LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kizlar ifadesini içeren 25 kelime bulundu...

adet görme / âdet görme

  • Aybaşı hâli. Kadınlardan ve ergenlik, evlenme çağına gelmiş olan kızlardan her ay belli günlerde kan gelmesi hâli.

adet zamanı / âdet zamânı

  • Kadında ve ergenlik çağına gelmiş olan kızlarda hayız (âdet) kanı görüldüğü andan kesilmesine kadar olan günlerin sayısı.

arusan

  • (Tekili: Arüs) Gelinler, yeni evlenmiş kızlar. (Farsça)

avatık

  • (Tekili: Atık) Yaşlılar.
  • Genç kızlar.
  • Hür ve serbest olanlar.
  • Yavru kuşlar.

benat / benât / بنات

  • (Tekili: Bint) Kızlar.
  • Bebekler.
  • Kızlar.
  • Kızlar. (Arapça)

çengi

  • Zil ve kaşık vurarak oynayan dansöz ve rakkase ki, ekseriyetle çingene kızlarındandır.

cevari

  • (Tekili: Câriye) Akıcı ve câri olanlar.
  • Hizmetçi kızlar.
  • Câriyeler, kadınlar.

ebi-l benat / ebi-l benât

  • Kızların babası.

haliyyat

  • (Tekili: Haliye) Bekâr kadınlar, evlenmemiş kızlar.

hanım sultan

  • Tar: Osmanlı hanedanında "sultan" nâmı verilen İmparatorluk prenseslerinin kızlarına verilen resmi ünvan.

haraid

  • (Tekili: Harîde) Kızlar, bâkireler.
  • Delinmemiş inciler.

hısan

  • (Tekili: Hasna) Güzel kadınlar veya kızlar.

hur

  • (Tekili: Ahver) Ahu gözlüler. Gözleri iri ve siyah kısmı pek siyah; beyaz kısmı pek beyaz olan kızlar.
  • Cennet kızları, huriler.

hur-i in / hur-i în

  • Cennet'te âhu gözlü çok güzel kızlar.

huran

  • (Tekili: Hur) İri gözlü. (Farsça)
  • Cennet kızları. (Farsça)

huri

  • (Ahver ve Havrâ kelimelerinin çoğulu) Ahu gözlüler. Gözlerinin akı karasından çok olan, pek güzel ve güzellikleri tarif ve tavsif edilemiyecek derecede güzel olan Cennet kızları.

hurmet-i müsahere / hurmet-i müsâhere

  • Erkeğin herhangi bir kadın ile zinâ etmesi veya herhangi bir yerine unutarak ve yanılarak da olsa şehvetle (lezzet alarak) dokunması hâlinde, o kadının neseb (soy) ile ve süt ile olan anası ve kızları ile; kadının da o erkeğin oğlu ve babası ile evle nmesinin ebedî, sonsuz olarak haram, yasak olması

inas / inâs

  • (Tekili: Ünsâ) Kadınlar, kızlar.
  • Kadınlar, kızlar.

ismetlü

  • Tar: Derece bakımından yüksek kimselere, sultan ve şehzâdelerin hanımlarıyla kızlarına verilen bir ünvan idi.

kevaib

  • (Tekili: Kâib) Yeni yetişmiş turunç memeli kızlar.

kürsüf

  • Evlenmemiş (bâkire) kızların yalnız hayz zamânında, evli veya dul kadınların ise her zaman, edep yerine koydukları ve koku sürdükleri bez veya saf nebâtî pamuk.

mu'sırat

  • Sıkım zamanı gelmiş üsâreliler. (Üzüm gibi)
  • Bora ve kasırgalar.
  • Yetişkin kızlar.

muma-ileyhinn

  • (Tekili: Mumâ-ileyhâ) Adı geçen kadınlar, yukarıda anılan kızlar, imâ edilenler.

sabaya

  • (Tekili: Sabiyye) Büluğ çağına varmamış küçük kızlar. Kız çocukları.

ve'd-ül benat

  • İslâmiyetten evvelki câhiliyet devrindeki Arablarda kızlarını hakir gördüklerinden diri iken defnetmek âdeti.