluk, vehamet, tehlikeli durum. (Arapça)

vahim / vahîm / وخيم

  • Ağır.
  • Sonu tehlikeli. Çok korkulu.
  • Hazmı güç olan. Zararlı veya faydalı olmayan yemek.
  • Korku ve dehşet verici.
  • Ağır, sonu tehlikeli, çok korkulu.
  • Korkutucu, tehlikeli.
  • Korkunç. (Arapça)

vahşet / وحشت

  • (Vahş - Vahiş) Yabanilik.
  • Issızlık, tenhalık.
  • Vehim, ürküntü. Korku. Vahşilik.
  • Tenha, ıssız, korkunç yer.
  • Elbise ve silâhını çıkarıp atmak.
  • Aç kimse.
  • Yabanîlik. (Arapça)
  • Korku. (Arapça)

vahşet-abad / vahşet-âbâd

  • Issız, korku ve ürkeklik veren yer. (Farsça)

vahşet-agin / vahşet-âgin

  • Çok ıssız, korkulu yer, korkunç.

vahşet-aver / vahşet-âver

  • Korku veren, ürküten. (Farsça)

vahşet-engiz

  • Korkulu. (Farsça)

vahşet-gah / vahşet-gâh

  • Korku yeri. Issız yer. (Farsça)

vahşet-nak / vahşet-nâk

  • Korku veren yer. Issız ve korkulu yer. (Farsça)

vahşetabad / vahşetâbâd

  • Korku veren yabani yer.

vahşetengiz / vahşetengîz / وحشت انگيز

  • Korkunç, ürkütücü.
  • Korkunç, korku salan. (Arapça - Farsça)

vahşetgah / vahşetgâh

  • Korkutucu yer.

vahşetnak / vahşetnâk / وحشتناک

  • Korkunç. (Arapça - Farsça)
  • Issız. (Arapça - Farsça)

vahşiyane

  • Vahşice, korkunç bir şekilde.

vaid / vaîd

  • İyiliğe sevk veya kötülükten kurtarmak için ileride olacak kat'i hâdiseleri haber vererek korkutmak.
  • Cehennemi haber vermek.
  • Korkutma, tehdit etme.
  • Allah'ın azap ve cezayla korkutması
  • felâket, cehennem.
  • İyiliğe sevk veya kötülükten kurtarmak için ileride olacak kesin hadiseleri haber vererek korkutmak, cehennemi haber vermek.

vehim

  • Belirsiz korku, kuruntu.

vehm

  • (Vehim) Mübhem ve mânasız korku.
  • Belirsiz fikir ve düşünce.
  • Cüz'i mânaların anlaşılmasına yarayan bir idrak kuvveti.

virat

  • Zekât vermek korkusundan hile edip bir yere toplanmış koyunlarını ayırıp dağıtmak veya perâkende koyunlarını bir yere toplamak.

yed-i emin

  • Kanunen güvenilir kimse olarak seçilen şahıs.
  • Mahkemece kendisine bir şey emanet olunan kimse.
  • Emniyetli, tehlikesiz ve korkusuz yer.
  • Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir lâkabı.

zaar

  • Şiddetli korku.

zahid / zâhid

  • Dünyâya düşkün olmayan kimse.
  • Şüpheli olur korkusu ile mübâhların (dînen izin verilenlerin) çoğunu terk eden.

zenbilli ali efendi

  • Yavuz Sultan Selim Han ve Kanuni Süleyman devrinin meşhur Şeyh-ül İslâmı ve âlimidir. Asıl adı Alâaddin Ali Cemâl Çelebi'dir. Allah rızası ve Allah korkusundan başka birşey tanımaması sayesinde, pervasız hareketleri ile bir çok insanın hayatlarını koruyabilmiş, adaleti te'min etmiştir. Sağlam dindar

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR