LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kirli ifadesini içeren 130 kelime bulundu...

aciziyyet / âciziyyet

  • Acizlik, beceriksizlik, kabiliyetsizlik.
  • Fakirlik, tevâzu.

acmi / acmî

  • İnce fikirli. Akıllı, anlayışlı.

adem

  • Yokluk, olmama, bulunmama.
  • Fakirlik. (Vücudun zıddı)

ahdes

  • Fikirli kişi.

ala

  • Kirleten, kirli yapan. (Farsça)

ale / âle

  • Güneş, yağmur gibi etkenlerden korunmak için yapılmış barınak.
  • Fakirlik.

alye

  • Fakirlik.

arz-ı iftikar etmemek

  • Fakirliğini bildirmemek, ihtiyacını göstermemek.

asar / asâr

  • Fakirlik.
  • Güçlük.
  • Şiddet.

avez

  • Fakirlik, yoksulluk. Sıkıntı.

avz

  • Hâcet. İhtiyaç. Bir şeyin bulunmaması.
  • Fakir.
  • Fakirlik, muhtaç olma.

ayle

  • Fakirlik.

azad

  • Serbest. Hür. Kimseye bağlı olmayan. Kölelikten kurtulmuş olan. (Farsça)
  • Dünya alâkasından kesilmiş. (Farsça)
  • Serbest fikirli. (Farsça)

ba'seret

  • Dikkatle teftiş etme.
  • Keşif ve istihrac etme.
  • Perâkende edip dağıtma.
  • İnkılâb. Karıştırma. Bulandırma.
  • Meydana çıkma.
  • Kirli leke.

be's

  • Azab, şiddet. Korku.
  • Zarar, ziyan.
  • Zorluk, meşakkat, zahmet.
  • Fenalık. (Arapçada: "Savaşta şiddetli harekette bulunmak veya sıkıntı ve fakirlikten fenâ durumda olmak" mânâlarına gelir.)

be'sa

  • Fakirlik, muhtaçlık ve benzerleri.

bed-reng

  • Açıkla koyu arasında kirli bir renk. (Farsça)

berbad / berbâd

  • Harap, pis, fena, kirli.

bü's

  • Güçlük, zorluk.
  • Fakirlik.

büzürgmeniş

  • Yüksek fikirli, fikirleri değerli olan. (Farsça)

çepel

  • Kirli, bulaşık, karışık, çamurlu.

çirkin

  • Güzel olmıyan. (Farsça)
  • Çok kirli. (Farsça)
  • Kanlı, irinli çıban veya yara. (Farsça)

da'va / da'vâ

  • Takib edilen fikir, iddia.
  • Bir kimsenin hakkını aramak üzere mahkemeye müracaat etmesi.
  • Hakkı olanın iddia etmesi. Kendini haklı görüp veya zannedip üstün fikirlilik iddia etmek.
  • Mes'ele.
  • İnat. Ayak diremek.
  • Cenab-ı Hak'tan hayır ve rahmet dilemek.

daka'

  • Fakirlik.

denaset

  • Kirlilik, paslılık, temiz olmayışlılık.

denaset-i ahlak / denaset-i ahlâk

  • Ahlâk kirliliği, ahlâksızlık.

denis

  • Kirli, paslı.

duhur

  • Zillet, zelillik, hakirlik, aşağılık. Adilik.

dünu'

  • Horluk, hakirlik.

efin

  • Çürük ceviz.
  • Zayıf fikirli ahmak kimse.

elhaf

  • Kirli, pis.

engüşt-i nil

  • Fakirlik, fukaralık.

erşah

  • Cin fikirli adam.

fakat / fâkat / فَاقَتْ

  • Zaruret, ihtiyaç. Yoksulluk, fakirlik.
  • Fakirlik, ihtiyaç.

fake

  • Fakirlik.

fakirü'l-hal / fakîrü'l-hal

  • Muhtaç ve fakirlik içinde olma.

fakr / فقر / فَقْرْ

  • Fakirlik.
  • Fakirlik. Tasavvufta her zaman her işte Allahü teâlâya muhtaç olduğunu bilmek.
  • Fakirlik, yoksulluk, züğürtlük.
  • Fakirlik.
  • Fakirlik, ihtiyacını karşılayamama.

fakr u istiğna

  • Fakirlik ve tok gözlülük; muhtaç olunmasına rağmen kimseden bir şey istememe.

fakr u zaruret / fakr u zarûret / فَقْرُو ضَرُورَتْ

  • Şiddetli fakirlik.

fakr-ı beşeri / fakr-ı beşerî

  • İnsandaki fakirlik, her şeye muhtaç olma özelliği.

fakr-ı hal / fakr-ı hâl

  • Fakirlik.
  • Fakirlik hâli.

fakr-i hal

  • Fakirlik, muhtaçlık.

fakr-ı insani / fakr-ı insanî

  • İnsanın fakirliği.

fakr-ı mutlak

  • Mutlak fakirlik. Mü'min bir kulun Cenâb-ı Hakka karşı mutlak muhtaç halde olduğunu bilişi. Nihayetsiz muhtaç olduğu Allaha (C.C.) ve emirlerine tam teslimiyyetle sığınması hâleti.

fakr-ı şedid

  • Çok şiddetli yoksulluk, fakirlik.

fakr-pişe / fakr-pîşe

  • Fakirliğe alışmış, fakirlik içinde, muhtaçlık içinde. (Farsça)
  • Fakirlik, muhtaçlık.

fakrımutlak

  • Tam ve sınırsız fakirlik.

fakrpişe / fakrpîşe

  • Fakirlik yolunda.

fakruzaruret / fakruzarûret

  • Fakirlik ve yoksulluk.

hafef

  • Fakirlik. Darlık.
  • Şiddet.

hak-nişini / hâk-nişinî

  • Dilencilik, yoksulluk, fakirlik, sefâlet. (Farsça)

halle

  • Fakirlik.
  • Hâcet, ihtiyaç.
  • Kum içindeki yol ve gedik.

harc

  • Gider, sarfiyat, bir iş için kullanılan madde.
  • Vergi.
  • Çıkmak.
  • Yeni çıkan bulut.
  • Yemâme vilayetinde bir yer.
  • Ecir.
  • Buğday. (Dinimizde lüzumsuz harcamak, israf haramdır. Zillet ve fakirliğe sebeptir.)

hari / harî

  • Hakirlik, horluk. (Farsça)

hasasa

  • (Çoğulu: Hasâs) Fakirlik.
  • Hali yaramaz olmak.
  • Küçük delik.
  • İki kişinin arasındaki açıklık.

havb

  • (Hub - Havbet) Günah, ma'siyet.
  • Fakirlik.
  • Meşakkat.
  • Maraz, ağrı, dert.
  • Ana, baba.

havf-ı fakr

  • Fakirlik korkusu.

hinoğlu

  • Zamanın adamı, açıkgöz, hilekâr kimse. İblis, şeytan, zamane, cin fikirli.

hırkapuşi / hırkapuşî

  • Fakirlik, dervişlik. (Farsça)

hizy

  • Horluk, hakirlik. Züll. Sırrı fâş olmuş, rüsvay olmuş kimse.

i'sar

  • Fakirlik.
  • Borçluya karşı takaza etmek, sıkıştırarak alacağını istemek, güçleştirmek.

ibrahim bin edhem

  • Babası Belh Şehrinin Pâdişahı idi. Hicri 2. asırda yetişmiş büyük bir veliyullahtır. Bir çok kerametleri görülmüş, Allah rızası yolunda dünya saltanatını terk ederek fakirliği kabul etmiş ve bütün ömrünü ibadet ve taat ile geçirmiştir. Kerametleri dillere destandır.

iftikar

  • Yoksulluğunu, fakirliğini açığa vurmak.
  • Çok ihtiyacı olmak.
  • Tevazu'. Alçak gönüllülük.
  • Fakirliğini gösterme.
  • Fakirliğini bilip gösterme.

iftikarat / iftikarât

  • Fakirliğini bilip göstermeler.
  • Fakirlik, yoksulluk.

jeng-beste

  • Paslı, kirli, küflü, pas tutmuş. (Farsça)

jeng-dar

  • Küflü, paslı, kirli. (Farsça)

jeng-pezir

  • Paslı, küflü, kirli.

jeng-yab

  • Paslı, küflü, kirli. (Farsça)

kaht ü gala / kaht ü galâ

  • Yokluk. Kıtlık. Fakirlik.
  • Pahalılık.

kalus

  • (Çoğulu: Kulus-Kalâyıs) Ayakları uzun genç deve.
  • Yüksek.
  • Murdarlıklar akan çay. Kirli ırmak.

kareh

  • Kişinin gövdesi kirli olmak. Vücut kirliliği.

kayy

  • Fakirlik.

kemal-i iftikar / kemâl-i iftikar

  • Allah'a karşı fakirliğini tam hissetme.

kıllet

  • Azlık, fakirlik.

lefh

  • Yakmak.
  • Vurmak.
  • Fakirlik, fakir.
  • İflas.
  • Tavşancıl kuşu.
  • Karga.

levsiyyat / levsiyyât

  • Kirli ve pis şeyler.

lisan-ı acz ve fakr

  • Fakirlik ve acizlik dili.

melam

  • Kınanmış.
  • Rezillik. Hakirlik. Kıymetsizlik.

meskenet

  • Miskinlik. Tembellik. Uyuşukluk. Bitkinlik. Beceriksizlik. Fakirlik. Yoksulluk.
  • Miskinlik, fakirlik.

metrebe

  • Fakirlik, miskinlik.

muasere

  • Fakirlik.
  • Zorluk, güçlük.

muhazele

  • Hakirlik, aşağılık, rezillik.

muhtaciyet

  • İhtiyaç sahibi olmak. Muhtaçlık, fakirlik, sefalet, yoksulluk.

mukteza / muktezâ

  • Gereken, gerekirlik.

mülevves / ملوث / مُلَوَّثْ

  • Kirli, pis, bulaşık.
  • Kirli, pis.
  • Kirli. Pis. Bulaşık. Bulaştırılmış.
  • Alıkoyulup sonraya bırakılmış veya durdurulmuş olan.
  • Tazelenmek için suda ıslatılmış şey.
  • Karışık, intizamsız.
  • Kirli. (Arapça)
  • Kirli.

münecces

  • Pis, mülevves, kirli, murdar.

münevver / منور

  • Aydınlanmış, parlak. (Arapça)
  • Aydın fikirli. (Arapça)
  • Münevver eylemek: Aydınlatmak. (Arapça)

murdar / مُرْدَارْ

  • Pis. Kirli. Mülevves. Temiz olmayan. (Farsça)
  • İslâmiyetin gösterdiği kaidelere uygun olmıyarak kesilmiş hayvan. (Farsça)
  • Pis, kirli.
  • Pis, kirli.

müstakzar

  • Kirli, pis, murdar.

mütelevvis

  • Pis, kirli, murdar, paslanan, kirlenen.
  • Karışmış, muhtelit.

müvessah

  • Kirli, kirletilmiş.

na-pak / na-pâk

  • Temiz olmayan, pis, kirli. (Farsça)

napak / nâpâk

  • Temiz değil, kirli.

nebehrece

  • Geçmez bakırlı para. Sahte akçe.
  • Her nesnenin kötüsü.

nisab / nisâb

  • Dinde zenginlik ölçüsü. İslâm dîninde, zenginlik ile fakirlik arasındaki maddî sınır.

