LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ker kelimesini içeren 66 kelime bulundu...

acür

  • Kerpiç, tuğla, kiremit.

bezaga

  • Kertenkele, keler. (Farsça)

dabb / dâbb

  • Kertenkele.

defaat / defaât / دفعات

  • Kerreler, def'alar. Müteaddid.
  • Kereler, defalar. (Arapça)

ezvak-ı keramet

  • Kerametin zevkleri.

fehil / fehîl

  • Kerim, cömert adam. Ulu ve kuvvetli kimse.

feyz-i keramet

  • Kerametin feyzi, bereketi.

gataye

  • Kertenkeleden büyük bir hayvan.

geylani / geylânî

  • Kerametleriyle ünlü büyük bir velî.

haşeb

  • Kereste imâlinde kullanılan kalın ve kuru ağaç.

hehca'

  • Kerim, cömert kimse.

hırtit

  • Kereviz.

hışt-zen

  • Kerpiç veya tuğla yapan kimse. (Farsça)

istikrah / istikrâh

  • Kerih ve kötü görmek, tiksinmek bir şeyi beğenmemek, bir şeyi zorla yapma.

istikram

  • Kerem ve lütuf isteme.

kan-ı kerem / kân-ı kerem

  • Kerem, lütuf ve ihsan menbaı.

karban / kârban / kârbân / كاربان

  • Kervan. (Farsça)
  • Kervan.
  • Kervan. (Farsça)

karban-saray / kârban-saray

  • Kervansaray. Şehirlerde veya yol üzerlerinde kervanların ve yolcuların gecelemelerine mahsus büyük han. (Farsça)

kargil / kârgil

  • Kerpiçten yapılmış bina. (Farsça)

kariban / kâriban

  • Kervan. (Farsça)

karvan / kârvan / كاروان

  • Kervan. (Farsça)

karvanseray / karvanserây / كاروان سرای

  • Kervansaray. (Arapça)

kaylule

  • Kerâhet vakti olmayan kuşluk vakti uykusu, öğle uykusu.

kelbetan

  • Kerpeten. (Farsça)

keler

  • Kertenkele cinsinden küçük bir hayvan.
  • Kertenkele.

keraheten

  • Kerahet olarak, makbul olmayarak, istenmiyerek.

keramat / kerâmât

  • Kerametler, velilerin olağanüstü işleri.
  • Kerametler; Allah'ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görünen olağanüstü hâl ve fiiller.
  • Kerametler.

kerameten

  • Keramet olarak.

kerametkar / kerametkâr

  • Keramet gösteren.

kerametkarane / kerâmetkârâne

  • Keramet göstererek.
  • Kerametli bir şekilde.

kerametkarene / kerâmetkârene

  • Kerametli bir şekilde.

kerametli

  • Keramet sahibi; Allah'ın bir ikramı olarak verilen olağanüstü hal ve durumu gösteren kimse.

kerametvari / kerâmetvâri / kerâmetvârî

  • Keramet gösterir şekilde.
  • Keramet gibi.

keraste

  • Kereste. (Farsça)

kerefs / كرفس

  • Kereviz otu.
  • Kereviz. (Farsça)

keremkar / keremkâr

  • Kerem eden, ikram eden. Cömert, eli açık olan, bağışlayan. (Farsça)
  • Keremli.

keremkarane / keremkârâne

  • Keremlice.

keremnamdar / keremnâmdâr

  • Keremiyle tanınan.

keremperver

  • Kerem sâhibi. Eli açık, cömert. Mükrim. (Farsça)

kerim / kerîm

  • Kerem sahibi, cömert, ulu, büyük.
  • Kerem sahibi.

kerimane / kerîmâne

  • Kerim olana mahsus hâlde. Lutfederek. Kerime hâs bir suretde. (Farsça)
  • Kerimce.

kerimiyet / kerîmiyet

  • Kerîmlik.

kerrat

  • Kerreler. Defalar. Çarpım cetveli.

kütar

  • Kereviz.

lügeyza

  • Kertenkelenin bir yeri kazıp giderken bir tarafını da kazıp eğri çapraşık yollar yapması.

lütf u kerem

  • Kerem ve iyilik; iyilik ve yumuşaklıkla muamele; cömertlik, merhamet ve ihsan.

maal-kerahe

  • Kerih, çirkin, kötü olmakla beraber. Kerahetle beraber. Mekruh olarak.

maalkerahe / maalkerâhe

  • Kerahetle, çirkinlikle.

mekene

  • Kertenkele yumurtası.

mele-i a'la / mele-i a'lâ

  • Kerrubiyyun ve melâike cemaati. En yüksek hey'et. Melekler âlemi. Felekler ve unsurlar.

merrat

  • Kerrât. Kerreler. Birçok def'alar.

mirar

  • Kerreler. Def'alar.

mükerrem

  • Kerîm olan, kendisine değer verilen, saygıdeğer.

sahibkeramet / sâhibkerâmet / صاحب كرامت

  • Keramet sahibi. (Arapça - Farsça)

sarban / sârban / ساربان

  • Kervancı. (Farsça)

sefit

  • Keremli, cömert kimse.

silsile-i keramat / silsile-i kerâmât

  • Kerâmetler zinciri.

silsile-i keramet / silsile-i kerâmet / سِلْسِلَۀِ كَرَامَتْ

  • Kerametler zinciri, peş peşe gerçekleşen kerametler.
  • Kerâmet zinciri.

sırr-ı keramet

  • Keramet sırrı.

şule-i keramet / şûle-i keramet

  • Keramet ışığı, parıltısı.

susmar / sûsmâr / سوسمار

  • Kertenkele.
  • Kertenkele denen küçük bir hayvan. Keler. (Farsça)
  • Kertenkele cinsinden küçük bir hayvan.
  • Kertenkele. (Farsça)

telbin

  • Kerpiç kesmek.

ükrume

  • Kerem, bahşiş, lütuf.

vakt-i kerahet

  • Kerahet vakti; güneşin doğduğu, battığı ve tepede olduğu anlar.

zabb

  • Kertenkele, keler.

ze'r

  • Kerih görmek. İğrenmek. Nefret etmek.