nuhasi / nuhasî

  • Bakırlı, bakırla alâkalı, bakırdan.

paçavre

  • Paçavra, kirli bez. (Farsça)

pejvin

  • Kirli, pis. Çirkin. (Farsça)

pelid / pelîd / پليد

  • Kirli. (Farsça)

perişani / perişanî

  • Perişanlık, dağınıklık. (Farsça)
  • Düzensizlik, bozgunluk. (Farsça)
  • Yoksulluk, fakirlik. (Farsça)

rabia-i adeviye

  • (Hi: 95 - 185) Basra'lı bir hatun. Bütün hayatını dine hizmet için vakfetmiş, zengin kimseler evlenmek teklifinde bulundukları halde; "Allah'ı anmaktan, dine hizmetten beni alıkor" fikri ile reddetmiş, fakirliği ve istiğnayı kabul edip dine hizmetten vaz geçmemiştir. Talebe okutmuş meşhur bir veliye

rumh

  • (Çoğulu: Rimah-Ermâh) Süngü. Mızrak. Saban kolu. Mc: Fakirlik.

rümh

  • (Çoğulu: Rimâh) Mızrak, kargı, süngü.
  • Mc: Yoksulluk, fakirlik.

rüyuh

  • Zelillik, horluk, hakirlik.
  • Zayıflık.

saha

  • Kirli ve paslı olmak.

sahfe

  • Zayıf akıllılık ve az fikirlilik.

sahif

  • (Sahâfet. den) Zayıf akıllı. Az fikirli kimse.
  • Gevşek dokunmuş. Boş.

sebükre'y

  • Düşüncesiz, hafif fikirli. (Farsça)

sefalet

  • Fakirlik, yoksulluk. Fakirlikten gelen sıkıntı. Sefillik.

şiddet-i fakr

  • Fakirliğin şiddetli olması.

şiddet-i fakr ve istiğna

  • Şiddetli fakirlik ve tokgözlülük; çok fakir olmasına rağmen kimseden bir şey beklememe.

sin / sîn

  • Çin.
  • Kirli olan ve kokan deve yünü.

sünepe

  • Miskin, mıymıntı. Üstü başı kirli, pis.

şurab

  • Kirli ve acı su. (Farsça)
  • Mc: Gözyaşı. (Farsça)

suret-i mülevves

  • Kirli ve çirkin görünüş.

suver-i mülevvese

  • Pis, kirli görüntüler.

tarik-i acz ve fakr

  • Âcizlik ve fakirlik yolu.

tarik-i aczmendi / tarik-i aczmendî

  • Cenâb-ı Hakka karşı âcizliğini ve fakirliğini hissetme ve bunu bildirme yolu.

tasa'lük

  • Fakirlik göstermek.

tecris

  • Sağlam fikirli etmek.

tefahe

  • Horluk, hakirlik.
  • Tatsızlık.

telazum / telâzum

  • Gerekirlik.

terebbüb

  • Fakirlik.

teyemmüm

  • Su bulunmadığı veya bulunup da özür sebebiyle kullanmak mümkün olmadığı takdirde; temiz toprak veya taş, kum, kerpiç gibi toprak cinsinden bir şey ile hadesi yâni mânevî kirliliği, abdestsizliği gidermek için, elleri toprağa sürüp yüzü ve kolları mesh etmek.

za'f-ı fakr

  • Fakirliğin verdiği zayıflık.

zari

  • Ağlayıp sızlama. (Farsça)
  • Hakirlik ve itibarsızlık. (Farsça)

zehem

  • Yağlı ve kirli olmak.

zehim

  • (Çoğulu: Zühüm) Yağlı ve kirli.

zelalet

  • Alçaklık, hakirlik, horluk. Zillet.

zelili / zelilî

  • Hakirlik, horluk, zelillik, alçaklık.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR